8. bölüm · Son çare

Yeni görev 2

Zeycan Yıldız

Kapattığım telefonun ekranı kararmıştı ama avucumun içinde hâlâ titreşiyormuş gibi hissediyordum. Parmaklarımı farkında olmadan sıktım. Cüneyt'in sesi kulaklarımda yankılanmaya devam ediyordu. "Bu sefer rol yok." Dört kelimeydi yalnızca ama taşıdığı anlam, omuzlarıma çöken görünmez bir yük kadar ağırdı. Mutfağın içindeki sıcak hava bile bir anda değişmiş gibiydi. Birkaç dakika önce pizzanın ince mi kalın hamurlu mu olması gerektiğini tartışan insanlar, birkaç saniye sonra görev moduna geçecekti. Bizim dünyamızın kuralı buydu. Normal gibi başlayan hiçbir an gerçekten normal sona ermezdi.
Derin bir nefes aldım. Göğsüm yükselip alçalırken zihnim çoktan olası senaryoları sıralamaya başlamıştı. "Neval." Sesim, içimde kopan fırtınaya rağmen beklediğimden daha sakindi. Neval hiç vakit kaybetmeden doğruldu. "Alt katta, komutanım." Başımı hafifçe salladım ve merdivenlere yöneldim. Her basamakta düşüncelerim biraz daha ağırlaşıyor, az önce Emir'e söylediğim sözler yeniden zihnimde yankılanıyordu. Kimseye ihtiyacım yok. Kendime söylediğim en büyük yalandı belki de. Çünkü bazı gerçekleri kabul etmek, silahların konuştuğu bir çatışmanın tam ortasında kalmaktan bile daha zordu.
Alt kata indiğimde beklediğim manzara beni karşıladı. Görev öncesinin o tanıdık sessizliği... Kimsenin gereksiz konuşmadığı, herkesin birbirinin nefes alışını bile duyduğu ama bakışlarını uzun süre birbirinde tutmadığı o sessizlik. Yıllardır aynı masanın etrafında otursak da her operasyon öncesinde yabancılara dönüşürdük. Çünkü herkes, kendi içinde vereceği savaşa hazırlanırdı.
Emir duvara yaslanmış beni izliyordu. Yüzündeki ifade her zamanki kadar sakindi ama gözlerinde saklayamadığı sorular vardı. Biraz da kırgınlık... Bakışlarına yalnızca birkaç saniye dayanabildim. Sonra kendimi toparlayıp ekibe döndüm. "Toplanın." Tek kelime yetmişti. Herkes aynı anda bana yöneldi. Omuzlar dikleşti, nefesler yavaşladı ve odadaki herkes aynı ritimde düşünmeye başladı. "Yeni görev. Hızlı hareket ediyoruz. Konum yolda gelecek. Bu sefer doğrudan temas var." Cümlem biter bitmez odanın atmosferi tamamen değişti. Artık tek tek insanlar değildik; aynı hedefe kilitlenmiş tek bir bütün hâline gelmiştik.
Neval ekipman çantasını omzuna aldı. Bora telsizleri tek tek kontrol etmeye başladı. Emir ise sessiz adımlarla yanıma geldi. Bir süre hiçbir şey söylemedi. Ardından, yalnızca benim duyabileceğim kadar alçak bir sesle, "Tek başına taşımak zorunda değilsin." dedi. Eskisi olsaydı elini geri iter, arama yeniden duvarlar örerdim. Bu kez yapmadım. Ama cevap da vermedim. Çünkü bazı cümleler savaş başlamadan önce söylendiğinde insanın en sağlam zırhında bile görünmeyen çatlaklar açabiliyordu.
Kapı açıldığında akşamın serinliği yüzüme çarptı. Gökyüzü mora çalan lacivert tonlarına bürünmüş, şehir ışıkları yavaş yavaş yanmaya başlamıştı. Bir yerlerde insanlar akşam yemeği hazırlıyor, aileler sofranın etrafında toplanıyordu. Biz ise başka bir gecenin, başka bir savaşın içine doğru yürüyorduk. Tam o sırada telefonum yeniden titredi. Bu kez gerçekten. Ekranı açtığımda beklediğimiz konumun geldiğini gördüm. Koordinatlara bakar bakmaz içimde yıllardır tanıdığım o his usulca yükseldi. Tehlike... Ama bu kez ona beklenmedik bir duygu daha eşlik ediyordu. Garip, açıklayamadığım bir huzur. Telefonu kilitleyip ekibe baktım. "Araca geçiyoruz." dedim. Kimse soru sormadı. Motor birkaç saniye sonra geceyi yaran tok bir homurtuyla çalıştı. Araç karanlığın içine doğru ilerlerken zihnimde yalnızca tek bir düşünce vardı.

Bu sefer gerçekten çok kez değiştirdim ve ancak bu kadar noktalama işaretleri vesaire oldu umarım beğenirsiniz