6. bölüm · Siyah İmzalar ARVEN

0.6 Bölüm KARANLIK GERÇEKLER

Gölge Yazarı

Bazen zaman, geçip giden bir nehirden ziyade, içine her şeyi hapsettiğimiz karanlık bir kuyu gibidir. On yıl boyunca üzeri örtülen sırlar, gün ışığına çıkmak için en savunmasız anımızı kollar. İnsan, geçmişini tozlu dosya kâğıtlarına sığdırabileceğini sanır; oysa her harf bir yara, her cümle bir pişmanlıktır. İhanet ise sadece verilen sözlerin tutulmaması değildir; ihanet, sığındığın limanın aslında seni fırtınaya iten asıl güç olduğunu anlamaktır. Sevgiyle nefret arasındaki o ince çizgi, bir gece yarısı gelen mesajla veya bir ismin fısıldanmasıyla paramparça olur.
En büyük darbeler her zaman en yakınlardan gelir. İnsan, düşmanını uzaklarda ararken, asıl yıkımın kendi kanından, kendi evinden doğduğunu fark ettiğinde ruhu buz keser.~

Bölüm şarkısı:
İhanetten geri kalan-Sezen Aksu

4 saat sonra

Hevin, ihanetin ağırlığıyla 10 yıl önceki dosyaları inceliyordu. Telefonu titredi; mesaj gelmişti, Kutay’dandı.

“Hevin, araştırdığını biliyorum. Eğer kendinden, hatta ailenden nefret etmek istemiyorsan yapma,”

yazmıştı. Bu mesaj Hevin’i çok şüphelendirmişti. Hemen cevap verdi:

“Neden ailemin adına leke sürdüreyim? Ne o gerçek, Kutay? Söyle adam gibi!”

Kutay şöyle cevapladı:

“Senin için nelerden vazgeçtiğimi bir bilsen... Söyleyemem Hevin, bilmen için çok erken.”

Hevin bu kez cevap yazmadı. Telefonu sinirle kapatarak masaya attı ve başını elleri arasına aldı. Ailesi ne yapmıştı? Neydi o gerçekler? Bunu öğrenmesi için tek bir kişi vardı; o da Kutay’dı ama ne yapsa söylemeyecekti. Hevin kendisi bulacaktı. Tekrar telefonu eline alarak Kutay’a mesaj attı:

“Konuşalım, şimdi konum atacağım.”

Hevin silahını kemerine taktı, paltosunu alarak odadan çıktı ve konuma doğru yola koyuldu. İlk defa bilmiyordu; doğru mu karar veriyordu yoksa yanlış mı? Ailesi bu kadar büyük ne yapmış olabilirdi?
30 dakika sonra
Kutay, siyah Maybach’ına yaslanmış Hevin’i bekliyordu. Hevin yaklaşarak:

Ailem hakkındaki o gerçek ne Kutay? Söyle hemen!

"Benim sana söyleyecek bir şeyim yok Hevin, dedi Kutay. — Başka bir şey yoksa iyi geceler."

Tam arkasını dönüp gidecekken, Hevin sertçe kolundan tuttu. Kutay şaşırmıştı, bunu beklemiyordu.

"Ya bana o gerçeği söylersin ya da..."

Kutay, sözünü bitirmesine izin vermedi:
" Ya da ne? Vurur musun yine beni?"

"Yok, vurmam ama seni ömürlük hapis cezasına mahkûm ederim!"

Kutay acı bir gülümsemeyle:

"Peki, elinden geleni ardına koyma o zaman. Ama sana bu kötülükleri yapan ilk başta baban... Eğer hesap sormak, gerçekleri öğrenmek istiyorsan Vedat Karan her şeyi biliyor, Arven."

Kolunu kurtararak arabasına doğru yöneldi. Hevin şoktaydı. Babası ondan ne saklıyordu? Belki de on yıldır onu bu eziyete sürükleyen bizzat babasıydı. Belki de Kutay’ın suçu yoktu? Şaşkın gözlerle arabasına doğru ilerledi.

Babasına soramazdı, herkesten gizli araştıracaktı. İçinden bir ses, öğreneceklerinin onu öldürecek kadar kötü olduğunu söylüyordu. Belki de Kutay yalan söylüyordu. Arkasına dönüp “Yalan söylüyorsun!” diye haykırmak istedi ama Kutay çoktan gitmişti. Tıpkı 10 yıl önce onu aldattığı gibi... Hayat ne kadar da acımasızdı değil mi? Seversin, çok seversin ama kaybeden hep sen olursun.
Kutay ona ilk defa "Arven" diye hitap etmişti. Bunu ona bir tek Defne söylerdi. Kutay’dan duymak biraz da olsa içini ısıtmıştı ama babasının adını duyduğunda yeniden buz kesmişti.

Ertesi gün

Bir cinayet işlenmişti ve bu işte Kutay’ın parmağı olabileceğinden şüpheleniliyordu. Bu yüzden sorgulama yapılması gerekiyordu. Hevin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı olsa da sorguya bizzat kendisi katıldı.

Sorgu Odası

Kutay arkasına yaslanmış, oldukça rahat bir şekilde oturuyordu. Hevin elindeki dosyayı sertçe masaya vurarak:
" Dün gece 23:15’te neredeydin?"

"Şirketteydim, kamera kayıtları da var, "dedi Kutay. Artık resmiyete geçmişlerdi.
Tam o anda kapı çalındı. Hevin sert bir tonla:

"Gel!"

"Başsavcım, rahatsız etmek istemezdim ama önemli... Ölen kadının kimliği belli oldu."

Polis dosyayı yavaşça masaya koyarak odadan çıktı. Hevin gözlerini Kutay’dan ayırmadan dosyayı açtı. Gördüğü ad onu resmen paramparça etmişti. Nefesi daraldı, gözleri dumanlandı. Kutay kaç kere “İyi misin?” diye sormuştu ama Hevin artık bayılmak üzereydi. Ölen kişi, onun en sevdiği varlığı, belki de en büyük zayıflığıydı: Müjgan Karan.
Annesi vefat etmişti, hem de vurularak. Hevin ayağa kalkmak istedi ama kalktığı an başı döndü. Yere düşecekken Kutay belinden tuttu.

"Hevin bana bak! Hevin, iyi misin?"

Sesi endişe doluydu. Hevin, zayıf bir ses tonuyla, belki de sadece Kutay’ın duyabileceği bir fısıltıyla:

" Sen... Sen yaptın... "dedi ve sözünü bitiremeden gözleri kapandı.
Kutay onu o hâlde dışarı çıkaramazdı. Sandalyeye oturttu ve hemen bir su getirip ona doğru uzattı.

" Hevin, iç şunu. Bana bak."

Hevin gözlerini açtı ve suyu güçlükle içti. Kutay’ın gözleri masanın üzerindeki dosyada yazan o isme takıldı: “Müjgan Karan”. Kutay ilk defa kendini bu kadar çaresiz hissetti. Hevin yavaş yavaş kendine geliyordu. Tam düzeldiğinde, az önce bayılan kadından eser kalmamıştı. Sertçe kalkarak Kutay’ı itti ve karşısına dikildi:

"Eğer bu işte senin parmağın varsa seni öldürürüm! Annem senin yüzünden öldüyse yemin ederim seni yaşadığına pişman ederim!"

Hevin’in aklında tek bir şey vardı: Katili bulmak. Ağlamadı; o duygularını hep içine atar, hep güçlü dururdu. Herkes düşerken o dik dururdu. Kutay şaşkınlıktan ne yapacağını bilemedi, sadece “Ben yapmadım,” diyebildi.
Hevin sert adımlarla odadan çıktı. Gözleri kan çanağına dönmüştü. Hayatındaki en değerli varlığı kaybetmişti. Masasına geçerek annesiyle olan fotoğraflarına baktı.

" Katilini bulacağım annem, bulacağım," dedi. Yüzü yumuşamış, gözleri dolmuştu. Babasını aradı:

" Baba, şimdi sana bir şey söylemem gerekiyor ama yüz yüze..."

"Tamam kızım.
Hevin artık babasının evindeydi. Babasına yaklaşarak:"

" Baba..."

"Efendim kızım, söyle."

"Öncelikle baba..."

"Annenden haberin var mı? Kaç gündür ortalıkta yok. Çiftlik evine gideceğim dedi, hâlâ gelmedi. Seninle konuştu mu?"

Hevin’in gözleri doldu.

"Kızım, senin niye gözlerin doldu? Ne oluyor?"

"Annem baba..."

" Annen ne?"

" Ölmüş."

" Ne?!"

Adamın ağzı açık kalmıştı, az kalsın deliye dönecekti.

" Silahla vurulmuş..."
Babası kalbini tutarak koltuğa yığıldı.

" Baba, kendini kaybetme sakın! Bulacağım o şerefsizi!"

"Son kez... bana en sevdiğim yemeği yapmıştı. Yaprak sarması yapmıştı bana annen, sonra gitmişti..."

Sesinden acı dökülüyordu.

"Ben senin kadar güçlü değilim be kızım... Ben Müjgan’sız yaşayamam," dedi kalbini tutarak.

" Annem artık yok ama ben de yaşamıyorum artık baba. Yaşayan bir ölüyüm ben. Tek yaşama sebebim onu öldüreni bulmak."

Hemşireyi odaya çağırdı ve babasına bakmasını söyledi. Kendisi hızlı adımlarla evden çıktı. Kutay mı yapmıştı? Nefret gözünü bu kadar mı kör etmişti? Adliyeye gidiyordu. Defne’yi arayarak:

" Kutay’ı hemen benim odama alın, hemen! "diye bağırdı. Sesi titriyordu; belli etmemeye çalışsa da insan annesini, hayatının anlamını kaybedince o sinirle her şeyi yapabilirdi.