8. bölüm · Siyah İmzalar ARVEN

0.8 Bölüm GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Gölge Yazarı

Adalet, her zaman bir kazanç değildir; bazen en büyük kayıpların üzerine inşa edilen soğuk bir abidedir. İnsanın kendi köklerinden, yani onu var eden kandan vazgeçmesi, ruhun en derin savaşıdır. Bir evladın babasını adaletin kucağına bırakması, sadece bir hukuk mücadelesi değil, aynı zamanda geçmişin ve aidiyetin reddidir. Kan bağı, suçla kirlendiğinde artık bir bağ değil, bir prangaya dönüşür. Adalet burada bir cellat gibidir; hem suçluyu cezalandırır hem de masumun çocukluğunu sonsuza dek gömer.

****

Bir annenin yokluğu, bir evin sadece ışığını değil, o evin ahlaki pusulasını da alıp götürür. Baba figürünün bu pusulayı kırması ve bir katile dönüşmesi, evladın dünyasındaki "güven" kavramının ontolojik olarak çöküşüdür. İnsan, hayatı boyunca kendisine en yakın olandan gelecek darbeyi bekleyerek yaşamaz; bu yüzden ihanet, en çok sığınılan limandan geldiğinde yıkıcı olur. Mahkeme salonları sadece suçluları yargılamaz; orada aynı zamanda parçalanmış umutlar, çalınmış çocukluklar ve bir kadının yarım kalan son gülüşü de tartıya çıkarılır.

~Bölüm şarkısı: Sil baştan-Şebnem Farah

Uraz, adliyeden ayrıldıktan kısa bir süre sonra tekrar şirkete dönmüştü. Zihninde Defne'nin keskin bakışları vardı ve bu huzursuzluğu abisiyle paylaşması gerekiyordu. Hızla Kutay'ın odasına yöneldi, kapıyı çalmadan içeri girdi.

"Abi, şu savcı Defne var ya... Benden fena halde şüpheleniyor," dedi nefes nefese.

Kutay, camdan dışarıyı seyrediyordu. Arkasını dönmeden, buz gibi bir sesle cevap verdi:

"Bulamaz. Hiçbir şey bulamaz."

"Ya bulursa? Abi, bir düşün; senin mafya lideri, benim de senin sağ kolun olduğumu öğrenirse hepimizi yakar. Hatta bence Defne de değil, Hevin tutuklar bizi. Defne'ye o zevki bırakmaz."

Kutay ağır adımlarla masasına döndü, gözlerinde karanlık bir ifade vardı. "Uraz, yeter. Şüphe çekmemeye çalış, hiçbir şey öğrenemezler. Şimdi işine odaklan."

"Tamam abi. Bir de şu Baran meselesi var... Seninle bizzat görüşmek istiyor."

"Ertele," dedi Kutay kesin bir dille. "Bu aralar ortalığın yatışması lazım. Fazla dikkat çekiyoruz."

"Tamamdır. Başka bir şey var mı?"

Kutay, elindeki kalemi masaya bıraktı.

"Şirket için yeni ve dişli bir avukat lazım Uraz. Güvenebileceğimiz, bizi her delikten çıkaracak birini bul."

Uraz'ın aklına o günkü kaza geldi.
"Aslında... Defne'ye çarptığım gün yanında bir avukat vardı. Oldukça sert ve profesyonel görünüyordu. Onunla bir görüşürüm, sağlam birine benziyor."

Kutay'ın kaşları çatıldı.

"Dur bir dakika... Sen Defne'ye mi çarptın?"

Uraz mahcup bir şekilde ensesini kaşıdı. "Yanlışlıkla oldu abi ya, bilerek yapar mıyım?"

"Dikkatli ol Uraz," dedi Kutay, sesindeki uyarı tonu titreticiydi. "Karşındaki kadın bir savcı. Tek bir emriyle hayatımızı zindana çevirir."

"Merak etme abi, halledeceğim." Uraz, abisinin gerginliğini daha fazla zorlamadan odadan çıktı.

Hevin'in Dilinden

Bugün belki de hayatımın en uzun, en karanlık günüydü. Hani bazen insan nefes almaktan yorulur, yaşamak ağır gelir de ölümü bir kurtuluş sanır ya; tam o eşikteydim. Herkesten, her şeyden, hatta en çok da kendimden bıkmıştım. İnsan kendinden nefret eder mi? Ben ediyordum. Damarlarımda akan o adamın kanından nefret ediyordum.
Bugün babamın mahkemesi vardı. Kasten adam öldürme suçundan yargılanıyordu ve o mahkemeden bir daha gün yüzü görmemek üzere çıkacaktı.

Bir insan, öz babasını kendi elleriyle nasıl hapse gönderirdi? Annesinin katili olduğunu bile bile, o cellatla aynı havayı nasıl solurdu?
Yataktan kalktım. İçimdeki karanlığa inat, bembeyaz bir takım giydim. Belki bu zifiri karanlığın içinde küçük bir ışık sızacak delik bulurum umuduyla...

Adliye Koridorları

Adliyenin soğuk koridorlarında, cübbem elimde sıramı bekliyordum. Birazdan babam dediğim o adamın özgürlüğünü ellerinden alacaktım. Zihnimde cevapsız sorular yankılanıyordu: Kutay yanımda olsaydı bana sarılır mıydı? Güç verir miydi? Belki de o gördüğüm kadın meselesi koca bir yalandı... Ama artık güvenmek lükstü benim için. Kendi karısını öldüren bir adamın kızıydım ben; kime, nasıl inanacaktım?

Mübaşir adımı seslendiğinde dudaklarımı birbirine bastırdım. Sesimin titremesine izin veremezdim. İçeri girdiğimde gözlerim doğrudan karşımdaki o adama odaklandı. Yıllarca "baba" dediğim ama bugün sadece bir "sanık" olan Vedat Karan'a...

Tam o sırada kapı açıldı. İçeri giren kişiyle kalbim tekledi. Kutay gelmişti. Göz göze geldik; o bakışta hem bir özlem hem de tarifsiz bir acı vardı. Hemen kendimi toparladım, bakışlarımı babama diktim ve o gür, titremeyen sesimle konuşmaya başladım:

"Sayın Hakim, bugün burada sadece kanunları değil; parçalanmış bir çocukluğu ve yarım kalmış bir kadını temsil ediyorum. Karşınızda oturan bu adam, yıllarca bir baba maskesi takarak sadece hayatımı değil, hayallerimi de çaldı. Ama en kötüsü ne biliyor musunuz? O sadece bir katil değil; kendi eşinin, yani annem Müjgan Karan'ın celladıdır!"

Sesim salonun duvarlarında yankılanırken öfkem katlanıyordu.

"Annem öldüğünde gökyüzü ağlamıştı ama bu adamın gözünde tek bir damla yaş yoktu! Çünkü o, vicdanını çoktan karanlığa satmıştı. Şimdi bana öyle bakma Vedat Karan! Bana 'kızım' diye bakma! Ben bugün adaletin eliyle boğazına dolanan o ilmeğim. Sen annemin son gülüşünü çaldın, ben ise senin özgürlüğünü alacağım!"

Ellerim titriyordu, dirseklerimi masaya dayayıp güç aldım. Gözlerim dolmuştu ama akmasına izin vermedim. Onun gözlerinde hala en ufak bir pişmanlık kırıntısı yoktu. Hakime döndüm:

"Bir kadını öldürmek sadece bir kalbi durdurmak değildir; arkasında bıraktığı evladının dünyasını sonsuza dek karartmaktır. Bu adam en ağır cezayı alsa da annemin geri gelmeyeceğini biliyorum. Ama başka anneler sönmesin, başka çocuklar 'adalet' diye feryat etmesin diye... Müebbet hapis yetmez! Hiçbir gün ışığı görmeden, o karanlık hücrede annemin adını her gün sayıklayarak çürümesini talep ediyorum! Adalet, bazen bir savcının imzası değil, bir evladın katil babasının yüzüne vurduğu gerçektir. Gereği düşünülsün!"

Oda sessizliğe gömüldü. Bakışlarım istemsizce Kutay'a kaydı. Onun da gözlerinin dolduğunu, yumruklarını sıktığını gördüm. Sessizliği hakimin tok sesi böldü:

"Gereği düşünüldü!"

Herkes nefesini tutmuştu.

"Sanık Vedat Karan'ın, eşi Müjgan Karan'ı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasına karar verilmiştir."

Tokmağın o keskin sesi odayı doldururken, içimdeki bir yerlerde annemin ruhunun ilk kez huzurla nefes aldığını hissettim...