4. bölüm · Sana Anonim

BÖLÜM4 ⋆.˚ 𓇼Basketbol

limon perisi

Sabah normalden daha erken uyanmıştım ama bunun sebebi alarm falan değildi; gece boyunca zaten doğru düzgün uyuyamamıştım çünkü beynim durmadan aynı şeyleri döndürüp durmuştu. Kuzey’i engellemiş olmam ne kadar düşünmemeye çalışsam da aklımdan çıkmıyordu.
En sonunda yatağımdan kalkıp masama oturduğumda gözüm direkt o çizime kaymıştı.
Kuzey.
Omuzlarının gerginliği, formasının kırışıklıkları, yüzündeki o odaklanmış ifade… istemeden fazla detaylı çizmiştim çünkü çizim yaparken bazen duygularımı saklayamıyordum ve bu da onlardan biriydi.
Bir süre resmi elimde tuttum.
“Bunu vermek çok saçma,” diye mırıldandım kendi kendime sonra birkaç saniye daha düşündüm.
“…ama biraz hak etti.”
Çünkü özlemiş gibiydim ve o da biraz düşünsün istiyordum.
En sonunda resmi dikkatlice çantama koydum.
⋆.˚ 𓇼
Sınıfa geldiğimde içerisi beklediğim gibi boştu. Cam hafif açıktı, içeride sabahın o garip sessizliği vardı ve sınıf boşken her şey daha büyük, daha sessiz görünüyordu ve kalbim sebepsiz yere hızlı atmaya başlamıştı.
Kuzey’in sırasına baktım.
Ya biri gelirse?
Ya çok belli olursa?
Ama sonra kendi kendime göz devirdim ve zaten anonim olduğunu bilmiyor diye kendimi rahatlatmaya çalıştım.
Çantamı açıp resmi çıkardım ve dikkatlice Kuzey’in masasının üstüne bıraktım.
Ama direkt bırakıp gitmek eksik hissettirdi,bir saniye masaya baktım kalbim artık gereğinden fazla hızlı atıyordu.
Tam dönecekken koridordan ayak sesleri geldi.
Erkek sesi.
Sonra gülüş.
Emir.
Ve çok uzaktan bile tanıyabildiğim bir ses…
Kuzey.
İçime direkt panik çöktü “Of ya…”ve hiç düşünmeden sınıftan çıktım.
Neredeyse hızlı hızlı yürüyordum çünkü yakalanmak istemiyordum, özellikle de Kuzey tarafından. Şu an bana baksa bile bir şey anlayacakmış gibi hissediyordum ve bu düşünce bile rahatsız ediciydi.
Bugün ilk ders beden olduğu için spor salonuna doğru yürümeye başladım. Koridorlar yavaş yavaş doluyordu ama benim aklım hâlâ sınıftaydı.
Resmi gördü mü?
Şu an mı bakıyor?
Anlar mı?
Yok artık anlamaz… değil mi?
Spor salonunun kapısına yaklaştığımda Defne çoktan gelmişti. Telefonuna bakarak beni bekliyordu ama beni görünce yüzü direkt değişti “Niye böyle görünüyorsun sen?”
“Bir şey yaptım.”
Defne kaşını kaldırdı.
“Ne yaptın?”
Bir an sustum sonra sessizce “Kuzey’in sırasına bir şey bıraktım.”dedim.
Defne’nin ağzı direkt açık kaldı.
Defne’nin “NE BIRAKTIN ” diye bağırmasıyla birlikte koridorda bir an durup etrafa baktım çünkü ses fazla yükselmişti ve sanki herkes duymuş gibi hissetmiştim ama kimse bize bakmıyordu, yine de içimdeki panik geçmemişti.
“Şşş sus,” dedim hemen kolunu tutup çekerek, “bağırma.”
Defne gözlerini kocaman açmıştı, hem meraklı hem de “sen ne yaptın yine” bakışıyla bana bakıyordu.
“Tamam anlat,” dedi yürürken hâlâ üstüme dönük şekilde, “Kuzey’in sırasına ne bıraktın?”
Bir an sustum, koridorda yürürken adımlarımız yankılanıyordu ve spor salonuna giden yol sanki normalden daha uzunmuş gibi geliyordu.
“Resim bıraktım,” dedim sonunda.
Defne bir saniye durdu.
“RESİM Mİ?”
“Evet.”
“Liya sen iyi misin ”
Gözlerimi devirdim.
“Abartma.”
“Ne abartması ya, Kuzey’in sırasına resim bırakıyorsun resmen film sahnesi gibi,” dedi Defne, hem güler gibi hem şok olmuş gibi.
“Bir şey değil,” dedim daha sessiz, “sadece… saçma bir anı.”
Defne hemen yaklaştı.
“Ne çizdin?”
Bir an cevap vermedim çünkü söylemek bile garipti.
Defne’nin yürüyüşü bile yavaşladı.
“KUZEYİ Mİ ÇİZDİN ”
“Bağırma dedim sana.”
Defne artık resmen olayın tadını çıkarmaya başlamıştı “Liya bu bildiğin romantik drama sahnesi,” dedi, “sen farkında mısın?”
“Romantik değil,” dedim hızlıca, “sadece… çizim.”
Defne sırıttı.
“Tabii tabii.”
Birlikte soyunma odasına geçtik,kapı kapanınca içerideki sesler biraz daha boğuklaştı.
Ben dolabımı açtım.
Defne direkt konuşmaya devam ediyordu ama ben yarım kulak dinliyordum çünkü hâlâ aklım sınıftaydı, o masa, o çizim… Kuzey’in onu görüp görmediği ihtimali.
Çantamdan beden kıyafetimi çıkardım.
Gri, bol bir eşofman takımıydı; omuzları düşük, biraz salaş duran, içinde daha rahat hissettiğim bir şeydi. Üstünü giyerken Defne çoktan mor eşofmanını giymişti bile.
“Benimki daha havalı,” dedi aynaya bakarak.
“Senin her şeyin havalı zaten,” dedim gülerek.
Defne güldü.
“Seninki de gizemli kız modu.”
Gözlerimi devirdim ama içim biraz daha rahattı çünkü en azından soyunma odasının içinde o anlık panik dağılmıştı.
Üstümüzü değiştirip çantaları kapattık,kapıya doğru yürürken Defne bir kez daha bana döndü.
“Bak,” dedi, “şu Kuzey meselesini büyütüyorsun.”
“Büyütmüyorum.”
“Büyütüyorsun.”
Tam cevap verecekken kapı açıldı ve koridora çıktık.
Spor salonunun içinden gelen uğultu daha da netleşmişti, beden dersinin o klasik kaotik enerjisi her yere yayılmıştı.
Defne önden yürürken bana seslendi “Hadi gel, normal davranıyoruz tamam mı?”
Derin bir nefes aldım“Zaten normalim.”dedim ama içimdeki şey hiç normal değildi.
Defne önden yürüyordu, ben biraz geride kalmıştım çünkü gözüm otomatik olarak sahaya kayıyordu; kim nerede, hangi grup, kim nerede ısınıyor diye bakarken kalabalığın içinde bir hareket dikkatimi çekti.
Ve sonra onu gördüm.
Kuzey.
Üstünde gri bir sweatshirt vardı, altı da aynı tonlarda eşofmanla tamamlanmıştı ve bu kadar sıradan bir şey neden dikkatimi çekti bilmiyordum ama belki de aynı tonda olmaları bile gereksiz şekilde göze batıyordu.
O sırada Kuzey birkaç adım attı, Emir yanına geldi, bir şeyler söyledi ve gülüştüler ama Kuzey’in dikkati hâlâ ara ara salona kayıyordu; ve en kötü kısmı, her kayışta sanki tam olarak nereye bakacağını biliyormuş gibi hissettirmesiydi.
Ben bir adım geri çekildim.
Defne fark etti.
“Ne oldu?”
“Hiç.”
Ama “hiç” değildi.
Çünkü Kuzey’in gri takımı, benim gri takımımla aynı tonda salonun içinde bir anlık denk gelmiş gibi görünüyordu.
Defne gülerek eğildi.
“Bak,” dedi, “farkında mısın bilmiyorum ama siz baya… uyumlusunuz.”
“Saçmalama.”
Beden dersi her zamanki gibi düdük sesiyle başladı ve herkes hızlıca gruplara dağılırken ben yine en kenarda kalmaya çalışıyordum çünkü spor dersleri benim için her zaman biraz “hayatta kalma modu” gibi oluyordu; voleybol olur düşerim, koşu olur nefesim biter, ama basketbol… o ayrı bir seviyedeydi.
Topu elime aldığım an bile sanki kontrol benden çıkıyordu.
“Tamam,” dedi beden hocası düdüğü çaldıktan sonra, “bugün biraz basketbol çalışacağız. Pas, şut ve temel hareketler.”
İçimden sessiz bir “of” geçti.
Defne yanımda hafif güldü.
“Hazır mısın?” dedi fısıldayarak.
“Hiç değilim,” dedim.
Tam o sırada hocanın sesi tekrar yükseldi.
“Kuzey!”
Bir anda başımı kaldırdım.
Kuzey Hocanın yanına çağrılmıştı ve o da zaten sakince yürüyerek sahaya doğru ilerliyordu. Üzerindeki gri eşofman, salonun ışığında daha da net görünüyordu ve nedense bu görüntü bile fazla dikkat çekiciydi; sanki spor yapmaya değil de başka bir şey için oradaymış gibi bir havası vardı.
Hocanın sesi devam etti “Kuzey takım kaptanı olduğu için bugün size yardımcı olacak. Çalışmaları o yönetecek, grupları o organize edecek.”
Emir hemen yanından bir şey söyledi, Kuzey hafif başını salladı ama benim içimdeki şey o anda garip bir şekilde sıkıştı.
Çünkü “yardım edecek” demek aslında “her şeyi görecek” demekti.
Kuzey sahaya çıkınca herkes biraz dağıldı.
Hocanın düdüğü tekrar çaldı “Şimdi gruplara ayrılın! Pas çalışması!”
Ve işte o an oldu, Defneyle aynı gruba düştük ama karşı grupta…Kuzey vardı.
İçimden bir şey “tamam, bu kötü” dedi.
Defne topu bana uzattı.
“Sen başla.”
Topu elime aldım ve o an gerçekten fark ettim: ellerim biraz terliyordu.
“Tamam,” dedim.
Ama daha topu atmaya hazırlanırken bile hissettiğim şey şuydu:
Ben bu topu düzgün atamam.
Attım ve tabii ki top hafif yamuk gitti.
Defne gözlerini kapattı.
“Liya…”
“Biliyorum.”
Karşı tarafta Emir güldü.
“Hocam bu takım erken çöker.”
Ben tam geri çekilirken bir şey hissettim.
Bakış.
Kafamı kaldırdım, Kuzey bana bakıyordu.
Direkt değil.
Ama kaçırmadan ve bu bile sinir bozucu şekilde moralimi bozmuştu.
“Tamam,” dedi hoca, “şimdi şut çalışması!”
Defne fısıldadı:
“Lütfen rezil olma.”
“Çok geç.”
Sıraya girdik.
Top bana geldiğinde elimde sanki ekstra ağırlaşmış gibiydi.
Topu elime aldım ve potaya baktım.
Gerçekten çok uzak gibiydi.
“Tamam,” dedim kendi kendime, “sadece at.”
Attım.
Ve tabii ki… yine potaya bile düzgün gitmedi.
Top yan duvara çarpıp sekti.
Bir anlık sessizlik oldu sonra Emir’in kahkahası geldi.
Defne yüzünü kapattı.
“Liya…”
“Biliyorum.”
O sırada bir adım sesi duydum.
Kuzey yanıma gelmişti.
Direkt fark ettim çünkü etrafımdaki hava bile değişmiş gibi oldu; sanki herkes bir anda biraz daha uzaklaşmıştı.
Kuzey topu elinde çevirdi, sonra bana bakmadan “Bileğini daha yumuşak kullan,” dedi.
Kalbim bir anda olması gerekenden çok fazla hızlandı, direkt benimle konuşması istemsiz bir şekilde beni heyecanlandırıyordu.
“Sen neden bu kadar emin konuşuyorsun?” dedim aniden.
Bir an durdu sonra bana baktı.
Çok sakin ve hiç düşünmeden:
“Çünkü kaptan benim.”
Bir saniyelik o saçma sessizlik var ya… herkesin duyduğu ama kimsenin tepki veremediği.
Ben kaşımı kaldırdım sonra hafif alaycı bir şekilde:
“Tamam kaptan,” dedim.
Kuzey’in ağzının kenarı çok hafif kıpırdadı ama gülmedi sanki aklı bir anda başka bir yere gitmiş gibi gözüküyordu.
Sonra sadece topu tekrar eline aldı.
“Tekrar dene.”
Topu elime tekrar aldığımda artık ne yapacağımı az çok anlamıştım ama hâlâ “başaracağım” hissiyle “rezil olacağım” hissi arasında gidip geliyordum. Defne yanımda sessizce “bu sefer bak girecek” diye fısıldıyordu ama sesi bile fazla umut doluydu.
Attım.
Top yine potaya çarptı… ama bu sefer içeride sekti.
Bir anlık sessizlikten sonra:
“OLDUUU!” diye Defne bağırdı.
Gözlerim kocaman açıldı.
“Oldu mu gerçekten?”
Defne omzuma vurdu.
“Oldu kızım!”
Tam o sırada Kuzey topu yerden aldı, sakin bir şekilde bana doğru yürüdü.
“Fena değil,” dedi yine o klasik sakin sesiyle.
Ben gözlerimi kıstım.
“Fena değil ne ya, oldu işte.”
Emir arkadan bir şeyler söylemeye devam ediyordu ama Kuzey ona bakmadı bile.
Sadece bana bakıyordu,çok derin değil ama dikkatli sanki bir şeyi hatırlamaya çalışıyormuş gibi.
Sonra toparladı, bir adım geri çekildi ve arkamdakine elindeki topu atarak“Devam,” dedi sadece ama sesi eskisi gibi rahat değildi.
Ben ise sıradan çekildim ve defnenin yanına doğru yürümeye başladım.
⋆.˚ 𓇼
Ders bitmişti ama ben sanki beden dersini değil de maraton koşmuş gibiydim. Kolum bacağım ayrı yorulmuştu, hele o şut denemeleri… resmen “kendime işkence” kategorisine girerdi.
Defne su almaya gitmişti, ben de sahadan çıkıp tribünlerin en üst sırasına oturdum. Ayaklarımı hafif uzattım, başımı arkaya yasladım.
“Bir daha basketbol falan yok,” diye mırıldandım kendi kendime.
Salon hâlâ kalabalıktı ama yukarıda oturunca her şey daha uzak geliyordu. Gürültü bile yumuşamış gibiydi. Bir an gözlerimi kapattım.
Tam o sırada yanımdaki koltuk hafifçe çöktü.
Gözlerimi açtım.
Kuzey.
Yanıma oturmuştu ve ben bir an ne diyeceğimi bilemedim.
“Yoruldun mu” dedi önce.
“Biraz,” diyebildim sadece.
Kuzey hafif başını salladı, salona baktı “Bugün iyiydin.”
Kaşlarımı kaldırdım“İyi miydim?”
“Evet.”
“Buna iyi diyorsan standartların düşük.”
Kuzey’in ağzının kenarı çok hafif kıpırdadı “İlk gün için normal.”
Bir an sustum cevap vermek istedim ama o benden önce davrandı.
“Kaptan demen nereden çıktı peki?”
Kuzey başını hemen bana çevirdi.
Bir an nefes alamadım gibi hissettim,kafamdan birkaç saniye içinde belki milyon tane senaryo geçti,bilinmeyen numaranın ben olduğumu anladığını bile düşündüm.
Sonra sesimi düz tutmaya çalışarak“Alışkanlık.”dedim.
“Ne alışkanlığı?”
“Herkes sana öyle diyor.”
“Garip.”
“Garip mi?”
“Evet.”
Kuzey başını hafif yana eğdi sanki düşündü.
İkimizde ne diyeceğimizi bilmiyormuş gibi yan yana otururken Defne’nin uzaktan sesi bir kurtarıcı gibi geldi sanki.
“LİYA HÂLÂ BURADA MISIN?”
“BURADAYIM!” diye bağırdım.
Kuzey ayağa kalktı ama gitmeden önce bana baktı “Arkadaşın bekliyor sanırım, görüşürüz Liya” dedi.
“Görüşürüz Kuzey.”diyebildim sadece,bana bu kadar yakın olması bayılma hissimi tetikliyordu sanki.
Kuzey oradan uzaklaşırken arkasından bakakaldım ve artık nefes aldığımdan bile emin değildim.
⋆.˚ 𓇼
Eve geldiğimde her şey bir anda sessizleşti.
Ayakkabılarımı çıkarıp çantayı kapının yanına bıraktım ve direkt odama geçtim. O günün üstümde bıraktığı yorgunluk sadece fiziksel değildi; kafam da doluydu.
Yatağa uzandım.
Tavana baktım.
Kuzey.
Kaptan.
Ve telefonumu çıkarttım.
Bilinmeyen Numara :selammm aşkkktaneem😌beni özledin mi
Kuzey:bu giriş ne
Bilinmeyen Numara :seviyeni yükselttim
Kuzey:engel kalkmış
Bilinmeyen Numara :özledin mi soruma cevap
Kuzey:ne kadar özledim tahmin bile edemezsin anonim kız
Bilinmeyen Numara :YAAA BEBEĞİM GERÇEKTEN Mİ
Kuzey:şımarma
Bilinmeyen Numara :kırıcısın kuzey
Kuzey:fazla alıngansın
Bilinmeyen Numara :sus
Kuzey:susmamı mı tercih edersin gerçekten
Bilinmeyen Numara :aşkımmmm tabiki hayır
Kuzey:sen baya hızlısın
Bilinmeyen Numara :benim tarzım
Kuzey:alışkanlık yaptın iyice
Bilinmeyen Numara :geç kaldın bile hayatım
Bilinmeyen Numara :bugün derste nefes kesici gözüküyordun
Kuzey:derste mi
Bilinmeyen Numara :evet özellikle koşarken
Kuzey:koşarken nefes kesici olmak normal değil mi
Bilinmeyen Numara : haha çok komiksin kaptan
Kuzey:kaptan yine mi
Bilinmeyen Numara :en çok sana yakışıyor
Kuzey:bunu nereden çıkarıyorsun
Bilinmeyen Numara :gözlem
Kuzey:fazla gözlem yapıyorsun
Bilinmeyen Numara :şikayet mi
Kuzey:henüz değil
Bilinmeyen Numara :henüz 😌
Kuzey:bugün sıramda bir şey buldum
Bilinmeyen Numara :ne buldun
Kuzey:çok masum davranıyorsun
Bilinmeyen Numara :anlamadım
Kuzey:anladın
Bilinmeyen Numara :zeki çocuk
Kuzey:resim
Bilinmeyen Numara :🤭
Bilinmeyen Numara :senindi
Kuzey:teşekkür ederim
Bilinmeyen Numara :kuzeycim bana teşekkür etti
Bilinmeyen Numara :sanırım bana aşıksın kuzey kabul et
Kuzey:komik değil anonim kız gülmedim

Kuzey:

Telefonu açtığım an ekran bir an fazla parlak geldi, sanki gördüğüm şey normal bir fotoğraf değil de direkt beni yerimden oynatacak bir şeymiş gibi. Kuzey’in gönderdiği fotoğrafa baktıkça içimde garip bir his büyüdü; öyle tarif edemediğim ama midemin boşaldığını hissettiren türden.
Bir an ekrana bakmayı bırakamadım,kalbim saçma bir hızda atıyordu.
“Ne yapıyorsun ya…” diye fısıldadım kendi kendime ama sesim bile çıkmamış gibiydi.
Onu böyle görmek… sanki sadece fotoğrafta değil de yanımdaymış gibi hissettirdi bir an. O rahat hali, o bakış… insanı ciddiye almayacakmış gibi duran ama bir yandan da gözünü üstünden çekemeyeceğin bir şey.
Telefonu elime daha sıkı aldım ve bir süre yazamadım.
Parmaklarım klavyenin üstünde durdu ama kelimeler gelmedi sanki.
Bu çocuk beni düşündiğimden çok etkiliyordu.