19. bölüm · SENİ ARARKEN

İŞARET

Busra Güneş

İşaret
Efe, elindeki fotoğrafa uzun süre baktı.
Fotoğrafta üç çocuk vardı.
Küçük Efe…
Küçük Büşra…
Ve arkalarında duran Baran.
Fakat Efe'nin dikkatini çocuklardan çok, duvardaki küçük işaret çekiyordu.
Aynı işaret.
Yetimhanenin duvarında.
Büşra'nın yıllardır sakladığı kırmızı kalemin üzerinde.
Ve şimdi…
Kendi ailesinin eski belgelerinde.
Efe fotoğrafı masanın üzerine bıraktı.
Başını geriye yasladı.
— Demek bağlantı bu...
Tam o sırada kapı açıldı.
İçeri giren kişi Efe'nin yıllardır yanında olan adamlardan biri olan Murat'tı.
Murat'ın yüzündeki ifade ciddiydi.
— Efe Bey.
Efe gözlerini kaldırdı.
— Söyle.
— Eski depodan gelen belgeleri tekrar kontrol ettik.
— Ne buldunuz?
Murat masaya ince, siyah bir dosya bıraktı.
— Bu sembolün sadece ailenize ait olduğunu düşünüyorduk.
Efe dosyaya baktı.
— Artık düşünmüyoruz.
Murat başını salladı.
— Çünkü sembol, sizin ailenizden daha eski.
Efe'nin kaşları çatıldı.
— Ne kadar eski?
— En az otuz yıl.
Odadaki sessizlik ağırlaştı.
Efe dosyayı açtı.
İlk sayfada eski bir tarih vardı.
Sonraki sayfada aynı sembol.
Bir başka sayfada ise yetimhane adı.
Efe'nin eli durdu.
— Yetimhane...
Murat başını eğdi.
— Evet.
Efe dosyayı kapattı.
— Baran nerede?
— Evde.
Efe ayağa kalktı.
— Onu buraya çağır.
Murat tereddüt etti.
— Ya gelmezse?
Efe'nin yüzünde soğuk bir ifade oluştu.
— Gelecek.
Aynı saatlerde Büşra odasında yatağının kenarında oturuyordu.
Önünde kırmızı kalem vardı.
Kalemi eline aldı.
Üzerindeki küçük işareti parmağıyla yokladı.
Bir türlü anlam veremiyordu.
Telefonu çaldı.
Naz.
Büşra aramayı açtı.
— Alo?
— Büşra, yarın okula geliyor musun?
Büşra hafifçe güldü.
— Geliyorum tabii. Neden?
— Merve yarın kahve içmeye gidelim diyor.
Arka plandan Merve'nin sesi geldi.
— Ben demedim! Naz dedi!
Naz hemen itiraz etti.
— Ya sen dedin!
Büşra gülmeye başladı.
— İkiniz de hiç değişmiyorsunuz.
Merve telefonu Naz'ın elinden almaya çalışırken:
— Büşra, ciddi söylüyorum. Yarın derslerden sonra biraz oturalım. Son günlerde çok dalgınsın.
Büşra'nın gülümsemesi yavaşça kayboldu.
— Biraz kafam karışık.
Naz'ın sesi yumuşadı.
— Efe yüzünden mi?
Büşra birkaç saniye sustu.
— Hayır.
Merve hemen:
— Kesin Efe yüzünden.
— Değil!
Üçü birden güldü.
Fakat Büşra telefonu kapattığında odadaki sessizlik geri geldi.
Gözleri yeniden kırmızı kaleme çevrildi.
Sonra aklına bir görüntü geldi.
Bir salıncak.
Kırmızı bir kalem.
Küçük bir çocuk.
Ve bir ses...
"Seni bulacağım."
Büşra gözlerini kapattı.
— Sen kimsin?
Cevap yoktu.
Ama içindeki garip his her geçen gün büyüyordu.
Efe'nin ofisinde ise hava çok daha farklıydı.
Kapı açıldı.
Baran içeri girdi.
— Beni çağırmışsın.
Efe ona dönmedi.
— Otur.
Baran oturdu.
Efe masadaki fotoğrafı onun önüne itti.
Baran fotoğrafı görünce birkaç saniye sustu.
— Bunu nereden buldun?
Efe yavaşça ona döndü.
— Demek tanıyorsun.
Baran'ın yüzü değişti.
— Efe...
— Fotoğraftaki işareti de tanıyorsun.
Baran cevap vermedi.
Efe ayağa kalktı.
— Bana yıllarca Büşra'nın öldüğünü söyledin.
— Çünkü öyle biliyordum.
— Yalan.
Baran başını kaldırdı.
— Ne demek istiyorsun?
— Sen bu fotoğrafı gördüğünde şaşırmadın.
Baran ayağa kalktı.
— Çünkü geçmişte olanları senden daha iyi hatırlıyorum.
Efe bir anda durdu.
— Ne dedin?
Baran sustu.
Efe'nin sesi sertleşti.
— Devam et.
— Hayır.
— Baran!
— Her şeyi şimdi anlatırsam hiçbir şey düzelmeyecek.
Efe masaya sertçe elini koydu.
— O zaman neden sustun?
Baran'ın yüzündeki ifade değişti.
— Çünkü seni korumaya çalıştım.
Efe acı bir şekilde güldü.
— Beni korumak mı?
— Evet.
— Büşra'nın öldüğünü söylemek mi korumaktı?
Baran cevap veremedi.
Efe gözlerini kıstı.
— Sen onun nerede olduğunu biliyordun.
Baran sessiz kaldı.
Bu sessizlik…
Efe için yeterliydi.
— Biliyordun.
Baran gözlerini kaçırdı.
— O zamanlar her şey sandığın gibi değildi.
— Ne gibi?
— Büşra'nın ailesi…
Baran bir anda sustu.
Efe bekledi.
— Devam et.
— Büşra'nın ailesi hakkında çok az şey biliyorsun.
— Bildiğin şeyi söyle.
Baran başını kaldırdı.
— Onlar sıradan bir aile değildi.
Efe'nin yüzündeki ifade değişti.
— Ben bunu zaten biliyorum.
— Hayır. Tam olarak bilmiyorsun.
Baran kapıya doğru yürüdü.
Efe arkasından seslendi.
— Baran!
Baran durdu.
— Bir daha senden önce geçmişi bulursam, bu kez beni durduramazsın.
Baran dönmeden cevap verdi.
— Belki de geçmişi bulman gereken kişi ben değilim.
Sonra çıktı.
Efe tek başına kaldı.
Masadaki fotoğrafa baktı.
Baran'ın sözleri zihninde dönüp duruyordu.
"Sıradan bir aile değildi."
Ertesi gün Büşra üniversiteye gitti.
Efe o gün okulda değildi.
Büşra bunu fark ettiğinde istemeden rahatladı.
Naz ve Merve bahçede onu bekliyordu.
Naz elindeki içeceği uzattı.
— Al.
— Teşekkür ederim.
Merve Büşra'nın yüzüne baktı.
— Biraz daha iyisin.
— Neyden?
— Dünkü halinden.
Büşra omuz silkti.
— İyiyim.
Naz gözlerini kıstı.
— Yalan söylüyorsun.
— Nereden anladın?
— Çünkü seni tanıyorum.
Büşra gülümsedi.
Bir süre üçü de günlük şeylerden konuştu.
Derslerden.
Hocalardan.
Sınavlardan.
Merve'nin sürekli unuttuğu ödevlerden.
Her şey normaldi.
Ta ki Büşra'nın telefonu titreyene kadar.
Bilinmeyen numara.
Tek mesaj.
"Geçmişini aramayı bırak."
Büşra'nın yüzü düştü.
Naz hemen fark etti.
— Ne oldu?
Büşra telefonu kapattı.
— Bir şey yok.
Merve kaşlarını çattı.
— Kim yazdı?
— Bilmediğim bir numara.
Naz ciddi bir şekilde:
— Efe'ye söyle.
Büşra başını kaldırdı.
— Neden?
— Çünkü son zamanlarda olan her şey onunla bağlantılı olabilir.
Büşra cevap vermedi.
Telefonu tekrar titredi.
Bu kez yalnızca bir fotoğraf vardı.
Büşra fotoğrafı açtı.
Fotoğrafta eski bir bina görünüyordu.
Yetimhane.
Büşra'nın nefesi kesildi.
Altında tek cümle vardı:
"Kapıyı hatırlıyor musun?"
Büşra'nın eli titremeye başladı.
Aynı dakikalarda Efe, ailesinin eski evindeydi.
Duvarlarda yıllardır asılı duran tablolar vardı.
Ancak Efe bugün tablolara bakmıyordu.
Yaşlı adam, yani ailesinin yıllardır yanında bulunan Cemal Bey, karşısında oturuyordu.
Efe elindeki dosyayı masaya bıraktı.
— Bu sembolü biliyor musun?
Cemal Bey dosyaya baktı.
Uzun bir sessizlik oldu.
— Nerede gördün?
— Yetimhanede.
Cemal Bey'in yüzü bir anda değişti.
Efe bunu fark etti.
— Demek biliyorsun.
— Efe...
— Bana gerçeği söyle.
Cemal Bey derin bir nefes aldı.
— Bazı şeyleri bilmen için doğru zaman değildi.
— O zaman doğru zaman ne zaman?
Cemal Bey cevap vermedi.
Efe ayağa kalktı.
— Büşra'nın ailesini biliyor musun?
Yaşlı adam gözlerini kapattı.
Bu kez sessizliği cevap gibiydi.
Efe'nin sesi alçaldı.
— Biliyorsun.
Cemal Bey sonunda konuştu.
— Onların peşinde olan sadece bizim ailemiz değildi.
Efe durdu.
— Kim vardı?
— Bilmiyorum.
— Yalan.
— Efe, gerçekten bilmiyorum.
— Peki bu sembol ne?
Cemal Bey'in bakışları sembole takıldı.
— O işaret…
Bir an durdu.
— Bir zamanlar iki aile arasında yapılan bir anlaşmanın işaretiydi.
Efe'nin gözleri büyüdü.
— Hangi iki aile?
Cemal Bey cevap vermeden önce kapının dışından bir ses geldi.
Bir şey yere düşmüştü.
Efe hemen kapıya döndü.
— Kim var?
Cevap yoktu.
Efe kapıyı açtığında koridor boştu.
Yalnızca yerde küçük, eski bir zarf vardı.
Zarfın üzerinde tek bir isim yazıyordu.
BÜŞRA.
Efe zarfı aldı.
Cemal Bey'in yüzü bembeyaz oldu.
— Onu açma.
Efe ona baktı.
— Neden?
— Çünkü o mektup yıllardır kayıptı.
Efe zarfı elinde sıktı.
— Demek biri geçmişi benden önce bulmuş.
Büşra ise üniversitenin çıkışında yalnız kalmıştı.
Naz ve Merve çoktan gitmişti.
Telefonunu cebine koydu.
Tam yürümeye başlayacakken karşısında Baran'ı gördü.
Büşra şaşırdı.
— Siz?
Baran ellerini cebine koydu.
— Efe nerede?
— Bilmiyorum.
— Ona ulaşabiliyor musun?
— Evet.
Baran birkaç saniye düşündü.
— Ona bugün hiçbir şey söyleme.
Büşra kaşlarını çattı.
— Neden?
— Çünkü seni izleyen biri var.
Büşra'nın yüzü gerildi.
— Kim?
Baran cevap vermedi.
— Bunu nereden biliyorsunuz?
— Çünkü bu işin içinde düşündüğünden daha uzun zamandır varım.
Büşra ona dikkatle baktı.
— Efe size güveniyor mu?
Baran'ın yüzünde kısa bir gülümseme oluştu.
— Eskiden güvenirdi.
Sonra arkasını dönüp yürümeye başladı.
Büşra arkasından baktı.
Tam o sırada telefonuna yeni bir mesaj geldi.
"Baran'a güvenme."
Büşra donup kaldı.
Başını kaldırdığında Baran çoktan uzaklaşmıştı.
Akşam Efe eve döndüğünde Büşra'dan gelen cevapsız aramayı gördü.
Hemen geri aradı.
Büşra telefonu açtı.
— Alo?
— İyi misin?
— Evet.
— Sesin öyle demiyor.
Büşra sustu.
Sonra:
— Efe...
— Dinliyorum.
— Sana bir şey söylemem gerekiyor.
Efe'nin sesi yumuşadı.
— Söyle.
— Bugün Baran'la konuştum.
Efe bir anda sustu.
— Ne söyledi?
— Geçmişi aramamam gerektiğini söyledi.
Efe'nin yüzü sertleşti.
— Başka?
— Beni izleyen biri olduğunu söyledi.
Efe pencereye doğru yürüdü.
— Eve git.
— Efe...
— Büşra, lütfen.
Büşra sustu.
— Tamam.
Telefon kapandı.
Efe birkaç saniye hareketsiz kaldı.
Sonra masadaki zarfı aldı.
Üzerinde hâlâ Büşra'nın adı yazıyordu.
Zarfı açtı.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta küçük Büşra vardı.
Ama bu kez Efe yoktu.
Büşra'nın yanında başka bir adam duruyordu.
Fotoğrafın arkasında ise yalnızca şu yazıyordu:
"Onu senden ayıran kişi sandığın kişi değil."
Efe fotoğrafı ters çevirdi.
Alt köşede aynı sembol vardı.
Efe'nin yüzündeki ifade değişti.
— Bu işaret...
Tam o sırada telefon çaldı.
Arayan Baran'dı.
Efe açtı.
— Ne var?
Baran'ın sesi ilk kez gerçekten endişeliydi.
— Efe, nerede o mektup?
Efe cevap vermedi.
Baran tekrar konuştu.
— Efe, beni dinle. O mektubu kimden aldıysan ona güvenme.
Efe'nin sesi buz gibiydi.
— Neden?
Baran birkaç saniye sustu.
Sonra yalnızca şunu söyledi:
— Çünkü o mektubu yazan kişi yıllardır ölü.
Telefon kapandı.
Efe elindeki fotoğrafa baktı.
Ve ilk kez…
Geçmişteki olayların yalnızca Büşra ve kendi aileleriyle ilgili olmadığını anladı.
Birileri yıllardır bu sırrı saklıyordu.
Ve artık o sır…
Yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştı.
Efe’nin işareti nasıl bildiğini açıkla
Mektup ve fotoğrafın gelişini bağla
Baran’ın çelişkilerini daha inandırıcı yap