...

Vaveyla Yazarı: İkra Nur Nergizoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: ...

Yazardan
Didem mutfağa doğru yürürken adımları bir an yavaşladı. Zihninde az önce yaşananlar ve son birkaç günde altüst olan hayatı dönüp duruyordu. Yıllarca tek başına verdikleri mücadeleden sonra, bir anda karşılarına çıkan bu köklü aile, ardı arkası kesilmeyen abiler, malikane ve hiç alışık olmadıkları bu yeni düzen... Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki, hâlâ kimin kim olduğunu tam olarak kavrayabilmiş bile değillerdi.
Kahve makinesinin çalışmasını beklerken kendi kendine mırıldandı: "Daha birbirimizin adını yeni öğrenmişiz, kurduğu iddaaya bak..."
Kahveleri tazeleyip verandaya döndüğünde Çınar, sırtını koltuğa yaslamış, düşünceli bir şekilde bahçeyi izliyordu. Didem’in geldiğini fark edince bakışları yumuşadı. Didem kupayı masaya bırakıp karşısına oturdu.
Didem: Al bakalım kahveni... Ama dürüst ol, sen de benim kadar tuhaf hissetmiyor musun?
Çınar: (Kahvesinden bir yudum alıp derin bir nefes verir) Neyi tam olarak?
Didem: Bütün bunları... Daha birkaç gün öncesine kadar birbirimizin varlığından bile haberimiz yoktu. Şimdi ise aynı çatı altındayız. Bana "abi" deme diyorsun ama ben zaten sizin gerçekten kardeşiniz olduğuma, buraya ait olduğuma bile tam alışamadım.
Çınar’ın yüzündeki o muzip ifade bir an için yerini ciddiyete bıraktı. Kahve kupasını masaya koyup öne doğru eğildi. Yıllardır aradıkları, varlığından sonradan haberdar oldukları bu kardeşlerine bakarken içindeki koruma içgüdüsü her şeyden ağır basıyordu.
Çınar: Haklısın... Sizin için her şey çok daha zor, farkındayım. Bir günde hayatınıza pat diye giren altı tane adam var karşınızda. Ama inan bana Didem, biz de bu duruma yeni alışıyoruz. Yıllarca eksik olan bir parçamız varmış da sonunda tamamlanmışız gibi... Sana "abi" deme dememin sebebi de tam olarak bu.
Didem: (Şaşkınlıkla bakarak) Nasıl yani?
Çınar: Aramıza bir mesafe, resmi bir Unvan koymanı istemiyorum. Önce bir birbirimizi tanıyalım, arkadaş olalım, güvenelim... O kelime ağzından zoraki değil, gerçekten hissettiğin zaman içinden gelerek çıksın istiyorum. Zamana bırakalım yani.
Didem, Çınar’ın bu kadar ince düşüneceğini tahmin etmemişti. Yüzünde ilk defa gerginlikten uzak, samimi bir tebessüm belirdi.
Didem: Bak sen... Demek iddaa falan işin bahanesiydi?
Çınar: (Tekrar eski muzip haline dönerek sırıtır) Yani... Sonuçta kahvemi de ayağıma getirtmiş oldum, kârlı çıkan yine ben oldum.
Didem: Gerçekten hiç çekilmiyorsun!
O sırada bahçe tarafından gelen bağrışmalar yeniden yükseldi. Derin ve Ertuğrul, yürüyüşü çoktan bırakmış, bahçedeki çimlerin üzerinde birbirlerine laf yetiştirerek verandaya doğru geliyorlardı. Arkalarından da uykulu gözlerle Oğuz ve Tunahan görünmüştü.
Derin: Didem! Kurtar beni bunlardan! Ertuğrul hâlâ dünün acısını çıkarmaya çalışıyor!
Ertuğrul: Ya kızım ben sana ne yaptım? Sadece "sabah yürüyüşünde kaplumbağa gibi yürünmez" dedim!
Oğuz: (Esneyerek) Sabahın sekizinde bu enerji nereden geliyor size? Ben daha adımımı yeni öğrendim, siz kavga ediyorsunuz...
Tunahan: Bırak atışsınlar Oğuz, alışma evresi bunlar. Birbirlerine alışacaklar.
Günün ilk ışıkları malikanenin bahçesini aydınlatırken, birbirini yeni yeni tanımaya çalışan bu karmaşık ama kocaman aile için yeni ve hareketli bir gün başlıyordu.Yazardan
Geniş kahvaltı masası, malikanenin büyük yemek salonunda baştan başa donatılmıştı. Çeşit çeşit peynirler, sıcak hamur işleri ve taze sıkılmış meyve suları masayı doldursa da ortamdaki asıl hava, herkesin birbirini tartmaya çalıştığı o hafif çekingen ama meraklı atmosferdi.
Didem ve Derin yan yana oturmuş, masadaki bu kalabalık aile tablosuna ayak uydurmaya çalışıyordu. Karşılarında Oğuz, Tunahan, Kaya ve Ertuğrul yer alırken, masanın başında babaları, diğer başında ise Çınar oturuyordu.
Baba: (Çayından bir yudum alıp masayı süzer) Evet kızlar... Yıllar sonra bu masada hepinizi bir arada görmek benim için ne kadar anlamlı anlatamam. Ancak biliyorum, sizin için de kolay değil. Bir anda tanımadığınız adamlar "biz senin abiniziz" diye karşınıza çıktı.
Derin: (Sessizliği bozarak hafifçe yutkunur) Yani... Yalan söylemeyeyim efendim, biraz garip. Hani insan bir günde altı tane abi kazanacağını tahmin edemiyor.
Tunahan: "Efendim" deme kızım bize öyle, yabancı gibi. Zamanla alışacaksınız. Biz de size alışacağız. Yıllardır sizsiz eksik bir yanımız vardı, şimdi o boşluk doluyor.
Oğuz: Aynen öyle. Hem bak, Ertuğrul ilk günden başladı bile sataşmaya. Sizi aileden saymasa hiç laf atıp uğraşmazdı, emin olun.
Ertuğrul: Ben tamamen misafirperverlikten yapıyorum abi! Ortam yumuşasın diye şey ettim...
Kaya: (Ertuğrul’a ters bir bakış atarak) Sen yine de çeneni biraz tut Ertuğrul. Kızları ürkütme.
Didem, masadaki bu korumacı ve samimi atışmaları izlerken yan tarafında oturan Çınar’a göz kaydırdı. Çınar ona bakıp hafifçe göz kırptı. Sabah verandada yaptıkları o konuşma, Didem’in içindeki "buraya ait değilim" hissini biraz olsun hafifletmişti.
Didem: Biz sadece... Gerçekten öz ailemizin kim olduğunu, nerede yaşadığını bile bilmeden büyüdük. Şimdi burada, böyle bir imkânın ve kalabalığın ortasında olmak rüya gibi geliyor. Hani uyanmaktan korkar ya insan, öyle bir şey.
Baba: (Bakışları yumuşayarak) Bu bir rüya değil kızım. Burası sizin eviniz, bu adamlar da sizin öz ve öz abileriniz. Geçmişte yaşanan hataları, kayıp yılları geri getiremem belki... Ama bundan sonraki her gününüzde arkanızda dağ gibi duracağımıza söz veriyorum.
Masadaki duygusal havayı dağıtmak her zamanki gibi Çınar’a düştü. Masaya doğru eğilip Didem’in tabağına taze bir börek koydu.
Çınar: Evet, duygusal konuşmalar bittiyse gerçeklere dönelim. Didem hanım, iddaa kuralları gereği masadaki çay tazelemeleri bu hafta sende biliyorsun değil mi?
Derin: (Gözleri açılarak Didem’e bakar) Ne iddaası? Didem sen ne ara bunlarla iddaaya girdin?
Didem: (Gülerek Çınar’a bakar) Hiç sorma Derin... Ama olsun, ailemizin çayını tazelemek borcumuz olsun bakalım. "Çınar" bey öyle uygun gördü.
Didem’in Çınar’a "abi" demeden sadece adıyla seslenmesi, masadaki diğer abilerin gözünden kaçmamıştı ama Çınar’ın yüzündeki o memnun tebessüm, aralarındaki yeni bağın ilk sağlam adımıydı. Yabancılık hissi, yerini yavaş yavaş sıcak bir ev ortamına bırakıyorduYazardan
Kahvaltı bittikten sonra masadaki o samimi ama bir o kadar da yeni havanın etkisi devam ediyordu. Baba salondaki çalışma odasına geçerken, abiler de kızların bu yeni hayata ve malikaneye uyum sağlaması için bir plan yapma telaşına düştüler.
Oğuz: Ee, bugün ne yapıyoruz? Kızlara şehri ve bizim tarafları mı gezdirsek, yoksa malikaneyi ve şirketi mi tanıtsak?
Kaya: Bence hemen şirkete boğmayalım. Kızlar daha yeni geldiler, üzerlerindeki yorgunluğu atmadılar. Bir Alışverişe falan mı çıksak? Kendi odaları için eksikleri vardır kesin.
Derin: (Gözleri parlayarak) Alışveriş mi? Valla hayır demem! Zaten aceleyle geldik, kıyafetlerimin yarısı eski evde kaldı.
Ertuğrul: (Bıyık altından sırıtarak) Tüh, ben de senin o garip kıyafetlerinle gezmene bayılıyordum Derin. Demek tarzını değiştireceksin...
Derin: (Ters bir bakış atarak) Ertuğrul, kaşınma istersen! Ben tarzımdan gayet memnunum, sadece yeni şeyler alacağım!
Tunahan: Tamam atışmayın hemen. Çınar, sen ne diyorsun? Arabayla sen mi götürürsün kızları, yoksa hep beraber mi çıkıyoruz?
Çınar oturduğu yerden kalkıp elindeki kahve fincanını mutfağa doğru götürmeden önce Didem’e baktı. Yüzündeki o muzip gülümseme geri gelmişti.
Çınar: Ben götürürüm. Hem Didem ile yarım kalan iddaa konularımız var, yolda ve alışverişte biraz daha "hizmet" kalitesini test etmiş olurum.
Didem: (Gözlerini devirerek ayağa kalkar) Sen gerçekten bu iddaa konusunu sonuna kadar kullanacaksın değil mi Çınar?
Çınar: (Didem’e doğru yaklaşıp sesini hafifçe alçaltarak) Söz konusu sen olunca geri adım atmam Didem hanım. Hazırlanın bakalım, 15 dakika sonra kapıdayım.
Kızlar odalarına çıkıp üzerlerini değiştirmek için yukarı yöneldiler. Didem odasına girdiğinde aynanın karşısına geçip kendine baktı. Kalbinde garip bir kıpırtı, yüzünde ise engel olamadığı bir tebessüm vardı. Birkaç gün öncesine kadar yalnız ve korumasız hissederken, şimdi etrafında onu korumaya çalışan kocaman bir aile ve her fırsatta onunla uğraşan ama bir o kadar da değer veren adamlar vardı.
Derin kapıyı çalmadan içeri daldı.
Derin: Didem! Farkında mısın bilmiyorum ama Çınar seninle konuşurken gözlerinin içi gülüyor.
Didem: (Hafifçe kızararak) Saçmalama Derin, adam sadece iddaa kazandı diye benimle uğraşıyor işte. Hem daha yeni tanıştık, dur bakalım.
Derin: Valla ben bilmem, Ertuğrul ne kadar sinir bozucursa, Çınar da bir o kadar sana odaklanmış durumda. Neyse, çabuk giyin de çıkalım, alışveriş merkezini altüst edeceğim!
Kızlar aşağı indiklerinde Çınar arabanın yanında onları bekliyordu. Derin hemen arka koltuğa kurulurken, Çınar ön kapıyı Didem için açtı.
Çınar: Buyrun Didem hanım.
Didem: (Gülümseyerek arabaya biner) Teşekkürler Çınar. Bakalım bugün iddaanın hangi saçma şartıyla karşılaşacağım...
Çınar: (Sürücü koltuğuna geçip motoru çalıştırırken) Göreceğiz... Gün daha yeni başlıyor.
Araba malikanenin bahçesinden süzülüp şehre doğru ilerlerken, hem kızlar hem de abiler için bu yeni hayatın ilk gerçek adımları atılıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

32okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.