Bölümler 4Şu an: Görev ve sorumluluk
- 1 Acı ve ihanet242 kelime
- 2 Dostluk342 kelime
- 3 Beklenmedik güç366 kelime
- 4 Görev ve sorumluluk801 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Bu bölüm mareşal hans’ın bakış açısından yazıldı) Mareşal rütbesine yükselmek... Hans Hunter için bu hayattaki tek amaç buydu. Ve şimdi, o rütbeyi omzuna takmasının tek yolu, Eldoria sokaklarını birbirine katan o lanetli cadıyı yakalayıp kralın ayaklarının dibine fırlatmaktı. Üstelik bu avın tamamen kendisine ait olmasını istiyordu; başka hiçbir açgözlü soylunun ya da askerin işine burnunu sokmasına tahammülü yoktu.
Gözlerini karartarak eğitim meydanındaki acemi şövalyelerini topladı. Zırhının içindeki gövdesi dik, bakışları buz gibiydi. Meydandaki şövalyeler nefes nefese kalmış, ellerindeki kılıçları titreyerek ona bakıyorlardı.
Hans, alaycı bir tavırla konuştu: “Merak etmeyin şövalyeler, bu sadece ufak bir pratikti... Ama ne yazık ki hepiniz sınıfta kaldınız. Biz sizin yaşınızdayken tam olarak bunları yapıyor, orduları dize getiriyorduk.”
Şövalyelere sanki birer böcekmiş gibi tiksinti ve iğrenme dolu bir ifadeyle baktı. Dudakları yukarı doğru kıvrıldı. “Sanırım böylesine acemi ve korkak şövalyelerle vakit kaybetmek benim gibi bir adamın işi değil.”
Onları arkasında bırakıp sert adımlarla ahşap kulübesine doğru yürüdü. İçindeki öfke patlamaya hazır bir yanardağ gibiydi. Masasının başına geçip hızla bir parşömen çıkardı, tüy kalemi mürekkebe batırıp o meşhur mektubu yazmaya başladı:
“Sayın Constable,Ben, Mareşal Hans Hunter. Eldoria şehrindeki mevcut görevimden acilen alınmayı talep ediyorum. Şövalyelerin bu inanılmaz ilgisizliği, disiplinsizliği ve kabiliyetsizlikleri sabrımı zorluyor. Bu şartlar altında uzun süre başka bir görevde verimli olabileceğimi düşünmüyorum. Kendimi geliştirmek ve zihnimi toplamak adına, tahmini olarak 2 aylık bir izin rica ediyorum.”
Hans mektubu hızla katladı. Masasındaki mumu eğip parşömenin üzerine kırmızı, sıcak balmumu damlattı ve üzerinde kendi hanedan arması olan ağır metal mührünü sertçe bastırdı. Artık geri dönüş yoktu.
Eldoria, krallığın başkenti olduğu için görkemli saray da tam şehrin kalbindeydi. Hans, rütbesinin getirdiği ayrıcalık sayesinde sarayın muhafızlarla korunan koridorlarında rahatça ilerledi. Doğrudan Constable’ın en güvendiği adamlarından birine ulaşıp mektubu teslim etti ve sarayın soğuk, taş koridorlarında beklemeye koyuldu. Zaman geçmek bilmedi. Nihayet birkaç saat sonra muhafız elinde onaylanmış belgeyle geri döndü. İzin koparılmıştı.
Hans, içindeki gizli rahatlamayla saraydan çıkmak üzere büyük kapıya yönelmişti ki, koridorun köşesinden o tanıdık, sinir bozucu ses yankılandı.
“Peki, burada ne arıyorsun Mareşal? Şu cadı sizi bir hamlede etkisiz bırakıp kaçınca, sen de korkup işini mi bıraktın yoksa?”
Hans arkasını döndüğünde, Prens Lucian’ı gördü. Prens, her zamanki o sinir bozucu, ukala ve kibirli gülümsemesiyle ona bakıyordu. Üzerindeki asil kıyafetler ve pelerini, onun bu karanlık alaycılığını daha da belirginleştiriyordu.
Hans, karşısındakinin bir prens olduğunu ve ona yapılacak en ufak saygısızlığın kellesine mal olacağını çok iyi biliyordu. Dişlerini birbirine bastırdı, çenesi kasıldı. Öfkesini yutarak, “Siz bu cadıyı nereden biliyorsunuz, prensim?” diye sordu. Sesi, tehlikeli bir sakinlikteydi.
Lucian’ın gülümsemesi daha da büyüdü, gözlerinde karanlık bir parıltı belirdi. “Bu şehirde benden habersiz bir yaprak bile kımıldamaz, Hans. Ayrıca tüm halk, koskoca mareşali alt eden o cadıyı konuşuyor. Eğer bu durum babamın, yani kralın kulağına giderse seni anında idam ettirir. Çünkü o cadıyı elinden kaçırdın.” Prens, Hans’a doğru bir adım yaklaştı, sesini alçalttı: “Anladığım kadarıyla gizli bir yolculuğa çıkıyorsun. Ve bil bakalım ne olacak? Ben de seninle geliyorum.”
Hans, prensin bu kadar çok detay bilmesi karşısında kısa bir şok yaşasa da cool tavrını bozmadı. Kendini hemen toparlayarak dik durdu: “Üzgünüm prensim, ama bu sıradan bir saray gezintisi değil. Bu yolculuk sizin gibi biri için fazla tehlikeli.”
Lucian’ın yüzündeki o alaycı ifade anında silindi, yerini öfkeli bir ciddiyete bıraktı. Hans’ın sözünü sertçe kesti: “Eminim kralın bunu duymasından korkuyorsundur Mareşal... Ve bence korkmalısın da! Tek bir lafımla kendini zindanda bulursun.”
Hans’ın sabır taş çatlamıştı. Prensin tehdidi bardağı taşıran son damlaydı. Gözlerini Lucian’ın gözlerine dikti ve tehlikeli bir fısıltıyla konuştu: “Tamam. Geliyorsun... Ama arkamızda ne krallık kalacak ne de saray muhafızları. Eğer o karanlıkta başına bir şey gelirse, arkama bile bakmam. Seni orada ölüme terk ederim, prensim.”
Bu çiğ ve acımasız tehdit karşısında Lucian’ın dili tutuldu, gülüşü tamamen yüzünde dondu. Aralarındaki gerilim havayı elektriklendirse de ikisi de geri adım atmadı.
Yolculuk hazırlıkları hızla başladı. Lucian saraydan yanına sadece en gerekli birkaç lüks eşyasını alırken, Hans çoktan limanda beklemeye başlamıştı bile. Üstelik Hans yalnız değildi; arkasında, ölümüne güvendiği, en seçkin ve sadık askerlerinden oluşan küçük bir birlik vardı. Lucian limana vardığında, rüzgar pelerinlerini savuruyordu. İkili, kelimeler olmadan birbirine baktı ve büyük yelkenliye bindi. gemi karanlık sulara doğru açıldı.
Hans harita odasında, masanın üzerine serili devasa haritaya bakıyordu. Aslında cadının tam olarak nereye gittiğini bilmiyordu. Ama bildiği bir şey vardı: Bir cadı asla kralın bu kadar yakınına, başkentin kalbine kalıcı olarak yerleşmezdi. Bu şehre yeni geldiği ve hemen kaçtığı belliydi. Deniz yolu tek çaresiydi.
Üstelik Eldoria’dan kalkan yelkenliler, bu mevsimde azgın dalgalar yüzünden çok sallanır ve yıpranırdı. Cadının bindiği gemi, hırpalanmamak için kesinlikle en yakın limanda mola vermek zorundaydı.
Hans, liman başkanlığından o gün kalkan diğer gemilerin rotasını ve ilk duraklarını çoktan öğrenmişti. Kendi yelkenlisinin dümencisine sert bir emir verdi ve gemiyi tam o yöne doğru sürdürdü.
Fenerin titrek ışığında haritasını açtı. Parmağını fırtınalı deniz rotasının üzerindeki o tekinsiz, sisli ve gizemli liman şehrinin üzerine koydu. Gidecekleri yerin adı, parmağının altında karanlık bir leke gibi duruyordu:
Shadowmere.
Bölüm etkileşimi
