1. bölüm / 5
Sınırsız1.bölüm
Bölümler 5Şu an: 1.bölüm
- 1 1.bölüm404 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2.bölüm221 kelime
- 3 3.bölüm215 kelime
- 4 4.bölüm392 kelime
- 5 5.bölüm433 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Avucumdaki tespihin taneleri birbirine çarptıkça çıkan o tok ses, zihnimdeki gürültüyü bastıran tek şeydi. İstanbul, ayaklarımın altında bir dev gibi uzanıyordu ama bu gece şehir, her zamankinden daha aç, daha tekinsiz görünüyordu.
Yirmi sekiz katlı binanın terasında, rüzgarın yüzüme çarpan soğuğunu hissetmiyordum bile. Damarlarımda akan kan, dışarıdaki havadan çok daha soğuktu. Masanın üzerindeki çakmağa uzandım, metal kapağın açılış sesi sessizlikte yankılandı. Sigaramın ucundaki köz parladığında, gözlerimi ufukta parıldayan köprü ışıklarına diktim.
"Sınırları zorluyorlar Arda Bey," dedi arkamdaki gölgelerden biri. Sesindeki titremeyi fark etmemek imkansızdı. "Emanetlere göz diktiler."
Dumanı yavaşça dışarı savurdum. Bakışlarımı şehirden ayırmadım, sırtım hala onlara dönüktü. Benim dünyamda sırtını dönmek bir zayıflık değil, arkadakilerin sana zarar veremeyecek kadar aciz olduğunun kanıtıydı.
"Bu şehirde emanete göz dikenin gözü çıkarılır, biliyorsun," dedim. Sesim, kendi kulaklarıma bile yabancı gelecek kadar ruhsuz çıkmıştı. "Kim oldukları umurumda değil. Kimin arkasına saklandıkları da. Benim olanı almaya kalkanın, kaybedecek hiçbir şeyi kalmamalı."
Ceketimin önünü ilikleyip terasın kenarına bir adım daha yaklaştım. Herkes bir gün sınırı geçerdi ama benim sınırımı geçenler, o sınırın ötesinde ne olduğunu asla anlatacak fırsatı bulamazdı.
Babamın bir sözü vardı: 'Karanlıkta yolunu bulmak istiyorsan, ışığa değil, gölgene güven.' Bu gece gölgem bile huzursuzdu. İçimde, adını koyamadığım bir boşluk vardı; sanki fırtınadan önceki o ölümcül sessizliğin tam ortasındaydım. Henüz kim olduğunu, nerede olduğunu bilmediğim bir fırtınanın...
Ocak ayının bu ayazında, İstanbul’u bir kez daha kendi kurallarımla titretmeye hazırdım. Ama bu sefer bir şeyler farklıydı. Sadece kanla değil, bu kez ruhumla ödeyeceğim bir bedelin yaklaştığını hissehissediyorum
( İrem Aydoğan)
Kahkaha atarken Mert bana "deli misin?" der gibi bakıyordu. Mert, "Kızım, psikopat olduğunu biliyordum ama bu kadarını beklemiyordum," dedi. Kahkaham gülümsemeye döndü. "Küçük bir eğlenceydi," dedim.
Mert kaşlarını kaldırarak güldü. "Küçük bir eğlence mi? Bankayı hackleyip sistemi çökerttin! Orada hâlâ büyük bir kargaşa var, İrem," dedi.
Gülümseyerek, "Arda Karahan'ın eli kolu uzun, halleder," dedim. Birden ciddileşerek, "Şimdi ne yapacaksın? Amacın ne?" diye sordu. Ben de ciddileştim: "Bilmiyorum, daha düşünmedim," diye mırıldandım.
Mert arabanın üstünden indi ve rakı bardağını aldı. Ben de arabadan inip rakı bardağımı aldım. Mert'in yanına giderken, o çoktan uçurumun kenarına gitmişti. Yanına vardığımda manzarayı seyretmeye başladık. İstanbul sanki ayaklarımın altındaydı ama bu sefer daha karamsar bir hava veriyordu.
Mert, "Geç oldu artık, gidelim mi?" dedi. Sonra bardağını kafasına dikip rakısını bitirdi. Ben de aynısını yapıp kafamı "tamam" anlamında salladım. Bardakları çöp kutusuna attıktan sonra SUV'a
doğru ilerlemeye başladık. Mert şoför koltuğuna geçti, ben yanındaki koltuğa geçtim. Arabayı çalıştırıp İstanbul'un kalabalık yerindeki ahşap evimize doğru sürmeye başladı...
Bölüm etkileşimi
