SON EMIR kitap kapağı

10. bölüm / 15

SON EMIR

BÖLÜM 10: Masadaki Fırtına

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: BÖLÜM 10: Masadaki Fırtına

Salonda bir an önce hüküm süren o sıcak, neşeli hava yerini anında dondurucu bir sessizliğe bıraktı. Leyla Hanım elindeki kaşığı yavaşça tabağın kenarına bıraktı; metalin porselene çarparken çıkardığı ses, odadaki ağır sessizliği bir bıçak gibi kesti. Murat Bey’in yüzündeki gururlu ifade derin bir endişeye dönüşürken, Bora, Selin ve Emir ne yapacaklarını bilemeyerek birbirlerine baktılar.
"Yine mi..." diye fısıldadı Leyla Hanım, sesi titreyerek. "Yine mi o adam?"
"Bu kez tek başına değil," dedi Ayşe Komutan, adımlarını masaya doğru atarken. "Rauf'u kaçıran ekip profesyonel. Sınır ötesi bağlantılı bir paralı asker grubu. Konvoydaki dört inzibatı şehit etmişler. Arkada bıraktıkları kanlı berenin üzerinde senin sicil numaran kazılı Aras."
Gözlerimi kısıp ellerimi masanın ahşap yüzeyine bastırdım. Göğsümdeki iki künyenin varlığı her zamankinden daha ağır, daha yakıcıydı. Rauf Erdem cezaevine giderken bile son bir hamle yapacak kadar gözünü karartmıştı. Ama bu kez Karahan ailesini veya Ayşe’yi hedef almıyordu; doğrudan benimle, doğrudan bu üniformayla kişisel bir hesaplaşma peşindeydi.
"Neredeler?" diye sordum. Sesimdeki soğukkanlılık, salondaki herkesin yüreğine bir çelik zırh gibi indi.
"Son sinyal Karadeniz sınırındaki eski bir askeri radar istasyonundan alındı," dedi Ayşe Komutan. "Sarp kayalıkların ortasında, denizden ve karadan ulaşımı neredeyse imkansız bir mevzi. Gürcistan sınırına geçmeden önce helikopter bekliyorlar."
Asena hemen yanımda doğruldu. Üzerindeki yorgunluğu bir kenara itmiş, bir an içinde MİT'in en tehlikeli saha ajanına dönüşmüştü.
"Radar istasyonunun altındaki tünelleri biliyorum," dedi Asena, gözlerini Ayşe Komutan’a dikerek. "Eski Sovyet sığınaklarıyla bağlantılı. Rauf orayı kaçış noktası olarak seçtiyse, yanına aldığı verileri yurtdışındaki alıcılarına aktarmak için zaman kazanmaya çalışıyordur. Yalnız gidemezsiniz."
"Sen burada kalıyorsun Ajan," dedim Asena’ya dönerek. "Yaraların henüz taze. Bu benim ve timimin görevi."
Asena bana doğru bir adım attı. Aramızdaki mesafe kapanırken sarı-hazar gözlerinde alev alev yanan o asi parıltıyı gördüm. Elini göğsüme, Bordo Bereli brövemin tam üzerine koydu.
"Sana o dağda ne söylediğimi unuttun mu Teğmen?" dedi fısıltıyla, ama salondaki herkesin duyabileceği bir kararlılıkla. "Ben senin planının son halkası değilim, ortağınım. O herifi beraber köşeye sıkıştırdık, beraber gömeceğiz. Beni geride bırakamazsın."
Göz göze geldik. O an anladım ki Asena Soykan’ı engellemeye çalışmak, Karadeniz’in fırtınalı dalgalarını elle durdurmaya çalışmaktan farksızdı. Ayşe Komutan ikimize baktı. Yüzünde hafif, gururlu bir tebessüm belirdi. "Ajan haklı Aras. Zamanımız yok. Helikopter Karargah pistinde bizi bekliyor. Timin hazır."
Selin ve Emir arkadan öne atılıp sarılmak istediler ama duraksadılar. Murat Bey ayağa kalkıp yanıma geldi. Bu kez gözlerinde korku yoktu; katıksız bir inanç vardı.
"Git ve o hesabı tamamen kapat oğlum," dedi Murat Bey. "Bu aile artık kaçmayacak. Biz senin arkandayız."
Bora öne çıktı, belindeki tabancayı çıkarıp şarjörünü kontrol etti. "Ben de geliyorum abi."
"Hayır Bora," dedim omzunu tutarak. "Senin görevin burada. Aileyi emniyetli bir noktaya geçireceksin. Gözün arkada kalmasın, bu son raunt."
Bora başıyla onayladı. Leyla Hanım gözyaşlarını silerek yanımıza yaklaştı, hem benim hem Asena’nın alnından öptü. "Allah ayağınıza taş değdirmesin. Sizi bekliyoruz."
Eveden hızla çıktık. Karargah helikopterine doğru adımlarken hava kararmaya, kuzeyden gelen kara bulutlar Ankara’nın üzerine çökmeye başlamıştı.
Sikorsky helikopterinin pervaneleri Karadeniz’in sisli ve hırçın dağlarına doğru süzülürken, kuledeki eski radar istasyonunun dik kayalıklar üzerindeki karartısı belirdi. Fırtına gürlüyor, sağanak yağmur helikopterin camlarını dondurucu bir şiddetle dövüyordu. Dışarıdaki kapkaranlık boşlukta, devasa dalgaların kayalıklara vurup patlayan beyaz köpükleri belirsizce seçiliyordu.
"Son yaklaşma!" diye bağırdı pilot, fırtına sesini bastırmaya çalışarak. "İniş bölgesi çok dar, sizi ip kaydırma ile bırakmak zorundayız!"
Ayşe Komutan halatı kapıdan aşağı fırlattı. Mavi gözlerinde, yılların tecrübesinden süzülen buz gibi bir kararlılık vardı.
"Aras, Görkem'le birlikte doğu girişini tutun! Ben ve Asena kuzeydeki tünel çıkışından sızacağız. Rauf’u o helikoptere bindirmeden işini bitireceğiz!"
"Komutanım, yanınızda ben kalayım," dedim, içimdeki gürültülü ve tarifsiz bir huzursuzlukla. İçimde bir şeyler kanıyordu sanki, adını koyamadığım bir tehlike hissi göğsümü sıkıştırıyordu.
"Bu bir emirdir Teğmen!" dedi Ayşe. Yüzüme baktı. O an gözlerinde ilk kez bir komutandan ziyade, beni büyüten, dizimdeki her yarayı kendi eliyle saran ananın o sonsuz şefkatini gördüm. Şefkat, ama arkasında geri dönülmez bir veda soğukluğu... Elini omzuma koydu, parmaklarını bastırdı.
"Hakan'ın mirası sende güvende Aras... Sen bu vatanın gururusun. Şimdi git ve görevini yap."
Halatlardan kayarak kendimizi fırtınanın ortasına bıraktık. Yağmur yüzümüzü bir kırbaç gibi keserken postal seslerimiz beton zeminde çınladı.
Radar istasyonunun içi adeta bir cehennem sıcağıyla yanıyordu. Rauf Erdem’in paralı askerleri her köşeye mevzilenmişti. Görkem ve timin diğer üyeleriyle birlikte önümüze çıkan tüm direnci kırarak ilerledik. Susturucu sesleri, bağrışmalar ve beton koridorlarda seken kurşunların çıkardığı kıvılcımlar geceyi yırtıyordu. Her köşeyi kanla alıyor, her koridoru ölümle temizliyorduk.
Tam o sırada, radar kulesinin üst terasından devasa bir patlama sesi yükseldi.
GÜÜÜÜM!
Beton zemin ayaklarımızın altında sarsıldı. Alevler geceyi aydınlatırken telsizimden Asena’nın cızırtılı, feryat eden çığlığı koptu:
"Aras! Teras! Çabuk, yukarısı tuzaklıymış! Ayşe Komutan—"
Telsiz kesildi. O an zaman durdu. Yüreğime saplanan o dondurucu acıyla merdivenleri üçer beşer tırmandım. Göğsüm patlayacak gibiydi, akciğerlerime çekebildiğim tek şey duman ve yanık barut kokusuydu. Terasa açılan ağır çelik kapıyı tekmeyle devirdiğimde karşılaştığım manzara zihnime bir kor gibi kazındı.
Rauf Erdem, bacağından yaralı halde köşedeki piste yaklaşan helikoptere doğru sürünüyordu. Terastaki jeneratör patlamış, etraf tam anlamıyla bir alev çemberine dönmüştü. Ve o alevlerin tam ortasında... Ayşe Komutan yatıyordu.
"HAYIR! ANNE!"
İleri fırladım. Asena terasın köşesindeki son paralı askeri etkisiz hale getirmiş, elindeki silahı düşürerek Ayşe Komutan’ın yanına diz çökmüştü. Gözyaşları yağmura karışıyor, elleri titriyordu.
Ayşe Komutan’ın yanına kapaklandım. Hücum yeleği şarapnel parçalarıyla parçalanmış, göğsünden ve böğründen koyu renkli, sıcak bir kan sızıyordu. Onu sarsmadan kucağıma aldım, başını dizime koydum. Yağmur kanlı yüzünü yıkıyordu.
"Anne... Hayır, dur... Beni bırakamazsın!" dedim, sesim hıçkırıklarla boğularak. Bordo bereli Aras gitmiş, yirmi yıl önce yetimhanede onun elini sımsıkı tutan o çaresiz, küçük çocuk kalmıştı kucağındaki dev çınara bakan. "Yara derin değil, seni çıkartacağım buradan! Görkem! Sıhhiyeyi çağırın!"
"Aras'ım..." dedi Ayşe Komutan. Sesi fısıltı kadar cılızdı, nefesi boğazında hırıltıyla takılıyordu. Ama o açık mavi gözlerindeki ışık son bir kez, taze bir şafak gibi parladı. Titreyen, kanlı parmaklarıyla göğsümde duran Hakan Komutan’ın künyesini tuttu. "Ben... Ben vasiyetimi tuttum oğlum... Seni bir dağ gibi büyüttüm..."
"Anne lütfen, konuşma, güç toplaman lazım..."
"Korkma..." dedi hafifçe gülümseyerek. O sert, mağrur bordo bereli komutan gitmiş, sadece bir ana kalmıştı geriye. Kanlı elini Asena’nın titreyen eline uzattı. Asena’nın elini tutup benim elime koydu, ikimizin ellerini birleştirdi. "Hakan beni bekler... Sen... Aileni koru... Vatanı koru..."
Son bir derin nefes aldı. Mavi gözleri gökyüzünden dökülen yağmur damlalarına dikildi ve kucağımda, parmaklarının gücü yavaşça çekilerek kapandı.
O elimi tutan, beni kimsesizliğin ortasından alıp bir kahraman yapan, ömrünü bu vatana ve bana adayan Ayşe Demir... Anam, komutanım, sığınağım... Kucağımda şehit düşmüştü.
"ANNEEEEE!"
Fırtınalı gökyüzünü, Karadeniz'in hırçın dalgalarını yırtan o çığlığım dağlarda yankılandı. Asena başını omzuma koyup hıçkırıklarla ağlarken, içimdeki bütün insanlık kırıntılarının, bütün acıların çekildiğini; yerini katıksız, zifiri bir yıkım ateşine bıraktığını felt ettim. Yüreğimdeki o küçük çocuk ölmüş, geriye sadece ölümün kendisi kalmıştı.
Yavaşça ayağa kalktım. Ayşe Komutan’ın kanı ellerimde, elbisemdeydi. Gözlerimde katıksız bir infaz ateşi vardı.
Rauf Erdem helikopterin kapısına ulaşmış, içeri tırmanmaya çalışıyordu.
Silahımı çekmedim. Belimdeki ağır kasaturayı çıkardım. Yavaş, ağır ve geri dönülemez adımlarla helikoptere doğru yürüdüm. Yağmur dindi, fırtına sesini kesti, kuledeki patlama çıtırtıları silindi. Sadece benim adımlarım vardı.
Rauf arkasına döndüğünde beni gördü. Gözlerimdeki o saf, cehennemden fırlamış intikam ateşini gördüğünde yüzü bembeyaz kesildi. Tetiğe basmaya çalıştı ama titreyen eli silahı düşürdü.
"Aras... Dur... Yapma..." diye yalvardı Rauf, geriye doğru çamurlu betonda sürünerek. "Sana her şeyi veririm... Babanın projesini, parayı, bütün servetimi..."
"Sen benim babamı aldın..." dedim, sesim bir ölünün mezardan yükselen fısıltısı kadar soğuktu. "Sen benim anamı aldın."
Yakasına yapıştım. Onu tek bir hamlede helikopterin basamağından söküp betona fırlattım. Yalvarmalarına, çığlıklarına, kuruyan dudaklarından dökülen hiçbir kelimeye kulak asmadan üzerine çöktüm. Yirmi beş yıllık yalanların, kumpasların ve bu gece dökülen o kutsal kanın hesabını tek bir gecede, ellerimle kestim.
Yağmur tamamen dindiğinde, radar kulesinin terasında sadece Karadeniz’in dip dalgalarının sesi vardı.
Helikopterler iniş yapmış, askeri timler çevreyi emniyete almıştı. Ayşe Komutan’ın naaşını al bayrağa sarılı sedyeye koyarlarken başında esas duruşta bekledim. Gözlerimden tek bir damla yaş akmıyordu artık; acı taşlaşmış, çeliğe dönüşmüştü.
Asena yanımda duruyor, kanlı elimi bir an olsun bırakmıyordu.
Boynumdaki künyelere baktım. Hakan Demir’in paslanmaz künyesinin yanına, Ayşe Komutan’ın boynundan çıkardığım kendi künyesini de eklemiştim. İki metal plaka birbirine çarparak soğuk bir ses çıkardı.
Artık iki şehidin mirasıydım ben. Onların yemini, bu vatanın sarsılmaz kalesiydim.
Asena yüzüme baktı, gözlerindeki yaşları silerek elimi daha sıkı sıktı. "Seni asla yalnız bırakmayacağım Aras. Hiçbir zaman."
Şafak Karadeniz’in üzerinde al bir çizgi halinde sökerken, Ayşe Komutan’ın ruhu gökyüzünde Hakan Komutan ile buluşuyor; arkalarında ise asla yıkılmayacak bir Bordo Bereli, bitmeyecek bir sevdalık ve gururla anılacak bir efsane bırakıyorlardı.

Pistin üzerindeki buz gibi Karadeniz rüzgarı, al bayrağa sarılı sedyenin üzerindeki örtüyü hafifçe dalgalandırıyordu. Ayşe Komutan’ın cenazesi helikopterin kabinine süzülürken, kuledeki tüm bordo bereliler ve çevre emniyetini alan MİT personeli esas duruşa geçmiş, selam duruyordu.
Gözümden tek bir damla yaş akmıyordu. Yüreğimdeki o derin kuyu, intikamın sıcaklığıyla yanıp küle dönmüş; geriye sadece çelikten bir sessizlik kalmıştı. Göğsümde sallanan iki künye birbirine çarptıkça çıkan metalik ses, zihnimde tek bir emri tekrarlıyordu: Ayakta kal, mirası koru.
Asena yanımda duruyordu. Parmakları kanlı elime sımsıkı kenetlenmişti. Yüzündeki barut lekeleri ve göz altlarındaki morluklara rağmen duruşundan bir milim bile taviz vermiyordu.
"Aras..." dedi Asena alçak bir sesle. Sesi rüzgarın gürültüsüne karışsa da her bir kelimesi netti. "Ankara’ya, Karahan ailesinin yanına dönmemiz lazım. Onların senin dimdik durduğunu görmeye ihtiyaçları var."
Sikorsky helikopterine bindik. Yanımızda Ayşe Komutan’ın al bayraklı naaşı vardı. İçi duman ve kan kokan kabinde, Asena başını yavaşça omzuma yasladı. İlk defa bir MİT ajanı gibi değil, kaybettiği bir büyüğünün yasını tutan bir kadın gibiydi. Elimi göğsünün üzerine koydu; kalbinin ne kadar hızlı attığını hissedebiliyordum.
"Onu kurtaramadım Aras," dedi fısıltıyla. "Terasın altındaki düzeneği fark ettiğimde çok geç kalmıştım."
"Kendini suçlama Ajan," dedim, bakışlarımı helikopterin camından dışarıdaki sisli dağlara dikerek. "O, seçtiği gibi yaşadı ve istediği gibi, bir kahraman olarak gitti. Bize düşen ağlamak değil, o bayrağı düşürmemek."
Ankara Güvercinlik Askeri Havaalanı’na indiğimizde kapılar açıldı. Pistte bizi büyük bir protokol ve Karahan ailesi bekliyordu.
Leyla Hanım, al bayrağa sarılı tabutu gördüğü an dizlerinin üzerine çöktü. Murat Bey karısını ayakta tutmaya çalışırken gözyaşlarına hakim olamıyordu. Bora, Selin ve Emir ise şok içinde tabuta bakıyorlardı. Yirmi beş yıl önce kendi evlatlarını korumak için hayatını ortaya koyan Hakan Demir'in ardından, şimdi de onları bir dağ gibi koruyan Ayşe Demir şehit olmuştu.
Helikopterden indim. Asena bir adım arkamdan geliyordu.
Leyla Hanım’ın yanına diz çöktüm. Kanlı ellerimle ellerini tuttum.
"Oğlum..." dedi Leyla Hanım, gözyaşları içinde yüzüme bakarak. "Ayşe... Ayşe gitti mi?"
"Gitti anne..." dedim, ilk kez ona içimden gelerek 'anne' diyerek. "Ama görevini tamamlayıp gitti. Bizi bize, vatanı da bize emanet etti."
Murat Bey yanıma yaklaşıp omzumu tuttu. "Sözün bittiği yerdeyiz Aras. Artık sen sadece bu vatanın değil, bu ailenin de direğisin."
Üç gün sonra... Ahmet Hamdi Akseki Camii’nde düzenlenen devlet töreniyle Ayşe Demir’i, Hakan Komutan’ın yanına, vatan toprağına uğurladık.
Törenden sonra Karargah Akademi’ye geçtim. Ayşe Komutan’ın odasına girdim. Ahşap masasının üzerinde üniforması, kepler ve benim yetimhanedeyken çekilmiş küçük bir fotoğrafım duruyordu. Fotoğrafın arkasını çevirdiğimde onun el yazısıyla yazılmış tek bir cümle gördüm:
'Seni bir dağ gibi büyüttüm oğlum. Sen yıkılırsan, bu dağlar yıkılır.'
Kapı hafifçe vuruldu. İçeriye Asena girdi. Üzerinde sivil ama resmi bir kıyafet vardı. Yüzü yorgun ama bakışları her zamanki gibi keskindir.
"Karargah yeni görev emrini onayladı Aras," dedi Asena, elindeki siyah dosyayı masaya bırakarak. "Özel Kuvvetler ve MİT ortaklığında yeni bir Sınır Ötesi Anti-Terör Konsepti kuruluyor. Başına seni getirmek istiyorlar."
Dosyaya baktım, ardından Asena’nın gözlerinin içine.
"Peki sen Ajan Soykan?" dedim. "Sen ne yapacaksın?"
Asena masaya doğru yaklaştı. İki elini masaya dayayıp yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Dudaklarında o çok iyi bildiğim, asi tebessüm belirdi.
"Ben mi? Ben senin peşini bırakacak gibi duruyor muyum Teğmen?" dedi fısıltıyla. "MİT bu yeni birlikte beni seninle ortak saha direktörü olarak görevlendirdi. Yani bundan sonra kanyonlarda, dağlarda ve gizli operasyonlarda yine yan yanayız."
Gülümsedim. İçimdeki acı hiçbir zaman geçmeyecekti; ama yanımda duran bu kadın, göğsümdeki künyeler ve arkamdaki ailem bana ihtiyacım olan gücü veriyordu.
"Hazır mısın Ajan?" diye sordum, ayağa kalkıp beremi başıma oturtarak.
Asena belindeki tabancayı düzeltti ve gözlerimin içine bakarak cevap verdi:
"Seninle cehennemin dibine bile gitmeye hazırım Komutanım."
İki şehidin kanıyla sulanmış bu topraklarda, yeni bir dönem başlıyordu. Fırtına dinmemişti, ama biz artık fırtınanın tam kendisiydik.
Karargah Akademi'deki o yüksek tavanlı odada beliren kısa sükunet, masanın üzerindeki resmi yazının imzacısı olan generallerin içeri girmesiyle bozuldu.
Özel Kuvvetler Komutanı ve MİT Müsteşar Yardımcısı, arkalarındaki emir subaylarıyla birlikte içeri adımladı. İkimiz de anında topuklarımızı birleştirip esas duruşa geçtik. Ayşe Komutan'ın masasının başında duran bu iki üst düzey isim, gözlerindeki derin başsağlığı ifadesini görev ciddiyetiyle harmanlamıştı.
"Rahat Teğmen Aras, rahat Ajan Soykan," dedi Özel Kuvvetler Komutanı, sesi odada çınlayarak. "Bugün burada sadece bir komutanı, bir anayı toprağa vermedik. Bir devrin kapandığına ve yeni bir devrin doğuşuna şahitlik ettik."
Komutan masanın üzerindeki siyah dosyaya elini koydu.
"Rauf Erdem’in çökertilmesi ve arkasındaki küresel ağın deşifre edilmesi, sınır hatlarımızda devasa bir yetki boşluğu yarattı," dedi MİT Müsteşar Yardımcısı söze girerek. "Şu an sınırın hemen ötesinde, o şebekenin kırıntıları ve bölgedeki taşeron örgütler yeni bir ittifak kurma peşinde. Kod adı: 'Gölge Meclisi'. Karargah ve Müsteşarlık olarak aldığımız karar nettir: Bu oluşum daha belini doğrultamadan yok edilecek."
Özel Kuvvetler Komutanı bana doğru bir adım attı. Gözlerini göğsümde parlayan Hakan ve Ayşe Demir’in künyelerine dikti.
"Kurulan bu yeni Ortak Operasyon Timi'nin adı 'Ejder'," dedi Komutan. "Bordo Berelilerin vurucu gücü ile MİT'in istihbarat zekası tek bir gövdede birleşiyor. Tim Komutanı sensin Aras. Yardımcın ve İstihbarat Direktörün ise Asena. Size herhangi bir üs, sınır veya bürokratik engel yok. Doğrudan Komuta Kademesine bağlısınız."
"Emredersiniz komutanım!" dedim, gür bir sesle.
"İlk hedefiniz," dedi MİT yetkilisi elindeki tablet ekranını bize doğru çevirerek. "Gölge Meclisi’nin finansörlerinden biri olan ve Suriye sınırındaki gizli bir sığınakta toplantı düzenleyen 'Kuzgun' kod adlı silah tüccarı. Bu gece harekete geçeceksiniz."
Komutanlar odadan ayrıldığında, Asena ile baş başa kaldık. Masanın üzerindeki görevi temsil eden haritaya baktık.
"Aramıza hoş geldin 'Ejder Timi' Komutanı," dedi Asena, alaycı ama gururlu tebessümünü yeniden yüzüne takınarak. "İlk operasyonumuzda yine sınır ötesi, yine cehennemin ortası var."
"Fark eder mi Ajan?" dedim, belimdeki silaha dokunarak. "Bizim olduğumuz yerde cehennem el değiştirir."
Aynı günün akşamı, Karahan konağının bahçesinde kısa bir veda anı yaşandı.
Üzerimde yeni operasyon fırtına kamuflajı, belimde silahım ve göğsümde iki şehidin künyesiyle ailemin karşısındaydım. Leyla Hanım elleriyle yüzümü okşadı. Bu kez gözlerinde ağlamaklı bir çaresizlik yoktu; bir Bordo Bereli anasına yakışır bir vakur duruş vardı.
"Git oğlum," dedi Leyla Hanım. "Ananın, babanın ve bu vatanın namusunu korumaya git. Ayşe’nin ruhunu şad et."
Murat Bey omzumu sıktı, Bora ise Bordo beremi düzeltmeme yardım etti. "Arkandayız abi. Evin, masan, kalbimiz hep açık."
Asena bahçe kapısında, MİT'e ait zırhlı aracın yanında bizi bekliyordu. Karahan ailesiyle helalleşip araca doğru adımladım.
Gecenin karanlığı Ankara’nın üzerine çökerken, bizi sınır hattına götürecek olan askeri nakliye uçağına doğru ilerledik. Uçağın devasa kargo kapağı kapanırken Asena yanıma oturdu, şarjörünü kontrol edip bana baktı.
"Kuzgun ve adamları bu gece karşılarında kimin olduğunu anlayamayacaklar," dedi Asena, gözlerinde fırtınalar koparak.
"Anladıklarında çok geç olacak," dedim.
Uçak pistten havalanıp geceye karışırken, zihnimde ne geçmişin gölgeleri kalmıştı ne de geleceğin belirsizliği. Arkamda iki ailenin sevgisi, göğsümde iki kahramanın yemini ve yanımda hayatımı adamaya hazır olduğum fırtınalı bir kadın vardı.
Ben Aras Demir... Yıkılmayan Bordo Bereli, intikamın ve adaletin kılıcı.
Ve bizim hikayemiz, bu dağlarda şafak söktükçe baştan yazılmaya devam edecekti.
Askeri nakliye uçağının devasa kargo bölümündeki kırmızı aydınlatma, çelik gövdenin içini kan kırmızı bir renge bürüyordu. Pervanelerin derinden gelen o boğuk uğultusu, zihnimde her gece yankılanan fırtına seslerine karışıyordu.
Aylardır her sabah gözlerimi açtığımda yaptığım o kutsal ritüeli tekrarladım: Sol elimi göğsüme götürüp, üniformamın altındaki iki metal plakayı kavradım. Hakan Komutan’ın soğuk künyesi ve hemen yanında, Ayşe Anamın Karadeniz’in o kanlı gecesinde boynundan çıkardığım künyesi...
Parmağımın ucuyla Ayşe Anamın künyesindeki kabartma harflere dokundum.
"Seni bir dağ gibi büyüttüm oğlum..."
Sesi zihnimde bir kurşun gibi çınladı. Her sabah, her operasyon öncesi ve her tetiğe basışımda onun varlığını tam sol yanımda, kaburgalarımın arkasında hissediyordum. O benim sadece komutanım, beni büyüten yetimhane sığınağım değildi; o benim bu dünyadaki çelikten zırhımdı. Onsuz geçen her gün, göğsümde bıraktığı o koca boşlukla yaşamayı öğrenme mücadelesimdi.
"Yine onunlasın değil mi?"
Düşüncelerimden sıyrılıp yanıma baktım. Asena, fırtına kamuflajının içinde, hücum yeleğinin klipslerini sıkılaştırıyordu. Açık kestane saçlarını ensesinde sıkıca toplamış, o meşhur sarı-hazar gözlerini bana dikmişti.
"Her an, her saniye Asena," dedim, sesimdeki o derin sadakati gizlemeyerek. "Ayşe Komutan bu dünyadan çekildi ama ruhunu bu göğse kilitledi. O olmasaydı ben bugün bu Bordo Bereyi taşıyor olamazdım."
Asena elini uzattı, parmaklarını künyeleri tutan elime doladı. O buz gibi saha ajanı dokunuşunun arkasındaki o katıksız sıcaklığı hissettim.
ASENA SOYKAN'IN AĞZINDAN
Uçağın sarsıntısı ve kargo bölümündeki o kırmızı ışık, Aras’ın profiline vuruyordu. Yüzündeki o kemikli, sert hatlar... Yıllarca MİT arşivlerinde en tehlikeli saha dosyalarını inceledim, en gözü pek ajanlarla çalışıp en acımasız adamları avladım. Ama karşımdaki adam başkaydı.
Aras Demir, yaşayan bir efsane değildi sadece; o, acıdan çelikleşmiş bir ruhtu.
Yetiştirildiği yetimhaneden alınıp bir Bordo Bereli kahramana dönüştürülene kadar geçtiği yollar, kaybettiği Hakan Komutan ve en sonunda kollarında can veren Ayşe Komutan... Bütün bu devasa kayıplar normal bir insanı delirtir ya da yok ederdi. Ama Aras, o kayıpları birer zırh gibi göğsünde taşıyordu.
Her gün... İstisnasız her Allah'ın günü elini o künyelere götürüşünü izliyordum. Ayşe Komutan’ı anışını, onun hatırasına duyduğu o sonsuz saygıyı gördükçe içimdeki o yalnız kadın biraz daha ona bağlanıyordu. Yıllarca kimseye güvenmeden, tek başıma gölgelerde yaşamıştım. 'Kimse için değmez' derdim. Ama Aras için... Aras için dünyayı karşıma almaya hazırdım.
Çünkü o beni sadece bir pusu ortasında kurtarmamıştı; benim o katılaşmış, yalnızlıkla örülü kalbime bir kapı açmıştı. Ve o kapıdan içeri giren tek adamdı.
"Kuzgun’un sığınağına beş dakika kaldı Teğmen," dedim, sesimdeki o profesyonel MİT ajanı tonunu geri getirerek. Ama parmaklarımı onun elinden çekmedim. "Tünel girişini patlatıp içeri girdiğimizde Ayşe Komutan’ın ruhu bir kez daha bizimle olacak. Bunu biliyorsun değil mi?"
Aras bana döndü. O koyu bakışlarında ilk kez, sadece benim görebildiğim o hafif, derin tebessüm belirdi.
"O hep bizimle Ajan," dedi Aras, elimi sıkarak. "Şimdi gitip o 'Gölge Meclisi' denilen it sürüsüne bu dağların kime ait olduğunu gösterelim."
Uçağın arka kargo kapağı hidrolik bir fıslamayla aşağıya doğru açıldı. Sınır ötesinin buz gibi gece havası içeri dolarken, Ejder Timi arkamızda dizildi.
Aras Bordo beresini başından çıkarıp hücum yeleğinin cebine koydu, kaskını taktı ve son kez göğsündeki künyelere dokundu:
"Ayşe Komutanım... Ruhun şad olsun. Başlıyoruz."
Geceye, fırtınaya ve önümüzdeki amansız savaşa doğru kendimizi boşluğa bıraktık.
Gece karanlığının böğrüne çekilen paraşütler, Suriye sınırının hemen ötesindeki sarp, zifiri vadilere doğru gürültüsüzce süzüldü. Rüzgar tulumları gibi açılan kanatlar, zifiri karanlıkta hayaletimsi siluetler çiziyordu.
Postallarım tozlu, kuru sınır toprağına temas ettiği an paraşüt bağlarını tek bir hamlede çözüp kasaturamla kestim. Çalıların arasına çöküp emniyete geçtim. Hemen yanımda Asena, gözündeki gece görüş dürbününü kaldırıp çevreyi taramaya başladı. Ejder Timi’nin kalan dört bordo berelisi de saniyeler içinde etrafımızda kusursuz bir yarım halka oluşturmuştu.
Elimi refleks olarak yeniden hücum yeleğimin altına, göğsüme götürdüm. Metal künyelerin soğukluğu parmak uçlarımı yaktı.
“Her gün seni anıyorum anne... Attığım her adımda senin adımlarını, bastığım her toprakta senin bıraktığın izi arıyorum.”
Ayşe Anamın o Karadeniz’in fırtınalı gecesinde kucağımda son nefesini verişi, gözlerimin önünden bir an olsun gitmiyordu. Ama o acı beni zayıflatmıyordu; aksine, namlumun ucundaki tetiği bir kat daha sertleştiriyordu.
"Bölge temiz Aras," dedi Asena fısıltıyla. Yanıma kadar sokulmuş, omuz omuza vermişti. "Kuzgun’un sığınağı vadi tabanındaki eski bir kireç ocağının altında. İki nöbetçi noktası var, bir de termal kamera ağı."
ASENA SOYKAN'IN AĞZINDAN
Sınır toprağındaki o keskin barut ve kuraklık kokusu genzimi yakarken Aras’ın profiline baktım. Yüzündeki siyah-yeşil harp boyası, gece görüşünün yeşil ışığında bir heykel kadar kusursuz ve ürkütücü duruyordu.
Gözüm yine göğsüne kaydı. O künyeleri her tutuşunda, o gözlerini bir anlığına kapatıp Ayşe Komutan’a fısıldayışında içimde bir şeyler cız ediyordu. Bir insan bir hatıraya bu kadar mı sadık, bir evlat bir anaya bu kadar mı bağlı kalabilirdi?
Ayşe Demir sadece bir asker yetiştirmemişti; o, bu vatanın görebileceği en sarsılmaz iradeyi inşa etmişti. Ve ben o iradenin hemen yanında, onun tamamlayıcısı olarak durmaktan garip bir gurur duyuyordum.
Aras’ın elini tutup parmaklarımı sıktım. Bana döndü. O kapkaranlık gözlerinde bana duyduğu o derin, kelimelere dökülmeyen güveni okudum.
"Termal kameraları MİT’in lokal frekans bozucusuyla iki dakikalığına kör edeceğim," dedim kulağına doğru eğilerek. "O iki dakikada içeri girip Kuzgun’un tepesine çökeceğiz. Hazır mısın Komutanım?"
"Sen yanımdayken ben her an hazırım Asena," dedi Aras. Sesindeki o hafif yumuşama sadece bana özeldi, bunu biliyordum ve bu düşünce içimdeki o yalnız ajanı sarmalamaya yetiyordu.
"Şimdi!" dedim fısıltıyla ve bileğimdeki dijital vericiye bastım.
Kireç ocağının etrafındaki kızılötesi ışıklar aniden söndü.
Aras bir kaplan gibi fırladı. Sessiz, ölümcül ve rakipsizdi. Nöbetçiler daha ne olduğunu anlayamadan Aras’ın kasaturası ve susturuculu tüfeği gecenin karanlığında işini gördü. İki gövde ses çıkarmadan yere serildi.
Sığınağın ağır çelik kapağına ulaştığımızda Aras bana baktı, ardından time işaret verdi. Görkem ve diğerleri patlayıcı lokumlarını menteşelere yerleştirdi.
"Ayşe Komutan için..." diye fısıldadı Aras, tetiğe basmadan hemen önceki o son saniyede.
GÜÜÜÜM!
Çelik kapı büyük bir gürültüyle içeri çökerken, Ejder Timi ve MİT’in efsanevi ajanı, 'Gölge Meclisi'nin inine bir yıldırım gibi düştü. Fırtına burada bitmiyordu; biz gittiğimiz her yere fırtınayı taşıyorduk.
Patlamanın yarattığı toz ve duman bulutu henüz dağılmadan sığınaktan içeri daldık. İçerisi zifiri karanlığa bürünmüş, havalandırma borularından dökülen harç kokusu barut dumanına karışmıştı.
"Gözler açık! Flaş bombaları atın!" diye kükredim.
Görkem ve İsmail iki adet kör edici bombayı sığınağın ana salonuna fırlattı. Yüksek frekanslı çınlama ve beyaz ışık patlaması koridorları doldururken Asena ile yan yana hedeflere kilitlendik. Sığınaktaki 'Kuzgun' kod adlı silah tüccarının paralı askerleri neye uğradığını şaşırmıştı. Susturuculu tüfeğimin tetiğine her basışımda, namludan çıkan alev geceyi aydınlatıyordu.
Asena, sağ kanadımdan sıyrılan iki korumayı kusursuz bir seri atışla yere serdi. Hareketi o kadar akıcı, o kadar ölümcüldü ki, bir an bile duraksamıyordu.
"Kuzgun arka tünelde!" diye bağırdı Asena, dumanın arasından tünel kapısını işaret ederek. "Toplantı belgelerini imha etmeye çalışıyor!"
"Görkem, salonun emniyetini alın! Kimse dışarı çıkmayacak!" dedim ve Asena ile birlikte karanlık tünelle doğru koştuk.
Tünelin sonundaki ağır demir kapıyı tekmeyle patlattım. İçeride masadaki kasetleri ve evrakları yakmaya çalışan şık giyimli, yaşlıca bir adam vardı: Kuzgun. Yanındaki iki koruması silahlarına davrandı ancak Asena ile aynı salisede tetiğe bastık. Korumalar cansız şekilde yere yığıldı.
Kuzgun ellerini havaya kaldırarak titremeye başladı. Yüzündeki o kibirli, dokunulmaz ifade bir anda silinmiş, yerini katıksız bir korkuya bırakmıştı.
"Durun... Vurmayın!" diye bağırdı adam. "İstediğiniz her şeyi veririm! 'Gölge Meclisi'nin bütün isimlerini, hesaplarını..."
Yakasına yapışıp onu duvara çarptım. Gözlerinin içine Bordo Bereli kamuflajımın arkasındaki o soğuk, intikam ateşini yansıttım. Göğsümdeki iki künye göğsümün üzerinde sallandı.
"Senden hiçbir şey istemiyoruz Kuzgun," dedim, sesim bir mezar sessizliği kadar dondurucuydu. "Biz buraya hesap kesmeye geldik."
ASENA SOYKAN'IN AĞZINDAN
Aras’ın Kuzgun’un yakasına yapıştığı o anı izlerken içimdeki o derin hayranlık bir kez daha katlandı. Yıllarca bu adamların kanlı paralarıyla nasıl dünyayı yönettiklerini, insanları nasıl un ufak ettiklerini görmüştüm. Ama şimdi... Şurada, Türkiye Cumhuriyeti’nin Bordo Bereli bir subayının ellerinde bir yaprak gibi titriyordu.
Aras elini yine göğsüne, Ayşe Komutan’ın künyesine götürdü. Onu her anışında gözlerinde beliren o kutsal ışık, bu karanlık sığınaktaki en parlak şeydi.
"Öldürme Aras," dedim yanına yaklaşarak, elimi onun gergin omuzuna koyup. "MİT bu adamın zihnindeki her bilgiyi söküp alacak. Gölge Meclisi'ni tamamen çökertmek için bu itin yaşaması lazım."
Aras gözlerini Kuzgun’dan ayırmadan derin bir nefes aldı. Gözlerindeki o ölümcül fırtına yavaşça yerini Bordo Bereli disiplinine bıraktı.
"Yaşayacak..." dedi Aras, adama bakarak. "Ama bir daha asla gün yüzü göremeyecek."
Kuzgun’u kelepçeleyip tünelden dışarı çıkardık. Sığınağın içi tamamen emniyete alınmıştı. Ejder Timi kusursuz bir operasyonu daha sıfır zayiatla tamamlamıştı.
Sığınağın üstündeki tepeye çıktığımızda, şafak vakti Suriye sınırının üzerinde yavaşça sökmeye başladı. Turuncu ve kızıl ışıklar çölin ve dağların üzerindeki sisi fesh ediyordu.
Sınır rüzgarı yüzümüzü yalıyordu. Elimi göğsümdeki iki künyeye götürdüm. Gökyüzüne, doğan güneşe doğru baktım.
“Bir adımı daha tamamladık anne... Senin öğretilerinle, senin bıraktığın mirasla bu vatanın düşmanlarını bir bir yok ediyoruz. Ruhun şad olsun.”
Asena yanıma geldi. Rüzgar kestane rengi saçlarını savururken elimi tuttu. Başını omzuma yasladı.
"Annen seninle gurur duyuyordur Aras," dedi fısıltıyla. "Hep duyuyordu, şimdi de duyuyor."
"Sadece benimle değil Ajan," dedim, ona dönüp sarı-hazar gözlerine bakarak. "Bizimle gurur duyuyor."
Aşağıda, bizi almaya gelen helikopterin pervaneleri tozu dumana katarak alçalırken, birbirimize kenetlenmiş ellerimizle yeni bir güne, yeni bir mücadeleye ve asla bitmeyecek sevdalarımıza doğru baktık.
Helikopterin pal sesleri vadi tabanını zifiri karanlıkta yırtarken, toz ve çalı parçaları havada uçuşuyordu. Kuzgun kelepçeli ve başı öne eğik bir şekilde tim üyeleri tarafından helikopterin kabinine bindirildi.
Aras, helikoptere binmeden önce bir anlığına durdu. Sırtını soğuk rüzgara dönüp bakışlarını çölün ufuk çizgisine dikti. Sağ eli her zamanki gibi gayriihtiyari hücum yeleğinin yakasından içeri sızdı, boynundaki iki metal plakayı kavradı. Ayşe Anasının künyesini başparmağıyla okşarken gözlerini kapattı.
"Bir gece daha bitti anne... Sana verdiğim sözün bir halkasını daha tamamladık. Ruhun rahat uyusun."
Asena, helikopterin kapısından Aras’a baktı. Bu ritüel artık ikisinin arasında kelimesiz bir anlaşmaydı. Aras’ın her anışında Ayşe Komutan’ın gölgesi aralarına girmiyor, aksine onları birbirine daha sıkı bağlıyordu.
Asena helikopterden uzanıp Aras’ın elini tuttu. "Aras, bin artık. Fırtına yaklaşıyor."
Aras gözlerini açtı. Bakışlarındaki o buz gibi askeri disiplin, Asena’nın gözleriyle buluştuğunda hafifçe yumuşadı. Helikoptere adımını attı ve devasa çelik kapı gürültüyle kapandı.
ASENA SOYKAN'IN AĞZINDAN
Helikopterin içinde, Kuzgun bir köşede iki Bordo Bereli’nin arasında titrerken ben Aras’ın yanında oturuyordum. Yüzündeki siyah-yeşil kamuflaj boyası terle karışmış, omuzundaki Bordo Bereli brövesi toza bulanmıştı.
Onu izlerken içimdeki o yıllanmış, kimseye güvenmeyen ajanın nasıl bir değişim geçirdiğini düşünmeden edemedim. MİT’e girdiğim ilk günden beri bana öğretilen tek bir kural vardı: Yalnız kal, yalnız savaş, yalnız öl. Ama Aras benim bu duvarlarımı tek bir gecede, o kanyondaki pusu ortasında yıkmıştı.
O sadece vatanı için değil, göğsündeki o iki künyenin mirası için, ailesi için ve... benim için savaşıyordu.
Gözlerim bir kez daha Aras'ın eline kaydı. Hâlâ künyeleri tutuyordu. Elimi yavaşça elinin üzerine koydum. Parmaklarım parmaklarının arasına kaydı.
"Eve dönüyoruz," dedim fısıltıyla, pervanelerin gürültüsünü bastıracak kadar alçak bir sesle. "Ankara bizi bekler."
Aras bana döndü. O koyu bakışlarında, o sert komutan simasının ardındaki o yorgun ama sarsılmaz adamı gördüm. Elimi sıktı, parmaklarını parmaklarıma bastırdı.
"Eve dönüyoruz Ajan," dedi Aras. "Ama biliyorsun... Bizim gibiler için 'ev' bir bina değil. Bizim evimiz birbirimizin yanıdır."
O an göğsümdeki sıkışmanın hafiflediğini hissettim. Bir MİT ajanı ilk kez birine tamamen ait olduğunu hissediyordu.
Şafak vakti Ankara Güvercinlik Havaalanı’na indiğimizde, MİT ve Özel Kuvvetler araçları pistte hazır bekliyordu. Kuzgun hemen sorgu birimine sevk edilmek üzere özel zırhlıya bindirildi.
Karargah yetkilileri tebriklerini iletip ayrıldıktan sonra pistte sadece ben, Asena ve Ejder Timi kaldık.
Görkem yanıma yaklaşıp selam durdu: "Komutanım, tim kışlaya çekiliyor. Bir emriniz var mı?"
"Dinlenin çocuklar," dedim Görkem’in omzunu sıkarak. "Güzel iş çıkardınız. Ayşe Komutan sizinle gurur duyardı."
Tim ayrıldıktan sonra Asena ile baş başa kaldık. Güneş Ankara’nın üzerinde altın sarısı bir ışıkla yükseliyordu. Rüzgar Asena’nın saçlarını yüzüne savururken elini tuttum.
"Şimdi ne olacak Teğmen?" diye sordu Asena, gözlerime muzipçe bakarak. "Yine bir kriz çıkana kadar Karahan konağında kahvaltı mı edeceğiz?"
"Önce o kahvaltıyı edeceğiz," dedim, onu kendime doğru çekerek. Aramızdaki mesafe kapandığında nefesi yüzüme değdi. "Sonra da Ayşe Anamın kabrine gidip ona seninle ilgili verdiğim sözü tutacağım."
Asena’nın gözleri parladı. "Ne sözüymüş o?"
"Gittiğimizde öğrenirsin Ajan Soykan," dedim tebessüm ederek.
Savaş bitmemişti; dağlarda, tünellerde ve sınır hatlarında 'Gölge Meclisi'nin diğer kırıntıları hâlâ duruyordu. Ama artık bu yolda tek başıma değildim. Göğsümde iki şehidin duası, arkamda ailem ve yanımda hayatımı adadığım kadınla... Fırtına nereye koparsa kopsun, biz oradaydık.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18