6. bölüm / 6
Sırlar Modası4. Bölüm
Bölümler 6Şu an: 4. Bölüm
- 1 Karakterler*79 kelime
- 2 Giriş322 kelime
- 3 1. Bölüm533 kelime
- 4 2. Bölüm1.658 kelime
- 5 3. Bölüm593 kelime
- 6 4. Bölüm835 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ceylin'le birlikte okuduğum fakültenin bahçesinde dolanıyorduk. Fakültelerimiz birbirlerine yakın oldukları için ders aralarımız çakıştığında hep birlikte takılırdık, ikimiz de başka yakın arkadaş edinmeye karşıydık sadece kaçırdığımız notlar için katlandığımız samimiyetsiz sınıf arkadaşları vardı.
Yine ders aralarımızın çakıştığı bir ara Ceylin yanıma gelmişti, birlikte bahçeyi turlarken geçen gün olanları düşünüyordum. Ceylin magazin hakkında bir şeyler anlatıyordu fakat dinlemiyor yerdeki parkeleri izleyerek düşünüyordum neredeyse bir hafta geçmişti olayın üzerinden fakat ne bir mesaj vardı ne de bir arama, adamın artık benimle dalga geçtiğini düşünmeye başlıyordum.
"Alex sen beni dinliyor musun?" diyen Ceylin'le kafamı kaldırıp ona baktım. "Dalgınsın, hem de günlerdir. Yarışmadan beri seni iyi görmedim." elini omzuma koyup, "Orada bizim göremediğimiz bir şeyler mi yaşandı?" diye sordu.
Gözlerinin içine baktım. Ah Ceylin neler yaşandığını bir bilsen, aklını kaybederdin; çünkü ben o evredeydim.
"Hayır, iyiyim sadece ilerde ne olacağını düşünüyordum. Finaller geliyor okulumuz da bitiyor bir aya mezun olacağız geleceğimizi ister istemez inşa etmek zorundayız." dedim.
Okul hayatımızın sonlanmaya yakın olması moralini bozmuş olacak ki yüzü düştü, bir şey diyeceği sırada arkadan bir ses duyuldu, "Kimleri görüyorum böyle, nabersiniz?"
Arkamı dönüp gördüğüm kişiye gülümsemeye çalıştım. Bizim sınıftan sevdiğim ve konuştuğum nadir insanlardandı Barış, eğlenceli, komik biriydi. Hayatı makaralık üzerine kurulu, gelecek kaygısı olmayan tek kişi olabilirdi.
Barış'ın geldiğini gören Ceylin çaktırmadan kendine çeki düzen vermeye çalıştı her ne kadar bana söylemese de ondan hoşlandığını bilecek kadar arkadaşımı tanıyordum.
Gülümseyerek, "İyi senden naber, nerelerdesin ya birkaç derstir? Hocalar okulu bıraktığını düşünüyor."
Kıkırdayıp, "Kendime tatil verdim ya, hep okul hep okul baydı. Ama geri döndüm sahne yine benim, Barış Çevik'in." dedi kendini tatmin eder gibi. Gülmekle yetindim.
Barış Ceylin'e bakıp, "Naber fıstık?" dedi.
Hâli tavrı değişen Ceylin konuşmayınca kolunu dürttüm çaktırmadan. "İyiyim, sen nasılsın?" dedi en sonunda. Barış gülümseyip cevap verdi.
Barış'la biraz lafladıktan sonra arkadaşlarının çağırması üzerine yanımızdan ayrıldı.
Sırıtarak Ceylin'e dönüp, "Hayırdır?" dedim.
Anlamayan gözlerle, "Ne var?" diye sordu.
"Anlamadım sanma minik çekirge o pislikten uzak duruyorsun, Miraç'ın onun hakkında söylediklerini hatırla." dedim.
"İyi de Miraç sen ve ben dışında kimseyi sevmez ki, onun hakkında iyi şeyler dememesinin nedeni bu."
"Miraç kimseyi sevmez, evet bu doğru fakat çok az kişi hakkında kötü yorumda bulunur ve doğru çıkar." haklı olduğum için sustu. Fakat bu sessizlik kısa sürdü.
"Ama çok yakışıklı değil mi? Şuna bak tam bir model."
"Kızım karşında modellerin âlâsı duruyor. Ne diye gözünü başkalarına dikiyorsun?" diye şakayla karışık onu azarladım.
Göz devirip, "Homoseksüel değilim, uzak dur benden!" dedi.
Ceylin haklıydı gerçekten çok yakışıklı bir çocuktu ama tuhaf bir havası vardı, bu çocuk kesinlikle Ceylin'e zarar verirdi, bu yüzden ne olursa olsun onu Barış'tan uzak tutacaktım çünkü kardeşimin kalbinin kırılmasını istemiyordum.
"Benim ders saatim yaklaşıyor gidiyorum, görüşürüz."
"Benim dersim bitti kütüphaneye gidip sınavlara çalışacağım seni beklerken."
"Tamam, istersen bekleme beni git eve." trip atıyordu tek gitmeye sıkıldığından asla demezdi bunu.
Gülüp, "Yok yok ben bekleyeyim seni sen git dersine hadi görüşürüz." dedim ve kütüphaneye doğru yürümeye başladım.
******
Akşam acıktığım için atıştırmalık bir şeyler hazırlamak için mutfağa girdim Ceylin'e sesleniyordum fakat ses vermiyordu. Acaba dışarı mı çıkmış diye düşündüm ancak birbirimize haber vermeden evden çıkmazdık.
Odasına gidip baktığımda kulaklığını takmış biriyle hararetli bir yazışmanın içinde olduğunu gördüm yanına gidip kolunu dürttüğümde irkilerek ekranı kapattı ve kulaklığını çıkardı.
"Neyin var?"
"Bir şeyim yok, ne oldu?"
"Bir şey yoksa neden yüzün kıpkırmızı?"
"Sıcak ya hani havalar Alex, ondandır. Ne oldu niye geldin?"
"Ses vermeyince merak ettim. Yemek hazırlayacağım sen de ister misin, aç mısın?"
"Olur."
"Miraç'ın gelip gelmeyeceği hakkında bir bilgin var mı?" diye sordum bu kez.
"Alex o ne zaman eve erken bir saatte geldi?"
"Bilmem belki bir evi olduğu aklına gelmiştir diye dedim." güldü daha sonra gelen bildirimle irkilip telefona sarıldı hemen. Bu kadar çabuk bakmaz normalde bir şeyler karıştırıyordu ama yakında söylemese bile zaten belli edecekti ne olduğunu.
Mutfağa geçip ne yapabileceğimi düşünürken dış kapı açıldı ve içeri Miraç girdi. Şaşkınlıkla yüzüne bakıp, "İnanamıyorum Miraç sen eve uğrar mıydın?" diye şakayla karışık konuştum.
Yüzüne baktığımda kötü görünüyordu dalga geçecek hâli yokmuş gibiydi.
"Sorun ne?"
"Bir şey yok."
"Bir şey yok diye mi yüzün beş karış?"
"Boş ver."
"Veremem Miraç bir süredir çok tuhaf davranıyorsun."
"Boş ver Alex." gözlerinin içine baktım kıpkırmızıydı etrafı birkaç gündür de eve uğramıyordu zaten.
"Miraç anlatmayı düşünüyor musun, sorun ne!?" diye sordum. Sinirlenmeye başlıyordum. Biri bambaşka bir alemde diğeri kaç gündür tek kelime konuşmuyor. Yarışmadan sonra da telefonumda bir hareketlilik olmamıştı, neyi bekliyorlardı...
"Miran, birkaç gündür fazla uğramaya başladı yanıma ama sanki bir şeyler karıştırıyormuş gibi bir hâli var. Sanki Miran değil karşımdaki başka biri."
"Neyden şüpheleniyorsun?"
"Uyuşturucuya tekrar başlamasından korkuyorum."
"Başlamaz saçmalama, bi' şey yoktur sadece kardeşiyle arayı açtığının farkına varmış ve seni daha sık ziyaret ediyordur belki. Alışık olmadığın için sana öyle geliyordur."
"Bilemiyorum Alex hâlâ içimde kötü bir his var."
Kolunun üzerine elimi koyup desteklercesine sıktım, "Hiçbir şey olmayacak Miraç, akışına bırakıp biraz rahatla."
Gülümsemeye çalışarak, "Teşekkür ederim." dedi.
Gülümseyip ayağa kalktım, "Yemek hazırlayacaktım, aç mısın?"
"Evet lütfen beni besle bir numaralı şefimiz spesyaliniz nedir?"
"Salçalı makarna."
"Ah Tanrım ne kadar yaratıcı."
Onları beslediğime şükretmelilerdi ikisi de şu yaşlarda bile yemek yapmayı beceremiyor neyseki ben varım ben olmasam ne yaparlardı.
