8. bölüm / 24
SAVAŞIN KÜLLERİ8. Bölüm: Gidenler ve Dönenler (düzenlenmedi)
Bölümler 24Şu an: 8. Bölüm: Gidenler ve Dönenler (düzenlenmedi)
- 1 1. Bölüm: Yeni Tim (düzenlenmiş)4.882 kelime
- 2 2. Bölüm: Marco (düzenlenmiş)4.352 kelime
- 3 3. Bölüm: Hastane (düzenlenmiş)5.354 kelime
- 4 4. Bölüm: İtiraf (düzenlenmiş)4.264 kelime
- 5 5. Bölüm: Kırmızı Elbise (düzenlenmiş)5.137 kelime
- 6 6. Bölüm : Aşk (düzenlenmiş)5.127 kelime
- 7 7. Bölüm: Nöbet (düzenlenmiş)4.106 kelime
- 8 8. Bölüm: Gidenler ve Dönenler (düzenlenmedi)3.399 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9. Bölüm: Sonsuzluk Part1(düzenlenmedi)3.932 kelime
- 10 9. Bölüm: sonsuzluk Part1 (düzenlenmemiş)2.380 kelime
- 11 10. Bölüm: Yavru (Düzenlenmemiş)4.174 kelime
- 12 11. Bölüm: Geçmiş ve Özlem (düzenlenmemiş)3.338 kelime
- 13 12. Bölüm yeni başlangıçlar4.093 kelime
- 14 13. Bölüm geri dönüş3.644 kelime
- 15 14. Bölüm Mark4.294 kelime
- 16 15. Bölüm geçmiş3.067 kelime
- 17 16. Bölüm2.555 kelime
- 18 17. Bölüm2.902 kelime
- 19 18. Bölüm2.257 kelime
- 20 19. Bölüm Kesişim3.107 kelime
- 21 Özel Bölüm: Tanışma2.668 kelime
- 22 20. Bölüm2.844 kelime
- 23 21. Bölüm3.220 kelime
- 24 22. Bölüm2.330 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Alp’i kırmamıştım. Biraz denizde yüzmüştüm onunla beraber, ancak hava gittikçe soğuyordu. Beraber iskeleye çıktık. Alp tişörtünü bana giydirecekti ancak izin vermedim.
“Ömrüm gelsene hadi!” Dalmıştım irkilerek Alp’e baktım. Çoktan iskelenin başına varmıştı. Eğildim çoraplarımı ardından ayakkabılarımı giyindim, sonrasındaydsa çantamı aldım ve Alp’in yanına gittim. Sırılsıklamdık. Üstümüzden sular akıyordu. Arabayla gelmişti. Arabaya gittiğimizde benim için kapıyı açtı, Alp’e baktım gülümsedim ardından arabaya bindim. Ben bindikten sonra kapımı kapattı ve arkaya döndü. Bagajı açtı, birşeyler yapıyordu karanlık olduğu için pek fazla görmüyordum. Birkaç saniye sonra bagajı kapattı ve arabaya gelip sürücü koltuğuna oturdu. Önce arabayı çalıştırıp ısıtıcıyı açtı. Sonrasındaysa bana döndü. Elinde iki tane battaniye vardı. Birini açtı ve benim omuzlarıma yerleştirdi diğerini ise dizlerime örttü. Kaşlarımı çatarak Alp’e baktım.
“Birini alsana! Hasta olucaksın hava soğuk!”
“Hasta olmam. Alışkınım ben ilk defa yaptığım birşey değil. Ayrıca bagajda bir tane daha battaniye var istesem onu da getirirdim.”
“Neden bu kadar çok battaniye var arabanda?”
“Çünkü Mert ve Mihra ile sürekli geliriz böyle. Genelde de benim arabamla geliriz. O yüzden var battaniye.”
“Delisiniz siz. Kışın denize mi girilir!” Arkasına yaslandı ve güldü. Başımı Alp’e çevirdim ve şaşkınca ona baktım.
“Manyak!”
“Sanki görev olsa şimdi girmiyceksin suya! Deli kız.”
“Ya o ayrı o ayrı. O görev herhalde giricem!” Yine güldü. Gözlerimi devirerek önüme döndüm.
Bir kaç saniye geçmişti ki hareketlilik hissettim, ancak dönüp bakmadım. Uzandı ve elimi tuttu. Elimi dudaklarına götürerek acuç içimi öptü sonra yanağını avucuma yasladı. En sonunda dayanamamıştım ki Alp’e baktım. Gülümsedi. Başparmağımla yanağını okşadım yavaşça.
“Ömrüm.”
“Efendim.”
“Sanki çıkmaz bir sokağa girdim, geri dönmek istiyorum ama sanki orayada bir duvar örülmüş ve o çıkmaz sokakta beni hapsetmiş gibi hissediyorum.” Birşey söylemedim. Oda cevap beklemedi zaten. Birbirimize baktık sadece.
“Eğer başka biri olarak karşıma çıksaydın...” Cümlesinin devamını getirmedi. Seslice nefes verdi ve başını yavaşça kaldırıp elimi indirdi dizlerime kattı ancak elimi bırakmadı.
“Arada Teoman abi var Ömrüm... O bana geçmişimde o kadar çok şey yaptı ki, şu anda senle birşeyler yaşarken sanki ona ihanet ediyormuşum gibi hissediyorum kendimi. Çünkü uyardı, daha o ilk gün henüz buraya gelmemişken bile uyardı çünkü. Biliyordu beni sizin bulduğunuzu haber alıyordu her daim ve o gün beni aradı ve uyardı. Sonra buraya geldi uyardı, yemin töreninden sonra uyardı. Senle ilk göreve gittiğimizde uyardı. Görevden sonra sorgu sonrası sarıldığımızı gördükten sonrada uyardı. Sonrasında da defalarca uyardı. Çok uyardı. Ama bilmiyorum, yenildim. Evet biliyorum, şu anda belki izin veriyor bu ilişkiye. Ancak en başında istemiyordu. Belki en yakınlarından biri olduğum için, seni bana emanet edebileceği gözü kapalı arkasına bakmadan emanet edebileceği için içi rahat. Ama istemiyordu... Ben bu çıkmaz sokaktan nasıl çıkıcam... Bilmiyorum...”
Bende biliyordum abimin bu ilişkiyi istemediğini ancak şu anda da onun tanıdığı onun bildiği bir adamlada sevgili olduğum için içinin rahat olduğunu. Alp ne hissediyordu bunu tam anlamıyla anlayamamıştım. Pişman değildi. Onu biliyordum ve yüzünden anlayabiliyordum. Sadece abimle ilgili endişeleri vardı. Yani endişe değilde, başka bir şeydi bu.
“Alp.” Bana baktı.
“Sana şu anda ne dersem içini rahatlatamayacağım değil mi?” Hayır anlamında başını salladı. Bir kaç saniye geçti yeniden birşey söyliycektim ki doğruldu ve önüne döndü.
“Hadi seni evine bırakayım, daha fazla ıslak kalma böyle. Hasta olursun.”
“Tamam” sesim çok kısık çıkmıştı. Araba zaten çalışıyordu. Park yerinden arabayı çıkarttı sonrasındaysa kaldığım apartmana gitti. Biraz trafik vardı bu yüzden yol uzamıştı ancak arabada sessizlik hakimdi. İkimizde konuşmamıştık ve müzikte açmamıştı. Apartmanın önüne geldiğinde arabayı durdurdu. Bana baktı gülümsedi.
“İyi geceler” Alp’e baktım yavaşça gülümsedim.
“İyi geceler.” Alp’e yaklaştım ve yanağından öptüm. Battaniyeleri ikisini de arka koltuğa kattım. Sonrasındaysa arabadan indim ve kapıyı kapatıp apartmana geçtim. Ben içeri girene kadar beklemiş sonra gitmişti. Kendi daireme çıktım evime girip ışıkları açtım sonra kapıyı kapatıp kilitledim. Odama geçtim, çantamı yatağın üzerine bırakıp silahımı çekmeceme bıraktım. Hızlıca banyoya geçip sıcak bir duş aldım sonrasındaysa üzerime ince birşeyler giyinip saçımı havluya sardım ve yatağıma uzandım telefonumu alıp bir süre telefona baktım, saatlerdir hiç bakmıyordum ancak hiç birşey yoktu zaten telefonda. Telefona alarm kurup kenara bıraktıktan sonra uyudum.
∞ ∞ ∞
Yine kim gelmişti? Evet henüz iki saat olmuştu uyuyalı! Ve yine kapım çalarak ben uyandırılıyordum. Üzerime ceket giyinerek kapıya gittim kilidi açtım sonrasındaysa kapıyı açtım. Bu saatte mi? Gerçekten mi?
“Uyandırdım mı?”
“Yok abi ben zombi olduğum için sabaha kadar oturuyorum.”
“Tamam, özür dilerim. Ama içeri gelebilir miyim?”
“Ya ben size tek tek anahtar vermedim mi?”
“Korkarsın diye açmadım anahtarla ayrıca yanımda değil evde.” Seslice nefes verdim, kenara çekildim. Timur abim gelmişti. İçeri geçti ve salona gitti. Kapıyı kapatıp arkasından gittim. Bana bakıyordu. Kaşlarımı çattım.
“N’oldu?”
“Otursana.”
“Abi n’oldu, söylesene gece gece beni ne korkutuyorsun. Hem Tunç abim nerde?”
“Evde. Ayrıca birşey olmadı tamam evham yapma. Otur hadi.” Seslice nefes verdim ve koltuğa oturdum. Yanıma geldi koltuğa uzandı ve başını dizime yasladı. Güldüm, sinirlerim bozulmuştu.
“Ya sen bunun için mi bana geldin?”
“Evet.”
“Ben sabah işe gidicem!”
“Tamam ben sana bi serum yaparım uykuya gerek kalmaz.”
“Of! Of! Ben ne yapıcam sizle ya, hepiniz ayrı ayrı koca bebeksiniz!”
“Olabilir öyle şeyler, tek kız olmasaydın sende napim?” Elimi tuttu ve saçlarına kattı. Saçlarını okşadım. Başımı geriye yaslayıp gözlerimi kapattım. Yeniden uyuycaktım, bunu abime söylemesemde olurdu. Ne kadar geçmişti bilmiyorum ama gözlerimi açtığımda salonda değil yatak odasındaydım ve abim burda değildi. Bir an kendimden şüphe etmiştim, rüya mı görüyorum diye. Ayağa kalktım sessizce evde gezindim. Abim salonda uyumuştu hafif gülümsedim ve yeniden odama döndüm. Odası var burda ona rağmen hep salonda uyuyor. Yatağıma uzandım ve yeniden uyudum.
∞ ∞ ∞
Alarmın sesine kalkmış abimi de kaldırmıştım. Sonrasındaysa beraber kahvaltı yapıp evden çıkmıştık. Bugün izinliymiş o, kalmasını söyledim ancak kendi evine gitmek istedi. Bende karargaha gelmiştim. Biraz antrenman yapıcaktım ancak komutan beni çağırtmış, hemen yanına gittim. Görev emri çıkmıştı, timin toparlanmasını söyleyerek önce giyinme odasına gidip üzerimi değiştirdim ardından hangara gidip tehçizatlarımı ve tüfeğimi aldım. Ben gelene kadar tim hazırlanmıştı. Alp’te gelmişti ama konuşmaya vaktimiz olmamıştı henüz. O da biliyordu karargah içinde yakın durmanın hoşuma gitmediğini. Timle küçük bir konuşma yapıp ön bilgilendirme yaptıktan sonra helikoptere bindik ve helikopter havalandı. Üç saatlik bir yolumuz vardı. Havalandıktan sonra time detaylı bilgileri anlattım. Sonrasındaysa herkes yapması gerekeni yaptı.
Arkama yaslanmış aşağıyı izliyordum. Pilotla iletişime geçebilmek için kulaklık vardı kulağımda ancak kulaklık bir anda kulağımdan çekildi. Kaşlarımı çatarak başımı çevirdiğimde Alp’i gördüm. Bi an duraksadım ve gülümsedim. Timden hiç kimse bize bakmıyordu. Sanki bunu özellikle söylemiş gibiydi. Kulağıma eğildi.
“Günaydın” dedi kısık ama duyabileceğim bir sesle. Alp’e baktım ve gülümsedim bende ona yaklaştım ve kulağına.
“Günaydın.” Dedim kısık sesle. O da gülümsedi, sonrasında önüne döndü. Bende yeniden kulaklığı takıp önüme döndüm.
∞ ∞ ∞
Yaklaşık üç saatte görev yerine varmıştık. Sınırda sayılırdık. Kırmızı listede aranan bir terörist elebaşının orda olduğu bilgisi gelmişti iki hafta önce. İki haftadır istihbaratçılar ilgileniyordu bunla ancak bilgi kesinleşince bize devredildi. Biliyordum yakın zamanda göreve gideceğimizi ancak bu kadar çabuk beklemiyordum. Bende istihbaratçılarla sahaya inmek istemiştim, hatta böyle bir talepte bulunmuştum ancak kabul edilmemişti. Tim komutanı olduğumdan beri yakın sahaya tek başıma gönderilmiyordum, bunun da farkındayım. Hatta sadece iki kere gittim tim komutanı olduğumdan beri. Sahadaki istihbaratçıları bekliyorduk. Ateş ve Mert sahadaydı. Eski görev arkadaşlarım. Onlarla da göreve çıkmayı özlemiştim. Çok uzun zaman olmuştu.
“Komutanım, geliyorlar.” Oğuz’un kelimeleriyle düşüncelerim dağılmıştı. Tüfeğini kaldırarak dürbünle etrafı kontrol ettim.
“Oğuz, Yağız, Ulaç etrafı kontrol etmeye devam edin. Aksi bir durumda hemen bildirin.” Etrafı kontrol ettikten sonra ayağa kalktım ve tüfeği boynuna asarak sırtıma attım. Ateş ve Mert’e bakıyordum. Saç sakal birbirine girmişti resmen. Huyları hiç değişmemişti ama, hala birbirleriyle uğraşıyorlardı. Benim onlara baktığımı fark edene kadar. Beni fark ettiklerinde kendilerine çekidüzen verdiler. Yanlarına gittim.
“Keşke hiç gelmeseydiniz, biz biraz daha beklerdik güneşin altında, gerçekten!” Ateş dirseğiyle Mert’in koluna vurdu. Ama ikisi de hala bana bakıyordu.
“Oğlum biz bu kızı yumuşak çıtı pıtı bir kız olarak göndermemiş miydik en son?” Dedi Ateş. Yüzümü buruşturdum. Ben hiç bir zaman yumuşak biri değildim. En azından görevlerde.
“Sus lan.” Dedi Mert bu sefer gülmüştüm.
“Gerçekten hiç değişmiyceksiniz değil mi?!” Yanlarına gittim ve ikisine de tek tek sarıldım. Sonra yine ikisine baktım.
“Çok ciddiyim. Askerlerin sizin yüzünüzden sıcaktan baygınlık geçirecek.”
“Tamam ya abartma. Biz iki haftadır bu sıcaktayız ölmedik daha.” Dedi Ateş. Gözlerimi devirdim.
“Gelin şuraya.” Arkamı döndüm demin olduğum yere gitmek için ancak Alp’le göz göze gelmiştik. Bir kaç saniye bana baktıktan sonra önüne dönmüştü. Demin oturduğum yere geçtim ve yeniden yere oturdum. Bölge haritasını alarak ortaya açtım. Ateş, Mert ve Alp’te gelip oturdular. Ateş önce bölgeyi tanıttı sonra adamların iki haftadır yaptığı şeyleri. Ardından kendi topladıkları bilgiyi ve sonrasında bize asıl gereken bilgileri. Onların görevleri burda bitmişti. Göreve benim emrimde devam edeceklerdi. Onlar için getirdiğimiz tehçizat ve silahları onlara verdikten sonra toparlandık. Bir kaç gün burdaydık. Bir kenara çekilip gece olmasını bekliycektik önce. Ardından bölgeyi tanıycaktık.
∞ ∞ ∞
Dördüncü günün şafak vaktindeydik. Adamların kaldığı evin etrafını sarmıştık. Ancak onlar henüz bunun farkında değillerdi. Herkes tek tek yerini alırken Ali ve Mete yakın temas için eve daha yakın bir yerde yerlerini almışlardı. Önce dışarıdaki adamları temizliycektik. Sonuçta bizden sadece iki kişi canlı istenmişti.
Benim başlattığım ateşle evin çevresi hareketlenmiş ve evin içinde ışıklar yanmaya başlamıştı. Dışarıya daha fazla adam çıkmış ve karşılık veriyorlardı. Yer değiştirmem gerekiyordu. Buradan yeteri kadar net göremiyordum çoğu şeyi.
“Yer değiştiricem. Koruyun beni, daha yükseğe çıkmam gerekiyor!” Kulaklıktan konuşuyorduk. Tüfeğimi sırtıma attım. Onay geldikten sonra dikkatli bir şekilde kalkarak daha yükseğe koştum. Eğileceğim sırada sol omuzumda hissettiğim acıyla bağırmış ve dengemi kaybederek yere düşmüştüm.
“Ömrüm! Yüzbaşı!” Alp’in sesiydi bu. “Ömrüm iyi misin cevap ver! Yüzbaşı!” Sesleniyor bağırıyordu. Gözlerimi kapattım ve dişimi sıktım. Sağ elimle tüfeğimi önüme alarak yavaşça doğruldum ve dırtımı kayaya yasladım. Kulaklığı açtım.
“İyiyim, sorun yok. Herkes olduğu yerde kalsın kimse kalkmıycak!” Hepsinin bu sözlerime sinirleneceğini biliyordum ancak hiç birini riske atamazdım, yanıma gelerek kendilerini tehlikeye atarlardı çünkü benim yerim şu anda belliydi.
Bileğimdeki bandanayı çıkararak omuzuma bağladım. Kolum uyuşmaya başlamıştı. Kurşun büyük ihtimalle girmiş ve çıkmıştı. Ancak acısı kolumu uyuşturuyordu. Dişlerimi sıkarak seslice nefes verdim ve tüfeğimi alarak yeniden atış pozisyonuna geçtim. Çok kısa bir zaman geçmişti ki ateş kesilmişti. Karşı tarafta bir kısmı teslim olmuş bir kısmı da ölmüştü. Dört kişi yakın temasa geçerek önce teslim olanları alırlarken Ateş ve Mert’te evi kontrol ediyordu. Silahla etrafı gözetliyordum. Beş dakika kadar sonra Ateş ve Mert bize gereken adamları yakalamış şekilde dışarıya çıktılar. Etrafı iyice kontrol ettikten sonra dikkatle ayağa kalktım. Silahımı boynuma asıp silahı sırtıma attım ve çantamı sağ omuzuma asarak aşağıya indim. Alp beni bekliyordu ama şu anda da onla konuşmıycağımı biliyordu.
∞ ∞ ∞
Alp ve Oğuz’un zoruyla önce omuzuma pansuman yapılmıştı sonra da adamlarla ilgilenmiştim. Şu anda helikopterin bizi alacağı yere doğru yürüyorduk. Burası çok dağlıktı, iniş yapabileceği hiç bir yer yoktu.
∞ ∞ ∞
Karargaha iniş yaptıktan sonra mahkumları hücrelere götürmüşlerdi. Gün ağrıyordu. Hakan komutanla konuştuktan sonra Alp’le beraber karargahtan çıkıp hastaneye gittik. Omuzuma pansuman yapıldıktan sonra yeniden hastaneden çıktık.
“Neden dikkat etmiyorsun, oldu mu bu şimdi?!” Alpe baktım seslice nefes verdim.
“Alp.”
“Acımıyor mu şimdi canın, niye dikkat etmiyorsun gerçekten Ömrüm!”
“Alp! Acıyor evet oldu mu?!”
“Senin iyiliğin için söylüyorum hemen herşeye sinirleniyorsun!”
“Beklemiyorsun çünkü!” Seslice nefes verdim. Alpe baktım.
“Eve mi gidiceksin?”
“Evet. Mihra ne durumda bilmiyorum Mert ayrı bir kafada hala ulaşamıyorum.”
“Açmıyor mu hala telefonlarını?”
“Hayır. Gel hadi seni eve bırakayım.”
“Yolunu değiştirmeseydin? Çok uzun olur öyle.”
“Ya saçmalama gel.” Alp’e baktım hafif gülümsedim. Arabayı park ettiği yere gittik ve arabaya bindik. Önce beni eve bıraktı vedalaştıktan sonra arabadan indim ben apartmana girdikten sonra o da gitti. Eve çıkıp duş aldım daha sonrasındayasa üzerimi giyinip yatağa uzandım. Gerçekten çok yorgundum. Biraz uyumak istiyordum ancak biliyorum ki uyuduktan çok kısa bir süre sonra yine birisi beni uyandırırdı. Ona da razıydım ama biraz da olsa uyumam gerekiyordu. Seslice nefes vererek ayağa kalktım önce saçlarımı kuruttum sonra mutfağa giderek birkaç şey atıştırıp yeniden yatağıma döndüm ve kendimi yatağa bırakıp yorganıma sarıldım. Ne kadar geçmişti bilmiyordum ama ben artık uykudaydım.
~ ~ ~
Eve geldiğimde sabah saatlerindeydi. Evde ses yoktu büyük ihtimalle Mihra hala uyuyordu yalnız olduğu için. Ses çıkartmadan odama gidip duş aldım üzerimi giyindikten sonra birşeyler yemek için mutfağa inecektim ki mutfaktan sesler geliyordu. Güldüm. Uyanmıştı bile ben duş alana kadar. Mutfağa gidip kapıyı tıklattığımda irkildi kendi kendine şarkı söylüyordu bana baktı koşarak yanıma geldi boynuma sarıldı.
“Hoşgeldiin.” Yavaşça ona sarıldım.
“Kız şimdi banyo yaptım, ne kirli ellerinle sarılıyorsun sen bana.” Bana baktı yüzünü buruşturarak. Ve yağ içinde olan elini yanağıma bastırdı.
“Al kirlenmedim deme! Gözlerini devirdi ve yeniden tezgaha gidip kahvaltı hazırlamaya devam etti. Bence konuşmamalıydım bu sefer gerçekten kirletti üzerimi. Kenardan ıslak mendil alıp yüzümü temizledikten sonra ellerimi yıkayıp Mihra’ya yardım ettim. Yardım... Evet... Sadece çay demledim. Masayı bile o hazırlamıştı. Ben masada oturmuş yemeğe başlamıştım o da bana söyleniyordu. Bense yemeğe devam ediyordum. En son yumurtayı da hazırlayıp oturduğunda Mihra’ya baktım.
“Mihra.”
“Hı.”
“Mert’ten haber almadın mı hala?”
“Hayır.”
“Yurt dışında seminerde, semineri ne zaman biticek bilmiyorum. Ama telefonuna ulaşamıyorum.”
“Alp bildiğim şeyleri anlatma bana.” Sustum bana bakmadı yemeğini yedi. Bende önüme dönüp yemeğe devam ettim. Birkaç dakika geçmişti ki bana baktı.
“Ne zaman gelir sence... Çok mu üzdüm onu... Gitmezdi seminerlere kabul etmezdi hiç...” Dedi masum ve kısık sesle. Ona baktım, uzanıp saçlarından öptüm. Mert gittiğinden beri çok durgundu gülüyordu ama eski neşesi yoktu, biliyorum özlediğini. O gittikten sonra çok dağıldı ama belli etmemeye çalışıyordu.
“Gelicek... İllaki biticek o seminer.” Başını salladı sonra önüne dönüp tabağında kalan şeylerle oynadı.
Yemekler bittikten sonra ben toplamıştım o da içeri geçip uzanmıştı. Toparladıktan sonra ikimize de kahve hazırlamıştım. Salona gittim, onun bardağını masaya bırakıp kendi bardağımla koltuğa oturdum. Hemen yanıma yaklaşıp dizime yattı. Mihra’ya baktım hafif gülümsedi. Dizlerini karnına çekip gözlerini kapatmıştı. Bardağı kenara bırakıp arkama yaslandım ve saçlarını okşadım.
∞ ∞ ∞
Sabah kapımın çalmasıyla uyanmıştım, yine. Birisi hızlı hızlı kapıyı çalıyordu. Kaşlarımı çatarak ayağa kalktım ve kapıya gittim, kapı dürbününden bakınca kimin geldiği görünmüyordu. Ancak kapı hala çalıyordu. Kaşlarımı çatarak kapıyı açtığımda küçük eli havada kalmıştı. Etrafa baktım sonra başımı eğip yere baktım. Hızlıca içeri geçip bacaklarıma sarıldı. Ben buna sinirlenem ki çok tatlı bu ya.
“Sen bu saatte ne arıyorsun burda ayrıca tek mi geldin cimcime, hani yengemle abim.” Eğildim ve Umay’ı kucağıma aldım. Bana baktı elleriyle ağzımı kapattı.
“Şii haya dessiy oy. Ayem dumasın haya.” O kadar kısık sesle konuşuyordu ki gülesin gelmişti çok komik görünüyordu. İçeri geçip kapıyı kapattım. Salona gidip oturdum ve Umay’ı da kucağıma otutturdum.
“Sen evden mi kaçtın bakim.”
“Eyet.”
“Sebep?”
“Haya şok uyuyoyla. Dıkıldım.”
“Noldun?”
“Dıkıldım haya dıkıldım.” Güldüm ve Umay’ın saçlarını okşayıp yanağından öptüm.
“Ama bi daha böyle yapma tamam mı halacım. Eğer yanıma gelmek istiyorsan bunu annemgile söyle. Merdivende düşebilirdin güzelim.”
“Dümem haya, emeyleyerey geydim.”
“Olsun, yine de annengilden izinsiz gelme bi daha güzelim. Düşebilirdin yine de ayrıca anne uyandığında seni göremiycek korkucak.”
“Nabim haya şok uyuyoylay, dıkılıyom.” Güldüm ve yüzünü mıncıkladım. Ama mızmızlanarak geri çekmişti başını.
“Dur kız düşüceksin.” Elimi beline katarak düşmemesi için engel olmuştum.
“Yama haya yama. Devmiyom yama.” Yeniden gülmüştüm. Sanırım uzun zamandır ilk defa bu kadar güzel uyandırılıyordum.
“Kahvaltı hazırlayalım mı senle?” Bir anda heycanlanmıştı.
“Eyet eyet. Hayıylayayım hayaa.” Kahvaltıları çok seviyordu, tek sorun vardı sadece benim yanımdayken.
“O zaman gel markete gidip alışveriş yapalım, sonra gelip kahvaltı hazırlayalım ben bir süredir yokum o yüzden hiç birşey yok evde.” Başını salladı, gülümsedim. Umay’la beraber yatak odasına gittim üzerimi değiştirdikten sonra telefonumu alıp yengeme mesaj atmıştım sonra da anahtarlarımı alıp evden çıktık. Umay aslında çok uslu bir kızdı, yengem tek kardeşti bu yüzden teyzesi yada dayısı yoktu. Onun için birtek ben ve ikizler vardı. Yani halası ve amcaları. Abim Ankara’da görev yaptığı zamanlarda Umay henüz bebekti o yüzden yokluğumuzu fark etmezdi ama büyümeye başlamıştı. Üç buçuk yaşında olmuştu ve her ne kadar küçükte olsa birşeylerin farkına varıyordu. Abimin tayininin çıkması aslında çok iyi olmuştu. Hem yengem yalnız kalmıyordu hem de Umay.
Evin kapısını açtım ve içeri girdik. Evet marketten dönmüştük ve bütün marketi almıştık nerdeyse. Yalnızca kahvaltılık değil bir sürü aburcubur aldırmıştı bana. Mağlesef yengem va abim bunun için kızıcaktı ancak napim o da benim tek yeğenim, şımartmam lazımdı biraz poşetleri bir kenara katıp Umay’ı da masaya otutturdum sonra da kendimi sandalyeye bıraktım. Nefes nefese kalmıştım. Umayda halinden pek memnun gülerek beni izliyordu. Bütün yol boyunca birtek elindeki çikolata paketini taşıdı. Doğruldum ve Umay’ın yanağından öptüm. Çok tatlı ve güzel bir kızdı. Elindeki paketi sadece tutuyordu bana yemek için sormamıştı bile. Çünkü benim kahvaltılarımı seviyordu ve kahvaltı yapmadan onu yemesine izin vermiyceğimi de biliyordu. Dinlendikten sonra ayağa kalktım ve aldıklarımı dolaba dizdim. Daha sonrasındaysa ihtiyacım olan şeyleri tezgaha çıkarıp Umay’la kendime kahvaltı hazırladım. Evet umaya yine şekilli şukullu bir tabak hazırlayıp kendimeyse yalnızca zeytin peynir katmıştım. Tabakları kenara katıp hızlıca tezgahı toparladıktan sonra tabakları aldım ve masaya kattım, marketten aldığım mandalinaları da sıkıp bardağa doldurduktan sonra masaya oturdum. Umay’ı kucağıma alıp dizime otutturdum ve Umay’a kahvaltısını yaptırdım.
Kahvaltı bittikten sonra masayı toplamış sonrasındaysa biraz oyun oynamıştır. Yengem beni aradığındaysa öğlen olmuştu ve Umay’ı çağırıyordu. Biraz daha oyun oynadıktan sonra Umay’ı yukarıya götürdüm ve yeniden evime geldim. Kendim odama atıp biraz dinlendim.
∞ ∞ ∞
Akşam olmuştu. Umay gittikten sonra birkaç saat daha uyumuş sonra uyanmıştım. Uyandığımda akşam yediyi geçiyordu saat. Kendime birşeyler hazırladım ve yemek yedim. Kendime kahve yapıp biraz balkonda oturduktan sonra da odama geçmiştim yeniden. Saat gece yarısını geçiyordu. Yatağa uzandığım sırada telefonum çaldı. Kaşlarımı çatarak telefonumu aldım,bilinmeyen bir numaraydı. Bu saatte kim arayabilirdi ki? Telefonu açtım, karşı taraftan cılız kısık bir kız sesi geliyordu..
“Abla merhaba, ben Mihra. Özür dilerim bu saatte rahatsız ettiğim için. Alp abim sana geleceğini söyledi de, çok oldu. Akşama doğru evden çıkmıştı altı gibi. Bir kaç saat önce aradım telefonu kapalıydı seni aramadan önce yine aradım telefonu hala kapalı. Senin yanında mı acaba hala?” Sesi titriyordu. Kaşlarımı çattın. Bu ses o kıza ait olamazdı. Daha neşeli daha güçlü bir sesi vardı onun.
“Hayır benim yanımda değil, gelmedi yanıma. Emin misin buraya geleceğinden?”
“Ö-öyle söyledi bana... Y-yani genelde yalan söylemez. Nereye gideceğini söylemek istemezse işim var derdi ama senin yanına gideceğini söyledi direkt.” Endişelenmekten çok, korkuyor gibiydi. Kapı çaldı, benimle aynı zamanda onun da kapısı çalmıştı telefonda yankılanan sesten anlayabiliyordum.
“Mihra bak ben seni arıycam. Ama eğer korkuyorsan yanına gelebilirim. Kapın çaldı kim geldi, dikkatli aç kapını?” Ses gelmiyordu bu beni endişelendiriyordu.
“Mihra beni duyuyor musun?” Onunla konuşurken aynı zamanda da kalkıp kapıya bakmıştım önce kapı dürbününden bakmış sonra kapıyı açmıştım gelen abimdi, bu saatte?!
“A-abla d-duyuyorum... Tamam dikkatli olucam haber alırsan beni arar mısın lütfen.”
“Tamam, tamam arıycam birşey olursa beni ara.” Telefonu kapatan o olmuştu.”
✯ ✯ ✯
Telefonu kapattıktan sonra donmuş bir şekilde kapıya bakıyordum. Gelen Mert’ti. Mert... En son gördüğüm gibi değildi. Çok değişmiş gibiydi... Sanki.. seminere gitmemişti kaçmış gibiydi. Saçları uzamıştı, sakalları uzamıştı.. en az on gündür traş olmadığı çok belliydi. İlk hamleyi yapan ben olmuştum boynuna sıkıca sarılmıştı. Gözlerim yeniden dolmuştu. Elindeki çantayı yere bırakıp bana sarılmıştı. İçine derin bir nefes çekti, saçlarımı koklamıştı. Ardından da saçlarımı okşadı. Hesap sormak istiyordum ancak yapamazdım. O ne kadar çabalasa da onu kıran bendim ve benim yüzümden gitti. Ayrıldığımızda birbirimize baktık. İki elimle yüzünü tutup Mert’e yeniden yaklaştığımda bu sefer sarılmak için yaklaşmamıştım. Dudaklarından öpmüştüm. Belimden tutup beni kendisine çekti ve bana karşılık verdi. O da çok özlemişti. Bakışları bile o kadar yorgundu ki. Bu kadar çok mu kırmıştım ben onu? Düşüncelerim göz yaşı olarak geri döndüğünde beynimin bir tarafı da Mert bir tarafında ise hala Alp vardı. Beni hafifçe kendinden uzaklaştırarak bana baktı. Önce gözlerimi sildi nazikçe sonra beni göğsüne yasladı saçlarımı okşadı.
“Alp yok mu?” Dedi. Sesi kısık çıkmıştı. Her an ağlamaya hazır olan benim gözlerimden yeniden yaşlar akmaya başlamıştı.
“Hayır yok. Altı saat kadar önce Ömrüm ablanın yanına gitmek için evden çıktı. O çıktığından beri on kez aradım ama telefonu kapalı. Kapıyı açmadan önce de Ömrüm abla ile konuşuyordum. Onun yanına gitmemiş. O da bilmiyor nerde olduğunu.” Gözlerimi silerek başımı kaldırdım Mert’e baktım. “İçeri gel.”
Çantasını aldı ve içeri geçti. Kapıyı kapattım. İkimizde salona gidip oturmuştuk.
∞ ∞ ∞
“Abi noldu söylesene artık! On dakikadır kapımda dikilmiş suratıma bakıyorsun birşey söylemeden. Cevap ver en azından. Yada içeri gir yada çık kapımı kapatim. Bir tepki ver!” Yutkunduğunu gördüm. Birine mi birşey olmuştu? Abilerime.. yada yengeme, Umay’a. Neden konuşmuyor neden söylemiyordu hiç birşey.
“Ömrüm.” Dedi. Hala yüzüme bakıyordu.
“Evet?... Abi ne oldu söylesene!”
“Ömrüm Alp kaçırılmış... Altı saat kadar önce evinden çıktığı sırada kaçırılmış. Esir tutuluyor şu anda . Bir saat kadar önce karargahla iletişime girilmiş. Komutan az önce haber verdi.” Kaşlarımı çattım. Dalga geçiyordu di mi gerçek değildi!
“Ne saçmalıyorsun! Yalan söyleme!” Kolumdan tuttu.
“Ömrüm, yalan söylemiyorum.”
“Yalan söylüyorsun! Yok öyle birşey! Neden yalan söylüyorsun! Doğruları söyle. Sen bana hiç bir zaman yalan söylemezsin neden şimdi yalan söylüyorsun!” Bana sarılmıştı. Anında susmuştum ve ağlamaya başlamıştım. Bana daha sıkı sarılmış. Başım dönüyordu yada etraf. İkisi de olabilirdi şu anda ayırt edemiyordum. Gözlerim kararmaya başlamıştı. Sonrasında ise neler yaşadığımı hatırlamıyordum.
Bölüm etkileşimi
