1.BÖLÜM: SABAH'IN ALTIN SAATİ

Vaveyla Yazarı: Hasret Oktay

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 1.BÖLÜM: SABAH'IN ALTIN SAATİ

Aura Boys grubunun yeni üyesiydim ve grubun en küçüğü, herkesin üzerine titrediği o sevimli üyeydim. Saçlarımı koyu yeşile boyatmıştım. Sabahın ilk ışıklarıyla, odamdaki yatağımda gözlerimi yavaşça araladım. Üzerimdeki ağırlığı ve saçımda hissettiğim o hafif dokunuşla irkildim.

Gözlerimi tam açtığımda, liderimiz Jin-woo abinin hemen yanıma kıvrılmış, gülümseyerek saçlarımla ve yüzümle oynadığını fark ettim. Gözlerimi kocaman açarak, şaşkın ama aynı zamanda uykulu ve sevimli bir ifadeyle ona baktım.

"Jin-woo abi?" Bebek gibi gözlerimi ovuşturarak mırıldanırım, sesimden yeni uyandığım belli oluyordur. "Sen... sen burada mıydın? Ne zaman buraya geldin?"

Yanağıma hafifçe bir makas aldı, gülümsemesi daha da genişledi. "Erkencisin ufaklık," dedi yumuşak bir sesle. "Senin bu tatlı halini izlemeye kıyamadım, gece yanına kıvrılıvermişim."

Jin-woo abiyle karşılıklı şaşkınlık ve gülüşmelerimiz devam ederken, odanın kapısı tık tık aralandı. Min-ho abi başını içeri uzattı; saçlarımı koyu yeşil haliyle görünce yüzünde hemen o yumuşak, korumacı sırıtış belirdi. İçeri sessizce süzüldü ve yatağın diğer ucuna ilişip yanağımı hafifçe sıktı.

"Bizim küçük hanım yine erken uyanmış ama gözler hala yarı kapalı," dedi Min-ho abi, sesini alçak ve tatlı tutarak. "Bebek gibi uyuyordun, uyandırmaya kıyamadık resmen."

Hemen ardından Jae-hyun abi ve Si-woo abi de ellerinde iki bardak sütle içeri girdiler. Beni Jin-woo ve Min-ho abinin arasında, saçlarım dağılmış halde görünce gülüştüler. Jae-hyun abi yatağın kenarına çömeldi, elindeki sütü uzatırken diğer elini saçlarımda gezdirdi.

"Günaydın minik kuş," dedi Jae-hyun abi, bana sanki dünyadaki en değerli şeyi tutuyormuş gibi bakarak. "Bakıyorum da geceden kurulmuşuz buraya. Sütünü iç de biraz daha uykunu aç bakalım."

Odanın içi bir anda grubun o sıcak ve huzurlu enerjisiyle dolmuştu; hepsi etrafımda kümelenmiş, küçük hanımlarını büyük bir sevgi seliyle uyandırmaya çalışıyorlardı.

Yorganı üzerimden biraz sıyırıp, hala açılmamış gözlerimle uykulu bir şekilde etrafıma baktım. Karşımda bana bebek gibi bakan abilerimi görünce içim ısındı. Kollarımı iki yana açıp, küçük bir çocuk masumiyetiyle ilk olarak en yakınımdaki Jin-woo abinin boynuna sıkıca sarıldım.

"Günaydın abilerim..." Esneyerek ve sesimi biraz çocuksu bir tınıyla çıkararak mırıldanırım.

Jin-woo abi gülerek kollarını belime sardı, beni hafifçe kendine çekti. Ardından hemen yanımdaki Min-ho abiye ve diz çökmüş olan Jae-hyun abiye de sırayla, boyunlarına sarılıp kafamı göğüslerine yaslayarak sevgiyle minik birer çocuk gibi tırmandım. Hepsine ayrı ayrı sarılırken yüzümde kocaman, mutlu bir sırıtış vardı.

"Sabah sabah bu ne sevgi seli böyle, eridik resmen," dedi Min-ho abi, kollarını sırtıma dolarken saçlarımı şefkatle okşayarak.

Si-woo abi elindeki bardağı dikkatlice sehpaya bırakıp aramıza katıldı ve o da kollarını bize dolayarak bu sıcak sarılmaya dahil oldu. Odanın içi, grubun bize kattığı o eşsiz ve huzurlu aile bağıyla dolup taştı.

Sırayla hepsine sarılıp sevgimi gösterdikten sonra, uykumun tamamen açılması için yatakta bağdaş kurup oturdum. Koyu yeşil saçlarım dağınık bir şekilde alnıma dökülmüştü. Jae-hyun abinin uzattığı bardağı iki elimle kavrayıp masum bir ifadeyle yudumladım.

"Bugün stüdyoda bizi uzun bir program bekliyor değil mi?" Gözlerimi kırpıştırarak, biraz nazlı bir ses tonuyla sordum.

Si-hyun abi gülümseyerek elini uzattı ve burnumun ucuna hafifçe dokundu. "Programın da provanın da canı cehenneme küçük hanım," dedi yumuşak bir sesle. "Sen önce kahvaltını yap, bugün tamamen sana kalmış bir gün."

Odanın içinde neşeli kahkahalar yükselirken, günün geri kalanı için hep birlikte hazırlık yapmaya başladık.

Kahvaltının neşeli ve tatlı telaşı geride kalırken, hep birlikte stüdyonun ana salonuna geçtik. Ortamda hâlâ o yumuşak, korumacı hava hakimdi. Ben koşturmaca arasında masaya bıraktığım not defterimi ve kalemlerimi toplarken, Jin-woo abi arkamdan sessizce yaklaştı.

"Yine hangi yeni hikayenin taslağını çıkarıyorsun bakalım minik yazar?" Kollarını arkamda bağlayıp merakla omzumun üstünden deftere bakmaya çalışır.

Hafifçe kıkırdayıp defterimi göğsüme doğru çektim ve çocuksu bir tavırla dil çıkardım. "Sürpriz! Bitince ilk sana okutacağım ama şimdi olmaz."

Min-ho abi elindeki kahve kupasıyla yanıma gelip saçlarımı karıştırırken gülmsedi. "Bizim küçük hanım yine gizli gizli planlar yapıyor desene. Bakalım bu defterden yine hangi harika karakterler çıkacak."

Odanın içinde neşeli kahkahalarımız yankılanırken, grubun diğer üyeleri de etrafımızda toplandı. Günün geri kalanı stüdyoda şarkı çalışmaları, kahkahalar ve tatlı şakalaşmalarla akıp gidiyordu; sanki dış dünyadan tamamen soyutlanmış, sadece bize ait huzurlu bir dünyadaydık.

Stüdyodaki o yoğun ama bir o kadar da gülüşmelerle dolu neşeli saatlerin ardından sonunda eve, o sıcak sığınağımıza geri dönebilmiştik. Üzerimdeki rahatsız kıyafetlerden kurtulup, yumuşacık ve koala desenli Pijamalarımı giydim. Günün bütün yorgunluğu, abilerimin o gün boyunca üzerime titreyen korumacı halleriyle tatlı bir huzura dönüşmüştü.
Odamdaki loş ışıkta yatağıma doğru yürüdüm, yorganı aralayıp içine kıvrıldım. Başımı yumuşak yastığıma gömdüğüm an, günün tüm koşturmacası yavaşça silindi. Göz kapaklarım iyice ağırlaşırken, odanın kapısı hafifçe aralandı; Jin-woo abi içeri sessizce süzülüp üzerimdeki örtüyü biraz daha düzelttikten sonra alnıma küçük bir öpücük kondurdu.
"İyi uykular küçük hanım," diye fısıldadı sevgiyle.
Gülümseyerek gözlerimi tamamen kapattım ve abilerimin o güven veren varlığını hissetmenin huzuruyla derin ve tatlı bir uykuya teslim oldum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

27okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.