3. bölüm / 7
SEÇİM3. BÖLÜM: Geçmişin Borcu
Bölümler 7Şu an: 3. BÖLÜM: Geçmişin Borcu
Alarmı kapatıp kafamı tekrar yastığa gömdüm. "Saçmalık," diye düşündüm. "Tanımadığım birinin attığı gizemli not yüzünden sabahın köründe otobüse binecek değilim." Makarnamı ısıtıp televizyonun karşısına geçtim.
Saat tam 08.15’i gösterdiğinde salondaki televizyonun ekranı aniden karardı. Ardından telefonumun hoparlöründen o pürüzlü erkek sesi yankılandı:
"Gitmemeyi seçeceğini biliyordum Hera. Zaten oyun otobüste değil, tam olarak senin evinde başlayacaktı. Şimdi arkandaki kapı kilidinin açılma sesini dinle..."
Donakaldım. Dış kapıdan gelen "tık" sesiyle birlikte kapı kolu yavaşça aşağı indi.
Kapı kolunun yavaşça aşağı inişini izlerken buz kestim. Evde yalnızdım, elimde sadece soğumaya yüz tutmuş bir kase makarna ve masanın üzerinde duran o lanetli ikinci el telefon vardı. "Tık" sesi zihnimde bir patlama gibi yankılandı.
Geriye doğru adımlamaya başladım. Sırtım mutfak tezgahına çarptığında nefesimin kesildiğini hissettim. Kapı yavaşça aralandı. İçeri giren, filmlerdeki gibi elinde silah tutan maskeli biri değildi. Karşımda, üzerine tam oturan gri bir takım elbise giymiş, elinde siyah bir evrak çantası tutan son derece şık ve dingin bir adam duruyordu. Yüzünde garip, insanı rahatsız eden sabit bir tebessüm vardı.
"Anahtarı paspasın altına koymak eski bir alışkanlıktır Hera," dedi. Sesi şaşırtıcı derecede nazikti. "Ama otobüse binmemek senin tercihindin. Oysa seni dışarıda çözmesi daha kolay olurdu."
Gözlerim refleksle cebimdeki kendi telefonuma kaydı. Polisi ya da annemi arayabilir miydim? Adam sanki aklımı okumuş gibi hafifçe gülümsedi.
"Cebindeki kendi telefonuna hiç güvenme Hera. Dükkândan aldığın o ikinci el cihaz evdeki internete bağlandığı an, bulunduğun ağdaki tüm sinyalleri kestik. Şu an kendi telefonundan 112'yi bile arayamazsın."
Gözlerim dehşetle açıldı. Cebimdeki cihazı çıkarıp ekrana baktım; gerçekten de şebeke tamamen çökmüştü! On dokuz yıllık hayatımda hiç bu kadar çaresiz hissettiğimi hatırlamıyordum.
"Kimsin sen?" diye bağırdım. Sesi titreyen korkak bir kız gibi tınlamamak için çabalasam da pek başarılı olamadım. "Ne istiyorsun evimden?"
Elindeki çantayı salondaki sehpanın üzerine bıraktı. Yavaş adımlarla bana doğru yaklaşırken gözleri elimdeki tencere sapına kaydı. Kendimi savunmak için tutunduğum tek şey buydu.
"Bunu bana vurmak için kullanacaksan baştan söyleyeyim, hiçbir işe yaramaz," dedi. "Babanın yirmi yıl önce, sen henüz doğmamışken dükkânı batırdığında kimden borç aldığını sanıyordun Hera? O 'aile koruyucusu' adını sana öylesine koymadılar. Baban doğacak çocuğuna bu ismi verip yemin etti; ödeyemediği bedelleri büyüdüğünde senin ödemen şartıyla borcu erteledik."
Duyduklarım karşısında beynimden vurulmuşa döndüm. Annem ve babam bana bu ismi ailemizi korumam için verdiklerini söylerken bir metafordan bahsetmiyorlardı! Doğmamdan bile önce üzerime yıkılan gerçek bir borçtan, ağır bir yükten bahsediyorlardı!
"O ikinci el telefon..." dedim kısık bir sesle. "Dükkândaki adam..."
"Dükkândaki adam sadece bir aracıydı. O ses kayıtları, o canlı konumlar... Hepsi seni o otobüse bindirip şehirden uzaklaştırmak içindi. Çünkü otobüse binseydin, borcu babanın ödemesine izin verecektik. Ama sen gitmedin. Oyunu zor yoldan oynamayı seçtin."
Cebinden siyah bir flaş bellek çıkarıp sehpanın üzerine, evrak çantasının yanına koydu.
"Şimdi iki seçeneğin var Hera. Ya bu bellekteki belgeleri inceleyip babanın yaptığı pislikleri temizlemek için bizimle çalışmaya başlarsın... Ya da önümüzdeki beş dakika içinde polisler içeri girer ve babanı dolandırıcılıktan tutuklar. Karar senin, aile koruyucusu."
(Eğer Hera teklifi kabul etsin diyorsan şöyle dördüncü bölümde geçebilirsin.)
(Eğer kabul etmesin diyorsan altıncı bölüme geçebilirsin.)
Bölüm etkileşimi
