Öyle olsun bakalım

Vaveyla Yazarı: İkra Nur Nergizoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: Öyle olsun bakalım

Yazar
Derin arka koltukta günün yorgunluğu ile uzanmış ve uyuyakalmıştı. Didem ön koltukta camdan dışarıyı seyrediyor Çınar ise arabayı sürüyordu tam malikaneye yaklaştıkları zaman Çınar Didem'in kulağına eğilerek.
Çınar:Derin'in yanında bir şey diyemedim ama yarın AVM'YE gidip aldıklarını tek tek iade edicez haberim olsun.
Didem:Bana kıyafetleri fazla mı görüyorsun yada verdiğin paraya için mi acıdı iban at gönderirim ama hangi kıyafeti giyip, alıp, iade edeceğime sen değil ben karar veririm hatırlatim istersen!
Çınar:Ne alaka kızım ben o anlamda mı söyledim sadece kumaşların yarısı yoksa o yüzden çok açıklar diye nerden nereye getirdin konuyu ya Allah Allah.
Didem Çınara sadece hıhı demekle yetindi ve Çınar'ın yiyeceği Trip'in ilk seansı başlamıştı bile.
​Didem Çınar’ın bu ani savunması karşısında şaşkınlıkla bir an duraksadı, ardından hafifçe gülerek kafasını iki yana salladı.
​Didem: Ya sen ne çabuk kıvırıyorsun öyle? "Açık" kelimesini sen telaffuz ettin, şimdi bende suç bulmaya çalışma Çınar bey!
​Çınar sesli bir şekilde güldü ve direksiyona hafifçe vurdu.
​Çınar abim: Tamam tamam, teslim oluyorum. Dili pabuç kadar bir kızla baş etmeye çalışmak hata! Hadi in bakalım uykucu, geldik.
​İkisi de arabadan iner inmez Derin arkadan uykulu gözlerle kapıyı açtı.
​Derin: Vallahi başımı şişirdiniz yolda, rüyamda bile kavga ediyordunuz. İçeri geçelim de insan gibi uyuyayım, yeter!
​Salona girdiklerinde diğer abiler televizyonun önünde oturmuş, maç özetlerine bakıyordu. Ertuğrul onları görür görmez hemen laf atma fırsatını kaçırmadı.
​Ertuğrul: Ooo, hanımefendiler sonunda teşrif edebildi. Alışverişi de mi üzerinizde taşıdınız, bu kadar uzun sürmesinin başka açıklaması olamaz çünkü.
​Derin: (Gözlerini devirerek) Ertuğrul sabrımı sınama, yorgunluktan bayılmak üzereyim zaten!
​Didem ise Çınar’ın yanından geçerken hafifçe omzuna çarptı ve gülümseyerek odasına doğru merdivenleri tırmanmaya başladı. Çınar arkasından bakıp keyifle başını salladı. Aralarındaki bu tatlı çekişme, malikanedeki hayatın en renkli parçası haline gelmişti bile.Yazardan
​Didem odasına çıkıp kendini yatağa bıraktığında, günün yorgunluğu ve Çınar’la yaşadığı o atışmalar kafasında dönüp duruyordu. Gülümsemesini saklayamayarak üzerini değiştirdi ve kısa süre sonra uykuya teslim oldu.
​Ertesi sabah malikanenin devasa yemek salonundan gelen çatal bıçak sesleriyle herkes güne başladı. Masanın etrafında yine o hareketli ve neşeli kalabalık vardı. Derin ve Ertuğrul her zamanki gibi sabahın erken saatinde bile birbirleriyle uğraşırken, Çınar yerine oturup kahvesinden bir yudum aldı ve gözlerini Didem’e çevirdi.
​Çınar abim: Günaydın uykucu. Bakıyorum da dünkü AVM macerasından sonra erkenden uyanabilmişsin.
​Didem: (Gözlerini kısarak çayından bir yudum alır) Günaydın Çınar bey. Senin bu sabahki neşen de hiçe sayılacak gibi değil, hayırdır inşallah?
​Oğuz: (Gülerek araya girer) Bunlar yine sabah sabah elektrik almaya başladı. Daha günün ilk ışıkları, birazdan kavga çıkarmazsanız şaşarım.
​Tunahan: Bırak Oğuz, evin neşesi bunlar işte. Hem dün alışverişte neler aldınız anlatın bakalım, Kaya ile ben de koşa koşa poşetleri taşımaya gelecektik ama malum işler bırakmadı.
​Kaya: Aynen, paşa paşa kendiniz taşımışsınızdir umarım poşetleri.
​Didem: (Çınar’a imstalı bir bakış atarak) Sorma Kaya abi, Çınar sağ olsun "kendi poşetinizi kendiniz taşırsınız" diye büyük bir centilmenlik örneği gösterdi!
​Çınar abim: (Kahvesini bırakıp sırıtarak) Yardımlaşma ruhunu canlandırmaya çalışıyorum sadece Didem, yoksa şımarırsınız.
​Derin: (Araya atılarak) Asıl sen şımartıyorsun ama farkında değilsin Çınar abi! Neyse, bugün planımız ne? Evde oturmaktan sıkıldım ben şimdiden.
​Baba: (Masanın başından hafifçe gülümseyerek onlara bakar) İstediğiniz gibi gezebilirsiniz çocuklar, malikane de bu şehir de artık sizin. Sadece birbirinize dikkat edin yeter.
​Kahvaltı sonrasında herkes kendi işine ya da odasına dağılırken, Çınar bahçeye çıkan camın önünde duran Didem’e doğru yaklaştı.
​Çınar abim: Ee, dünkü iddiayı henüz bitirmedik hanımefendi. Bugün bahçede küçük bir yarışmaya ne dersin? Kaybeden, akşam kahvesini hazırlar.
​Didem: (Kollarını kavuşturup meydan okuyan bir bakış atar) Kendine bu kadar güvenme Çınar, dünkü gibi kolay lokma olmam. Kabul ediyorum, hazırlıklarını yap!
​Aralarındaki bu tatlı rekabet malikanenin bahçesinde rengarenk bir güne dönüşürken, ikisinin de içindeki o buzlar tamamen erimiş, yerini kopamaz bir bağa bırakmıştı.

Öğleden sonra malikanenin geniş, çimlerle kaplı arka bahçesinde hava oldukça serin ve ferahtı. Ertuğrul ve Derin ikilisi bu heyecanlı kapışmayı izlemek için çimlerin üzerine oturmuş, ellerine aldıkları meyve sularıyla adeta bir hakem heyeti gibi yerlerini almışlardı.
​Derin: (Bağırarak) 3! 2! 1! Başla!
​Komutu duyan Çınar ve Didem aynı anda koşmaya başladılar. Didem, hırsla öne geçmeye çalışırken rüzgar saçlarını savuruyor, yüzündeki o rekabetçi gülümseme her halinden belliyordu. Çınar ise onun bu hırslı haline gülerek eşlik ediyor, adeta onunla yarışmaktan büyük bir keyif alıyordu.
​Çınar abim: (Koşarken nefes nefese ama gülerek) Fena kaçmıyorsun ha Didem ama benden kaçışın yok, söyliyeyim!
​Didem: (Nefes nefese, inatla) Göreceğiz kim kaçıyormuş Çınar, yarışı ben kazanacağım!
​Bahçenin sonundaki büyük meşe ağacına varmak üzereydiler ki, Didem aniden durdu. Gözlerinin önü bir anda karardı, başı şiddetle döndü. Yutkunmak istedi ama boğazı düğümlendi. Çınar’ın "Didem?" diye seslendiğini uzaktan, sanki suyun altından geliyormuş gibi duydu.
​Daha ne olduğunu anlayamadan bacaklarındaki tüm derman çekildi ve yumuşak çimlerin üzerine doğru yığılıverdi.
​Çınar, Didem’in aniden yere kapaklandığını görünce koşmayı bıraktı. Yüzündeki o şaka maka ifadesi bir anda yerini buz gibi bir paniğe bıraktı.
​Çınar abim: Didem!
​Koşarak yanına vardığında Didem çoktan bilincini kaybetmişti, yüzü sararmıştı. Çınar hemen diz çöktü, elleriyle onu hafifçe sarsarken seslendi.
​Çınar abim: Didem, kendine gel! Didem!
​O tarafta olanları izleyen Derin ve Ertuğrul yerlerinden fırladılar. Derin çığlık atarak koşmaya başladı.
​Derin: Didem! Allah'ım ne oluyor?!
​Çınar abim: (Hemen kucağına alıp ayağa kalkarken yüzü korkuyla kasılmıştı) Derin, çabuk babama ve abime haber ver! İçeri taşıyorum hemen!
​Çınar, Didem’i kollarının arasında taşıyarak hızla malikaneye doğru koştu. Ertuğrul da arkalarından panikle içeri koşturdu. Malikanenin geniş salonuna girdiklerinde diğer abiler bu ani koşturmacayı görünce şoke oldular.
​Oğuz: Hayırdır, ne oldu?!
​Çınar abim: Bilmiyorum, koşarken birden bayıldı! Tunahan, hemen arabayı çalıştır ya da doktoru arayın çabuk!
​Didem’in bu ani bayılması malikanedeki bütün neşeyi bir anda yerle bir etmiş, herkesi derin bir endişeye boğmuştu. Acaba son günlerdeki o yoğun tempodan ve stresten mi bayılmıştı, yoksa altında başka bir şey mi vardı?

Çınar, Didem’i kollarının arasında dikkatle taşıyarak hızla geniş salona soktu ve büyük koltuğa yatırdı. Yüzü kireç gibi beyazlamıştı, nefesi çok zayıf alıyordu.
​Çınar: (Eliyle Didem’in alnındaki saçları geriye iterken sesi titriyordu) Didem... Gözlerini aç, hadi güzelim. Ne oldu birden bire?
​Derin: (Gözyaşları içinde ellerini birbirine geçirmiş, titriyordu) Ben... ben koştururken bir anda yere yığıldığını gördüm. Hiçbir şeyi yoktu oysa ki, sabah gayet iyiydi!
​Tunahan: (Hemen telefonuna sarılıp arama yaparken) Panik yapmayın, doktoru arıyorum, acil buraya gelmesini söyledim.
​Oğuz: Çınar, su getir çabuk, kendine gelsin biraz.
​Çınar hemen masadaki bardağa su doldurup Didem’in yanına çöktü, dudaklarını hafifçe ıslatmaya çalıştı ama Didem’den hâlâ bir tepki yoktu. O sırada malikanenin kapısı telaşla açıldı ve eve özel gelen doktor içeri girdi. Herkes endişeyle etraflarında halka oluverdi.
​Doktor: Açılın biraz, hava alsın. Ne kadardır böyle?
​Çınar: Birkaç dakika önce bahçede koşarken aniden bayıldı, kendine gelemedi hala.
​Doktor hemen stetoskopunu çıkarıp Didem’in kalbini dinledi, tansiyonunu ölçtü. Odadaki herkes nefesini tutmuş, gelecek haberi bekliyordu. Çınar’ın ise kalbi göğsünden çıkacak gibi atıyordu; az önce aslan kesilen, iddiaya giren o adam gitmiş, yerine kardeşinin canı için endişeden kahrolan biri gelmişti.
​Doktor: Korkulacak büyük bir şey yok, rahat olun. Tansiyonu aniden düşmüş ve son günlerde yaşadığı o büyük stres, hayatındaki ani değişimler vücudunu fazla yormuş. Bağışıklığı da zayıf düşmüş belli ki. Derin bir uykuya ihtiyacı var, kısa sürede kendine gelecektir.
​Salondakiler aynı anda derin bir "oh" çekerken, Derin derin bir nefes alıp gözyaşlarını sildi.
​Kaya: Çok şükür... Dedik ama o kadar koşturmaca, malikane hayatına adapte olma stresi derken yoruldu tabi çocuk.
​Çınar: (Didem’in elini avucunun içine alıp sıkarak) Ben odaya taşıyacağım onu. Rahat uyusun.
​Çınar, Didem’i tekrar kollarının arasına alıp merdivenlerden yukarı çıkardı ve odasına yatırdı. Üzerini örtüp kenarına bir sandalye çekti. Bir süre onun sakinleşen nefesini izledikten sonra hafifçe ellerine dokundu.
​Çınar abim: (Fısıldayarak) Biz daha yeni kavuştuk uykucu, böyle korkutma bizi...
​Aradan geçen bir iki saatin sonunda Didem göz kapaklarını yavaşça araladı. Odadaki loş ışığı ve baş ucunda endişeyle onu bekleyen Çınar’ı görünce hafifçe yutkundu.
​Didem: (Zayıf ve kısık bir sesle) Ben... ne oldu bana?
​Çınar abim: (Yüzünde rahatlamış ama sitemkar bir gülümsemeyle) Ne olacak, iddiayı kazanmak için resmen canını verecektin az kalsın! Koşarken bir anda yere yığıldın, ödümüzü kopardın.
​Didem: (Hafifçe gülümsemeye çalışarak) Kazandım mı peki yarışı...
​Çınar abim: (Başını sallayıp gülerek) Kazandın, tamam, iddiayı sen kazandın. Şimdi sus ve dinlen, yoksa o doktoru tekrar çağırırım.
Bölüm biraz geç geldi canlarım kusura bakmayın lütfen😫🙏🙏💓

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 1beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.