11. bölüm · Seni Sevmek Dünya'dan Başka

Sanırım bitiyorum

Yagmur _

11. bölüm

(Saat sabah 9’a geliyordu. O günden 1 hafta geçmişti, işte neredeyse 1 ay olmuştu. Bugün izinliydim. Ayşe ile buluşacaktık, doğru bir de onlar var; Hüso ile konuşmaya başlamışlar ama Ayşe nazlanıyor, tripleniyor, bir garip doğrusu. Hüso’nun hoşuna gitmiyor değil ya.
Başımda felaket bir ağrı var, bugün anlatılacak gibi değil. Neredeyse sebebi çok açık ama umurumda değil. 5 gündür tek bir lokma yemedim, istemiyorum yemek. Aslında bilmem, belki hastalandım. Saçlarım da çok dökülüyor birkaç gündür, 2 gündür de asla uyumuyorum. Kalktım yataktan, annem içeride oturuyor, fazla gözükmeyeyim dedim, banyoya gittim. Duşa girdim, çıktıktan sonra odama gidiyordum, seslendi.)
Sevda: Nereye, sabah sabah yıkandın?
Yağmur: Bir arkadaşımla dışarı gideceğim bugün.
Sevda: Şu haline bak, önceden kiloluydun şimdi çöp gibisin, iyice bakımsızlaştın, salak oldun.
Yağmur: Sağ ol anne.
Sevda: İzin de almıyorsun benden, gidebilir miyim diye.
Yağmur: 19 yaşında kızım ben, kendimi bu hale getirdim, neyin izni? Siz bir şey için izin alıyor musunuz?
Sevda: Laflara bak, senden izin mi alacağım ben, aynı baban gibisin, git onunla yaşa istiyorsan.
Yağmur: Anne başladın yine ya, sabah sabah niye uyandın sen?
Sevda: Sen çok tersleniyorsun ha bana, haddini bil bana bak. Bir de işe giderken süsleniyorsun, aşık mı oldun birine sen ha? Öyle olmasın, senin sevdiğin olmayacak, biz kimi istersek o olur.
Yağmur: Siz kimsiniz, yarım aile olarak ha? Herkes her haltı yesin, bana mı her sorununuz? Yok, benim aşık olduğum biri de olursa onunla evleneceğim, siz değil ben evleneceğim çünkü.
Sevda: İyi, orospu olursun sonra, senin sevdiğinmiş, dayağı yiyip oturursun artık.
Yağmur: Ya ben orospu olurum ne güzel değil mi, aman oğlun adam, ben kötüyüm tabii. O erkek, hiçbir şeyin hesabını vermeyeceğim size.
Sevda: Ahlaksız seni, hadsiz.
(Odama girdim, kapıyı kapadım. Ailemle harikayımdır doğru, sadece aile olarak annemle yaşıyorum ama olsun, beni çok sever işte. Ama onu bir de insanların içinde görün, ne iyi bir kadındır, ben nankörüm. Tam o an telefona bildirim geldi: Rafet sizi takip etmek istiyor Instagram’dan. Şaşırdım, sabah sabah gözünü benimle mi açtı bu adam? Neyse kabul ettim, biraz bakayım dedim. Ben gerçekten seviyorum galiba seni Rafet ama imkânsız olan benim sevgim işte. Neyse, gözlerim doldu, üstümü giydim. Ayşe yazdı tam o an: “Yarım saate çıkıyorum evden, Dutluk’ta buluşalım.” Tamam yazdım. Anneme hiç bakmadan ayakkabılarımı giydim, çıktım evden. Hava serindi, kafama şapkayı geçireyim dedim, elim saçıma takıldı, çekeyim derken avuç dolusu saç geldi elime. Elimi cebime attım, umursamadım gibi avuçlarımdaki saçı sıktım, yürümeye devam ettim. Dutluk’a geldiğimde Ayşe yoktu daha, bir şey belli etmemem lazım, gayet iyiyim ben. Karşıdan yoldan gördüm, güle zıplaya geliyor, koştu sarıldı bana.)
Ayşe: Yağmurum napıyon!
Yağmur: İyiyim kız, sakin ol.
Ayşe: Özledim ben seni.
Yağmur: Ben de seni, nereye gideceğiz?
Ayşe: Açım ben, yemek yiyelim.
Yağmur: Ben aç değilim, sabah yedim bir şeyler. Sen ye istersen, Kızılay’a gidelim mi? Sen yersin, bugün maaş günü, sonra da biraz gezeriz.
Ayşe: Nasıl yedin ya, karnın guruldadı, duydum bak.
Yağmur: Yok yedim yedim, bak otobüs geliyor hadi.
Ayşe: Tamam, ben çok açım ya.
(Otobüse bindik, arkada köşeye oturduk. O, telefonda Hüso’yla yazışıyordu. Ben kulaklık taktım, oturdum camdan dışarıyı izledim. Telefona bildirim geldi, maaş yatmıştı. Aslında 45 bindi, Rafet 50 bin verdi. Maaşı çok verimsiz çalıştım halbuki, nedenini sorgulayacak kafam hiç yoktu şu an. Tek isteğim Ayşe’ye durumumu belli etmemekti. Gözümden bir damla yaş geldi, elimi gözüme götürüp sildim. Birden fark ettim burnum kanıyordu, çaktırmadan çantamdan peçete tuttum. Otobüs durdu, indik. Neyse ki Ayşe fark etmedi. Bir cafeye geçtik, oturduk. Ayşe menüden bir şeyler söyledi, bana baktı sonra.)
Ayşe: Aç değil misin gerçekten?
Yağmur: Yok, çok tokum bile, sen ye.
Ayşe: Peki tamam o zaman. Bak sana ne anlatacağım, Hüso var ya, dün bizim evin önüne geldi. Ben kovdum tabii, git dedim. Hayır, neymiş kahve içecekmişiz. Oldu, başka! Ailem duysa biterim herhalde ben.
Yağmur: O da abartmasın yani, eve geleyim ne demek? Ailen evde değilmiş, iyi ki.
Ayşe: Valla babam beni vururdu.
Yağmur: İkinizi birden de… Senin maaş yattı mı bu arada?
Ayşe: He, yattı, Rafet erken yatırdı bugün.
Yağmur: Evet, benimkini de yatırdı. Biraz alışveriş yaparız, sen karnını doyur da.
Ayşe: Tamam olur, almam gereken şeyler de var zaten.
(Ayşe yemek yerken ben lavaboya gideyim dedim. İçeri girdiğim gibi ağlamaya başladım, çok doluyum bu günler. Aynada kendime bakayım dedim, burnum yine kanamaya başladı. Ne oluyor bana? Midem bulandı, halbuki su bile içmedim ama gittim kustum. Elimi yüzümü yıkadım, biraz yüzümü toparladım, Ayşe’nin yanına gittim. Yemeğini yemişti, hesabı ödedik, çıktık cafeden.)
Ayşe: Nereye gitsek önce?
Yağmur: Bilmem, ben birkaç parça kıyafet almak istiyorum, fazla bir şey yok evde. Ne bileyim, saçma şeyler bile alabiliriz.
Ayşe: Oley be, hadi alalım, tam benim kafa.
(Bir giyim mağazasına girdik, ben birkaç şey, Ayşe birkaç şey aldı. En son bir elbise uzattı bana, incecik beyaz, uzun, askılı bir elbise.)
Yağmur: Saçmalama, ben bunu giyemem Ayşe.
Ayşe: Giyersin ya, çok güzel olur, tam da esmersin ya, çok yakışır. Hadi dene nolur, zaten hepsini deneyeceğiz, hadii.
Yağmur: Tamam deneyeyim ama ben bunu nerede giyeceğim Ayşe?
Ayşe: Rafetle yemekte falan iyi gider he.
Yağmur: Çok komiksin sen ya.
(Kabine girdik, denemeye başladık. Hepsi çok güzeldi, alacaktık. En son elbiseyi denedim, kabinden çıktım. Ayşe bana baktı.)
Ayşe: Oha, Rafet böyle görse alır kaçırır seni herhalde. Şuna bak ama sen çok zayıfladın he, ne oldun sen, kemiklerin çıktı iyice. Bir de hep bana zayıf derlerdi.
Yağmur: Evet elbise güzel de Rafet ne alaka, dur bir ya. Hem zayıflamadım, sana öyle geliyor bence. Hadi alalım hepsini, gidelim Ayşe.
Ayşe: Tamam tamam, hadi gidelim.
(Ödemeleri yaptık çıktık. Daha sonra birkaç kozmetik mağazasına uğradık, bir şeyler aldık. Ben birkaç tane de iplik falan aldım, örgü yapmak istedi canım, öyle sebepsiz. Bir kahveciye girdik, iki kahve aldık. İçmek istemiyorum ama Ayşe kızar, hem de yalanımı anlar. Biraz yürüdük birlikte. Hüso aradı onu, konuştular biraz. Ayşe’yi ne kadar mutlu bir görseniz, çocuk gibi bir kız, çok seviyorum onu. Telefonu kapatınca karar verdik sinemaya gidelim diye. Yakında sinema yoktu, otobüse bindik Anteras’a doğru gittik. Ayşe “açım” dedi yine, bir şeyler yedi. Beni zorladıysa da aç değilim dedim, canım istemiyor dedim. Sinemaya girdik, duygusal bir filmdi, izledik. Bitti ve çıktık. Bir taksiye bindik, önce Ayşe’yi evine bıraktım, sonra kendim eve geçtim. Annem evde değildi. Aldıklarımı yerleştirdim, yatağıma yattım. Her şey saçma, yapacak bir şey yok. Hastaneye gitmek istemiyorum, ne olursa olsun, yaşam umurumda değil. Bayağıdır uykusuzluktan galiba uyuya kaldım.)

“Bu hayatta sevdiğiniz şeyler olsun
Yaşamak mesela, kendiniz olsun o yaşamda
Sevin ama sevileceğiniz şekilde
Önünüze engeller çıkar elbet
Yıkın, çıkmayı öğrenin onlardan
En çok da sevmeyi bilin
Kader size döner mi bilmem ama ben kaderi istemiyorum
Artık mutlu olmak istiyorum, o da mümkün değildir
Sevgi görmediğiniz yer neresiyse kaçın yoksa
Bir çukur gibi düşersiniz
Kimse kurtarmaz sizi”

Devam edecek..