1. bölüm · Sessiz Tanıklar

Giriş

Emine Çelik

Ben Efsun İris Liyora.
17 yaşındayım. 1.70 boyundayım. İnsanlar bana baktığında genelde “çok güzel” der. Sarı saçlarım, açık yeşil gözlerim… Annemin takıntılı olduğu o kusursuz görüntüye sahip olduğumu söylerler. Ama komik olan şu ki, ben aynaya baktığımda hiçbir zaman annemin görmek istediği o kızı göremiyorum.
Belki de sorun bende değil.
Belki de sorun, annemin gözlerinde.
Annem… Alya Hanım. Herkes onun ne kadar güzel olduğunu konuşur. Gerçekten de öyle. Dikkat çekici, kusursuz, her zaman bakımlı. Ama o güzellik… doğal değil. Yüzünde o kadar çok dokunuş var ki, bazen gülümsediğinde bile gerçek mi, değil mi anlayamıyorum. Hep genç kalmak ister. Hep kusursuz olmak.
Ve ben… onun kusuru gibiyim.
Beni hiçbir zaman olduğu gibi sevmedi. Hep daha iyi olmam gerektiğini söyledi. Daha bakımlı, daha zarif, daha “onun kızı” gibi. Ama ben hiçbir zaman o kalıba sığamadım. Sığmak da istemedim zaten.
Babam… Demir Bey. Onun için her şey çok basit. Para varsa sorun yoktur. Duygular, insanlar, ben… bunlar pek önemli değil. Aynı evde yaşıyoruz ama bazen gerçekten var mıyım, emin olamıyorum. Yemek masasında bile göz göze gelmeyiz. Sanki ben o evin bir parçası değilim de, yanlışlıkla oraya bırakılmış bir eşyayım.
Ama ablam…
Nisan.
O farklı. Her zaman farklıydı. Küçükken tek arkadaşımdı. Hâlâ da öyle sayılır. Güçlüdür, çok güçlü. Soğuk görünür ama ben onun içini biliyorum. Beni korumaya çalışır, belli etmese bile. Bazen sadece yanımda durması bile yeter.
Bir de Yıldız var.
Benim en gerçek arkadaşım.
Köpeğim. Ona sarıldığımda hiçbir şey sormaz, hiçbir şey beklemez. Sadece yanımda olur. Bazen düşünüyorum… belki de beni en çok anlayan o.
Çünkü ben konuşmayı pek beceremem.
Ben çizerim.
Küçüklüğümden beri odamdayım. Hep odamdaydım zaten. Dışarı çıkmama pek izin verilmezdi. Pencereden diğer çocukları izlerdim. Koşarlardı, gülerlerdi… ben sadece izlerdim.
Sonra kalemi elime aldım.
Başta annem “oyalansın” diye almıştı boyaları. Ama o bir oyalanma olmadı. Kaçış oldu. Söyleyemediklerimi çizdim. İçimde ne varsa kağıda döktüm. Kızdım, ağladım, sustum… ama hep çizdim.
Ben konuşamayan biriyim.
Ama çizimlerim bağırır.
Herkes benim ne kadar şanslı olduğumu düşünüyor. Zengin bir aile, büyük bir ev, her şey elimde.
Ama kimse şunu bilmiyor:
Ben o evde hiç yaşamıyorum.
Sadece varım.
Ve bazen… sadece bir günlüğüne bile olsa gerçekten yaşamanın nasıl bir şey olduğunu merak ediyorum.