11. bölüm · Siyah İmzalar ARVEN

11 Bölüm KIRIK İMZALAR,SOĞUK AVUÇLAR

Gölge Yazarı

"Gerçeğin peşinde koşan keskin bir irade ile o gerçeği kendi dehlizlerinde boğan karanlık bir güç, nihayetinde aynı namlunun ucunda, aynı merminin soğukluğunda eşitlenir. Adaletin duvarları dışarıda ne kadar yüksek olursa olsun, bir odanın içindeki sırların sızısını dindirmeye yetmez. İnsan, kendi yarattığı canavarlarla savaşırken, en çok sakındığı varlığın o savaşın tam ortasına düşmesini engelleyemez. Suçun örtbas edildiği, yalanların bir zırh gibi kuşanıldığı bir dünyada, fedakarlık adı altında sunulan her suskunluk, aslında karşıdakinin ruhuna vurulmuş görünmez bir zincirdir. Ve o zincir bir kez kırıldığında, ne koruyan kalır masum, ne de korunan."

Bölüm şarkısı:Geri dön-Sezen Aksu

1 Gün Sonra - Alkaç Villası

Sabahın ilk ışıkları, kalın perdelerin arasından sızarak hafif karanlık olan yatak odasını yavaşça aydınlatıyordu.
Hevin, gözlerini büyük bir acıyla araladığında sağ elinin üzerinde yoğun bir sıcaklık hissetti. Bakışları güçlükle aşağı kaydı. Kutay, hemen yatağın yanındaki koltukta öylece uyuyakalmıştı.

Hevin’in elini iki eliyle sıkıca kavramış, sanki bıraksa gidecekmiş gibi tutuyordu. Hevin’in göğsüne ince bir sızı oturdu; doğrusu onu burada, başucunda görmeyi hiç beklemiyordu.

Vurulduğu yerdeki yara hâlâ cayır cayır sızlıyordu ama o bedensel acı, kalbinin ortasındaki o devasa enkazın ağrısı kadar büyük değildi.
Hevin hafifçe yerinde doğrulmaya çalıştığında, yatak kıpırdadı ve Kutay adeta bir refleksle gözlerini açtı. Bakışları anında Hevin’in gözlerine kilitlendi.

"Uyandın..." dedi Kutay, sesindeki o hırıltılı rahatlamayla. "Nasıl hissediyorsun?"

Hevin, gözlerini ondan kaçırmadan sordu:

"Korktun mu... Benim için?"

Kutay cevap vermedi. Dudakları mühürlenmiş gibi kapandı fakat hüzün ve suçluluk dolu gözleri, odanın büyük penceresine dikildi.

Hevin, üzerindeki yorganı sıyırıp kalkmaya yeltendiğinde, Kutay hızla öne doğru atıldı. Güçlü elleriyle Hevin’in omuzlarından tutarak onu nazikçe ama kararlı bir şekilde yatağa geri bastırdı. Yüzleri, birbirlerinin nefeslerini hissedecek kadar yakındı şimdi.

"Hevin, sen ne yapıyorsun?" dedi Kutay, sesi endişeyle yükselerek. "Bir adım attığın an tüm dikişlerin patlar! Dinlenmen gerekiyor."

"Yok... Benim gitmez lazım Kutay, bırak beni," diyerek omuzlarını kurtarmaya çalıştı Hevin.

"Bırakmam!" Kutay’ın sesi bu kez odanın içinde adeta gürlemişti.

"Neden?!" diye haykırdı Hevin, gözlerinden akan o sessiz yaşlarla.
"Neden bırakmıyorsun beni?!"

"Çünkü..." Kutay’ın sesi birden en dibe vurdu, fısıltıya dönüştü.
"Çünkü sana bir şey olmasından deliler gibi korkuyorum."

Elleri hâlâ Hevin’in omuzlarındaydı, gitmesine izin vermiyordu. Hevin başını çevirdi: "Bana bir şey olmaz."
Kutay yavaşça yatağın kenarına oturdu. İkisi de uzun bir süre konuşmadan karşıdaki duvara baktılar. Bazen, en büyük çığlıkları sessizlik atardı. Konuşmadan da çok şey anlatıyordu aralarındaki o ağır hava.

Kutay, sessizliği bozan ilk kişi oldu. Sesi soğuk ve ölümcüldü: "Seni vuranları... Bulacağım. Hepsini tek tek bulup cezasını kendi ellerimle keseceğim."

Hevin başını çevirip onun sert profilini inceledi: "Neden bize suikast yapmaya çalıştılar Kutay?"

"Bilmiyorum."

"Sen... Bir işlere falan mı bulaştın yoksa?"

Kutay kaşlarını kaldırdı, yüz hatları gerildi: "Anlamadım?"

"Mafya çetelerine mi karıştın?"

Bu soru odada buz gibi bir rüzgar estirdi. Kutay’ın tüm bedeni gerim gerim gerilmişti. Gözlerindeki o tehlikeli parıltıyı gizlemeye çalışarak yutkundu: "Ne mafyası Hevin? Saçmalama."
"Belli ki hedef sendin," dedi Hevin, sesindeki o keskin savcı tonuyla.

"Yanlışlıkla kurşun bana isabet etti."

"Ben araştıracağım, sen bunları düşünme," dedi Kutay.
Hevin hiçbir şey söylemeden bakışlarını yeniden pencereye çevirdi. Kutay ondan kesinlikle bir şeyler saklıyordu ve bir savcı olarak o gerçeği ne pahasına olursa olsun öğrenmeliydi. Yara ağrısı bir yana, kalbinin sızısı artık dayanılmaz boyutlardaydı. Babasını kendi elleriyle tutuklaması, annesinin zamansız ölümü, on yıl önceki o paramparça ayrılıklar ve şimdi de bu evlilik...

Her şeyden, herkesten bunalmıştı. Yaşadığı şey bir hayat değil, sanki parmaklıkları görünmeyen kapkara bir zindandı.
Kutay yavaşça ayağa kalktı. Yüzündeki o çökmüş, hüzünlü ifadeyi Hevin’den gizlemek ister gibi arkasını döndü:
"Ben çıkayım... Sen iyice dinlen. Bir şeye ihtiyacın olursa... Seslenmen yeterli."

Hevin gözlerini onun geniş sırtına dikti:
"Tamam... Sen beni merak etme."

Kutay başını hafifçe sallayarak odadan çıktı.
Saatler birbirini kovaladıkça, Hevin’in vücudundaki o yakıcı ağrı biraz olsun hafiflemişti. İlaçların etkisiyle o sızıyı bastırarak, inatçı yapısına yenik düştü ve ayağa kalktı. Yavaş adımlarla koridoru geçip diğer odaya doğru ilerledi.

Kapı aralığından gördüğü manzara, şüphelerini haklı çıkarır nitelikteydi. Kutay, odanın içinde bir o yana bir bu yana volta atıyor, telefondaki kişiye sinirle, adeta dişlerinin arasından bir şeyler tıslıyordu. Hevin’in kapıda beliren gölgesini fark ettiği an, lafını yarıda kesip telefonu hızla kapattı. Bakışları anında Hevin’in üzerine dikildi. Merak ve endişe dolu gözlerle onu süzdü.

"Hevin? Bir şey mi oldu? Neden kalktın?"

Hevin dik durmaya çalışarak soğuk bir sesle cevap verdi:

"Hayır. Ben artık gideceğim, iyiyim."

Kutay, aralarındaki mesafeyi saniyeler içinde eriterek tam önünde durdu. Mesafeyi o kadar daraltmıştı ki, Hevin onun öfkeyle kalkıp inen göğsünü görebiliyordu.
"Tehlikedeyiz Hevin, gidemezsin!" dedi Kutay, otoriter bir sesle.

"Ne tehlikesi?" diye meydan okudu Hevin.
Kutay, gerginlikten kasılan yüzünü ona doğru eğdi: "Daha yeni vuruldun sen! Şimdiyse çekip gitmekten bahsediyorsun. O dikişler açıldığı an ne kadar acı çekeceksin farkında mısın? Ben... Senin acı çekmeni asla istemiyorum."

Bu sözler, Hevin’in zihninde adeta bir şimşek çaktırdı. Kutay’dan, o duygusuzca çekip giden adamdan böyle bir cümleyi asla beklemiyordu. Bir adım daha atarak gözlerini onun gözlerinin en derinine dikti. Sesi bir ok gibi saplandı adamın göğsüne:

"Acı çekmemi istemeyen adamın... On yıldır neler çektiğimden haberi yok!"

Kutay’ın gözlerinde anlık bir acı dalgası gelip geçti. Dudakları titredi: "O zaman... O zaman yanında olamadım Hevin. İzin ver, şimdi olayım."

Kutay elini uzattı; kan kaybından ve halsizlikten ötürü buz gibi olan Hevin’in ellerini avuçlarının içine aldı, sıkıca sarılarak ısıtmaya çalıştı. Ama o eller ısınmazdı; çünkü Hevin’in kalbi çoktan donmuş, buz tutmuş bir kente dönmüştü.

Hevin, ellerini çekmeden gözlerinin içine baktı:

"Neden yanımda olmak istiyorsun ki?"

Kutay, son gücüyle, içindeki tüm o gizli aşkı ve çaresizliği sesine dökerek fısıldadı:

"Çünkü ben sensiz yapamam..yaşayamam"

Hevin, duyduğu bu son cümleyle, kalbinin derinliklerindeki o eski sızının yeniden canlandığını hissetti. Şaşkınlığı, gözlerindeki o sert savcı duvarını yerle bir etmişti.

Merhaba arkadaşlar nasılsınız? Finale son 1 bir bölüm kaldı.İyi okumalar dilerim💗