SAVAŞIN KÜLLERİ kitap kapağı

24. bölüm / 24

SAVAŞIN KÜLLERİ

22. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Sn Sy

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: 22. Bölüm

∞ ∞ ∞

Uyandığımda saçlarım hala nemliydi. Kurutmadan uyumuştum çünkü. Ayağa kalkıp biraz bakım kremiyle saçlarımı şekillendirdim. Sonra yeniden yatağa oturdum. Uyumak istiyordum ama akşam olmuştu bile. Geleceğim demiştim Umay'a vazgeçemiyordum. Seslice nefes verip ayağa kalktım. Dolabı açtığımda gözüme kırmızı elbisem çarpmıştı. Geçen yıl doğum günümde giyinmiştim. Hafifçe gülümsedim. Alp'in kokusunu özlemiştim. Parfümünü değiştirmişti, onun kokusunu alamıyordum artık. Dolaptan siyah pantolonumu ve beyaz boğazlı kazağımı aldım, üzerimi değiştirdim. Deri ceketimi de giyinip çekmeceden silahımı alıp belime yerleştirdim. Anahtarlarımı aldıktan sonra evden çıktım.

Kapıyı çaldım. Küçük bir şey açmıştı bana kapıyı. Hafif gülümseyip yere eğildim. Yanağından öpüp sarılarak kucağıma aldım, yeniden ayağa kalktım. İki yanağımdan öptükten sonra bana baktı.

"Hoş gedin Hala."

"Hoş bulduk bitanem." İçeriye geçip kapıyı kapattım. "Nerde herkes güzelim?"

"Bahçedeler hala." Gülümsedim mutfağa ilerleyip kapıdan bahçeye çıktım. Fark edemediğim bir anda konfetiler patlamıştı. İrkildiğimde Umay'ı daha sıkı tutmuştum.

"İyki doğdun Hala, iyki doğdun." Hafifçe gülümsedim. Umay'ın yanağından öpüp yere indirdim.

"Hoş geldin." Teoman'a baktığımda göz kırptı, yanıma gelip bana sarıldı. "İyi ki doğdun yoksa ben bu heriflerle ne yapacaktım tek başıma." Güldüğümde göz kırptı. "Kaç yaşında oldun? 40 a vardın mı?" Kaşlarımı çattın omuzuna vurup geri ittim.

"Senden küçük olduğum kesin! Açelya, yada bir şey söyle şuna!" yanıma gelip koluma dokundu.

"Boşver güzelim. Bak onun beyazları çıkmış saçında sen hala güzelsin." Güldüm bana sarıldı. Huysuzlanmıştı hemen. Hepsiyle tek tek sarıldım. Tunç, Timur ve Lavin hediyelerini vermişlerdi.

"Benim hediyem daha olmadı bekliyoruz yakında veririm." Teoman'a bakıp gülümsedim.

"Önemli değil." Hediyeleri tek tek açıp baktıktan sonra kenara kattım.

"Halaa hadi artık pastayı üfee." Umay'ı kucağıma aldım.

"Gel beraber üfleyelim." Masaya ilerleyip çakmağı aldım. Mumları yaktım. Umay'ın da yetişebilmesi için dizlerimi kırıp biraz eğildim. Önce onun üflemesini bekleyip sonra ben üfledim. Yanağından öpüp yere indirdim. "Oh bal ya." Gülümseyip saçlarını geriye attı. Biraz sohbet etmiştik ama çok kalmamıştım. Erkenden kalkmıştım. Aslında Alp'in yanına gitmek istiyordum... Yokluğuna ne kadar alıştıysam, bi o kadar da özlüyordum. Arabayı sağa çekip seslice nefes verdim. Yine kendime yenilmiştim. Telefonu alıp Alp'i aradım. İlk çalışta açılmıştı telefon.

"Efendim?"

"Evde misin?"

"Evet, bir şey mi oldu iyi misin?"

"İyiyim iyiyim... Konum atsana." Bi kaç saniye sessizlik olmuştu kaşlarımı çattım. "Müsait değilsen sorun yok. Neyse görüşürüz."

"Hayır hayır. Müsaitim. Sadece şaşırdım. Atıyorum konum." Telefonu kapattıktan hemen sonra gelen mesaja girdim. Konumu açıp yeniden yola çıktım. Üsküdar'da oturuyordu. Çok uzak değildi ama ters yöndeydi. İlerideki kavşaktan dönüş alıp Üsküdar'a gittim. Konumun gösterdiği yere geldiğimde arabayı park edip araçtan indim. Etrafa bakındığım sırada telefonum titredi. Ekranı açıp baktım. 'Kırmızı bina 5. Kat.' Hafif gülümsedim. Kırmızı binaya girip asansörle 5. Kata çıktım. Asansörden indiğim anda kapı ev kapısı açıldı. Bu katta tek ev vardı. Kapıya yaslanmış bana bakıyordu.

"İşim var diyemem." Gözlerimi devirdim.

"Geri gidiyorum ya! Pişman ediyorsun insanı gerçekten!" Kolumdan tutup kendine çekti, belime sarıldı. Kendimi geri çekmeye çalıştım ama beni bırakmadı.

"Tamam gitme özür dilerim... Ve burada konuşmasak mı? Bütün apartman bizi dinliyor da?" omuzlarını düşürdüğümde yavaşça beni bıraktı. Kenara çekildi. İçeriye geçtim, arkamdan gelip kapıyı kapattı sonra da kilitledi.

"Sol tarafa geçebilirsin." Söylediği odaya girdiğimde salon olduğunu anlamıştım. Ben içeriye girdiğimde arkamdan hızlıca içeri girip masadaki kağıtları ve dosyaları toplamaya başladı. Bir anda dosyalardan birisi gözüme çarptı. Kaşif yazıyordu... Kaşlarımı çattım. Dosyayı kaldıracağı sırada elimi üstüne bastırdım. Bana baktı.

"Bir şey mi oldu?" yazılı olan dosyayı aldım. "Açma içini, bilmemen gereken bilgiler var. Başını yakma."

"Bu dosya Özge'nin masasındaydı. Aynı yazı, aynı dosya, aynı renk! Özge seni biliyordu yani!" dosyayı sertçe masaya attım. "Sana başkası biliyor mu diye sordum Alp! Bana hayır dedin sadece Mert dedin! Neden sana her güvendiğimde güvenimi yıkıyorsun benim ya! Ben yoruldum Alp! İnşa ettiğim her duvarın yıkılmasından ve onu yeniden inşa etmek zorunda kalmaktan yoruldum ben Alp!"

"Onun başını yakamazdım Ömrüm. Hem daha yeni tanıyorsun zaten onu söylesem bir şey değişmeyecekti."

"Buna sen karar veremezsin! Ben onunla aynı odada görev yapıyorum ya buna sen karar veremezsin! Bu yalanların daha ne kadar arkası gelecek!" Seslice nefes verip elindeki kağıtları da masaya bıraktı.

"Sana yaşattıklarım çok ağır biliyorum... Ama şu anda sana her zaman gerçeği söyleyemeyeceğim. Bildiğin her gerçek seni tehlikeye atmış olacak çünkü. Söylediğim her yalan için de özür dilerim. Seni üzdüğüm her an için de özür dilerim. Ama hiç birini isteyerek yapmıyorum." Kendimi koltuğa bıraktım. Dirseklerimi dizlerime yaslayıp başımı elime yasladım. Gözümden bir damla yaş düştü. Kalbim titriyordu sanki. Alp masadaki kağıtları toplamaya devam etmişti. Odadan çıktı sonra geri geldi.. masayı uzaklaştırdı. Yanıma oturdu. Beni yavaşça tutup kendine çekti ve dizine uzandırdı. Elimin tersiyle gözlerimi sildim. Saçlarımı yavaşça yüzümden çekti sana yanağımı okşadı.

"Son bir yıldır, bu hayatta en istemediğim şeyi yapıyorum... Hem de hiç istemeden.. Seni üzüyorum, sürekli benim yüzümden ağlıyorsun."

"Üzme o zaman, ağlatma!" eğilip saçlarımdan öptü.

"Affet beni güzelim, yakında hepsi bitecek. Söz veriyorum sana." Doğrulduğumda ellerini çekti. Bana baktı.

"Erken ayrılmışsın abinlerin yanından."

"Kutlama sevmiyorum." Gülümsedi. Bana doğru dönüp dirseğini koltuğa başını da eline yasladı. Bende hafifçe ona doğru döndüm.

"Bir şey içer misin? Kahve yapayım mı?"

"Hıg hıg."

"Başka bir şey? Şarap var açayım mı?" kaşlarımı çattım.

"Bu evde neden alkol var?"

"Benim de kafamı dağıtmaya ihtiyacım oluyor."

"Şarapla mı?"

"Hayır, şarap'ı senin için aldım. Ama istiyorsan başka bir şeyler de var kalk bak istersen mutfağa."

"Geleceğimi nereden biliyordun?"

"Aslında pek ümitli değildim bugün geleceğinden ama yine de aldım. Bugün gelmeseydin başka zaman gelecektin eninde sonunda." Hafifçe gülümsedim. Çok çabuk yeniliyordum.

"Kahve yapsana." Gülümsedi.

"Nasıl istersen." Ayağa kalkıp salondan çıktı. Bir kaç dakika sonra bende kalkıp arkasından gittim. Göz ucuyla bana baktı.

"Terasa geç istersen."

"Yo içerde otururuz. Soğuk hem dışarısı."

"Nasıl istersen." Kahveleri bardağa doldurduktan sonra tepsiye yerleştirip tepsiyi bana verdi. "Geç içeri sen geliyorum ben." Tepsiyi aldıktan sonra bir şey söylemeden içeri geçtim. Tepsiyi masaya bıraktım. Koltuğa oturduğum sırada elinde minik bir pastayla geldi. Hafif gülümsedim.

"İki gündür şeker komasına gireceğim ben."

"Sanki daha öncesinde az kalır yanın vardı!" gülümsedim. Masayı bana yaklaştırıp pastayı da masaya bıraktı. Yanıma oturdu. Kahvesini aldıktan sonra yine az önceki gibi bana döndü. Çatalı alıp bir parça böldüm. Daha önce yediğim bi pastaya benziyordu tadı. Hatta birebir aynıydı.

"Nerden aldın sen bunu?" gülümsedi ama bir şey söylemedi. "Alp?"

"Lavin'in pastanesinden." Kaşlarımı çattım.

"GÖRDÜ MÜ SENİ?!" Yüzünü buruşturmuştu bağırdığım için.

"Ya güzelim kapalı alanda bağırmasan mı!"

"Alp!"

"Görmedi, ben gitmedim. Adamımı gönderdim aldı geldi. O kadar da risk alamazdım abin çıkmıyor çünkü oradan." Seslice nefes verdim. "Biraz sakin olsan mı acaba?"

"Hayatımda sen varken o pek mümkün olmuyor."

"Yani bence benle alakalı değil çünkü ben yokken de aynıydın sen... Sevdiğini bildiğim için aldım. Neden biraz da bu anın tadını çıkartmıyorsun? Şu anda beni görseler başı yanacak kişi de benim? Benden daha çok streslisin. Madem buraya geldin, o zaman biraz da bu anın tadını çıkart Ömrüm." Derince bir nefes alıp verdim. Kahvemi alıp bir yudum içtim. "Odada yedek üniforman varsa burada kalsana bugün."

"Arabada yedek kıyafetlerim." Gülümsedi.

"Kabul ediyorsun yani?" hafifçe gülümsedim.

"Kalırım."

"O zaman kot pantolonla kalma, git benim odamdan eşya al, üzerini değiştir."

"Sanki ben bu evi biliyor muşum gibi her dakika oradan onu al şuradan şunu yap diyorsun."

"Evde bir kaç oda var zaten bak bul. Hee çok merak ediyorsan sağa dön koridorun sonundaki oda."

"Tamam sonra değiştiririm." Hafif doğrulup çatalı aldım. Pastadan bir parça bölüp Alp'e uzattım. İtiraz etmeden yemişti. Yeniden bir parça bölüp kendim yedim. Hafifçe Alp'e dönüp arkama yaslandım. Yavaşça kahvemi içtim. Konuşacağım sırada benden önce davranmıştı.

"Sorma. Sorma ömrüm. Bana ne insanlardan ya. Daha beş dakika geçmedi üstünden ya. Bu anı yaşa dedim sana ya. İkimiz dışında biriyle ilgili bir şey daha sorup söylersen yemin ediyorum ki seni öperim!" Başımı eğip gülümsedim. Sorun öpmesi değildi... Yine konulurdum ama onun da sinirlenmesini istemiyordum.

"Ne oldu? Öperim diyince sustun?" kahve bardağını masaya bırakıp ayağa kalktım.

"Ben üstümü değiştireyim." Salondan çıkıp söylediği odaya girdim. Çok geniş ve beyaz ağırlıklı dizayn edilmiş bir odaydı. Kapıyı kapattım. Dolaba ilerleyip kapağını açtım. Çok düzenliydi. Biraz bakındıktan sonra bi tane sweatshirt"ü alıp yatağın üzerine kattım. Silahımı belimden çıkartıp yatağa kattım. Üzerimdekileri çıkartıp sweatshirt'ü giyindim. Neredeyse dizime kadar geldiği için altıma bir şey giyinmemiştim. Pantolonumu ve kazağımı katlayıp kenara kattım. Şarjörü çıkartıp silahı ikisinin arasına sakladım şarjörü de pantolonun altına kattım. Odadan çıkıp salona ilerledim. Koltuğa oturduğumda Alp, baştan aşağı beni süzmüştü.

"Dolapta eşofman altı da var diye biliyordum ben?"

"Bu zaten uzun."

"Üşüyeceksin." Seslice nefes verdim. Ayağa kalkacağım sırada kendine çekti beni. "Tamam tamam gel. Hemen de sinirleniyorsun." Sırtımı göğsüne yasladım. Kollarıyla sarmaladı beni. Yanağımdan öptü. "Ben böyle zor duruma girmeseydim ve bu görevi kabul etmeseydim eğer... Biz şimdiye kadar seninle evlenmiş olurduk."

"Abartma o kadar da değil. Yani yeni sözlenmiş falan olurduk." Güldü.

"Ya bu kadar mı niyetin yok benimle evlenmeye? Yani düğün tarihi almıştık en azından." Gülümsedim. Şimdi de alabilirdik ama yaşadığını kimse bilmiyordu. Ölü biriyle evlenemezdim. Başımı çevirip Alp'e baktım.

"Gel iste beni."

"Tabii, kimle gelmemi istersin? Hangi ruhumla gelim." Güldüm, o da aynı şeyi düşünüyordu. Başını hafifçe eğip alnımdan öptü. Gözlerimi kapatıp gülümsedim. Başımı göğsüne yerleştirdim. "Burada mı uyuyacaksın?"

"Sen buradasın. Senin yanında uyumayacaksam niye burada kaldım ki?" Bir elini başıma yerleştirip ayağa kalktı. Gözlerimi açıp Alp'e baktım. Diğer elini de dizlerimin altına yerleştirip beni kucağına aldı. Yatak odasına ilerleyip içeriye girdi. Beni yatağa uzandırıp örtüyü üstüme örttü. Kıyafetlerimi kaldıracağı sırada Alp'e baktım.

"Silahım var içinde." Eşyaları yavaşça kaldırıp silahı aldı. Kıyafetleri dolabın içine kattıktan sonra beni uzandırdığı tarafa dönüp başucumdaki çekmeceyi açtı silahla şarjörü çekmeceye katıp kapattı. Perdeleri de örttükten sonra yanıma uzanıp beni kendine yaklaştırdı, sarıldı. Yavaşça saçlarımı okşadı.

"Bırak hadi artık, biraz ruhun da dinlensin." Kısık sesle konuşmuştu. Sakallarını bugün kesmişti. Kirli sakalları gitmişti artık. Bir elimi yavaşça yanağına katıp baş parmağımla yanağını okşadım.

"Sana olan öfkem dinmedi, içimde hala bir savaş var... Ama sen öfkemi azaltmayı başardın." Kulağıma eğildi.

"Çünkü bana olan sevdan öfkenden bile büyük. Sadece sen onu saklamıştın." Çok hafifçe boynumdan öpmüştü, dudaklarını boynumdan çekmedi. Gözlerimi kapattım.

"Ve bu benim en büyük zaafım... Sen de bunu kullanmaktan geri kaçınmıyorsun."

"Uyu hadi."

"Sen öldükten sonra.. yani biz öyle bildiğimizden sonra... Evime ilk geldiğim zamanda cenaze için hazırlanacaktım... Odamda bi resim buldum. Senle benim küçüklük resmimiz. Bizim evimizin bahçesinde çekilmiş. Sonrasında abimlerle de bir kez sohbet etmiştik... Ondan sonra bazı şeyleri hatırlamaya başladım. Ama o resmin çekildiği günden sonra bi daha bize gelmemiştin."

"Geldim, sen hatırlamıyorsun. Bi kaç kez daha geldim." Kaşlarımı çattım.

"Hangi resim olduğunu nerden biliyorsun ben söylemedim." Başını hafifçe kaldırıp bana baktı.

"Çünkü o resmi ben oraya kattım zaten. Senin albümlerinde ikimizin küçük resmi hiç yoktur. Aldılar çünkü onları senden. Ama bende duruyorlar. Ve ben giderken sana bi hatıra bırakmak istedim. Bizi hatırla istedim... Bir ara bütün resimleri gösteririm ama burada değil, diğer evde. O yüzden önce Mihra ile barışmam gerekiyor." Yeniden hafifçe boynumdan öptü. "Uyu hadi." Alp'e bakıp yanağından öptüm.

"Anlatsana biraz."

"Neyi?"

"Bizi, çocukluğumuzu. Abimler anlatmıyor, Teoman'a sor diyorlar. O da anlatmaz diye sormadım." Hafifçe yanağını okşadım. "Sen anlat..."

"Çokta bir şey yok ki... Toplasan bi kaç kez karşılaştık. Sende küçüktün o zamanlar."

"Eee yok mu başka bir şey?"

"Yok. Sonra görüşmedik zaten bi daha."

"Neden?"

"Öyle istediler."

"İstediler değil, istedi... Babam istedi. Orasını biliyorum."

"Sen de bilmemen gereken ne varsa biliyorsun. Anlamadım ben bu işi?" Güldü. Çok hafifçe gülümsedim. "Kızını korumak istedi."

"Yine de asker oldum. Hiç istemediğini de biliyordum."

"Çiçeklerin güzel mi beğendin mi?" kaşlarımı çattım, konuyu değiştirmişti hemen.

"Ne çiçeği?"

"Laleler... Ulaşmadı mı yoksa eline?" Başımı kaldırıp Alp'e baktım.

"Üç gün üst üste sen mi gönderdin hepsini." Hafifçe başını salladı.

"Neden hiç söylemedin? Bitane daha gelse şikayette bulunacaktım artık." Başını yastığa bırakıp güldü. Boynu ağrımış olmalıydı. Başımı göğsüne yasladım. Saçlarımı okşadı yavaşça.

"Artık kokunu alamıyorum... Parfümünü değiştirmişsin."

"Değiştirmek zorunda kaldım." Başka bir şey söylemedim. Gözlerimi kapattım. Uzun zamandır özlediğim o huzuru şimdi bulmuştum. Her ne kadar uyumak istemesem de yorgundum ve sabah karargaha gidecektik.

∞ ∞ ∞

Yavaşça gözlerimi açtım. Uzun zaman sonra ilk kez kendi isteğimle uyanmıştım. Ne telefon çalmıştı ne kapı ne de alarm. Hafifçe doğrulup etrafa baktım. Alp yanımda değildi. Gelir diye bir kaç dakika bekledim ama gelmemişti. Evden de ses gelmiyordu. Çok mu geç oldu diye telefonu alıp saate baktım ama daha yeni 7 olmuştu. Perdenin ardına saklanmış güneşte bunu belli ediyordu zaten. Ayağa kalkıp odadan çıktım. Etrafa bakındığımda aralık bırakılmış mutfağın kapısından Alp'i gördüm. Çok hafifçe gülümsedim. Mutfağa ilerleyip yavaşça kapıyı açtım. Bana bakmamıştı ama evde de benden başka birisi yoktu zaten, sırtı dönüktü o yüzden ne yaptığını görmüyordum.

"Neden uyandın saat daha çok erken. Akademiye çok yakınız 15 dakikada varırız zaten uyu biraz daha."

"Cık, uykum yok." Biraz başını çevirip bana baktı. Yanına gidip tezgaha yaslandım. Kahvaltı hazırlıyordu. "Sen neden bu kadar erken uyandın?"

"Alışkanlık, bir kaç saat uyku yeterli oluyor artık. Yataktan kalkalı daha 10 dakika bile geçmedi, biraz daha uyursun diye düşünmüştüm."

"Demek ki sen yanımdan kalktığın için uyanmışım." Hafifçe gülümsedi. Domates doğramıştı. Ardından dolaptan yumurta ve mantar çıkarttı. Hafif kaşlarımı çattım, benden önce konuşmuştu.

"Biliyorum, mantar senin için değil zaten." Çok hafif gülümsedim. Her ayrıntıya kadar düşünüyordu. İki ayrı tava çıkarttı. Birisinde omlet yaparken diğerinde mantar sote hazırladı. Ellerini sabunla iyice yıkadıktan sonra bir havluyla kurulayın yanıma geldi. Belimden tutup kendine çekti beni.

"O kadar güzel duruyorsun ki şu anda..."

"Ne kadar?" yaramaz bir çocuk gibiydi sorularım. Gülümsedi. Yavaşça saçlarımı okşadı.

"Çok güzelsin." Boylarımızı eşitlemek için parmak uçlarımda kalktım. Dengemi sağlayabilmek için kollarımı boynuma doladım. Biraz daha yaklaşıp dudaklarından öptüm. Hemen ardından geri çekildim. Şaşırmıştı. Yani en son beni öptüğünde tokat attığımı düşünürsek haksızda değildi. Beni öpmek için bu sefer kendisi yaklaşmıştı ama ben gülerek başımı geri çekip kollarımı boynundan indirmiştim.

"Neydi bu şimdi?"

"Ne neydi?"

"Ya ben öpünce olmuyor da sen öpünce mi oluyor?"

"Evlenince öpersin." Güldüğümde sarılmayı bıraktı. "Ya senin Teomanla büyüdüğün ne kadar belli ya. Hemen her şeye huysuzlanıyorsun." Ben konuşurken oda ocaktakilerle ilgileniyordu. "Bak bi çizgi film vardı oradaki karaktere benziyorsun."

"Hangisiymiş o?"

"Huysuz şirin. Bak seni maviye boyasak aynı olacaksınız." Güldüğümde yan gözle bana bakmıştı. Ocakları kapattığında yanına yaklaşıp yüzünü mıncıkladım. Geri çekilmemişti beni izliyordu. "Ya valla aynısınız ya, şu huysuzluğa bak." Bir elini belime sarıp kendine çekti beni. Ocaklara değmemem için biraz yana kaydırıp tezgaha yasladı. Tezgahla onun arasında kalmıştım. Başımı kaldırıp Alp'e baktım.

"Sen hani çok yorgunum öldüm bittim diyordun? Azcık bir şey uyudun zaten. Nereden geliyor bu enerji sana?"

"Öldüm bittim demedim. Yorgunum dedim sadece."

"Aynı şey."

"Değil."

"Tamam dolandırma lafı."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.