8. bölüm · Siyah İnci

7.BÖLÜM

Sudis 11

Aradan birkaç hafta geçmişti.
Yaz iyice kendini göstermiş, günler uzamıştı. Efsun'un hayatı dışarıdan bakınca aynı görünüyordu. Sabahları uyanıyor, arkadaşlarıyla görüşüyor, ailesiyle vakit geçiriyordu.
Ama bazı şeyler değişmişti.
Özellikle Ege.
Eskisi gibi sürekli tartışmıyorlardı. Hâlâ birbirlerine laf atıyorlar, birbirlerini sinirlendiriyorlardı ama artık bunun altında farklı bir şey vardı.
O gün Efsun odasında ders çalışmaya çalışıyordu.
Çalışmaya çalışıyordu çünkü dikkati sürekli dağılıyordu.
Telefonu masanın üzerinde titredi.
Mesaj gelmişti.
Ekrana baktığında kaşları hafifçe kalktı.
Ege.
"Yarın boş musun?"
Efsun birkaç saniye ekrana baktı.
Normalde hemen cevap vermezdi.
Bu sefer de vermedi.
Yaklaşık üç dakika sonra yazdı.
"Neden?"
Cevap anında geldi.
"Merak etme, kaçırmayacağım seni."
Efsun istemsizce gülümsedi.
Tam o sırada kapı açıldı.
Annesi Zeynep içeri baktı.
"Niye gülümsüyorsun?"
Efsun bir anda telefonu ters çevirdi.
"Hiç."
Zeynep şüpheli gözlerle baktı.
"Hiç gibi durmuyor."
"Anne!"
Zeynep gülerek kapıyı kapattı.
Efsun tekrar telefona baktı.
Ege yeni bir mesaj daha göndermişti.
"Bu arada üç dakika bekleyip yazman çok komik."
Efsun'un gözleri büyüdü.
"Saydın mı?"
"Evet."
"İşsiz misin?"
"Biraz."
Efsun başını sallayarak güldü.
Ve o an fark etti.
Eskiden Ege'den gelen mesajlar onu sinirlendirirdi.
Şimdi ise gününün en güzel kısmı oluyordu.
Bunu kabul etmek istemese de gerçek buydu.
Telefonu elinde tutarken pencerenin dışına baktı.
İçinde garip bir his vardı.
Sanki çok yakında bir şey değişecekti.
Ve Efsun bunun ne olduğunu henüz bilmiyordu.
Efsun telefonu elinde tutarken bir süre daha pencerenin önünde kaldı.
Dışarıda sokak lambalarının sarı ışıkları yanıyordu. Her şey sakindi.
Telefonuna tekrar baktı.
Ege'den yeni bir mesaj gelmişti.
"Uyudun mu?"
Efsun hemen cevap vermedi.
Birkaç dakika sonra yazdı.
"Hayır."
"Belli."
"Nereden belli?"
"Çünkü cevap verdin."
Efsun gözlerini devirdi.
"Ne kadar zekisin."
"Biliyorum."
Efsun istemsizce gülümsedi.
Mesajlaşmaya devam ettiler.
Önce saçma şeylerden konuştular. Sonra arkadaşlarından. Sonra gün içinde yaşanan komik olaylardan.
Saat ilerledikçe sohbet de uzadı.
Bir ara Efsun saate baktı.
00.47
Kaşları havaya kalktı.
Normalde bu saatte çoktan uyumuş olurdu.
Ama konuşmayı bitirmek istemiyordu.
Telefon tekrar titredi.
"Bir şey soracağım."
"Sor."
"Bugün en sevdiğin an neydi?"
Efsun bir süre düşündü.
Lunaparktaki kahkahalar geldi aklına.
Sahilde yürüyüşleri geldi.
Arkadaşlarıyla geçirdikleri zaman geldi.
Ama nedense aklına ilk gelen şey Ege'nin ona baktığı o andı.
Bunu yazacak değildi tabii.
"Bilmem."
"Yalan."
"Tamam, lunaparktı."
"Güzel seçmişsin."
Efsun ekrana baktı.
"Senin?"
Bu sefer cevap biraz geç geldi.
Sonunda mesaj düştü.
"Söylemeyeyim."
"Neden?"
"Çünkü dalga geçersin."
"Geçmem."
"İnanmadım."
Efsun dudaklarını büzdü.
"Tamam geçerim."
Ege'nin gülme emojisi geldi.
Efsun başını yastığa yasladı.
Bir süre daha mesajlaştılar.
Sonra konuşma yavaşladı.
İkisi de yorulmaya başlamıştı.
Saat geceyi geçmişti.
Son gelen mesaj Ege'dendi.
"İyi geceler Efsun."
Efsun birkaç saniye ekrana baktı.
Sonra kısa bir cevap yazdı.
"İyi geceler Ege."
Telefonu komodinin üzerine bıraktı.
Odası sessizdi.
Ama nedense yüzünde küçük bir gülümseme vardı.
Ve o gece uykuya dalarken, aklında lunapark, sahil ya da oyun yoktu.
Sadece gün boyunca onunla konuşan bir çocuk vardı. Ve Efsun bunu düşündüğünü kendine bile itiraf etmiyordu.
Sabah olduğunda Efsun telefonunun titreşim sesiyle uyandı.
Gözlerini yarı açık şekilde telefonu eline aldı.
Bir mesaj vardı.
Ege.
Saat daha 09.12'ydi.
"Uyandın mı?"
Efsun mesajı görünce kaşlarını çattı.
"Daha yeni."
Mesaj anında görüldü.
"Günaydın o zaman."
"Günaydın."
"Bu kadar mı?"
"Ne bekliyordun?"
"Daha samimi bir karşılama."
"Hayal kurmaya devam et."
Ege'nin kahkaha emojisi geldi.
Efsun telefonu bırakıp yataktan kalktı.
Ama nedense yüzündeki hafif gülümseme gitmiyordu.
Öğleden sonra Duru, Baran ve diğerleriyle buluşmak için dışarı çıktı.
Parkta herkes toplanmıştı.
Duru onu görür görmez yanına geldi.
"Bir şey soracağım."
Efsun şüpheyle baktı.
"Sor."
"Ege'yle ne oluyor?"
Efsun neredeyse boğulacaktı.
"Ne?"
"Ne ne?"
"Hiçbir şey olmuyor."
Duru kollarını bağladı.
"Tamam."
"O bakış ne demek şimdi?"
"Hiç."
"Duru."
"Tamam sustum."
Ama yüzündeki sırıtış gitmemişti.
Efsun derin bir nefes verdi.
Arkadaş grubuyla vakit geçirmeye başladılar.
Saatler geçti.
Şakalaştılar, oyun oynadılar, birbirleriyle uğraştılar.
Bir ara Efsun biraz kalabalıktan uzaklaşıp ağacın altındaki banka oturdu.
Hava hafif esiyordu.
Tam o sırada biri yanına oturdu.
Tahmin etmesine gerek yoktu.
Ege.
"Kaçtın mı?"
"Evet."
"Ben de."
Efsun hafifçe güldü.
Bir süre sessizce etrafı izlediler.
Sonra Ege konuştu.
"İlk tanıştığımız günü hatırlıyor musun?"
Efsun başını çevirdi.
"Maalesef."
"Maalesef mi?"
"Çok sinir bozucuydun."
Ege güldü.
"Sen de pek sevimli değildin."
"Ben hâlâ değilim."
"Bence öylesin."
Efsun bir an duraksadı.
Ege bunu sanki fark etmemiş gibi karşıya bakmaya devam etti.
Ama Efsun'un kalbi sebepsiz yere hızlanmıştı.
Tam o sırada uzaktan Duru'nun sesi geldi.
"ORADASINIZ DEMEK!"
İkisi de irkilerek döndü.
Duru, Baran ve diğerleri onlara doğru koşuyordu.
Efsun gözlerini kapattı.
"Başlıyorlar."
Ege güldü.
"Kesinlikle."
Ve birkaç saniye sonra tüm grup yine etraflarını sarmıştı. Ama bu kez herkesin dikkatini çeken bir şey vardı:
Efsun ve Ege'nin artık eskisi kadar birbirlerinden kaçmıyor oluşu..
Duru kollarını bağlayıp ikisine sırayla baktı.
"Hmm."
Efsun hemen gözlerini devirdi.
"Yine neyi analiz ediyorsun?"
"Hiç."
"Yalan."
Baran güldü.
"Bu 'hiç'leri hiç güven vermiyor."
Duru omuz silkti.
"Ben sadece gözlem yapıyorum."
Ege kaş kaldırdı.
"Neyi?"
"Sizi."
Efsun elindeki su şişesini Duru'ya doğru kaldırdı.
"Bir saniye daha devam edersen bunu fırlatacağım."
Herkes gülmeye başladı.
Akşamüstüne doğru grup yavaş yavaş dağılmaya başladı.
Bazıları evine döndü, bazıları başka planlar yaptı.
Sonunda parkta sadece Efsun ve Ege kaldı.
Bir süre yürüdüler.
Hava serinlemeye başlamıştı.
"Bugün eğlenceliydi," dedi Ege.
Efsun başını salladı.
"Evet."
Sonra kısa bir sessizlik oldu.
Bu sessizlikte ikisi de sanki söylemek istedikleri bir şeyi düşünüyor gibiydi.
Ege bir ara durdu.
"Efsun."
"Hm?"
"Bir şey fark ettim."
Efsun ona baktı.
"Ne?"
"Artık bana eskisi kadar kızmıyorsun."
Efsun hafifçe güldü.
"Belki sen eskisi kadar sinir bozmuyorsundur."
"Yok, hâlâ sinir bozucuyum."
"Orası doğru."
Ege kahkaha attı.
Efsun da gülmeye başladı.
Bir anlığına göz göze geldiler.
Bu sefer ikisi de hemen bakışlarını kaçırmadı.
Sanki zaman birkaç saniyeliğine yavaşlamıştı.
Tam o sırada Efsun'un telefonu çaldı.
Annesi arıyordu.
"Benim gitmem lazım."
Ege başını salladı.
"Tamam."
Efsun telefonu çantasına koyduktan sonra birkaç adım yürüdü.
Sonra durdu.
Arkasını döndü.
Ege hâlâ olduğu yerde duruyordu.
"Neden bekliyorsun?"
Ege omuz silkti.
"Eve vardığını görmek istedim."
Efsun şaşkınca ona baktı.
Kalbi bir an tuhaf şekilde çarptı.
Ama belli etmedi.
"Deli."
"Evet."
Efsun başını sallayarak gülümsedi ve yürümeye devam etti.
Yol boyunca birkaç kez arkasına baktı.
Her seferinde Ege'nin hâlâ orada olduğunu gördü.
Ve nedense bu, onu mutlu etmişti.
O gece yatağına uzandığında gözlerini tavana dikti.
Son haftalarda olanları düşündü.
Ege'yi düşündü.
Onunla konuşmayı, mesajlaşmayı, tartışmayı...
Sonra hafifçe iç çekti.
Çünkü artık inkâr etmesi gittikçe zorlaşıyordu.
Ege, onun için sıradan biri olmaktan çıkmaya başlamıştı.
Efsun tavana bakarken gözlerini kapattı.
Ama ne kadar uyumaya çalışsa da aklı sürekli aynı yere gidiyordu.
Ege.
Bu düşünceye sinirlendi.
Yastığını ters çevirdi.
Sonra diğer tarafa döndü.
Sonra tekrar.
"Yeter artık..." diye mırıldandı.
Sonunda yorgunluktan uyuyakaldı.
Ertesi sabah telefonuna gelen bildirim sesiyle uyandı.
Grup sohbeti durmuş dururken yine hareketlenmişti.
Duru: "Bugün herkes dışarı çıkıyor."
Baran: "Bu bir davet değil, zorunlu katılım."
Ege: "Özellikle Efsun."
Efsun mesajı görünce kaşlarını çattı.
Efsun: "Neden özellikle ben?"
Ege: "Çünkü en çok sen bahane üretiyorsun."
Efsun: "Yalan."
Duru: "Doğru."
Baran: "Doğru."
Ege: "Doğru."
Efsun birkaç saniye ekrana baktı.
Sonra telefonu yatağa fırlattı.
"Hepiniz birleşin zaten."
Öğleden sonra buluştuklarında herkes çoktan gelmişti.
Efsun uzaktan yürürken Duru onu fark etti.
"Bakın kim gelmiş."
"Sus."
"Henüz bir şey demedim."
"Diyeceğini biliyorum."
Duru sırıttı.
Ege de biraz ileride duruyordu.
Efsun geldiğinde başıyla selam verdi.
Ege de aynı şekilde karşılık verdi.
Küçük bir hareketti.
Ama ikisi de bunun eskiden böyle olmadığını biliyordu.
Bir süre sonra grup ikiye ayrıldı.
Baran ve birkaç kişi içecek almaya giderken Duru da yanlarına takıldı.
Bir anda Efsun ve Ege yalnız kaldı.
Efsun etrafına baktı.
"Bilerek yaptılar."
"Kesinlikle."
"Çok belli ediyorlar."
"Kesinlikle."
İkisi de aynı anda gülmeye başladı.
Sonra sessizlik oldu.
Ama bu kez rahatsız edici değildi.
Ege bankın arkasına yaslandı.
"Efsun."
"Hm?"
"Sana bir şey söyleyeceğim ama gülmek yok."
Efsun şüpheyle baktı.
"Tamam."
"İlk tanıştığımız zaman senden hiç hoşlanmıyordum."
Efsun kahkaha attı.
"EGE!"
"Gülme dedim."
"Özür dilerim."
Ege de gülmeye başladı.
"Gerçekten söylüyorum."
"Ben de senden hoşlanmıyordum."
"Fark etmiştim."
"İyi."
Birkaç saniye sustular.
Sonra Ege hafifçe gülümsedi.
"Ama şimdi iyi ki tanımışım diyorum."
Efsun'un gülümsemesi yavaşça durdu.
Kalbi bir anlığına hızlandı.
Ege bunu çok normal bir şey söylüyormuş gibi söylemişti.
Ama Efsun'un içinde bıraktığı etki hiç normal değildi.
Tam o sırada uzaktan Duru'nun sesi duyuldu:
"EFSUUUN!"
İkisi de dönüp baktı.
Duru koşarak geliyordu.
Efsun içinden, "Bir gün beni gerçekten kalp krizinden öldürecek," diye geçirdi.
Ama yüzündeki küçük gülümsemeyi de engelleyemedi. Çünkü son zamanlarda, Ege'nin yanında olduğu anlar fark etmeden gününün en güzel anları olmaya başlamıştı.
Duru yanlarına gelir gelmez nefes nefese kaldı.
"Koşmak... çok kötü bir fikir."
Baran da arkasından yürüyerek geldi.
"Kimse senden koşmanı istemedi."
"Sus."
Efsun gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

Akşamüstü hava yavaş yavaş serinlemeye başlamıştı.
Grup sahile doğru yürümeye karar verdi.
Herkes kendi arasında konuşuyordu.
Bir noktada Duru ve Baran öne geçti.
Diğerleri de farklı gruplara ayrıldı.
Fark etmeden yine Efsun ve Ege yan yana kalmıştı.
Efsun denize baktı.
Güneş yavaş yavaş batıyordu.
Gökyüzü turuncu ve pembe renklere bürünmüştü.
"Manzara güzelmiş," dedi Ege.
"Sen fark ettiysen gerçekten güzeldir."
"Ne demek o?"
"Telefonundan başını kaldırmışsın."
Ege güldü.
"Komiksin."
"Arada."
Bir süre sessizce yürüdüler.
Dalgaların sesi duyuluyordu.
Sonra Ege aniden durdu.
"Efsun."
Efsun ona döndü.
"Ne oldu?"
Ege birkaç saniye sustu.
Sanki ne söyleyeceğini düşünüyordu.
"Son zamanlarda daha mutlu gibisin."
Efsun şaşırdı.
"Öyle miyim?"
"Evet."
"Nasıl anladın?"
Ege omuz silkti.
"Bilmiyorum. Daha çok gülüyorsun."
Efsun gözlerini kaçırdı.
Bunu fark etmiş olması hoşuna gitmişti.
Çünkü çoğu insan böyle şeyleri fark etmezdi.
Tam cevap verecekken telefonu çaldı.
Duru arıyordu.
Efsun açtı.
"Ne var?"
"Arkanı dön."
Efsun kaşlarını çatarak arkasına baktı.
Biraz ileride duran tüm grup onlara bakıyordu.
Baran el salladı.
Duru ise sırıtmaktan kırılıyordu.
"Ne yapıyorsunuz siz?"
"Hiç."
"Yalan."
"Tamam biraz bakıyorduk."
Efsun telefonu kapatıp derin bir nefes aldı.
"Eminim bunlar asla düzelmeyecek."
"Evet," dedi Ege gülerek.
"Sanırım."
Sonra tekrar yürümeye başladılar.
Ama bu kez ikisi de biraz daha sessizdi.
Çünkü Duru'nun şakaları bir yana, son zamanlarda herkesin fark ettiği şeyi onlar da fark etmeye başlamıştı.
Aralarındaki şey artık sadece arkadaşlık gibi hissettirmiyordu.
Ve ikisi de bunun ne anlama geldiğini düşünmemeye çalışıyordu. Ancak düşündükleri ilk şey yine birbirleri oluyordu.
Sahilde biraz daha yürüdükten sonra grup bir kafeye oturdu.
Herkes bir şeyler söyleyip gülüyor, sohbet ediyordu.
Efsun da konuşmalara katılıyordu ama ara sıra dalıp gidiyordu.
Bir ara başını kaldırdığında Ege'nin ona baktığını fark etti.
Ege hemen gözlerini kaçırdı.
Efsun'un kalbi tuhaf bir şekilde hızlandı.
"Ne oldu sana?" diye sordu Duru.
Efsun irkildi.
"Bir şey olmadı."
"Oldu."
"Olmadı."
"Oldu."
Baran araya girdi.
"Siz ikiniz hiç değişmeyeceksiniz."
Hava kararmaya başladığında herkes evine dönmek için kalktı.
Bu kez yolları aynı olan birkaç kişi birlikte yürüyordu.
Efsun da onların arasındaydı.
Sohbet ede ede ilerlediler.
Bir süre sonra diğerleri farklı sokaklara sapınca geriye yine Efsun ve Ege kaldı.
"Bugün güzeldi," dedi Ege.
"Evet."
"Yarın ne yapacaksın?"
Efsun omuz silkti.
"Bilmiyorum."
Ege hafifçe gülümsedi.
"İyi. Çünkü bizimkiler kesin yine plan yapacak."
Efsun güldü.
"O konuda haklısın."
Sokağın başına geldiklerinde Efsun'un evi görünüyordu.
İkisi de yavaşladı.
Sanki vedalaşmak istemiyorlarmış gibi.
Sonunda Efsun durdu.
"Ben gidiyorum."
Ege başını salladı.
"Tamam."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Ege hafifçe gülümsedi.
"İyi geceler şimdiden."
"İyi geceler."
Efsun eve doğru yürümeye başladı.
Kapıya geldiğinde istemsizce arkasına baktı.
Ege hâlâ oradaydı.
Bu kez göz göze geldiler.
Ege elini kaldırıp kısa bir selam verdi.
Efsun da istemeden gülümsedi.
Sonra eve girdi.
O gece odasında yatağına uzanmıştı.
Telefonu eline aldı.
Tam bir şeyler izlemeye başlayacaktı ki mesaj sesi geldi.
Ege: "Eve vardın mı?"
Efsun mesajı okuyunca güldü.
Efsun: "Hayır. Şu an Everest Dağı'ndayım."
Mesaj birkaç saniye içinde görüldü.
Ege: "Komikmiş."
Efsun: "Biliyorum."
Bir süre daha mesajlaştılar.
Konu konuyu açtı.
Saat ilerledi.
Sonunda Ege bir mesaj gönderdi:
"Bir şey itiraf edeceğim."
Efsun ekranı dikkatle okudu.
Kalbi biraz hızlandı.
"Ne?"
Bu kez cevap hemen gelmedi.
Bir dakika geçti.
İki dakika geçti.
Sonra mesaj düştü:
"Bugün seni gülerken görmek hoşuma gitti."
Efsun bir anda ne yazacağını bilemedi.
Ekrana bakıp kaldı.
Yanakları hafifçe ısınmıştı.
Ve ilk kez, Ege'nin yazdığı bir cümle onu tamamen sessiz bırakmıştı.
Efsun mesajı okuyup ekrana baktı.
Parmakları klavyenin üzerinde durmuştu.
Ne yazacağını bilmiyordu.
Sonunda kısa bir cevap yazdı.
"Neden?"
Ege'nin cevabı bu kez uzun sürmedi.
"Bilmem."
"Çok açıklayıcı oldu."
"Öyle işte."
Efsun gözlerini devirdi.
Tam telefonu bırakacakken yeni bir mesaj geldi.
"Siyah İnci."
Efsun kaşlarını çattı.
"Ne?"
"Sana taktığım lakap."
"Kim izin verdi?"
"Ben."
"Harika."
Ege'nin gülen emojisi geldi.
"Yakıştı ama."
Efsun istemsizce gülümsedi.
"Saçma."
"Bence değil."
Bir süre daha mesajlaştılar.
Sonra konu değişti, başka şeylerden konuştular.
Ama Efsun'un aklına takılan şey o lakaptı.
Siyah İnci.
Neden öyle dediğini merak etmişti ama sormadı.
Ertesi gün grup yine buluştu.
Duru her zamanki gibi konuşuyor, Baran onunla uğraşıyordu.
Efsun biraz ileride dururken Ege yanına geldi.
"Merhaba, Siyah İnci."
Efsun hemen döndü.
"Sakın burada da deme."
"Neden?"
"Çünkü çok garip."
"Bence güzel."
Efsun cevap vermeden yürümeye başladı.
Ama Ege'nin yüzündeki gülümsemeyi görünce kendi gülümsemesini de saklayamadı.
Bunu gören Duru uzaktan bağırdı:
"BEN BİR ŞEY Mİ KAÇIRDIM?"
"Evet!" dedi Efsun.
"Ve kaçırmaya devam et!"
Baran kahkaha attı.
Akşamüstüne doğru hava biraz serinledi.
Grup sahilde otururken sohbet yavaşlamıştı.
Herkes kendi arasında konuşuyordu.
Efsun denizi izlerken Ege yanına oturdu.
Bu kez ikisi de hemen konuşmadı.
Dalgaların sesini dinlediler.
Sonra Ege hafifçe başını ona çevirdi.
"Sana bir şey soracağım, Siyah İnci."
Efsun gözlerini devirdi.
"Bir gün şu lakaptan vazgeçecek misin?"
"Hayır."
"Harika."
Ege güldü.
Efsun da istemeden güldü.
Ve o an ikisi de fark etti ki artık birlikte sessiz kalabilmek bile güzel hissettiriyordu.
Ama bunu yüksek sesle söyleyen olmadı. Çünkü bazı şeyler, söylenmeden de anlaşılıyordu.