9. bölüm · Siyah İmzalar ARVEN

0.9 Bölüm: KIRILAN PUSULA

Gölge Yazarı

İnsanın varoluşsal inşasında "baba", koruyucu bir güçten ziyade bir ahlak yasasının temsilcisidir. Ancak bu pusulanın bir katile dönüşmesiyle, bireyin geçmişi bir hatıradan ziyade bir suç mahalline evrilir. Karakterin "yıkılmam" inadı, aslında dağılmış bir dünyayı adalet kavramıyla yeniden bir arada tutma çabasıdır.

İki ruh arasındaki gerilim, sevginin yokluğu değil, en şiddetli haliyle mevcudiyetidir; çünkü gerçek bir nefret, ancak derin bir aidiyetten beslenir. Birbirine doğrultulan silahlar, söze dökülemeyen on yıllık sessizliğin ve kırgınlığın somutlaşmış halidir. Kader, bu iki yabancılaşmış kalbi bir çatışmanın ortasında, mermilerin gölgesinde birleştirirken; düşmanlık, zorunlu bir "hayatta kalma ittifakına" dönüşür. Bu durum, insanın en büyük düşmanıyla olan bağının aslında en sarsılmaz bağı olduğunu gösterir.

~Bölüm şarkısı:Bana bir masal anlat baba-
Oya&Bora

Adliye binasının soğuk mermerlerinde yankılanan topuk seslerim, içimdeki yıkımın müziği gibiydi. Mahkeme bitmişti. Babama dair beslediğim o çocuksu hayranlık, sarsılmaz sevgi ve güven, tek bir kararla tuzla buz olmuştu. Hayatım boyunca örnek aldığım, gölgesine sığındığım adam; annemin katiliydi. Belki bir başkası bu utancın ağırlığı altında ezilir, hayata küserdi;

Koridorda ilerlerken Kutay'ın gölgesi belirdi. Onun neden burada olduğu zihnimi kurcalayan en büyük bilmeceydi. Yanıma yaklaştığında, sesini dizginlemeye çalışarak sordu:

"Hevin, iyi misin? Yani... Bu olanlardan sonra?"

Adımlarım yavaşladı. Sesim, buz tutmuş bir nehir kadar soğuk çıkmıştı:

"Değilim."

Durup gözlerinin içine baktım. "Sen neden buradasın?"

"Senin için," dedi, duraksamadan.

Bu cevap karşısında bir an duraksadım. Ona doğru bir adım atıp yüzüne yaklaştım, aramızdaki mesafeyi hiçe sayarak sordum:

"Ne demek istiyorsun Kutay? Babamı hapse tıkmış olmam, sana karşı duyduğum nefret gerçeğini değiştirmiyor. Üstelik sen artık evlisin, bir karın var. Benden uzak dursan iyi edersin."

Cevap vermesini beklemeden hızla yanından uzaklaştım. Arkamdan elleri cebinde hafifçe gülümsediğini hissetmek sinirlerimi bozuyordu. Savcılık odasına geçtiğimde cübbemi hırsla astım. Masama çöktüğümde ellerim titreyerek telefonumdaki eski fotoğraflara gitti. Annemin gülümseyen yüzü ekranı kapladı.

"Ailemle ne kadar da mutluymuşum," diye fısıldadım kendi kendime. O mutluluk şimdi çok uzak bir masal gibiydi. Hayatın acımasızlığı, sevdiklerimin birer birer gidişi... Artık çok yorulmuştum. Sadece annemi istiyordum; onun huzur veren kokusunu, güven veren sesini...

Kapı aniden, çalınmadan açıldı. İrkilerek telefonu kapattım. Gelen Defne'ydi. Masadan kalktığım an boynuma sarıldı, hıçkırıkları odada yankılanıyordu.

"Hevinim, arkadaşım... Ben her zaman yanındayım. Kendi babanı adalete teslim etmenin ne kadar ağır bir yük olduğunu biliyorum."

O an fark ettim ki, hayatımda gerçek anlamda sadece Defne kalmıştı. Karşılıklı oturduğumuzda elimi sımsıkı tuttu. Gözlerim, annemin bana hediyesi olan ve odamın en güzel köşesinde asılı duran tabloya takıldı.

"İyi misin? Müjgan ablayı çok severdim..." dedi Defne, hüzünle.

"Nasıl iyi olayım Defne? Yıllar önce sevdiğim adam beni aldatmış, şirketimizi batırmış; babam annemi öldürmüş... Bu gerçeklerin ağırlığı altında ben artık eski Hevin değilim. Çok değiştim, çok."

Defne tereddütle eğildi.

"Bak, belki de bu aralar Kutay'a ihtiyacın vardır? İnkar etme Hevin, belki de seni aldatmadı? Belki o şirketi batıran o değildi? Bir dinlesen onu..."

"Evlendi Defne! Karısı var!" diye kestirip attım.

"Belki de her şey göründüğü gibi değildir..."

Ayağa kalkıp elimi dur işareti yaparak kaldırdım. "Yeter! Gözlerimle gördüm, o adam evli ve ben ondan nefret ediyorum. Bir daha adını ağzına almanı istemiyorum."

Defne, "Ama onu deli gibi seviyors..." diyecek oldu ama bakışlarımdaki öfkeyi görünce cümlesini tamamlayamadı.

"Tamam Hevin, sakin ol. Ben gidiyorum, işlerim var ama ne zaman istersen buradayım," diyerek odadan çıktı.

Üç Gün Sonra

Annemsiz geçen üç koca gün... O yaşasaydı hayata tutunmamı isterdi biliyordum ama ben onsuz, yaşayan bir ölü gibiydim. Masamdaki dosyaları incelerken telefonuma düşen bir mesajla irkildim:

"Kutay'ın senden sakladığı gerçekleri, annenin ölüm sebebinin ardındaki sırrı öğrenmek istiyorsan Kutay'ı öldür. O ölürse her şeyi öğrenirsin."

Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Hayatımı mahveden o sır, Kutay'ın canına mı bağlıydı? Bir an bile düşünmeden silahımı kaptım ve Alkaçların villasına doğru yola çıktım. Kapıdaki görevli beni görünce şaşırsa da, Başsavcılık kimliğimi gösterip içeri daldım.
Kutay balkondan aşağı bakıyordu. Beni gördüğünde yüzünde anlam veremediği bir ifade belirdi. Hızla aşağı indi.

"Hevin? Önemli bir şey mi var?"

"Konuşmamız lazım. Özel," dedim korumaları süzerek.

Kutay, sessiz bir komutla yolu açtı ve üst kattaki balkona çıktık. Karşısında durduğumda oldukça sakindim, ama içim fırtınalıydı.

"Anlatacak mısın?" dediği an, belimdeki silahı çekip tam kalbinin üzerine doğrulttum.

"Hevin, ne oluyor?" Sesinde bir öfke kırıntısı belirdi ama kendini dizginliyordu.

Telefonumdaki mesajı ona fırlatırcasına gösterdim. "Seni öldürmem karşılığında gerçeği öğrenebileceğimi söylediler!"

Yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu. O sırada Uraz balkona daldı. Bizi o halde görünce silahını çekip bana doğrulttu.

"Abi!"

Kutay, Uraz'a bakmadan bağırdı: "Uraz, o silahı indir!"

"Ama abi, kadın seni öldürecek!"

"Sana indir dedim!" diye bağırdı Kutay. "Bizde kadına silah kalkmaz, bu ilk ve son olsun. Çık, bizi yalnız bırak!"

Uraz istemeyerek de olsa geri çekildi. Kutay tekrar bana döndü: "Hevin, beni öldüreceksen öldür. Ama o gerçeği benden asla öğrenemeyeceksin. Öğrenmek için beni vurman gerekiyorsa, durma."

"Söyle bana Kutay! Zaten yıkılmışım, daha ne kadar enkaz altında kalabilirim?"

"Vur beni Hevin, ama söylemem."

Tam o anda, arkamızdaki pencere büyük bir gürültüyle tuzla buz oldu. Ne olduğunu anlamadan Kutay üzerime atıldı, beni yere yatırarak gövdesini bana siper etti.

"Hevin! İyi misin? Bir şeyin var mı?" diye sordu endişeyle.

"İyiyim... Sen?"

"Ben de iyiyim," dedi ve o tarafa doğru ateş açmaya başladı. Ben de onu yana itip silahımı kavradım. İkimiz yan yana, görünmez bir düşmana karşı savaşıyorduk. Kutay bir an durup bana hayranlıkla baktı.

"Mükemmel savaşıyorsun Savcı Hanım."

"Her zaman"dedim hırsla.
Güldü. "Öylesin, merak etme."
Silah seslerine Uraz da yetişmişti.

"Abi iyisiniz değil mi? Yenge, sen iyi misin?"

Duraksadım. "Ne? Uraz, sen az önce ne dedin?"

Uraz durumu toparlamaya çalıştı: "Hiç... Savcı Hanım dedim."

Kutay araya girdi: "Lan, şimdi hepimiz öleceğiz, sizin konuştuğunuz konuya bak!"

"Kim bunlar Kutay?" diye bağırdım çatışmanın ortasında.

"Bilmiyorum Hevin!"

"Polise haber verelim, bu büyük bir suç!"

"Olmaz, hayır! Sonra anlatacağım Hevin, lütfen..."

Bir süre sonra ateş sesleri kesildi. Ortalık ölüm sessizliğine büründüğünde, duvara yaslanmış nefes nefese kalmıştık. Kutay yanıma yaklaştı, nefesi yüzümü değiyordu. Kulağıma fısıldadı:

"Az önce beni öldürmek isteyen kadın, şimdi suçuma ortak oldu." Göz kırptı.

"Ne ortak olması? Ateş açmasam ölecektim. Seninle hesabım bitmedi, kendimi korudum. Her kadın kendini korumayı bilmeli."

Biraz daha yaklaştı. Kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. Tam o anda, karşı binadan tek bir kurşun sesi daha yükseldi. Sinsi ve öldürücü bir mermi... Bir sıcaklık hissettim. Elimi istemsizce böbreğime götürdüğümde parmaklarım kana bulandı.

"Hevin!" Kutay'ın feryadı kulaklarımda yankılandı.
Dizlerimin bağı çözüldü ama dik durmaya çalıştım. Belimde Kutay'ın güçlü ellerini hissettim. Beni yere yatırırken yüzü bembeyazdı.

"Hevin, bana bak! Sana bir şey olursa yaşayamam... Ölümüne dayanacak kadar güçlü değilim. Sakın gözlerini kapatma!"

Gözünden düşen bir damla yaş elime çarptı.

"Seni vuranın sonunu getireceğim... Yalvarıyorum aç gözünü, senin benimle görülecek hesabın var!"

Kesik kesik konuştum: "Tamam... iyiyim... Ama bana bir şey olursa... kardeşimi koru."

"Hayır, hiçbir şey olmayacak! Senin ölümüne dayanacak kadar güçlü değilim ben Hevin! Uraz! Arabayı hazırlayın, çabuk!"

Beni kucağına aldığında son bir gayretle fısıldadım:

"Hastane olmaz Kutay... Herkes duyar... Başsavcıyım ben... Doktor çağırın."

Kutay, Uraz'a döndü, sesi tüm villayı titretiyordu:

"Elif'i ara gelsin! Çabuk! On yıldır kavuşamadığım kadın ölüyor; o ölürse her şeyi, herkesi yakarım! Duydun mu?"

Bilincim bulanıktı ama her kelimesini duyuyordum. Beni odaya çıkarıp yavaşça yatağa bıraktı. Elimi hiç bırakmadı. Doktor odaya girdiğinde, Kutay'ın bakışlarındaki o vahşi çaresizlik odayı kaplamıştı.

Merhaba arkadaşlar finale 3 bölüm kaldı..Bu hikayeninde sonuna geliyoruz artık..

Önceden haber vereyim dedim..İyi okumalar...