3. bölüm · Savaşın sonu
Bölüm 3: Tahtın Gölgesi
Sarayın duvarları dışarıdan bakıldığında ihtişamlıydı.
Ama Kevin için o taşlar birer zincirdi.
Altın parıltılar, karanlık emirleri saklayan birer perde gibiydi.
Savaş bitmemişti.
Ve Kevin, kendini her geçen gün daha çok iki dünyanın arasında ezilmiş buluyordu.
Sarayın büyük salonunda yankılanan ayak sesleri, yaklaşan öfkenin habercisiydi.
Kapılar açıldı.
Tahtın üzerinde, haşmetli görünüşünün ardında zalimliği saklayan bir adam oturuyordu.
Kral Aldric — Kevin’in babası.
Kılıcıyla değil, korkuyla hükmeden bir kral.
“Yine kayıplar vermişiz,” dedi kral, sesinde sitemden çok öfke vardı.
“Senin barış hevesin yüzünden cephelerimiz zayıflıyor, Kevin.”
Kevin başını kaldırdı, gözleri babasının gözlerinde sabitlendi.
“Barış bir zayıflık değil, akıldır.”
Kral kalktı, yavaş adımlarla ona yaklaştı.
“O kadın savaşçıyı gördüğünü duydum,” dedi. “Neden öldürmedin?”
Aria'nın gözleri geldi aklına. Öfkenin altındaki acı.
Bir an sessiz kaldı.
“Onu öldürmek hiçbir şeyi değiştirmez,” dedi sonra.
“Bir düşman eksilir ama bin kin artar.”
Kralın gözleri parladı.
“Sen benim oğlumsun. Benim kanımdan. İhaneti barışla ödüllendirmezsin!”
Kevin elini kılıcına götürmedi.
Çünkü bu savaş kılıçla değil, sabırla kazanılmalıydı.
“Ben senin kanından geldim ama yüreğim senden değil,” dedi.
“Aria… sadece bir düşman değil. Bu savaşta bir anahtar olabilir.”
Kral sert bir kahkaha attı.
“O kız seni büyüledi mi? Zayıflık göstermek senin sonun olur.”
Kevin dişlerini sıktı.
“Onunla görüşmeye devam edeceğim. Gerekirse gizlice.”
Bu söz odada buz gibi bir hava estirdi.
Kral sustu. Gözleri tehditkâr bir parıltıyla oğluna kilitlendi.
“Bunu yaparsan,” dedi, “artık sadece düşmanlarımız değil, ben de seni izlerim.”
Kevin başını eğdi. Ama bu itaat değil, savaşın başladığı andı.
İçinde babasına, savaşa, yıkıma karşı büyüyen bir başkaldırı vardı.
Ve Aria...
Onu sadece hayranlıkla değil, inançla düşünmeye başlamıştı.
Onunla yeni bir yol açılabilir miydi?
Bunun için her şeyi riske atmaya hazırdı.
---
