7. bölüm · Siyah İnci
6.BÖLÜM
Geçmiş
O gün hava soğuktu. Efsun okuldan erken çıkmış, parkın köşesindeki banka oturmuştu. Elinde küçük bir defter vardı ama yazmıyordu. Sadece kalemi parmaklarının arasında çeviriyordu.
Ege biraz sonra geldi. Üzerinde montu, omzunda çantası vardı. Efsun’u görünce durdu ama hemen yanına oturmadı. Bir süre ayakta bekledi.
“Niye tek oturuyorsun?” dedi sonunda.
Efsun omuz silkti.
“Kalabalık istemedim."
Ege bir süre daha baktı, sonra yavaşça yanına oturdu. Aralarında ilk başta mesafe vardı. Kimse hemen konuşmadı.
Rüzgâr yaprakları sürüklüyordu.
Ege cebinden küçük bir sakız çıkarıp Efsun’a uzattı.
“Al.”
Efsun bakmadan aldı.
“Teşekkür ederim.”
O an bile çok küçük bir şeydi ama aralarındaki sessizlik biraz yumuşamıştı.
Ege öne doğru eğildi.
“Bugün neden moralin bozuk?”
Efsun uzun süre cevap vermedi. Sonra kısık bir sesle konuştu.
“Bazen kimse beni gerçekten dinlemiyor gibi geliyor.”
Ege başını hafifçe eğdi.
“Ben dinliyorum.”
Efsun ona baktı. Bu cümleye inanmak istiyor gibiydi ama emin değildi.
“Gerçekten mi?” dedi.
Ege başını salladı.
“Gerçekten.”
O gün başka bir şey olmadı. Büyük sözler verilmedi, sorunlar çözülmedi. Ama Efsun ilk defa birinin yanında sessiz kalmanın bile yalnızlık olmadığını hissetmişti.
Günümüz
Efsun o anıyı hatırladığında gözlerini kapattı. Aynı park, aynı bank ama artık her şey farklıydı.
Yanında Ege vardı yine… ama bu kez ikisi de daha ağır, daha yorgundu.
Ege sessizce konuştu.
“Eskiden daha kolaydı sanki.”
Efsun hafifçe başını salladı.
“Biz daha az şey biliyorduk.”
Ege ona baktı.
“Belki de o yüzden daha az inciniyorduk.”
Efsun derin bir nefes aldı.
“Şimdi inciniyoruz ama en azından gerçekleri görüyoruz.”
Ege bir süre sustu.
“Peki bu iyi mi kötü mü?” dedi sonunda.
Efsun cevap vermeden önce parkın uzaklarına baktı.
“Bilmiyorum,” dedi. “Ama gerçek olan şeylerden kaçamıyoruz artık.”
İkisi de aynı bankta oturuyordu…
Ama bu sefer geçmişteki gibi sadece sessizlik değil, değişmiş bir gerçek vardı aralarında.
Ege bir süre Efsun’un yüzüne baktı. Sanki onun söylediklerini tartıyor, ama aynı zamanda kendi içinde bir yere yerleştirmeye çalışıyordu.
Rüzgâr hafifçe arttı. Parkın sesi değişti; yapraklar daha hızlı sürüklenmeye başladı.
“Gerçekleri görmek… bazen insanı rahatlatmıyor,” dedi Ege sonunda.
Efsun başını hafifçe çevirdi.
“Evet,” dedi. “Ama en azından neden acıdığını biliyorsun.”
Ege acı bir gülümseme yaptı.
“Eskiden sadece hissediyorduk. Şimdi sebebini biliyoruz.”
Bu cümle Efsun’un içinde bir şeyleri hareket ettirdi. Eskiden… o bankta oturan iki çocuk vardı. Çok soru sormayan, daha az kırılan.
Ama şimdi ikisi de aynı bankta oturuyor olsalar bile aynı yerde değillerdi.
Efsun ayağını hafifçe öne çekti.
“Biliyor musun,” dedi, “o eski halimizi özlemek bile garip.”
Ege hemen cevap vermedi. Bir süre yere baktı.
“Ben özlüyorum,” dedi sonunda. “Ama geri dönmek istemiyorum.”
Efsun başını kaldırdı.
“Ben de.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Bu sessizlik artık ne kavga başlatıyordu ne de huzur veriyordu. Sadece gerçeğin kendisiydi.
Ege cebindeki anahtarı çevirdi, farkında olmadan.
“Peki şimdi ne olacak?”
Efsun omuzlarını hafifçe kaldırdı.
“Bilmiyorum.”
Sonra ekledi, daha net bir sesle:
“Ama en azından artık susarak gitmeyeceğiz.”
Ege başını salladı. Bu sefer itiraz etmedi.
İkisi de ayağa kalkmadı. Hemen bir şey değişmedi.
Ama ilk defa, aynı noktada kalmalarına rağmen farklı bir şey vardı: kaçmıyorlardı.
Ve bu, hikâyenin kırıldığı yerdi.
Ege bir süre daha bankta oturdu, Efsun ise önüne bakıyordu. Parkın sesi uzaktan geliyordu ama ikisinin arasında sanki ayrı bir sessizlik vardı.
Ege sonunda konuştu:
“Bence biz nerede yanlış yaptık?”
Efsun hemen cevap vermedi. Sonra sakin bir sesle:
“Yanlış yaptığımız bir yer yok.”
Ege şaşırdı.
“Nasıl yani?”
Efsun başını çevirdi.
“Biz yanlış yapmadık. Sadece büyüdük.”
Ege sustu.
Efsun devam etti:
“Eskiden küçük şeyler büyümezdi. Şimdi her şey ağır geliyor.”
Ege başını eğdi.
“Ben bazen taşıyamıyorum.”
Efsun kısa bir nefes aldı.
“Ben de.”
Bir süre sessizlik oldu.
Ege bu kez daha yumuşak konuştu:
“Ben seni kaybetmek istemiyorum.”
Efsun gözlerini kaçırmadı.
“Ben de istemiyorum.”
Ege sordu:
“Peki ne yapacağız?”
Efsun kısa bir an düşündü.
“Yavaşlayacağız.”
Ege anlamadı.
“Nasıl?”
“Konuşurken, tepki verirken… hemen savunmaya geçmeden,” dedi Efsun.
Ege başını salladı.
“Zor.”
“Evet,” dedi Efsun. “Ama mümkün.”
Ege ayağa kalktı.
“Yürüyelim mi?”
Efsun da kalktı.
Yan yana yürümeye başladılar. Uzak değillerdi ama eski kadar yakın da değillerdi. Yine de bu kez aralarında bir şey vardı: devam etmeye karar vermek.
Ege ve Efsun bankta sessizce oturuyordu. Park kalabalıktı ama aralarında sessizlik vardı.
Ege sordu:
“Biz nerede bozulduk?”
Efsun hemen cevap verdi:
“Bozulmadık.”
Ege şaşırdı.
“Her şey değişti.”
Efsun başını salladı.
“Değişmek bozulmak değil.”
Ege sustu. Yorgundu.
“Ben artık ne yapacağımı bilmiyorum.”
Efsun sakin kaldı.
“Çünkü hep düzeltmeye çalışıyoruz, anlamaya değil.”
Ege başını eğdi.
“Ben seni kaybetmek istemiyorum.”
Efsun ona baktı.
“Ben de.”
Ege sordu:
“Peki ne yapacağız?”
Efsun kalktı.
“Yavaşlayacağız. Hemen tepki vermeyeceğiz.”
Ege de ayağa kalktı.
“Deneyelim mi?”
Efsun başını salladı.
Yan yana yürümeye başladılar. Bu kez kavga yoktu, sadece öğrenmeye çalışan iki insan vardı.
Parktan çıktıklarında hava tamamen kararmıştı.
Sokak lambalarının sarı ışıkları kaldırıma vuruyor, ikisinin gölgeleri yan yana uzuyordu.
Efsun ellerini montunun cebine soktu.
Ege birkaç adım yanında yürüyordu ama bu sefer konuşmak için acele etmiyordu.
Bir süre sonra Ege sessizce sordu:
“Şimdi eve gidince ne olacak?”
Efsun omuz silkti.
“Bilmiyorum.”
“Eskisi gibi kavga eder miyiz?”
Efsun hafifçe gülümsedi ama o gülüş yorgundu.
“Muhtemelen.”
Ege istemsizce güldü.
“En azından dürüstsün.”
Efsun başını kaldırıp ona baktı.
“Ben yoruldum Ege. Sürekli güçlü durmaktan da, sürekli yanlış anlaşılmaktan da.”
Ege’nin ’in adımları yavaşladı.
“Ben de yoruldum,” dedi. “Ama en kötüsü ne biliyor musun?”
“Neymiş?”
“Sana kızınca bile aklımın hep sende kalması.”
Efsun cevap vermedi.
Çünkü aynı şeyi o da hissediyordu.
Sokağın sonunda küçük bir büfenin önünde durdular. İçeriden eski bir şarkı sesi geliyordu. Bir anlığına her şey durmuş gibi hissettirdi.
Ege Efsun’a baktı.
“Biz hep böyle miydik?”
Efsun kaşlarını hafifçe çattı.
“Nasıl?”
“Birbirini bu kadar yoran ama bırakamayan insanlar gibi.”
Efsun gözlerini kaçırdı.
“Belki.”
Ege derin bir nefes aldı.
“Ben bazen senden kaçmaya çalışıyorum.”
“Fark ettim.”
“Ama sonra dönüyorum.”
Efsun bu kez ona döndü.
“Çünkü gitmek çözmüyor.”
Ege başını salladı.
“Evet… çözmüyor.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Efsun yavaşça konuştu:
“Bence biz birbirimizi kırmaktan çok, kaybetmekten korkuyoruz.”
Ege’nin bakışları değişti.
İlk kez biri onların içindeki şeyi bu kadar net söylemişti.
“Belki de bütün mesele bu,” dedi sessizce.
Rüzgâr yeniden esmeye başladı.
Efsun saçını kulağının arkasına itti.
Ege bir adım yaklaştı ama dokunmadı.
“Bir şey soracağım,” dedi.
Efsun ona baktı.
“Sor.”
“Bir gün gerçekten gidersem…”
Cümleyi tamamlayamadı.
Efsun gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi:
“Bu sefer arkandan susmam.”
Ege’nin yüzündeki ifade bir anlığına değişti.
Sanki ilk kez gerçekten anlaşılmış gibiydi.
Ve o gece, ikisi de ilk defa şunu fark etti:
Bazı insanlar birbirinin yarasıydı.
Ama bazen aynı zamanda tek iyileştirebildikleri kişi de yine birbirleriydi.
Eve döndüklerinde saat gece yarısına yaklaşmıştı.
Kapı kapanınca ikisi de bir süre hareket etmedi.
Eskiden olsa biri hemen odasına gider, diğeri sessizce sinirlenirdi.
Ama bu kez öyle olmadı.
Ege ayakkabılarını çıkarıp duvara yaslandı.
Efsun ise salondaki loş ışığa baktı.
“Garip,” dedi sessizce.
Ege başını kaldırdı.
“Ne?”
“İlk defa eve savaşmadan geldik.”
Ege hafifçe gülümsedi.
“Küçük başarı.”
Efsun istemsizce güldü.
O kısa gülüş ikisine de yabancı gelmişti.
Ege mutfağa gidip iki bardak su aldı. Birini Efsun’a uzattı. Parmakları kısa bir an birbirine değdi.
Eskiden olsa Efsun hemen elini çekerdi.
Bu kez çekmedi.
Ege bunu fark etti ama bir şey demedi.
Salondaki sessizlik ağır değildi artık. Sadece dikkatliydi.
Efsun koltuğun kenarına oturdu.
“Biz neden hep bağırarak konuşuyoruz sence?”
Ege karşısına geçti.
“Çünkü normal konuşunca duygularımız daha çok duyuluyor.”
Efsun birkaç saniye sustu.
Bu cevap beklediğinden daha gerçekti.
“Sen hep böyle miydin?” diye sordu sonra.
Ege kaşlarını çattı.
“Nasıl?”
“Kırılınca öfkelenen biri.”
Ege gözlerini kaçırdı.
“Babam öyleydi.”
Efsun dikkatlice baktı ona.
Ege ilk defa kendi hakkında konuşuyordu.
“Evde biri üzülürse,” dedi Ege, “kimse oturup konuşmazdı. Herkes bağırırdı. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi davranırdık.”
Efsun’un içi sıkıştı.
“O yüzden mi susunca sinirleniyorsun?”
Ege başını salladı.
“Çünkü biri susunca gidicek sanıyorum.”
Bu cümle Efsun’un kalbine ağır oturdu.
Yavaşça doğruldu.
“Ben hep kalıyordum aslında.”
Ege ona baktı.
“Biliyorum.”
“Hayır,” dedi Efsun. “Gerçekten bilmiyordun.”
Sessizlik oldu.
Sonra Ege yavaşça ayağa kalktı.
Bu kez sesi daha kırılgandı.
“Ben sadece… seni kaybetmeye alışamam diye korkuyorum.”
Efsun’un gözleri doldu ama ağlamadı.
Ege ilk kez bu kadar savunmasız görünüyordu.
Efsun yavaşça onun yanına geldi.
“Bak,” dedi sessizce. “Biz mükemmel değiliz.”
Ege hafifçe güldü.
“O kısmı fark ettim.”
Efsun da küçükçe gülümsedi.
“Ama belki ilk defa gerçekten birbirimizi dinliyoruz.”
Ege cevap vermedi.
Sadece başını hafifçe eğdi.
Ve o an, aylar sonra ilk kez, ikisi de aynı yerde duruyordu.
Kavgasız.
Savunmasız.
Ama dürüst.
Gece ilerledikçe ev daha da sessizleşti.
Mutfaktan gelen saat sesi bile fazla duyuluyordu.
Efsun camın önünde durmuş dışarıyı izliyordu. Sokakta neredeyse kimse yoktu. Şehir uyumuş gibiydi.
Ege ise koltuğun kenarında oturmuş onu izliyordu.
“Ne düşünüyorsun?” diye sordu sonunda.
Efsun gözlerini dışarıdan ayırmadan cevap verdi.
“Biz neden birbirimize hep geç kalıyoruz diye düşünüyorum.”
Ege kaşlarını hafifçe çattı.
“Geç kalmak?”
“Evet,” dedi Efsun. “Birbirimizi anlamakta… özür dilemekte… dürüst olmakta.”
Ege başını eğdi.
Haklıydı.
Onlar hep duygularını son anda söyleyen insanlardı.
Ege yavaşça ayağa kalktı.
Camın yanında durdu ama yine aralarında küçük bir mesafe vardı.
“Ben bazen sana bakınca,” dedi sessizce, “ne hissettiğimi bile karıştırıyorum.”
Efsun bu kez ona döndü.
“Nasıl yani?”
Ege kısa bir nefes verdi.
“Kızıyorum… sonra seni üzgün görünce suçlu hissediyorum. Sonra uzak durmaya çalışıyorum ama yapamıyorum.”
Efsun gözlerini birkaç saniye ondan ayırmadı.
“Ben de korkuyorum,” dedi sonunda.
Ege şaşırdı.
“Sen mi?”
Efsun hafifçe gülümsedi.
“Ben hep güçlü görünüyormuşum gibi davranıyorum diye insanlar korkmadığımı sanıyor.”
“Peki neden korkuyorsun?”
Efsun cevap vermeden önce sustu.
“Seni bir gün tamamen yabancı gibi görmekten.”
Bu cümle odanın içine ağır bir şekilde yayıldı.
Ege’nin yüzündeki ifade değişti.
Sanki ilk kez Efsun’un içindeki gerçek kırgınlığı görüyordu.
“Ben sana yabancı olmak istemiyorum,” dedi sessizce.
Efsun gözlerini kapatıp kısa bir nefes aldı.
“Ama bazen birbirimizi o noktaya itiyoruz.”
Ege duvara yaslandı.
“Belki de ikimiz de sevilmeyi biliyoruz ama sakin kalmayı bilmiyoruz.”
Efsun istemsizce gülümsedi.
“Bu çok kötü bir özellik.”
“Evet,” dedi Ege. “Özellikle ikimizde de olunca.”
İkisi de kısa bir an güldü.
Ve o küçük gülüş, günlerdir süren ağırlığın arasına sıkışmış küçücük bir nefes gibiydi.
Sonra Ege ciddileşti.
“Efsun.”
“Hm?”
“Bir söz verelim mi?”
Efsun dikkatlice baktı.
“Ne sözü?”
Ege birkaç saniye düşündü.
“Gitmek istersek bile önce konuşacağız.”
Efsun’un gözleri yavaşça yumuşadı.
Çünkü onların en büyük problemi hep buydu:
Susup uzaklaşmak.
Efsun yavaşça başını salladı.
“Tamam.”
Ege elini uzattı.
“Ciddi anlaşma.”
Efsun hafifçe gülerek onun eline dokundu.
Ege elini yavaşça geri çekti ama bu kez aralarındaki mesafe eskisi gibi değildi.
Efsun koltuğun kenarına oturdu.
“Garip hissediyorum,” dedi sessizce.
Ege karşısına geçti.
“İyi garip mi kötü garip mi?”
Efsun hafifçe gülümsedi.
“Bilmiyorum. Sadece… ilk defa gerçekten konuşuyormuşuz gibi.”
Ege başını salladı.
“Ben hep seni anlayamadığımı sanıyordum,” dedi. “Meğer dinlemiyormuşum.”
Efsun gözlerini ona çevirdi.
“Ben de hep güçlü durmaya çalışıyordum.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Ege yavaşça sordu:
“Şu an git desem durdurur musun beni?”
Efsun hiç düşünmeden cevap verdi.
“Evet.”
Ege’nin bakışları yumuşadı.
“Eskiden durdurmazdın.”
“Eskiden korkuyordum,” dedi Efsun. “Birini kalmaya zorlamaktan.”
“Şimdi?”
Efsun derin bir nefes aldı.
“Şimdi sevdiğim şeyler için susmamayı öğreniyorum.”
Ege birkaç saniye hiçbir şey demedi.
Sonra yavaşça yanına oturdu.
Omuzları birbirine hafifçe değdiğinde ikisi de geri çekilmedi.
Ve o küçücük temas bile, günlerdir söyledikleri bütün cümlelerden daha gerçek hissettirdi.
“Ciddi anlaşma.”
Ve belki de ilk defa, ikisi de ilişkilerini kurtarmaya çalışmıyordu sadece.
Birbirlerini anlamayı öğreniyorlardı.
Efsun gözlerini yere indirdi.
Kalbi ilk defa bu kadar sakin atıyordu.
Ege sessizce konuştu.
“Biz hep en kötü anlarımızda konuştuk.”
Efsun başını kaldırdı.
“Belki de bu yüzden birbirimizi hep kırdık.”
Ege hafifçe başını salladı.
“Şu an kavga etmiyor olmak bile garip geliyor.”
Efsun küçük bir gülümsemeyle ona baktı.
“Çünkü alışmışız.”
Ege birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça:
“Ben sana bir şey itiraf edeceğim,” dedi.
Efsun dikkatlice baktı.
“Ne?”
“Sen sustuğunda güçlü olduğunu sanıyordum.”
Gözlerini kaçırdı.
“Meğer sadece kırılıyormuşsun.”
Efsun’un boğazı düğümlendi.
“Ben de seni umursamıyor sanıyordum,” dedi sessizce. “Ama sen sadece nasıl göstereceğini bilmiyormuşsun.”
Ege ona baktı.
Uzun uzun.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Belki biz gerçekten aptalız.”
Efsun istemsizce güldü.
“Biraz.”
O küçük gülüşten sonra sessizlik tekrar geldi.
Ama bu kez ikisi de o sessizlikten kaçmadı.
Kapının zili aniden çaldığında ikisi de irkildi.
Ege kaşlarını çattı.
“Bu saatte kim geldi?”
Efsun omuz silkti.
“Ben kimseyi beklemiyorum.”
Deniz kapıyı açınca karşısında Baran vardı. Üzerinde siyah hoodie, elinde telefonuyla kapıda durmuştu.
“Telefonlarına neden bakmıyorsunuz siz?” dedi içeri girerken. “Üç kere aradım.”
Ege sıkılmış bir nefes verdi.
“Ne oldu?”
Baran bir an Efsun’a baktı. Evdeki garip sakinliği fark etmişti.
“Şey…” dedi yavaşça. “Kavga etmiyor musunuz?”
Efsun istemsizce güldü.
“Bugünlük mola verdik.”
Baran dramatik şekilde duvara yaslandı.
“İnanmıyorum. Tarihi an.”
Tam o sırada mutfaktan gelen sesle herkes döndü. Efsun’un yakın arkadaşı Duru elinde cips paketiyle çıktı.
“Ben size dedim zaten,” dedi ağzında cipsle. “Bunlar ya evlenicek ya birbirini öldürücek.”
Ege başını iki yana salladı.
“Niye herkes ilişkimizi felaket filmi gibi anlatıyor?”
“Çünkü öyle,” dedi Duru rahatça.
Efsun kahkahasını tutamadı.
Baran koltuğa oturup Ege'ye baktı.
“Şaka bir yana, sen bugün farklısın.”
Ege kaş kaldırdı.
“İyi anlamda mı?”
“Daha az sinir bozucusun.”
“Vay canına, teşekkür ederim.”
Duru gözlerini devirdi.
“Birbirinize iltifat etmeyi öğrenmeniz lazım gerçekten.”
Efsun koltuğa yaslandı.
Ev ilk kez kalabalık ama huzurlu hissettiriyordu.
Ve belki de uzun zaman sonra, onların hikâyesine başka insanlar da dahil olmaya başlıyordu.
Duru televizyonu açıp koltuğa yayıldı.
“Şu evde ilk defa sessizlikten korkmadım,” dedi.
Baran hemen atladı.
“Çünkü bugün kimse tabak fırlatmadı.”
Ege yastığı alıp ona attı.
“Abartma.”
Efsun gülmemeye çalışsa da başaramadı.
Bir süre sonra Duru telefonu eline aldı.
“Bu arada yarın hep beraber çıkıyoruz.”
Ege kaşlarını çattı.
“Kim karar verdi buna?”
“Ben.”
“Harika,” dedi Ege kuru bir sesle.
Duru gözlerini devirdi.
“Biraz insan içine karışın. İkiniz de depresif dizi karakteri gibisiniz.”
Baran kahkaha attı.
“Buna katılıyorum.”
Efsun hafifçe gülümsedi.
“Aslında fena fikir değil.”
Ege ona baktı.
“Gerçekten gelmek istiyor musun?”
Efsun başını salladı.
“Evet. Belki bize iyi gelir.”
Ege birkaç saniye düşündü.
Sonra küçükçe başını salladı.
“Tamam.”
Duru zafer kazanmış gibi ayağa kalktı.
“İşte bu!”
Baran sırıttı.
“Yarın kavga çıkarsa ben yokum ama.”
Ege gözlerini kıstı.
“İlk seni bırakırız zaten.”
Ev tekrar kahkahalarla dolarken Efsun kısa bir an Ege'ye baktı.
Bu kez yüzünde öfke değil, uzun zamandır görmediği hafif bir huzur vardı.
****
Ertesi gün hava serindi.
Duru herkesi zorla bir kafeye toplamıştı.
Masada Efsun, Ege, Baran ve Duru vardı.
Ama en çok konuşan yine Duru’ydu.
“Bakın,” dedi ciddi ciddi, “bugün kimse trip atmayacak.”
Baran kahvesini karıştırdı.
“Bunu özellikle bunlara söylüyor.”
Ege göz devirdi.
“Fark ettik.”
Tam o sırada kafenin kapısı açıldı.
İçeri uzun kahverengi montuyla bir kız girdi.
Baran bir anda dikleşti.
Duru sırıtmaya başladı.
“Aaa, geldi.”
Efsun kaşlarını çattı.
“Kim o?”
Baran hemen konuştu.
“Kimse.”
Kız masaya yaklaşınca Ege hafifçe güldü.
“Senin şu ‘kimse’ dediğin kişi mi?”
Kız gözlerini Baran’a dikti.
“Hâlâ insanlara benden kaçıyor musun?”
Baran derin bir nefes verdi.
“Selin, başlama.”
Efsun ve Ege aynı anda birbirine baktı.
Duru heyecanla fısıldadı:
“Eski sevgilisi.”
“Duru!” dedi Baran.
Selin sandalyeyi çekip oturdu.
“Merak etmeyin,” dedi sakince. “Ben kavga çıkarmaya gelmedim.”
Ege hafifçe sırıttı.
“Bizim masada o ihtimal hep var.”
Efsun dirseğiyle ona vurdu.
Selin kısa bir an Efsun’a baktı.
“Sen Efsun olmalısın.”
Efsun başını salladı.
“Baran senden baya bahsediyor.”
Baran’ın yüzü anında değişti.
“Tamam, bugün ben gidiyorum galiba.”
Masadaki herkes gülmeye başladı.
Ve ilk kez, sadece Efsun ile Ege’nin değil, herkesin kendi karmaşası masanın üstüne dökülüyordu.
Baran utançla yüzünü kapattı.
“Selin, gerçekten susmayacak mısın?”
Selin omuz silkti.
“Sen konuşmayınca biri konuşmak zorunda.”
Duru kahkaha attı.
“Ben bu kızı sevdim.”
Ege kahvesinden bir yudum aldı.
“Bence Baran korktu.”
“Ben kimseden korkmam,” dedi Baran hemen.
Selin kaş kaldırdı.
“Üç aydır mesajlarıma cevap vermeyen kimdi o zaman?”
Efsun istemsizce güldü.
Baran ona dönüp dramatik şekilde baktı.
“Sen de mi?”
Efsun ellerini kaldırdı.
“Bu seferlik ben suçsuzum.”
Masadaki hava hafiflemişti.
Uzun zamandır ilk kez herkes normal insanlar gibi konuşuyordu.
Bir süre sonra Selin gözlerini Ege'ye çevirdi.
“Bu arada,” dedi, “seni daha sinir bozucu biri olarak hayal etmiştim.”
Ege şaşırdı.
“Bu nasıl iltifat?”
“Efsun’dan çok hikâye dinledim.”
Efsun hemen başını çevirdi.
“Bir dakika—”
Duru anında masaya vurdu.
“İşte şimdi eğlence başladı.”
Ege yavaşça Efsun’a döndü.
“Demek benden bahsediyordun.”
Efsun utanmış gibi gözlerini kaçırdı.
“Bazen.”
Ege hafifçe gülümsedi.
“İyi şeyler mi kötü şeyler mi?”
Selin ve Duru aynı anda,
“Kötü,” dedi.
Efsun kahkahaya boğulurken Ege sahte kırılmış gibi yaptı.
“Harika arkadaş çevresi gerçekten.”
Ama o an herkesin fark ettiği bir şey vardı:
Efsun uzun zaman sonra gerçekten gülüyordu.
Kahkahalar yavaşça dinerken garson masaya yeni içecekleri bıraktı.
Ege hâlâ Efsun’a bakıyordu.
“Demek kötü konuşuyordun hakkımda.”
Efsun gülümseyip kahvesini aldı.
“Abartma. Bazen sadece sinir oluyordum.”
Baran hemen araya girdi.
“Bazen mi?”
“Baran,” dedi Efsun tehditkâr bir sesle.
Selin sırıttı.
“Tamam ama merak ettim. En çok neye sinir oluyordun?”
Ege merakla kaş kaldırdı.
“Evet, ben de öğrenmek istiyorum.”
Efsun birkaç saniye düşündü.
“Her şeyi içine atmasına,” dedi sonunda. “Kızınca bağırıyor ama kırılınca susuyor.”
Masadaki hava kısa bir anlığına duruldu.
Çünkü herkes bunun doğru olduğunu anlamıştı.
Ege gözlerini masaya indirdi.
“Belki nasıl anlatacağımı bilmiyorumdur.”
Bu kez Selin daha yumuşak konuştu.
“Çoğu insan bilmiyor zaten.”
Duru başını salladı.
“Ama öğrenilebilir.”
Ege hafifçe Efsun’a baktı.
“Deniyorum işte.”
Efsun’un yüzündeki ifade yumuşadı.
Tam o sırada Baran telefonu eline aldı.
“Tamam, ortam fazla duygusal oldu,” dedi. “Bir yere gidiyoruz.”
Duru anında heyecanlandı.
“Nereye?”
Baran sırıttı.
“Eski lunaparka.”
Ege kaşlarını çattı.
“Orası hâlâ açık mı?”
Selin hafifçe güldü.
“Yarım yamalak.”
Efsun camdan dışarı baktı.
Sonra yavaşça gülümsedi.
“Gidelim.”
Akşam olduğunda eski lunaparkın ışıkları uzaktan bile zor görünüyordu.
Bazı tabelalar yanıp sönüyor, içeriden eski müzik sesleri geliyordu.
Duru heyecanla önden yürüdü.
“Buraya bayılıyorum ya.”
Ege etrafa baktı.
“Burası biraz korku filmi gibi.”
“Sen her şeyi dramatikleştiriyorsun,” dedi Efsun.
Baran jeton alırken Selin onun yanına yaklaştı.
“Benimle hâlâ düzgün konuşmayacak mısın?”
Baran gözlerini kaçırdı.
“Konuşuyorum ya.”
“Üç kelimeyle.”
Efsun ve Ege arkadan onları izliyordu.
Ege hafifçe eğilip fısıldadı:
“Bizden bile karışıklar.”
Efsun güldü.
“Biraz.”
Tam o sırada Duru bağırdı:
“Haydi çarpışan arabalara!”
Ege anında geri çekildi.
“Asla.”
“Niye korktun mu?” dedi Efsun sırıtarak.
Ege kaş kaldırdı.
“Sadece sizin deliliğinize güvenmiyorum.”
Beş dakika sonra herkes arabalardaydı.
Duru ilk saniyede Baran’a çarptı.
Selin kahkahalar içinde Ege’nin arabasını sıkıştırdı.
Deniz bağırdı:
“Bu bildiğin saldırı!”
Efsun ilk kez uzun zamandır bu kadar rahat gülüyordu.
Sonra bir anda Ege’nin arabası gelip onun arabasına hafifçe çarptı.
İkisi birkaç saniye birbirine baktı.
Ne kavga vardı ne gerginlik.
Sadece birlikte eğlenebildiklerini fark ettikleri garip bir huzur vardı.
Ve belki de ilk kez, hikâyeleri sadece acıdan ibaret değildi artık.
Çarpışan arabalardan indiklerinde herkes nefes nefese gülüyordu.
Duru hâlâ kahkaha atıyordu.
“Ege’nin yüzünü gördünüz mü?”
Ege montunu düzeltip söylendi.
“Hepiniz bana saldırdınız.”
Selin omzunu silkti.
“Hak etmiş olabilirsin.”
Baran anında güldü.
“İlk defa biri benden önce laf soktu.”
Efsun gözlerini devirdi ama gülümsüyordu.
Lunaparkın içlerinde yürürken eski dönme dolabın ışıkları dikkatlerini çekti.
Yavaşça dönüyordu.
Duru hemen heyecanlandı.
“Buna biniyoruz.”
Ege başını kaldırıp baktı.
“O şey biraz güvensiz duruyor.”
“Sen çok konuşuyorsun,” dedi Efsun.
Bir süre sonra ikili kabinlere bindiler.
Duru özellikle Baran ile Selin’i aynı kabine itti.
“Duru!” dedi Baran.
“Sus ve duygularınla yüzleş.”
Efsun kahkahasını tuttu.
Sonunda Ege ve Efsun aynı kabine kaldı.
Kapı kapanınca kısa bir sessizlik oldu.
Dönme dolap yavaşça yükselmeye başladı.
Şehrin ışıkları yukarıdan daha sakin görünüyordu.
Ege camdan dışarı baktı.
“Buradan bakınca her şey küçük görünüyor.”
Efsun ona döndü.
“Belki sorunlarımız da öyledir.”
Ege hafifçe gülümsedi.
Bir süre sonra dönme dolap en tepede kısa süreliğine durdu.
Aşağıda herkes küçücük görünüyordu.
Rüzgâr hafifçe esiyordu.
Ege sessizce konuştu.
“İyi ki gitmedin.”
Efsun gözlerini ona çevirdi.
“Sen de.”
Dönme dolap yeniden hareket etmeye başladığında ikisi de hâlâ birbirine bakıyordu.
Aşağıdan Duru’nun sesi geldi:
“ÖPÜŞMEZSENİZ İNMİYORUZ!”
Efsun şokla aşağı baktı.
“Bu kız manyak.”
Ege istemsizce güldü.
“Biraz.”
Efsun başını sallayıp gülmeye başladı.
Uzun zamandır ilk kez bu kadar hafif hissediyordu.
Dönme dolaptan indiklerinde Duru hemen yanlarına koştu.
“Ee?” dedi merakla.
Ege kaş kaldırdı.
“Ee ne?”
“Romantik sahne yaşandı mı?”
Efsun Duru’nun koluna vurdu.
“Film mi bu?”
Baran arkadan geldi.
“Bence bunlar sadece birbirine bakmıştır.”
Selin sırıttı.
“Yo, o bile büyük gelişme.”
Ege sahte kırılmış gibi yaptı.
“Herkes neden ilişkimizi analiz ediyor?”
“Çünkü çok malzemesiniz,” dedi Duru.
Herkes tekrar gülerken Efsun’un telefonu çaldı.
Ekrana bakınca yüzündeki ifade değişti.
Ege hemen fark etti.
“Ne oldu?”
Efsun birkaç saniye sustu.
“Annem arıyor.”
Gülüşmeler bir anda yavaşladı.
Efsun normalde annesiyle gece konuşmazdı.
Ege dikkatlice baktı.
“Açmayacak mısın?”
Efsun derin bir nefes aldı.
Sonra telefonu açtı.
“Alo?”
Karşı taraftan gelen sesi duyunca yüzü gerildi.
“Ne demek hastanede?"
Efsun telefonu birkaç saniye dinledi.
Sonra yüzündeki gergin ifade yavaşça dağıldı.
Ege hemen sordu:
“Ne oldu?”
Efsun telefonu kapatıp gülmeye başladı.
“Annem…” dedi nefesini toparlayarak. “Teyzemlere gitmişler, yanlışlıkla görüntülü aramış.”
Duru elini kalbine koydu.
“Ben az önce dram başlıyor sandım.”
“Sen her şeyi diziye çeviriyorsun,” dedi Baran.
Efsun hâlâ gülüyordu.
Uzun zaman sonra içten gelen bir gülüştü bu.
Ege ona bakarken istemsizce gülümsedi.
Selin bunu fark edip Baran’a dirseğiyle vurdu.
“Bakışlara bak.”
Baran kafasını salladı.
“Bunlar kesin düzeliyor.”
Ege duyunca hemen savundu kendini.
“Abartmayın.”
Efsun kaş kaldırdı.
“Az önce dönme dolapta duygusal konuşan sendin.”
Duru dramatik şekilde bağırdı:
“İŞTE BU!”
Ege utanmış gibi gözlerini kaçırırken herkes gülmeye başladı.
O gece lunaparkın eski ışıkları altında ilk defa hiçbir şey ağır gelmiyordu.
Sadece birlikteydiler.
Ve bu, uzun zaman sonra yeterli hissetmişti.
Lunaparktan çıktıktan sonra sahile yakın küçük bir büfeye oturdular.
Hava serinlemişti ama kimsenin eve gitmeye niyeti yoktu.
Duru elindeki patatesi salladı.
“Bu gece resmen karakter gelişimi yaşadınız.”
Ege içeceğinden bir yudum aldı.
“Bizi rahat bırak artık.”
Selin güldü.
“Hayır ama gerçekten farklısınız bugün.”
Efsun masaya dirseğini koydu.
“İyi farklı mı?”
Baran cevap verdi.
“Daha hafif gibisiniz.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Çünkü herkes bunun doğru olduğunu biliyordu.
Ege yavaşça Efsun’a baktı.
“Belki ilk defa sürekli kavga etmiyoruz diye.”
Efsun hafifçe gülümsedi.
Tam o sırada Duru telefonunu çıkarıp fotoğraf çekti.
“Dur!” dedi Efsun.
Ama çok geçti.
Fotoğrafta herkes gülüyordu.
Ege’nin bakışları yine Efsun’daydı.
Duru fotoğrafa bakıp sırıtı.
“Tamam, bunu saklıyorum.”
“Sil onu,” dedi Ege.
“Asla.”
Selin kahkaha attı.
“Bir gün düğününüzde gösteririz.”
Ege ve Efsun aynı anda:
“NE?”
Masadaki herkes gülmeye başladı.
Ve o an, uzun zamandır ilk kez gelecek fikri korkutmamıştı onları.
Duru hâlâ fotoğrafla oynarken Ege telefonu elinden almaya çalıştı.
“Ver şunu,” dedi ciddi bir sesle.
“Hayır,” dedi Duru. “Bu tarihsel bir belge.”
Efsun gülerek araya girdi.
“Abartmayın, sadece bir fotoğraf.”
Baran sandalyeye yaslandı.
“Bence bu iş büyüyor.”
Selin hemen başını salladı.
“Zaten büyümüş.”
Ege derin bir nefes aldı ama bu kez sinirli değildi.
Sadece yorulmuş gibi gülümsedi.
“Garip,” dedi. “Eskiden biri böyle şeyler yapınca kavga çıkardı.”
Efsun ona baktı.
“Şimdi?”
Ege omuz silkti.
“Şimdi sadece gülüyorum.”
Bu cümle Efsun’un içinde bir yere dokundu.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Efsun yavaşça konuştu:
“Bence biz gerçekten değişiyoruz.”
Ege başını salladı.
“İyi yönde mi?”
Efsun hiç düşünmeden cevap verdi:
“Evet.”
Duru sandalyesinden kalktı.
“Tamam o zaman,” dedi. “Bu geceyi bitirmiyoruz.”
Baran kaş kaldırdı.
“Nasıl yani?”
Duru sırıttı.
“Yürüyüş.”
Selin iç çekti.
“Bu kızın enerjisi bitmiyor.”
Hepsi sahil boyunca yürümeye başladığında Ege biraz geride kaldı.
Efsun onun yanında yürüdü.
Ege sessizce konuştu:
“Bugün iyi geldi.”
Efsun başını salladı.
“Bana da.”
Ege hafifçe gülümsedi.
“Belki yarın da kavga etmeyiz.”
Efsun ona baktı.
“Denemek zorundayız zaten.”
Ve ikisi de ilk defa, yarının korkulacak bir şey değil, sadece devam eden bir şey olduğunu düşündü.
Sahil boyunca yürürken rüzgâr hafifçe artmıştı. Dalga sesi konuşmaların arasına karışıyordu.
Duru en önde yürüyüp taş topluyordu.
“Bakın,” dedi, “bu taş kesin şans getirir.”
Baran güldü.
“Sen her şeye inanıyorsun.”
“Çünkü işe yarıyor,” dedi Duru.
Selin Ege'ye bakıp sırıttı.
“Sen de bugün fazla sakinsin.”
Ege omuz silkti.
“Alışıyorum galiba.”
Efsun hafifçe ona baktı.
“İyi bir şey bu.”
Ege başını salladı.
Bir süre sonra Duru herkesin önünde durdu.
“Tamam,” dedi, “son bir şey yapıyoruz.”
Baran hemen şüphelendi.
“Bu ‘son bir şey’ler genelde kötü çıkıyor.”
Duru onu görmezden geldi.
“Her birimiz bir şey dileyeceğiz.”
Selin göz devirdi.
“Çocuk oyunu.”
Ama yine de herkes durdu.
Duru ilk başladı.
“Ben hep böyle güzel günler istiyorum.”
Baran sonra konuştu.
“Ben daha az dram.”
Selin kısa gülümsedi.
“Ben de kaçmadan kalmayı.”
Herkes Ege'ye baktı.
Ege kısa bir an düşündü.
Sonra Efsun’a baktı.
Ege sırıtarak,
“Ben aklımda ki kişi ile birlikte mutlu olmayı diliyorum.” dedi.
Efsun hızlıca Ege'ye döndü,
“Kim o?”
Herkes kahkaha atmaya başlamıştı. Efsun etrafa anlamsız gözlerle baktı.
“Siz biliyor musunuz?”
Duru gülerek konuştu,
“Kızım salak mısın sen?”
Efsun göz devirdi,
“Aynen salağım.”
Sonra Ege’ye döndü,
“Ege kim o?”
Ege sırıtarak baktı,
“Kıskandın mı yoksa Siyah İnci?”
Efsun yaptığının dikkatine vardı ve utanarak önüne döndü,
“Yok ya sadece öylesine sordum işte.”
Ege hafifçe güldü, ellerini cebine soktu.
“Öylesine sorulacak bir şey değil bu arada.”
Efsun hemen başını kaldırdı,
“Tamam tamam, sorum iptal.”
Duru araya girdi, hâlâ gülüyordu,
“Bak bak, panik oldu.”
Selin Efsun’a göz kırptı,
“Boşver, belli zaten.”
Baran kaşlarını kaldırdı,
“Ne belli?”
“Hiç,” dedi Selin hızlıca, gülerek.
Efsun iyice kafasını çevirdi.
“Ben hiçbir şey anlamıyorum şu an.”
Ege bir adım Efsun’a yaklaştı ama çok belli etmedi.
“Anlamaman iyi.”
Efsun şüpheyle baktı,
“Neden?”
Ege omuz silkti, gülümsemesini saklamadan,
“Çünkü bazen her şeyi anlamaya gerek yok.”
Duru ellerini çırptı,
“Tamam, bu sahne yeterince romantik oldu, açım ben.”
Baran hemen atladı,
“Evet, yemek kısmına geçelim artık.”
Selin başını salladı,
“En mantıklısı bu.”
Efsun hâlâ Ege’ye bakıyordu.
“Sen gerçekten hiç net değilsin.”
Ege yürümeye başladı, Efsun da yanında kaldı.
“Belki de net olmak istemiyorumdur.”
Efsun kaş kaldırdı,
“Bu ne demek?”
Ege hafifçe sırıttı,
“Anlaman için doğru zamanı bekle.”
Efsun gözlerini devirdi ama bu sefer gülüyordu.
Ve grup tekrar yürümeye devam etti;
bu kez herkesin yüzünde aynı şey vardı: merak ama huzursuzluk değil, sadece gülümseme.
Efsun Ege’nin söylediğini birkaç saniye düşündü ama yine de anlamlandıramadı.
“Seninle konuşmak bazen zor oluyor biliyor musun?” dedi.
Ege hafifçe güldü.
“Ben de seninle konuşurken aynı şeyi düşünüyorum.”
Efsun ona yan gözle baktı.
“Demek sorun bizde değil.”
“Yok,” dedi Ege, “sorun bizde.”
Bu cümle ikisini de güldürdü.
Arkadan Duru bağırdı:
“YEMEK YOKSA, BEN DÖNERİM!”
Baran hızlandı.
“Tamam tamam gidiyoruz.”
Selin Efsun’un yanına geldi.
“Sen iyi misin?”
Efsun başını salladı.
“İyiyim. Sadece… garip bir gün.”
Selin gülümsedi.
“İyi garip.”
Efsun düşündü.
“Evet… iyi garip.”
Ege öne geçti ama birkaç adım sonra geri dönüp Efsun’a baktı.
“Geliyor musun?” dedi.
Efsun başını salladı.
“Geliyorum.”
Yan yana yürümeye başladılar tekrar.
Ege sessizce konuştu:
“Az önceki şey şakaydı bu arada.”
Efsun kaş kaldırdı.
“Hangi şey?”
“Dilek.”
Efsun hafifçe güldü.
“Biliyorum.”
Ege kısa bir an sustu.
“İyi.”
Efsun ona baktı.
“Senin ‘iyi’ demen de garip.”
Ege sırıttı.
“Alışırsın.”
Ve grup ışıkları uzaktan görünen küçük büfeye doğru yürürken, konuşmalar yeniden şakalaşmaya döndü.
Bu kez hiçbir şey ağır değildi.
Yemek yedikleri yer küçük, sahile yakın bir restorandı. Masalar birbirine yakındı ama ortam sakindi. Duru yine en çok konuşan kişiydi, Baran sürekli ona takılıyordu, Selin arada gülüp araya giriyordu.
Efsun tabağındaki yemeği karıştırırken Ege yanına oturdu.
“Bugün fazla sessizsin,” dedi Ege.
Efsun kaş kaldırdı.
“Sadece dinliyorum.”
Ege hafifçe güldü.
“Sen genelde dinleyince daha tehlikeli oluyorsun.”
Efsun güldü.
“Bu iyi bir şey mi kötü mü?”
“Bilmiyorum,” dedi Ege, “henüz çözemedim.”
Duru bir anda elini masaya vurdu.
“Yeter! Yemekten sonra plan var.”
Baran göz devirdi.
“Ne planı?”
Duru sırıttı.
“İçecek alıp sahile iniyoruz.”
Selin başını salladı.
“Bunu zaten yapıyoruz gibi.”
Duru parmağını kaldırdı.
“Hayır, bu sefer daha uzun kalıyoruz.”
Herkes kabul edince yemek yavaş yavaş bitti.
Ege tabağını iterken Efsun’a baktı.
“Gidiyoruz o zaman.”
Efsun başını salladı.
“Gidiyoruz.”
İçkiyi alıp sahile gitmişlerdi. Duru yere oturup,
“HADİ, DOĞRULUK MU CESARET Mİ OYNAYALIM!” diye bağırdı.
Ege ve Efsun aynı anda,
“Çocuk değiliz biz,” diyerek oyunu reddettiler.
Yarım saat sonra,
Ege ve Efsun zorla oyuna dahil olmuştu. Oyun üzerinden 6 tur geçmişti.
Duru şişeyi alarak,
“Ben çeviriyorum,” deyip şişeyi çevirdi.
Şişe Baran ve Ege'ye gelince eli ile yavaşça durdurdu.
Baran sırıtarak,
“Doğruluk mu cesaret mi Ege bey?” diye sordu.
Ege,
“Cesaret,” dedi.
Baran aniden,
“EFSUN’U ÖP!” diye bağırdı.
Efsun ve Ege öyle kalırken diğerleri “ÖP, ÖP!” diye alkışlayarak ritim tutuyordu.
Efsun’un yanakları kızarmış, öylece karşıya bakıyordu.
Ege, “Ne kadar olmaz diye ısrar etsem de dinlemezsiniz,” dedi.
Diğerleri hep birlikte “ÖP!” diye bastırdı.
Ege daha fazla katlanamayarak Efsun’un dudağına minik bir buse kondurup geri çekildi.
Efsun büyük bir şaşkınlıkla Ege'ye doğru döndü ve dudakları aralandı.
Diğerleri alkışlarken Ege ve Efsun sadece bakışıyordu.
Sanki onlar için zaman durmuş gibiydi.
Ege kısa bir an durduktan sonra hafifçe güldü.
“Tamam, bu oyun fazla abartıldı.”
Baran hemen araya girdi.
“Kaçış yok ama.”
Duru sırıttı.
“Öpüştünüz zaten, kabul edin.”
Efsun gözlerini devirdi ama gülümsüyordu.
“Bu oyun çok saçma olmaya başladı.”
Ege başını salladı.
“Katılıyorum.”
Selin ayağa kalktı.
“Tamam o zaman, oyun bitti. Herkes normale dönsün.”
Herkes rahatladı, konu kapandı.
Bir süre sonra grup sahilde tekrar yürümeye başladı. Konuşmalar şakalaşmaya döndü, kimse bir şeyi kurcalamadı.
Ege Efsun’un yanına geldi.
“Rahatsız oldun mu?” diye sordu sessizce.
Efsun başını salladı.
“Hayır.”
Kısa bir durdu.
“Garipti ama kötü değildi.”
Ege hafifçe güldü.
“Ben de öyle düşünüyorum.”
Efsun ona baktı.
“Sen hâlâ aynı cevabı mı veriyorsun?”
Ege kaş kaldırdı.
“Hangisini?”
Efsun gülümsedi.
“Az önceki soruya.”
Ege bir saniye düşündü, sonra dürüstçe:
“Bilmiyorum.”
Efsun hafifçe güldü.
“En azından artık ‘hayır’ demek kadar hızlı değilsin.”
Ege başını salladı.
“Belki de bazı şeyler cevap istemiyordur.”
Ve ikisi yan yana yürümeye devam etti; bu kez hiçbir şeyin aceleye gelmediği bir gecede.
Efsun bir süre Ege’nin söylediklerini düşündü ama bu kez içinde ağırlık yoktu.
“Sen bazen çok karışık konuşuyorsun,” dedi.
Ege hafifçe güldü.
“Sen de bazen her şeyi fazla net istiyorsun.”
Efsun ona yan gözle baktı.
“Netlik kötü bir şey değil.”
“Bazen,” dedi Ege, “fazla netlik insanı korkutur.”
Efsun kısa bir an sustu.
“Ben seni korkutuyor muyum?”
Ehe hemen cevap vermedi. Sonra omuz silkti.
“Bazen.”
Efsun kaşlarını kaldırdı ama gülüyordu.
“İyi anlamda mı kötü anlamda mı?”
Ege ona baktı.
“İkisinin arasında bir yerde.”
Efsun başını salladı.
“Bu da senin klasik cevabın işte.”
Ege güldü.
“Alış artık.”
Bir süre sessizce yürüdüler. Arkadan Duru’nun sesi geldi:
“İKİSİ YİNE KENDİ DÜNYALARINDA!”
Baran ekledi:
“Bırakın, onlar öyle yaşıyor.”
Selin gülerek yürüyordu.
“Bugün fazla sakiniz, garip.”
Ege Efsun’a doğru eğildi.
“Bence bu iyi bir şey.”
Efsun başını salladı.
“Evet.”
Bir an durdu.
“Garip olan şu,” dedi, “bugün hiçbir şey normal değil ama her şey iyi.”
Ege hafifçe gülümsedi.
“Belki de normal dediğimiz şey bu değildir.”
Efsun ona baktı.
“Ne?”
Ege omuz silkti.
“Biraz kaos, biraz gülmek… ve kaçmadan kalmak.”
Efsun istemsizce gülümsedi.
“Bu cümle fazla doğru oldu.”
Ege'de gülümsedi.
“Bazen ben de şaşırıyorum.”
Ve grup sahil boyunca yürümeye devam etti;
gece hâlâ uzundu ama bu kez kimse acele etmiyordu, kimse de kaçmıyordu.
Eve geldiklerinde gece çoktan ilerlemişti.
Kapı kapanınca içeride kısa bir sessizlik oldu.
Duru gerindi.
“Ben öldüm.”
Baran hemen koltuğa attı kendini.
“Ben de.”
Selin montunu çıkarırken gülümsedi.
“Güzel gündü.”
Ege ayakkabılarını çıkarıp Efsun’a baktı.
“İyi misin?”
Efsun başını salladı.
“İyiyim. Sadece yorgunum.”
Duru el salladı.
“Ben gidiyorum. Yarın görüşürüz.”
Baran ve Selin de kısa süre sonra ayrıldı.
Ev bir anda sessiz kaldı.
Ege mutfağa gidip iki bardak su getirdi. Birini Efsun’a uzattı.
“Bugün fazla dolu geçti,” dedi.
Efsun suyu alıp hafifçe gülümsedi.
“Evet.”
Kısa bir duraklama oldu.
Ege sonra odasına geçti.
Efsun ise ışığı kısık odasında yatağa uzandı.
Tavanı izliyordu.
Bugünü düşündü.
Lunaparkı… kahkahaları… sahili… oyunu… ve Ege'nin ona baktığı o anı.
En çok da o anı.
Yanakları hafif ısındı. Kendine sinirlenir gibi gözlerini kırptı.
“Saçma,” diye fısıldadı.
Ama kalbi hiç öyle düşünmüyordu.
Dönüp yastığına gömüldü.
Ve ilk kez uzun zamandır, uykuya dalmadan önce zihni kavga etmiyordu. Sadece… bir günün güzel yorgunluğu vardı içinde.
