4. bölüm / 4
Siyanürlü TiramisuGeçmişin Mezarı
Bölümler 4Şu an: Geçmişin Mezarı
- 1 Siyah Kadife ve Barut Kokusu1.263 kelime
- 2 Barut ve Piccola1.016 kelime
- 3 Premium Paket Ölüm915 kelime
- 4 Geçmişin Mezarı984 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Adam karanlığın içinden çıktığında önce nefes almayı unuttum. Sonra da kalbim atmayı. Salon yalnızca şimşeklerin çaktığı anlarda aydınlanıyordu. Her ışık patlamasında adamın yüzü birkaç saniyeliğine ortaya çıkıyor, sonra tekrar karanlığın içine gömülüyordu. Siyah giyinmişti. Uzun boyluydu. Yağmur kokusu üstüne sinmişti. Ama mesele görüntüsü değildi.
Mesele… Onu tanımamdı. Bu imkânsızdı. Çünkü o adamın burada olmaması gerekiyordu. Çok uzun zaman önce kaybolmuş olması gerekiyordu. Bir adım geri attım. Dante bunu anında fark etti. Kolunu hafifçe önümde konumlandırdı. Refleks gibi. Koruma içgüdüsü. Ve işin korkunç kısmı? Buna alışmaya başlamış olmamdı.
Adam merdivenlerin başında durup bana baktı. Gülümsüyordu ama o gülümsemede sıcaklık yoktu. İnsan bazen birinin bakışından geçmişinin mezarını görür ya… Ben o an kendi felaketimi gördüm.
“Sonunda seni buldum, Vera.”
İtalyancası kusursuzdu. Aksanı eski bir yara gibi keskin geliyordu kulağa. Dante’nin sesi buz gibiydi.
“Kimsin sen?”
Adam gözlerini benden ayırmadan cevap verdi.
“Yanlış soru.”
Bir adım daha attı. Dante’nin yanındaki korumalar silahlarını kaldırdı. Salon tekrar gerildi. Yağmur çatıyı yumrukluyordu. Şimşek çaktı. Ve adamın yüzünü biraz daha net gördüm. Hayır. Hayır olamazdı. Çünkü annemin eski fotoğraflarında onu görmüştüm.
Çocukken. Bir keresinde annemin odasında saklı duran eski kutuları karıştırırken… O adamın annemin yanında çekilmiş bir fotoğrafını bulmuştum. Ve annem o fotoğrafı elimden alırken ilk ve son kez korkmuş görünmüştü. Boğazım düğümlendi. Dante bunu fark etti. Bana baktı.
“Onu tanıyor musun?”
Cevap veremedim. Çünkü beynim birbirine girmişti. Adam hafifçe başını eğdi.
“Ne kadar büyümüşsün.”
Tüylerim diken diken oldu. Hayır. Bu normal değildi. Bu adam beni tanıyordu. Ama ben onu sadece anılardan hatırlıyordum. Dante’nin sesi daha da sertleşti.
“Adını söyle.”
Adam sonunda bakışlarını Dante’ye çevirdi. Ve o an… salondaki hava değişti. Çünkü ilk kez adamın yüzünde gerçek bir ifade oluştu. Nefret. Derin. Karanlık. Eski bir nefret.
“De Luca…” dedi alçak sesle. “Senin kadar genç birinin bu koltukta oturması hâlâ komik geliyor.”
Dante’nin çenesi kasıldı. Yanındaki adamlardan biri İtalyanca fısıldadı:
“Bu mümkün değil…”
Ben içimden:
Aynı şeyi düşünüyoruz kardeşim. Çünkü herkes sanki hayalet görmüş gibiydi. Adam tekrar bana döndü. Ve ben onun gözlerini görünce mideme yumruk yemiş gibi oldum. Çünkü gözleri… Benimkine benziyordu. Lanet olsun. Hayır. Hayır hayır hayır. Bu ne demekti şimdi?! Dante bunu da fark etmişti. Bakışları bir an bana kaydı. Sonra adama. Sonra tekrar bana. Sessizlik birkaç saniye sürdü. Ama o birkaç saniye… bir ömür gibi geldi. Sonunda Dante konuştu.
“Buraya neden geldin?”
Adam hafifçe güldü.
“Onu almaya.”
Salon buz kesti. Ben istemsizce Dante’ye daha yakın durdum. Bunu bilinçsiz yaptığımı fark ettiğim an kendime sinirlendim. Muhteşem. Şu an psikolojik olarak mafya liderini güvenli alan bellemiş durumdayım. Terapi şart. Dante’nin sesi ölüm gibiydi.
“Bu kız benim.”
Pardon? Kafamı hızla ona çevirdim. Ben NEYİM? Adamın dudakları hafif kıvrıldı.
“Henüz değil.”
O cümlede öyle bir anlam vardı ki odamın sıcaklığı birkaç derece düştü sanki. Dante’nin eli belime geldi. Sertti. Sahiplenici şekilde. Ve işin korkunç kısmı… bu hareketin içimde yarattığı hissi yok sayamıyor oluşumdu. Adam bunu gördü. Gözleri karardı.
“Baban da annenin yanında böyle duruyordu.”
Salon sessizleşti. Kalbim duracak gibi oldu. Annem yine annem. Herkes annemi biliyor gibiydi ama kimse bana hiçbir şey anlatmıyordu.
“Annemi nereden tanıyorsun?” dedim sonunda. Sesim düşündüğümden daha kırılgan çıktı. Adamın bakışları yumuşadı. İlk kez.
“Çünkü annen…” dedi yavaşça, “ölmemesi gereken tek kişiydi.”
Göğsüm sıkıştı. Bir anda çocukluğum gözümün önünden geçti. Annemin saçlarını kuruturken söylediği İtalyanca şarkılar. Bana gizlice öğrettiği kelimeler.
“Bir gün lazım olur küçük yıldız,” deyişi.
Tanrım. İtalyanca öğretmesinin sebebi bu muydu? Şimşek yeniden çaktı. Dante bana baktı. Uzun uzun. Ve ilk kez gözlerinde bir şey gördüm. Şüphe. Benim hakkımda düşünmeye başlamıştı. Tehlikeli kısmı da buydu zaten.
Dante De Luca her şeyi fark eden bir adamdı. Eğer biraz daha dikkat ederse… İtalyanca bildiğimi anlayabilirdi. Ve o gün geldiğinde işler gerçekten karışacaktı. Adam birkaç adım daha attı. Korumalar hemen silahlarını kaldırdı. Ama o durmadı.
“Onu size bırakamam.”
Dante’nin sesi alçaldı.
“Geç kaldın.”
“Hayır,” dedi adam. “Asıl sen çok erken geldin.”
Tam bir mafya bilmecesi. Biriniz düzgün konuşabilir misiniz artık? Sinirle nefes verdim.
“Biri bana ne olduğunu açıklayabilir mi?!”
İkisi de sustu. Harika. Tabii ki sustular. Benim hayatım hakkında herkes bir şey biliyor ama ben hâlâ figüran gibiyim. Dante bana kısa bir bakış attı.
“Şu an değil.”
“ŞU AN DEĞİL Mİ?”
“Bağırmayı bırak.”
“Evime mafya baskını yapıldı Dante!”
Bir an sessizlik oldu. Sonra çok hafif… Çok ama çok hafif şekilde ağzının kenarı kıvrıldı. Şaka mı bu adam? Gerçekten şu an bana mı eğleniyor? İçimden homurdandım. Psikopat. Tam o sırada dışarıdan yeniden silah sesleri geldi. Bu kez daha yakındı. Camlardan biri patladı. Üvey annem yeniden çığlık attı. Adam anında bana baktı.
“Buradan çıkmalısın.”
Dante aynı anda konuştu.
“Hiçbir yere gitmiyor.”
İkisinin arasında öyle bir gerilim vardı ki salonun ortasına kibrit atsan savaş çıkardı. Ve işin korkunç kısmı?
Bu gerilimin ortasında olan kişi bendim. Muhteşem. Bir taraf gizemli geçmişten gelen travmatik adam. Diğer taraf seksi mafya lideri. Ben ne yaşadım da buraya geldim? Adam bana bakmayı bırakmıyordu. Sonunda yavaşça konuştu.
“Annen sana hiç benden bahsetmedi mi?”
Başımı yavaşça salladım. Adam gözlerini kapadı. Sanki gerçekten canı yanmış gibi. Ve o an içimde çok kötü bir his oluştu. Çünkü insan sezgileri bazen mantıktan önce gerçeği bilir. Benim içimdeki ses bağırıyordu: Bir şey çok yanlış. Çok. Dante sertçe konuştu.
“Bu konuşma bitti.”
Adam gözlerini tekrar açtı. Ve ilk kez doğrudan Dante’ye baktı.
“Sen hiçbir şey bilmiyorsun De Luca.”
“Yeterince biliyorum.”
“Hayır.” Adamın sesi karardı. “Sen sadece sana anlatılanları biliyorsun.”
Dante’nin bakışları sertleşti. Ve ben ilk kez kontrolünü kaybetmeye yaklaştığını gördüm. Çünkü Dante’nin en büyük problemi şuydu: Kontrol bağımlısıydı. Ve şu an odadaki hiçbir şeyi kontrol edemiyordu. Ben dahil.
Bir anda telefon sesi duyuldu. Korumalardan biri cevapladı. İtalyanca konuşmaya başladı. Ve yüzü değişti. Kötü şekilde. Çok kötü şekilde. Dante telefonu aldı. Karşı tarafı birkaç saniye dinledi. Sonra yüzündeki bütün ifade silindi. İnsan yüzünden bütün duygular çekilince geriye ne kalıyorsa… öyle görünüyordu. Boğazım kurudu.
“Ne oldu?” dedim. Dante bana baktı. O bakış… Tanrım. Hayatımda ilk kez gerçekten korktum. Çünkü o bakışta şunu gördüm: Felaket. Dante yavaşça konuştu.
“Malikaneye gidemiyoruz.”
Salon sessizleşti. Adam hafifçe gülümsedi. Ve Dante devam etti:
“Çünkü biri… Sicilya’daki De Luca malikânesini ateşe vermiş.”
Bölüm etkileşimi
