12. bölüm · Sessiz yemin
Demirel efsanesinin çöküşü (birinci aşiretin sonu)
# BÖLÜM 12: Demirel Efsanesinin Çöküşü (Birinci Aşiretin Sonu)
Meclis odasının kapısına doğru attığım her adımda, arkamda bıraktığım o beş kurdun soluğunu ensemde hissediyordum. Ama içimdeki o delilik, o amansız cinnet dalgası henüz yatışmamıştı. Tam çıkış kapısının eşiğine geldiğimde, sağ tarafımda duran ve bana nefretle bakan Haşmet Ağa'nın otuzlu yaşlarındaki kibri kendinden menkul oğlunu gördüm. Babasının arkasına sığınmış, sanki az önce orada o konuşmayı yapan ben değilmişim gibi bıyık altından gülüyordu.
O an, içimdeki canavar zincirlerini tamamen kopardı.
"Seni gidi fahişe, buradan canlı çıkabileceğini mi sandın?" diye fısıldadı sadece benim duyabileceğim bir sesle.
Gözüm döndü. Dönüşüm ani ve acımasız oldu. Hemen yanımda duran iri yarı korumanın belindeki otomatik tabancayı saliseler içinde, adam daha ne olduğunu anlamadan söküp aldım. Emniyeti tek bir hareketle indirip namluyu doğrudan Haşmet Ağa’nın oğlunun tam alnının ortasına diktim.
"Önce senin o kirli soyunun kökünü kazıyacağım!" diye haykırdım.
*GÜM!*
Silahın patlama sesi o yüksek tavanlı meclis odasında bir gök gürültüsü gibi yankılandı. Kurşun, adamın alnının tam ortasından girip arkadaki o antika taş duvarı kana bularken, ağanın oğlu tek bir kelime bile edemeden, gözleri açık bir şekilde mermer zemine yığıldı.
"Oğlum!" diye bir feryat koptu Haşmet Ağa’nın boğazından. Yaşlı kurt, hayatında ilk defa dizlerinin üzerine, öz oğlunun taze kanının içine çöktü.
Odadaki tüm korumalar aynı anda silahlarına davrandı ama ben zaten çoktan o delilik sınırını aşmıştım. Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bir kadının nişan almasına gerek yoktu; tetiğe basan şey benim intikamımdı.
Şarjörü önüme çıkan ilk koruma grubunun üzerine boşalttım. Üçü birden göğüslerinden yiyerek merdiven boşluğuna doğru yuvarlandı. Odadan fırlayıp o koca taş malikanenin koridorlarına daldım. Duvarlardaki paha biçilemez tabloları, antika silah koleksiyonlarını, cam vitrinleri kurşun yağmuruna tutarak ilerliyordum. Karşıma çıkan, silah çeken her bir adamı tek tek, hiç acımadan vurdum. Malikanenin o labirent gibi koridorları saniyeler içinde barut kokusu ve feryatlarla doldu. Beş kişi, on kişi... Kaç kişiyi indirdiğimi saymıyordum bile. Ayaklarımın altı, kırılan kristal avizelerin pencerelerin cam kırıklarıyla ve o korumaların kanlarıyla göle dönmüştü.
Şarjörü tazeleyip tekrar meclis odasına, o feryat eden Haşmet Ağa’nın yanına daldım. Yaşlı adam, oğlunun cesedinin başında deliye dönmüş bir halde bana doğru atılmaya çalıştı.
"Seni yaşatmayacağım! Aşiretim seni parça pinçik edecek!" diye bağırdı, sesi acıdan kısılmıştı.
"Senin o aşiretin de, bu kalen de bugün benim doğmamış bebeğimin mezarı oldu Haşmet Ağa!" diye haykırdım.
Silahı doğrulttum.
*GÜM!*
**İlk kurşun sağ omzuna geldi.** Kolu kırılıp yana doğru cansızca sarkarken acıyla inledi. O kol bir daha meclislerde hüküm veremesin, kalem kıramasın diye vurdum.
*GÜM!*
**İkinci kurşun sol diz kapağını parçaladı.** Haşmet Demirel, buraların en büyük ağası, kendi oğlunun kanının üzerine, sakat kalmış bedeniyle yığıldı. O ayak bir daha bu topraklarda kibirle yürüyemesin diye vurdum.
Gözyaşları ve acı içinde kıvranırken yanına çöktüm. Sol elimdeki cam kesiğinden sızan kendi kanımı, mermerin üzerindeki o yoğun kırmızıya buladım. Parmağımı kendi taze kanıma batırıp, o devasa meşe masanın hemen altındaki beyaz mermer zemine büyük, okunaklı harflerle tek bir kelime kazıdım:
**"BİTMEDİ"**
Haşmet Ağa acı içinde soluklanırken kulağına doğru eğildim, sesim bir azrailin fısıltısı gibiydi: "Bu sadece ilkiydi. Git diğerlerine söyle, sıralarını beklesinler."
Silahı omzuma atıp o enkaza dönmüş, camları pencereleri patlamış, korumaları tek tek indirilmiş malikaneden yürüyerek çıktım. Bahçede bekleyen öz ailem, içeriden gelen o büyük kıyımı dehşet içinde izlemişti. Arabanın kapısını açıp arka koltuğa oturdum. Üzerimdeki kan kokusuna, elimdeki kendi kanımla yazdığım o yazıya bakarak dikiz aynasından büyük abimle göz göze geldim.
"Sür," dedim, sesim buzdan daha soğuktu. "İkinci aşiretin konağına gidiyoruz. Durmak yok."
