18. bölüm · Sessiz Tanıklar
6. Bölüm Devamı
Kapının açılma sesiyle irkildim.
Başımı kaldırdım.
Annem ve babam içeri girmişti.
İlk önce beni gördüler.
Sonra yerde yatan Nisan'ı.
Sonra her şey bir anda değişti.
Annemin yüzündeki renk çekildi.
Elindeki çanta yere düştü.
"Nisan?"
Sesi titriyordu.
Birkaç adım attı.
Sonra dizlerinin üzerine çöktü.
"Nisan..."
Gözleri büyümüştü.
Bana döndü.
"Efsun..."
Sesindeki korku beni daha çok korkuttu.
"Noldu?"
Ben ağlamaktan nefes alamıyordum.
"Efsun..."
"Noldu ablana?"
Gözyaşlarımı sildim.
Boğazım düğümlendi.
"Anne..."
Sesim çıkmıyordu.
"Ben bilmiyorum."
Hıçkırdım.
"Odaya girdiğimde böyleydi."
Annem bir an bana baktı.
Sonra babama döndü.
"Demir!"
Sesi evde yankılandı.
"Ambulansı ara!"
Babam hemen telefonunu çıkardı.
İlk kez yüzünde gerçek korku görüyordum.
---
Dakikalar sonra ambulans geldi.
Ev bir anda insanlarla doldu.
Ben sadece kenarda durmuş izliyordum.
Sanki bedenim oradaydı ama ruhum değildi.
Doktorlar Nisan'ı sedyeye aldılar.
Ben hâlâ bunun gerçek olduğuna inanamıyordum.
Çünkü birkaç saat önce gülüyordu.
Birkaç saat önce bana "İris" diyordu.
Bir insan birkaç saat içinde nasıl yok olabilirdi?
---
Hastaneye giderken kendi arabamızdaydık.
Babam sürüyordu.
Annem yan koltuktaydı.
Ben arkada oturuyordum.
Ağlamaktan gözlerim yanıyordu.
Başımı cama yasladım.
Dışarıdaki ışıklar bulanık görünüyordu.
Sonra bir anı geldi aklıma.
Yedi yaşındaydım.
Karanlıktan korkmuştum.
Nisan yanıma gelmişti.
Battaniyeyi üstüme örtmüştü.
Sonra saçımı okşamıştı.
"Ben buradayım İris korkma."
demişti.
O anı düşündükçe daha çok ağladım.
Çünkü şimdi burada değildi.
---
Hastaneye vardık.
Doktorlar Nisan'ı hemen içeri aldılar.
Kapılar kapandı.
Ve beklemeye başladık.
Dakikalar geçti.
Sonra saatler.
Ben oturduğum yerde ellerimi sıkıyordum.
Tırnaklarım avuçlarıma batıyordu.
Ama acıyı hissetmiyordum.
Çünkü içimdeki acı daha büyüktü.
Nisan'ın kahkahası.
Nisan'ın sesi.
Nisan'ın bana "İris" deyişi.
Hepsi zihnimde dönüp duruyordu.
---
Birden annem bana döndü.
Gözleri kıpkırmızıydı.
"Efsun."
Başımı kaldırdım.
Öfkeli görünüyordu.
"Neredeydin sen?"
Ne?
Şaşkınca baktım.
Annem ayağa kalktı.
"Yoksa..."
Sesi yükseldi.
"Sen mi yaptın?"
Kalbim duracak gibi oldu.
"Anne?"
Gözlerim büyüdü.
"Ne?"
"Efsun bana doğruyu söyle!"
Bağırıyordu.
"Anne hayır!"
Ayağa kalktım.
"Ablama neden böyle bir şey yapayım?"
"Bilmiyorum!"
diye bağırdı.
"Doğruyu söyle!"
Gözyaşlarım yeniden aktı.
"Anne ben okuldaydım."
Sesim parçalanıyordu.
"Ben yapmadım."
Ama annem sanki beni duymuyordu.
---
Sonra...
Saatler geçti.
Ve sonunda kapı açıldı.
Bir doktor çıktı.
Yüzündeki ifadeyi gördüğüm an içime kötü bir his çöktü.
Çünkü iyi haber veren insanlar böyle bakmazdı.
Doktor bize yaklaştı.
Sessizlik vardı.
Sonra konuştu.
"Başınız sağ olsun."
Dünya sustu.
"Nisan Liyora'yı kaybettik."
O cümle kulağımda yankılandı.
Tekrar tekrar.
Tekrar.
Tekrar.
"Nisan Liyora'yı kaybettik."
Nisan ölmüştü.
Bu iki kelime dünyanın en ağır yüküydü.
---
Dizlerimin bağı çözüldü.
Yere çöktüm.
Ağlamaya başladım.
Ama bu ağlamak değildi.
Sanki içim parçalanıyordu.
Annem ağzını kapatmıştı.
Babam gözlerini kapatmıştı.
Ama ben hiçbirini göremiyordum.
Çünkü sadece Nisan vardı.
---
Bir süre sonra doktorlar çıktı.
Sedyeyi taşıyorlardı.
Üzeri örtülüydü.
Bunu görmek kalbimi parçaladı.
Ayağa kalkıp koştum.
"Nisan!"
Ellerim titriyordu.
Sedyeye sarıldım.
"Abla..."
Hıçkırıklarım kesilmiyordu.
"Lütfen gitme."
Sanki duyacakmış gibi.
Sanki cevap verecekmiş gibi.
"Lütfen..."
Ama hayat bazen cevap vermiyordu.
Doktorlar sedyeyi götürmeye devam etti.
Ben peşlerinden gitmeye çalıştım.
Ama uzaklaştılar.
Ve sonunda gözden kayboldular.
Ben koridorun ortasında kaldım.
Tek başıma.
---
Telefonum çaldı.
Ekrana baktım.
Meyra.
Titreyen ellerimle açtım.
"Efsun'um?"
Sesini duyunca yeniden ağlamaya başladım.
"Ablam..."
Hıçkırdım.
"Ablam öldü."
Karşı tarafta sessizlik oldu.
Sonra Meyra'nın nefesi duyuldu.
"Ne?"
Sesi kırılmıştı.
"Nasıl?"
Cevap veremedim.
Çünkü bilmiyordum.
Meyra hemen konuştu.
"Konum at."
Sessizce başımı salladım.
"Geliyorum."
---
Telefonu kapattıktan sonra başımı kaldırdım.
Koridorun diğer ucunda birini gördüm.
Nisan.
Gülümsüyordu.
Kalbim sıkıştı.
Ayağa kalktım.
"Abla?"
Gözlerim doldu.
Nisan bana baktı.
Aynı eskisi gibiydi.
Sıcacıktı.
"İris'im."
Sesi yumuşaktı.
"Merak etme."
Sonra camı işaret etti.
Gökyüzünü.
"Ben oradayım."
Koşmaya başladım.
Ona sarılmak istedim.
Ama bir anda yok oldu.
Koridor boş kaldı.
Ben ise olduğum yerde durmuştum.
---
Bir süre sonra koşarak gelen ayak sesleri duydum.
Meyra.
İzmir.
Kerem.
Yaman.
Aras.
Hepsi gelmişti.
Beni görünce Kerem hiç durmadı.
Direkt sarıldı.
Ben de ona.
Ve yeniden ağlamaya başladım.
---
Sonra bir şey koptu içimde.
Öfke.
Acı.
Suçlayacak birini arıyordum.
Ve gözlerim Aras'a döndü.
Bir anda ondan başka kimseyi göremedim.
"Bu senin yüzünden!"
diye bağırdım.
Herkes sustu.
"Senin yüzünden!"
Aras sadece baktı.
Tepkisizdi.
Bu daha çok sinirlendirdi beni.
"Eğer o gün bunlar yaşanmasaydı..."
Sesim kırıldı.
"Belki bunlar olmazdı!"
Gözyaşlarım durmuyordu.
Aras hâlâ sessizdi.
Ama yüzünde ilk kez bir şey gördüm.
Suçluluk mu?
Acı mı?
Bilmiyordum.
---
Sonra koridorun sonunda yine Nisan'ı gördüm.
Bana bakıyordu.
Buruk bir gülümsemeyle.
Bir adım attım.
"Abla..."
Ama yine kayboldu.
Ve geriye sadece boşluk kaldı.
---
O gece anladım ki bazı yaralar kapanmazdı.
Bazı insanlar gittikten sonra hayat devam ederdi.
Ama aynı hayat olmazdı.
Çünkü bazı insanlar bir evin ışığıydı.
Ve o ışık söndüğünde...
Geriye sadece karanlık değil,
özlemek de kalırdı.
"Bazı vedalar duyulur, bazıları hissedilir. En acı verenler ise insanın içinde sonsuza kadar yankılananlardır."
