12. bölüm · Siyah İnci

11.BÖLÜM

Sudis 11

Aradan iki hafta geçti.
Bir ay önce herkesin yalnız bıraktığı Efsun...
Şimdi kendi düzenini kurmuştu.
Kimseye ihtiyacı olmadan.
Duru birkaç kez konuşmaya çalıştı.
Her seferinde aynı şeyi yaşadı.
Efsun kaba davranmıyordu.
Ama eski Efsun da değildi.
"Merhaba."
"Merhaba."
"Nasılsın?"
"İyiyim."
Sonra konuşma bitiyordu.
Bu kadar.
Duru en çok buna üzülüyordu.
Çünkü Efsun'un ona kızması daha kolay olurdu.
Ama Efsun artık umursamıyordu.
Baran da benzer durumdaydı.
Bir gün cesaretini toplayıp yanına geldi.
"Bir kahve içelim mi?"
Efsun kitabından başını kaldırdı.
"Neden?"
Baran cevap veremedi.
Çünkü gerçekten bilmiyordu.
Eskiyi geri getirmek istiyordu sadece.
Ama bazı şeyler geri gelmezdi.
Ege ise...
Ege'nin durumu daha farklıydı.
Çünkü Efsun'u her gördüğünde geçmişi de görüyordu.
Lunaparkı.
Sahili.
"Siyah İnci" dediği günleri.
Ve şimdi...
Hiçbiri yoktu.
Bir gün okul çıkışında yağmur yağıyordu.
Efsun kapıda bekliyordu.
Şemsiyesi vardı.
Tam çıkacakken Ege karşısına geçti.
Bu kez kaçmadı.
Gitmedi.
Durdu.
"Efsun."
Efsun sakin gözlerle baktı.
"Ne var?"
Ege ilk kez gerçekten yorgun görünüyordu.
"Bu kadar mı?"
Efsun kaşını kaldırdı.
"Ney kadar?"
"Biz."
Sessizlik.
Yağmur sesi aralarını doldurdu.
Efsun birkaç saniye düşündü.
Sonra sakin bir şekilde konuştu.
"Hayır."
Ege'nin gözlerinde ilk kez umut belirdi.
Ama o umut sadece birkaç saniye sürdü.
Çünkü Efsun devam etti.
"Bu kadar değil."
Ege sustu.
"Eksiği var."
"Eksiği?"
"Evet."
Efsun'un sesi sakindi.
Ama her kelime yerine oturuyordu.
"Ben yalnız kalırken siz yoktunuz."
"Efsun..."
"Ben konuşmaya çalışırken dinlemediniz."
Ege başını eğdi.
"Evet."
"Şimdi dönüp özür diliyorsunuz."
Sessizlik.
"Bu güzel."
Ege başını kaldırdı.
Ama Efsun'un son cümlesi her şeyi değiştirdi.
"Ama yaptıklarınızı silmiyor."
O gün Ege ilk kez cevap veremedi.
Çünkü haklıydı.
Tamamen haklıydı.
Efsun yağmurun altına çıktı.
Şemsiyesini açtı.
Ve yürümeye başladı.
Bu kez arkasına bakmadı.
Çünkü artık kimin gelip gelmediğini kontrol etmiyordu.
Kendi yoluna bakıyordu.
Ama bilmediği bir şey vardı.
Duru, Baran ve Ege artık pes etmeyeceklerdi.
Çünkü ilk kez Efsun'un değerini onu kaybettikten sonra anlamışlardı.
Ve şimdi...
Onun güvenini geri kazanmak için gerçekten uğraşmaları gerekecekti.

Aradan birkaç gün geçti.
Bu süre boyunca Duru, Baran ve Ege aynı şeyi yaptı:
Beklediler.
Zorlamadılar.
Sürekli özür dilemediler.
Sürekli peşinden de gitmediler.
Sadece hatalarını kabul edip davranışlarıyla göstermeye çalıştılar.
Ve Efsun bunu fark ediyordu.
İstemese de.
Bir gün okul çıkışında Duru yanına geldi.
"Bir dakika konuşabilir miyiz?"
Efsun durdu.
Eskisi gibi hemen gitmedi.
"Konuş."
Duru derin bir nefes aldı.
"Ben seni geri kazanmak için konuşmuyorum."
Efsun kaşını kaldırdı.
"Tamam."
"Sadece şunu bilmeni istiyorum."
Duru'nun sesi titredi.
"En kötü zamanında yanında olmamam hayatımdaki en büyük hatalardan biri."
Bu kez Efsun cevap vermedi.
Çünkü ilk kez Duru kendini savunmuyordu.
Bahane üretmiyordu.
Sadece gerçeği söylüyordu.
Aynı gün Baran da geldi.
"Şunu söyleyip gideceğim."
Efsun bekledi.
"Sen bizi kaybetmedin."
Baran acı acı gülümsedi.
"Biz seni kaybettik."
Ve gerçekten başka hiçbir şey söylemeden gitti.
O akşam Efsun uzun süre düşündü.
Geçmişi.
Kırgınlıklarını.
Yalnız kaldığı günleri.
Ve son haftaları.
Bir şeyi fark etti.
Öfkesi hâlâ vardı.
Ama artık eskisi kadar ağır değildi.
Ertesi gün sahilde buluştular.
Aylar sonra ilk kez.
Duru vardı.
Baran vardı.
Diğerleri vardı.
Ve Ege de.
Hava sessizdi.
Kimse ne diyeceğini bilmiyordu.
Sonunda Efsun konuştu.
"Hepiniz çok saçma insanlarsınız."
Duru'nun gözleri büyüdü.
Baran güldü.
"Bu iyiye işaret mi?"
"Belki."
Duru neredeyse yerinde zıplıyordu.
"Belki mi?"
Efsun gözlerini devirdi.
"Abartma."
İlk kez herkes aynı anda güldü.
Ve aylar sonra o gerginlik biraz olsun dağıldı.
Gün batımına doğru grup sahilde oturuyordu.
Eski günlerdeki gibi.
Tamamen aynı değildi.
Ama daha gerçekti.
Çünkü bu kez herkes birbirinin değerini biliyordu.
Bir süre sonra Ege sessizce Efsun'un yanına geldi.
"Konuşabilir miyiz?"
Efsun birkaç saniye ona baktı.
Sonra başını salladı.
Yürümeye başladılar.
Sahil boyunca.
Sessizce.
Sonunda Ege durdu.
"Siyah İnci."
Efsun istemsizce gülümsedi.
Aylar sonra ilk kez bu lakabı duyuyordu.
"Ne var?"
Ege derin bir nefes aldı.
"Seni kırdım."
"Evet."
"Sana güven vermedim."
"Evet."
"Ve bunu değiştiremem."
Efsun sustu.
Ege gözlerini ona çevirdi.
"Ama bir gün izin verirsen telafi etmeye çalışırım."
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra Efsun hafifçe başını eğdi.
"Bir günde olmayacak."
"Biliyorum."
"Bir haftada da."
"Biliyorum."
"Belki çok uzun sürecek."
Ege ilk kez hafifçe gülümsedi.
"Beklerim."
Efsun gözlerini kaçırdı.
Kalbindeki kırgınlık tamamen geçmemişti.
Ama ilk kez...
Onu taşımak zorunda hissetmiyordu.
Ve bazen barışmak, her şeyi unutmak değildir.
Bazen sadece yeniden bir şans vermeyi seçmektir.

O günden sonra hiçbir şey bir anda düzelmedi.
Ama artık kimse birbirinden kaçmıyordu.
Bu bile büyük bir adımdı.
Bir hafta sonra grup yine sahilde buluştu.
Duru her zamanki gibi konuşuyordu.
Baran onunla uğraşıyordu.
Diğerleri gülüyordu.
Ve aylar sonra ilk kez Efsun da kendini gerçekten rahat hissediyordu.
Tam o sırada Duru ona döndü.
"Bu arada."
Efsun kaşını kaldırdı.
"Ne?"
"Seni özlemişiz."
Baran güldü.
"Özellikle sen."
"Sus."
Efsun istemeden gülümsedi.
Eskiden bu anı çok özleyeceğini düşünürdü.
Ama şimdi geri geldiğinde fark etmişti:
Özlediği şey insanlar değilmiş.
Kendini ait hissetmekmiş.
Bir süre sonra grup dondurma almaya gitti.
Kalabalığın arasında Efsun biraz geride kaldı.
Ege de.
Bu artık tesadüf müydü, değil miydi, ikisi de bilmiyordu.
"Siyah İnci."
Efsun gözlerini devirdi.
"Bu lakabı bırakmayacak mısın?"
"Hayır."
"Neden?"
Ege omuz silkti.
"Çünkü sana yakışıyor."
Efsun cevap vermedi.
Ama dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.
Bir süre sessizce yürüdüler.
Sonra Ege konuştu.
"Bir şey soracağım."
"Sor."
"Benden hâlâ kızgın mısın?"
Efsun düşündü.
Gerçekten düşündü.
Sonra dürüstçe cevap verdi.
"Eskisi kadar değil."
Ege başını salladı.
Bu cevap onu mutlu etmiş gibiydi.
Ama daha fazlasını istemedi.
Çünkü artık bazı şeylerin zamana ihtiyacı olduğunu öğrenmişti.
Gün batımına yakın herkes sahilde oturmuştu.
Gökyüzü turuncuya dönüyordu.
Dalgalar kıyıya vuruyordu.
Efsun denizi izliyordu.
Tam o sırada omzuna hafif bir şey çarptı.
Döndü.
Ege ona küçük bir deniz kabuğu uzatıyordu.
Efsun kaşlarını kaldırdı.
"Bu ne?"
"Bulduklarımın en güzeli."
"Ee?"
Ege gülümsedi.
"Senin olsun."
Efsun kabuğu aldı.
Küçüktü.
Belki önemsizdi.
Ama nedense atmaya kıyamadı.
O akşam eve döndüğünde deniz kabuğunu masasının üzerine bıraktı.
Sonra yatağına uzandı.
Telefonu titredi.
Ege: "Bugün güzeldi."
Efsun birkaç saniye ekrana baktı.
Sonra cevap yazdı.
"Evet."
Mesaj gönderildi.
Ve birkaç saniye sonra yeni bir mesaj geldi.
Ege: "Tekrar arkadaş olabilir miyiz, Siyah İnci?"
Efsun gülümsedi.
Aylar önce olsa bu soruya hemen cevap verirdi.
Şimdi ise biraz bekledi.
Sonra yazdı:
"Belki."
Ege'nin cevabı anında geldi.
"Bu kez iyi bir belki."
Ve Efsun uzun zaman sonra telefon ekranına bakıp içten bir şekilde güldü.
Ege'nin mesajından sonra Efsun telefonu komodinin üzerine bıraktı.
Ama yüzündeki gülümseme bir süre kaybolmadı.
"İyi bir belki..."
diye mırıldandı.
Sonra ışığı kapatıp uyumaya çalıştı.
Sonraki günler daha sakindi.
Dramalar yoktu.
Kavgalar yoktu.
Ve açıkçası herkes bundan memnundu.
Duru bile.
Bu oldukça şaşırtıcıydı.
Bir gün okul çıkışında grup bahçede oturuyordu.
Baran bir şey anlatıyor, Duru sürekli sözünü kesiyordu.
Efsun da onları izleyip gülüyordu.
Tam o sırada Duru birden sustu.
"Eee?"
Baran kaşlarını çattı.
"Ne eee?"
Duru sırıtıyordu.
"Efsun ve Ege."
İkisi de aynı anda başlarını kaldırdı.
"Ne olmuş bize?" dedi Efsun.
Duru omuz silkti.
"Barıştınız."
"Arkadaş olduk."
"Şimdilik."
Baran kahkahayı bastı.
Efsun gözlerini devirdi.
Ege ise sadece gülümsüyordu.
O gün okul çıkışı Efsun eve yürüyordu.
Telefonu titredi.
Ege: "Siyah İnci."
Efsun: "Ne var?"
Ege: "Canım sıkıldı."
Efsun: "Beni neden ilgilendiriyor?"
Ege: "Çünkü seni rahatsız etmek eğlenceli."
Efsun istemeden güldü.
Belki de en çok özlediği şey buydu.
Bu normal his.
Akşamüstü sahilde buluştular.
Bu kez grup biraz ilerideydi.
Efsun ve Ege kıyıda yürüyordu.
Dalgalar ayakkabılarına kadar geliyordu.
Bir süre konuşmadan yürüdüler.
Ama artık sessizlik rahatsız etmiyordu.
Ege denize baktı.
"Bir şey söyleyeyim mi?"
"Söyle."
"Seni kaybetmekten korktuğum zamanı hatırlıyorum."
Efsun ona döndü.
Ege'nin yüzünde alışılmadık bir ciddiyet vardı.
"Ama kaybettiğimi fark ettiğim an daha kötüydü."
Efsun sustu.
Çünkü bu kez Ege şaka yapmıyordu.
Gerçekten konuşuyordu.
Bir süre sonra Efsun hafifçe başını eğdi.
"Ben de korkmuştum."
Ege şaşırdı.
"Neden?"
"Çünkü bir gün uyandım ve herkes gitmişti."
Sessizlik.
Ege'nin yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Efsun..."
"Geçti."
Ege birkaç saniye ona baktı.
Sonra sadece başını salladı.
Çünkü bazen özür dilemek yetmezdi.
Sadece yanında olmak gerekirdi.
Güneş batarken grup onları uzaktan çağırdı.
Duru bağırıyordu:
"YAVAŞ YÜRÜYÜN BİRAZ DAHA, YARINA VARIRSINIZ!"
Baran kahkahaya boğuldu.
Efsun yüzünü elleriyle kapattı.
Ege ise gülmekten kendini tutamıyordu.
Ve uzun zaman sonra ilk kez...
Her şey gerçekten yoluna girmeye başlamıştı.
Sahildeki o günden sonra grup yeniden eski haline dönmeye başladı.
Ama bu kez daha dikkatliydiler.
Kimse birbirini hafife almıyordu artık.
Özellikle de Efsun’u.
Bir akşam herkes Duru’larda toplanmıştı.
Müzik açıktı.
Baran yine saçma bir oyun anlatıyordu.
Duru mutfaktan bağırıyordu:
“Kim cips paketini açık bıraktı?!”
“Baran!”
“Ben yapmadım!”
“Kesin sensin!”
Efsun koltuğa yaslanıp onları izliyordu.
Ve uzun zaman sonra ilk kez gerçekten huzurluydu.
Tam o sırada yanına biri oturdu.
Ege.
“Sıkıldın mı?”
“Hayır.”
“Yalan.”
Efsun gözlerini devirdi.
“Senin bir gün insanları analiz etmeyi bırakman lazım.”
“Önce seni bırakmam lazım.”
Efsun birkaç saniye sustu.
Bu cümle şakayla söylenmişti.
Ama altında başka bir şey vardı.
İkisi de fark etmişti.
Bir süre sonra elektrikler kesildi.
Ev bir anda karanlığa gömüldü.
Duru’nun çığlığı duyuldu.
“BEN KORKUYORUM!”
Baran kahkahaya boğuldu.
“Elektrik gitti sadece!”
“YA KATİL VARSA?”
“Duru, yeter.”
Herkes gülmeye başladı.
Telefon ışıkları açıldı.
O sırada Efsun ayağa kalkmaya çalışırken biriyle çarpıştı.
Ege.
Bir anlığına çok yakın kaldılar.
Telefon ışığı yüzlerine vuruyordu.
Kimse konuşmadı.
Ama Efsun kalbinin hızlandığını hissetti.
Ege de geri çekilmedi.
Sadece ona baktı.
Uzun uzun.
Sonra hafifçe fısıldadı:
“İyi misin, Siyah İnci?”
Efsun nefesini toparladı.
“İyiyim.”
Ama sesi hiç “iyi” gibi çıkmamıştı.
Elektrikler geri geldiğinde herkes normale döndü.
Ama Efsun dönmemişti.
Çünkü o birkaç saniye boyunca…
bir şey değişmişti.
Gece bittiğinde Ege onu eve bırakıyordu.
Sokak sessizdi.
Rüzgâr hafif esiyordu.
Bir süre konuşmadan yürüdüler.
Sonra Ege aniden durdu.
“Bazen seni anlamıyorum.”
Efsun kaşını kaldırdı.
“Bu yeni bir bilgi değil.”
“Ciddiyim.”
Efsun ona baktı.
Ege devam etti.
“Bazen çok uzaksın.”
Kısa bir sessizlik.
“Bazen de…”
Bir an durdu.
“…sanki sadece bana yakınsın.”
Efsun’un kalbi bir an duracak gibi oldu.
Bakışlarını kaçırdı.
Çünkü bu cümle…
fazla gerçekti.
Kapısının önüne geldiklerinde Efsun durdu.
“İyi geceler.”
Ege başını salladı.
“İyi geceler, Siyah İnci.”
Efsun kapıya yöneldi.
Ama tam içeri girecekken Ege’nin sesi yeniden geldi.
“Efsun.”
Döndü.
Ege ona bakıyordu.
Bu kez ciddi.
Sessiz.
Ve biraz da korkuyormuş gibi.
“Bu sefer seni kaybetmek istemiyorum.”
Sessizlik.
Efsun hiçbir şey demedi.
Ama gözlerindeki o yumuşama…
zaten yeterli cevaptı.