5. bölüm / 6
SIRLARIN İÇİNDEKUSURSUZ KONTROL
Bölümler 6Şu an: KUSURSUZ KONTROL
Maalesef ki harika uykumdan sabahın yedisinde telefonuma gelen üst üste mesajlar ve aramalar ile kalkmıştım. Anlık bir sinirle yataktan kalkarak telefona baktığımda bilinmeyen numaradan tam on iki tane arama olduğunu gördüm. Sabır dileyerek telefonu yastığın altına geri koyacaktım ki tekrardan aynı numara çalmaya başladı. Hızlıca telefonu açarak kulağıma götürdüm.
"Saat sabahın yedisi lan!"
Karşı taraftan ses duyamayınca isyankâr konuşmalarıma devam ettim.
"Kimsin?"
Sorduğum soruya da cevap alamamanın siniriyle telefonu yüzüne kapattım ve yatağın üzerine fırlatarak ayağa kalktım. Zaten gece boyu uyuyamamış, sabaha karşı uyuyakalmıştım ancak birinin yüzünden birkaç saat olmadan uyandırılmıştım.
Hava almak için balkona gidecekken mutfakta duyduğum seslerle yönümü mutfağa çevirerek aşağı indim. Aşağı indiğimde masada oturan Ada ve Nefes'i gördüm. Mutlu bir şekilde kahvaltı yapıyorlardı. Bu saatte? Gözlerimi kısarak ortamı tekrar süzdüm ve sakince olayları oturtmaya çalıştım.
"İyi misiniz?"
Sorduğum soruyla Ada'nın bakışları hızlıca bana döndü ve ağız dolusu gülümseyerek cevapladı.
"Evet, niye ki?"
Alay edercesine göz devirirken sandalyeye oturdum.
"Ada, normalde öğlen uyanıp ona rağmen 'beni niye uyandırıyorsunuz?' diyen birisisin. Sabah yedide kahvaltı masasında olman garip değil mi?"
Ada beni hiç duymuyor gibiydi. Nefes'in tabağını doldurmaya devam ederken sorduğum soruyu da es geçmedi.
"Bugün biraz erken kahvaltı yapalım dedik..."
Tekrar gözlerini bana çevirdiğinde önümdeki tabağı alarak doldurmaya başladı.
"Nefes seni de uyandırmaya çalıştı ama kıpırdamadın bile. Asıl sen nasıl uyandın?"
"Geldiğinizi duymadım bile. Gerçi duysaydım da sabah yedide kahvaltı için kalkmazdım herhalde."
Ada'nın gözlerinin içi parladığında hafifçe tebessüm etti.
"Yani ben de istemezdim fakat önemli işlerimiz var."
"Bu çok önemli işleri ben niye hiçbir zaman bilmiyorum acaba?"
Dediklerimin ardından niyeyse hızla gözlerini kaçırdı ve cevap vermedi.
Bakışlarımı Nefes'in üzerinde gezdirdiğimde hazırlanmış olduğunu fark ettim. Altında kırmızı yüksek bel etek, üstünde ise siyah renkli ve yuvarlak yaka bir bluz vardı.
Kahvaltıdan birkaç saat sonra Ada ve Nefes hazırlanmak için odalarına çıktılar. Ben masada biraz daha oyalandıktan sonra üstümü değiştirmek için yukarı çıktım. Hazırlanmam uzun sürmedi.
Evden çıktığımızda Ada'nın acelesi olduğu her halinden belliydi. Neredeyse hiç konuşmadan arabaya geçtik.
Tam o sırada telefonum tekrar titredi. Ekranda yine Erva'nın ismini gördüm. Düşüncelerime dalmış ve Erva'yı unutmuştum ki telefondan gelen bağırış sesi kendini hatırlattı.
"Alya!"
"Şey ya, dalmışım da kusura bakma. Ne dedi mesela arayıp?"
Erva'nın nefret dolu ve isyan içerikli nefes verişlerini çok rahat duyuyordum.
"Hiçbir şey demedi. On iki kere çaldırıp kapatmış Allah'ın delisi!"
Gözlerimi kapatarak sabahı daha net hatırlamaya çalıştım.
"Emin misin? Tam on iki kere mi?"
"Evet, niye ki?"
"Erva, daha sonra konuşalım bu konuyu uzun uzun tamam mı?"
"Tamam aşkım, görüşürüz o zaman."
Telefonu kapatarak Nefes ve Ada'nın olduğu tarafa döndüm ve yapabildiğimce sahteden de olsa gülmeye çalıştım. Ama nafile...
İlk fark eden Nefes oldu. Önce beni süzüp ardından sorguya çekti.
"Seni rahatsız eden şey ne?"
Bakışlarımı kaçırarak ellerimi cebime soktum.
"Hiç..."
"Alya?"
"Hiçbir şey dedim, Nefes."
"Kim aradı?"
"Erva."
"Erva'nın araması seni bu kadar rahatsız etmemeliydi, o senin en yakın arkadaşın?"
Konuyu değiştirmeye çalışırken önümüzde yağan yağmuru izledim.
"...Nereye gidiyorsak gidelim artık, geç kalıca-"
"Konuyu değiştirme!"
"Hiç de bile, öyle bir şey yapmadım."
"Neye?"
"Ne konusu?"
"Nefes?"
"Abla, delirtme beni."
"Olduğum yerde duruyorum ama sen bana durduk yere bağırıyorsun ablacım, böyle olmaz."
Şimdilik konuyu saf rolüyle kapatsam da her zaman böyle aklanamazdım.
Kısa bir süre ardından gelmeyi başarmıştık. Beni acele içinde getirdikleri yer gerçekten restoran mıydı? Bütün gün gezmiş ve alışveriş mağazalarında takılmıştık. Sonrasında ise acele içinde bu şık restorana gelmiştik.
Masamıza geçtik ve siparişleri verdik. Etrafımı incelerken kapıdan giren Erva'yı görmemle ufak bir şoku daha atlatarak ayağa kalktım. Hepimizin burada toplanmasını gerektirecek kadar ne vardı acaba...
Erva da hızlı adımlarla masamıza ulaştı ve anında kollarını bana sardı. Normal şartlar altında temas insanı değilimdir ama konu uğruna canımı verebileceğim bu kızlara gelince pek umursamıyorum.
Erva hepimizle hızlı bir şekilde selamlaştıktan sonra usulca yanıma oturarak çantasını masaya bıraktı. O da her zamanki gibi çok güzel olmuştu. Uzun simsiyah saçlarını açık bırakmış, beyaz teninin üzerine onu iyice saran ve tamamlayan mini siyah bir elbise giymişti. Tabii her zamanki gibi kendini gümüş takılara boğmayı da ihmal etmemişti. Uzun ve derin bir sohbet sonrası, Erva ve Ada arasında geçen tatlış bakışları yakalabilmiştim, sonrası ise gerçekten büyük bir süpriz olmuştu. Yükselen alkış ve 'İyiki doğdun!' çığlıkları duyulmayacak gibi değildi, kafamı çevirdiğimde Nefes'in de benim kadar şaşırdığını fark ettim, belli ki o da doğum günümüzü unutmuştu yada hatırlanmayı beklemiş ama olumsuz sonuçlarla karşılaştığını düşünmüştü. Arkalarında ki garson kız ise bize doğru yaklaşarak doğum günü pastasını uzattı. iki katlı, üzerinden çikolata sosu süzülen ve etrafındaki çikolata parçalarıyla mükemmel duran pastayı elinde tutuyordu. O an fark etmiştim, bugün benim doğum günümdü ve ben kendi doğum günümü unutacak kadar kendimden uzaklaşmıştım.
Erva'nın "Hadi dilek tut!" diye bağıran heyecanlı sesiyle düşüncelerimden uzaklaştım ve dileğimi tutarak mumları üfledim. Ada, Erva'dan önce davranarak bana doğru geldi ve heyecan içinde bana sarıldı. Nefes ise onun benden ayrılmasını bekleyemeden o da bize doğru koşarak geldi ve sarıldı. Dördümüz de sarmaş dolaş birbirimize sarılmıştık ve kimse durumundan şikayetçi gibi değildi. Garson kızın yalandan öksürmesi ile kafamızı ona doğru çevirdik, o da zaten dikkat çekmek için yapmıştı. Ses tonunu iyice bastırarak ve nefret içerikli bakışlarını bana doğru çevirerek "Ben pastanızı kesip getireyim!" dedi. Yok arkadaş, kesin bir şeyler çıkacak bunun altında. Bu kız benimle kafayı fena bozmuş. Neyse ki bu gece sinirimi birilerinden çıkarabilecektim. Ada sonunda anahtarları bulmuş ve bana teslim etmişti. Tabii ki de Nefes'in kendi elleriyle öldürmesini daha çok isterdim fakat maalesef Nefes birini öldürebilecek psikolojiye sahip değildi.
Ne benim ikizim ne de başka bir kadın o şerefsiz yüzünden geceleri ağlayarak uyumak zorunda değildi ve ben bu gece bu sorunu ortadan kaldıracaktım.
Sonunda garson kız gelmişti. Elindeki tabakları hepimizin önüne teker teker bırakırken gözleri benden hiç ayrılmıyordu. Artık gözlerimi kaçırmaktan sıkıldığım için ben de gözlerimi dikmiş ona bakıyordum.
Telefonum çaldığında hızla açtim çünkü arama, bilinmeyen numaradan gelmişti.
"Kimsiniz acaba?"
Sakin kalmaya çalışarak derin nefesler alarak on saniye saydım fakat hiç etki etmedi...
"Siz kimsiniz?
Karşı taraftan çok baskın ve boğuk bir erkek sesi geliyordu.
"...Hani! Siz beni aradınız ya?"
"E yani, ben aramışsam ne olmuş?"
"Yani diyorum ki, siz aradınız. Benim kiminle görüştüğüm hakkında fikrim yok ve sizi tanımıyorum."
"Aslında... Yakında tanışacağız, merak etmeyin!"
Bu da ne demek ya. Of! Zaten başımızda yeterince bela varken bir de bu deliler ile uğraşıyoruz. Bu sefer başıma nasıl bela açacağımı artık ben de çok merak ediyorum.
Biraz muhabbet edip vakit öldürdükten sonra hesabı ödeyip masamızdan kalktık. Restoranın kapısından çıktığımızda gece havası yüzüme çarptı. İçerideki sıcaklıktan sonra sokak çok tuhaf derecede ıssız ve soğuk geliyordu. Ada ve Nefes yanımda yürüyordu ama Ada'nın adımları çok bariz bir şekilde hızlı ve sertti. Ada, onun endişeli olduğunu fark ettiğimi gördüğünden fısıldayarak biraz daha yanaştı.
"Çok mu belli oluyor?"
Bölüm etkileşimi
