7. bölüm / 11
Soğuk kurşun, sıcak yuvaİddaa şartı
Bölümler 11Şu an: İddaa şartı
- 1 Karakter tanıtımı87 kelime
- 2 Abartma525 kelime
- 3 Biz senin aileniz808 kelime
- 4 Pekala427 kelime
- 5 .572 kelime
- 6 ..620 kelime
- 7 İddaa şartı1.014 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 ...1.256 kelime
- 9 Alışverişş679 kelime
- 10 Alınan kıyafetler4 kelime
- 11 Öyle olsun bakalım1.323 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yazardan
Yol boyunca arabanın içindeki hafif müzik sesine Çınar’ın yüzündeki o muzip tebessüm eşlik ediyordu. Omzunda uykuya dalan Didem’e çaktırmadan bir göz attı, ardından bakışlarını dikiz aynasından Onlara bakan önde oturan Oğuz’a çevirdi. Oğuz da bıyık altından gülümsüyordu. Yolculuk sakin bir şekilde devam ederken kısa süre sonra malikanenin heybetli demir kapılarından içeri girdiler.
Arabayı park ettikten sonra Çınar, omzunda uyumakta olan Didem’i incitmekten korkar gibi yavaşça kımıldadı.
Çınar abim: Didem... Geldik, uyan bakalım uykucu.
Didem gözlerini hafifçe aralayıp nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Çınar’ın omzundan başını kaldırırken yüzü hafifçe kızardı.
Didem: Haa, geldik mi? Kusura bakma ya, yol yorgunluğu işte...
Çınar abim: Önemli değil, omuz servisimiz ücretsizdir hanımefendi. Ama bir dahakine ücret tarifesini gözden geçirebiliriz.
Didem: Çok komiksin gerçekten!
Diğer araba da tam o sırada yanlarına yanaşmıştı. Ertuğrul, Derin, Tunahan ve Kaya arabadan indiler. Derin hâlâ az önceki uykulu halini üzerinden atamamış gibi gözlerini ovuşturuyordu.
Kaya abim: Maşallah, bizim arabadaki Derin biner binmez Ertuğrul’un omzuna devrildi, sizdeki Didem de Çınar’a. Yolda uyuma yarışına girdiniz de bizim mi haberimiz yok?
Derin: Ya Kaya abi başlama yine! Yol uzundu, ne yapalım yani?
Ertuğrul: Valla benim omzum felç oldu ama çaktırmıyorum...
Derin: (Ertuğrul’a dik dik bakarak) Bak yine kaşınıyorsun Ertuğrul! Hani özür dilemiştin sen benden?
Ertuğrul: Özür diledik dediysek omzumu feda ettik demedik herhalde!
Tunahan abim: Tamam gençler, kapıda atışmayı bırakın da içeri geçelim. Babamlar salonda bekliyordur, babamın sabrını zorlamayalım.
Hep birlikte malikanenin geniş kapısından içeri adım attılar. Salonda babaları onları bekliyordu. Ağırbaşlı duruşuyla koltukta oturan babaları, içeri giren kalabalık grubu görünce yüzündeki sert ifadeyi bir kenara bırakıp hafifçe gülümsedi.
Baba: Sonunda gelebildiniz. Yolda ne işler çevirdiniz yine? Çınar, çocukları toplamak bu kadar zor mu oldu?
Çınar abim: Baba hiç sorma, yolda ufak bir "kardeşlik krizi" çözdük diyelim. Ama hallettik, herkes sağ salim karşında.
Didem: (Çınar’a sessizce fısıldayarak) Çınar abi, babanın yanında da pot kırma gözünü seveyim...
Çınar abim: (Fısıldayarak, muzip bir sırıtışla) Benimle iyi geçinirsen düşünürüz Didem hanım.
Babalarının yanına geçip oturduklarında akşamın geri kalanı tatlı bir sohbet ve tatlı bir yorgunlukla devam ettiYazardan
Babanın salondaki ağırlığı ve sohbetin sıcaklığıyla geçen birkaç saatin ardından, herkes günün tüm yorgunluğunu hissetmeye başlamıştı. Babanın "Artık Herkes odasına çekilsin, yarın uzun bir gün olacak" talimatıyla birlikte salondaki kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başladı.
Didem ve Derin yukarıdaki odalarına doğru yönelirken, Çınar merdivenlerin başında Didem’e doğru yaklaştı.
Çınar abim: Didem, bir saniye bakar mısın?
Didem: (Arkasını dönüp merakla bakar) Efendim Çınar abi? Bir şey mi oldu?
Çınar abim: Yok bir şey olmadı da... Şu iddaa konusunu unuttum sanma. Yarın seninle baş başa bir kahve içeceğiz ve iddaanın şartlarını konuşacağız, haberin olsun.
Didem: (Hafifçe gözlerini devirerek gülüser) Sen de hiçbir şeyi unutmuyorsun gerçekten! Tamam bakarız, yatıyorum ben iyi geceler.
Çınar abim: İyi geceler uykucu, dikkat et de merdivenlerde uyuyakalma yine.
Didem odasına geçip yatağına uzandığında yüzündeki gülümsemeyi engelleyemiyordu. Tam gözlerini kapatacakken kapı çalınmadan pat diye açıldı ve içeri Derin daldı. Kendini doğrudan Didem’in yatağına attı.
Derin: Didem! Uyudun mu? Çabuk anlat, arabada ne oldu? Çınar abimin omzunda uyumak nasıldı bakalım?
Didem: (Yatakta doğrulup yastığı Derin’e fırlatır) Derin saçmalama! Uyuyakalmışım işte, ne olabilir? Hem sen sanki çok farklıydın, Ertuğrul’un omzuna devrilen kimdi acaba?
Derin: (Yüzü bir anda kızarır) Ya o tamamen kazaydı! Yol çok uzundu, adamın omzu da tam kafamın hizasındaydı... Hem o bana hâlâ "habeş maymunu" dediği için ona bilendim, uyandığımda utancımdan ne yapacağımı bilemedim!
Didem: Hahahaha, ilahi Derin! Ama kabul et, Ertuğrul abimlerin yanında senden bayağı tırstı, hemen özür diledi.
Derin: Dilesin tabii! Neyse, yarın sabah erkenden kalkıp bahçede yürüyüş yapalım mı? Malikanenin bahçesini çok merak ettim.
Didem: Olur, söz. Ama şimdi git kendi odanda uyu, gerçekten gözlerim kapanıyor.
Derin odadan çıktıktan sonra Didem derin bir nefes aldı ve gözlerini kapattı.
Ertesi sabah erken saatlerde Didem, bahçeden gelen kuş sesleriyle uyandı. Üzerine rahat bir şeyler giyip sessizce aşağı indi. Verandaya çıktığında ise beklemediği biriyle karşılaştı: Çınar elinde iki kupa kahveyle onu bekliyordu.
Çınar abim: Erken kalkacağını tahmin etmiştim. Kahven hazır.
Didem: (Şaşkınlıkla gülümser) Sen ciddi ciddi beni mi bekledin?
Çınar abim: Söz konusu iddaa olunca ertelemeyi sevmem... Ee, anlat bakalım Didem hanım, iddaa borcunu nasıl ödemeyi düşünüyorsun?Didem: Sadece bir oyun oynadık Çınar abi, hemen bunu bir fırsata çevirmene gerek yoktu yani!
Çınar abim: Oyunu kaybettin ama Didem hanım. Kural kuraldır, sözünün arkasında durmayacak mısın yoksa?
Didem: (Gözlerini süzerek kahveden bir yudum alır) İyi tamam, neymiş bu iddaanın karşılığı? Söyle bakalım, gözüm korksun.
Çınar abim: (Kahvesini masaya bırakıp arkasına yaslanır, yüzünde o muzip gülüş belirir) Bu hafta boyunca ne dersem yapacaksın. Tabii ki sınırlar dahilinde... Mesela sabah kahvemi sen getireceksin, arabayı sürerken radyo kanalına karışmayacaksın ve en önemlisi... Bana bir daha asla "abi" demeyeceksin.
Didem: (Duyduklarıyla neredeyse kahvesini püskürtecekti) Ne?! İkinciyi anladım da o son şart ne öyle? Saçmalama Çınar, ağız alışkanlığı işte!
Çınar abim: (Hafifçe öne doğru eğilip Didem'in gözlerinin içine bakar) Ağız alışkanlığı falan dinlemem. Dün telefonda da ağzından kaçırdın, sonra kıvırmak için şekilden şekile girdin. Benim adım Çınar. Sadece Çınar.
Didem ne diyeceğini bilemeyip tam laf yetiştirmeye hazırlanırken, bahçe kapısından gelen gürültüyle ikisinin de dikkati o tarafa kaydı. Derin üzerindeki eşofmanlarıyla bahçeye çıkmış, hemen arkasından gelen Ertuğrul ile atışmaya başlamıştı bile.
Derin: Ya Ertuğrul, sabahın köründe peşimden gelmek zorunda mısın? Yürüyüş yapacağım diyorum, gölgem gibi yapıştın arkama!
Ertuğrul: Ne peşinden geleceğim kızım ya! Ben de spora çıktım. Koskoca bahçe, sadece sana ait değil herhalde?
Derin: Aynen aynen, kesin tesadüftür! Dün omzuma uyudun diye unuttum sanma, hâlâ sana gıcığım!
Ertuğrul: Uyumadım, senin kafan benim omzuma düştü diyorum! Hem suçlu hem güçlü...
Didem: (Derin ile Ertuğrul’un halini görünce kıkırdar ve Çınar’a döner) Bakıyorum da sizdeki bu tatlı atışma genetik galiba.
Çınar abim: (Gülümseyerek ikiliyi izler) Onlar kedi köpek gibidir, alışırsın. Ama konuyu dağıtmaya çalışma Didem... Anlaşmayı kabul ediyor musun, etmiyor musun?
Didem derin bir nefes verdi. Çınar’ın gözlerindeki kararlı ama bir o kadar da sıcak bakışlar karşısında geri adım atamayacağını anlamıştı.
Didem: Tamam... Kabul. Ama sadece bir haftalığına! Ve eğer sınırları aşarsan anlaşma biter, haberin olsun.
Çınar abim: Anlaştık. O zaman ilk görevinden başlayalım... Kahvem biraz soğumuş, içeri gidip bana taze bir kahve getirir misin Didem?
Didem: (Ayağa kalkarken gözlerini devirir) Sen gerçekten kaşınıyorsun Çınar... Bak, "abi" demedim, nasıl, alıştın mı hemen?
Çınar abim: (Arkasından bakıp keyifle güler) Muazzam bir başlangıç. Bekliyorum kahvemi!
Bölüm etkileşimi
