12. bölüm · Sahnedeki Sessizlik

12. Bölüm GEÇMİŞİN İZLERİNİ YOK ETMEK

Moka ★

★Hande Mehan- Beni Böyle Sevme
★İkilem- Bu Saatten Sonra
★Yaşlı Amca- Yıldızlara Bak

Dört, beş belki de altı ay sonra...zaman önemsizdir. Önemli olan zamanı nasıl yaşadığımızdır..

"Bu nasıl ?" Hazal elindeki beyaz elbiseyi benim üzerime tutuyordu.

"Güzel, alalım." Dedim ve kasaya yürüdüm.

Hazal kollarında tuttuğu bir sürü kıyafeti kasaya taşıdı. Ödeme yaptıktan sonra mağazadan çıktık. Dışarıda bizi bekleyen Deniz Uras'ı görünce gülümsedim. Ona yaklaştığımda beni kollarıyla sardı. Yanağına öpücük bıraktım.

"Sonunda geldiniz."

"Artık eve gidebiliriz." Dedi Hazal.

"Gidelim."

Birlikte arabaya bindik. Yol boyu sohbet ettik. Evin önüne geldiğimizde arabadan indim.

Kapıyı çaldığımda annem açtı, gözlerinde heycan ve mutluluk vardı. Anlamsızca suratına baktığımda içeri girmem için işaret yaptı.

İçeri girdiğimde kalbimin atışı hızlandı, gözümden bir damla yaş süzüldü.

Nare tam karşımdaydı.

Gökalp tam karşımdaydı..

Nare'nin gözleri, saçları, dudakları..

Nare Gökalpe o kadar çok benziyordu ki. Abisinin kopyasıydı.

Onu görmek bana Gökalp'i görmüş gibi hissettirmişti. Onu görmek Gökalp ile olan tüm anılarımızı bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçirmişti. Bir flaşa koyup yatağın altına gizlediğim, daha sonra denize fırlattığım anılarımız, geçmişimiz gibi...

"Nare...Nare'm."

Nare kollarını omzuma doladı. Sıkıca sarıldım ona. Çok özlemiştim onu.

"Kardeşim.."derken sesi kısık çıkmıştı.

"Kardeşim. Geldin."

"Sana söylemiştim. Benden kurtulamazsın Rü."

Gülerken ona sımsıkı sarılmaya devam ettim. Uzun süre sonra ayrıldığımızda gözüm Deniz'e kaydı. Bizi izliyordu, daha çok beni. Gözlerinde sıcaklık vardı. Ona gülümseyip Nare ile Hazal'ın oturduğu koltuğa, ikisinin arasına oturdum.

Sohbet etmeye başladık. Deniz Uras babam ile bir şeyler konuşuyor ve arada gülüyordu. Onları bu halde görmek beni çok mutlu ediyordu.

Annem bizim için pastalar, poğaçalar ve yaban mersinli sütlü çikolatalı kurabiye getirdi. O döndüğü günden beri, dört hafta öncesi, nihayet kendime gelebilmiştim.

Ananas suyu içiyordum artık. Çünkü o ananas ve vanilya koktuğumu ve bunu sevdiğini söylemişti.

Uzun süren günün ardından akşam olduğunda Deniz Uras eve gidecekken kapıda onu geçiyordum.

"Yarın okulda görüşürüz en güzel Rüya'm.."

"Aaaa Deniz yarın prova var sen de kalsana beni izlersin.. Gösteriye çok az kaldı."
Yıl sonu gösterisine çok az kalmıştı.Lisenin bitmesine, okul hayatımın sona ermesine, sınava çok az kalmıştı.

Gülümseyerek beni onayladı.

O gittiğinde kızlarla odama çıktık. Pijamalarımızı giyip yatağa oturmuştuk.
Nare Ankara'yı anlatıyordu. Neler yaptığını, yeni okulunu, tanıştığı insanları...

"Ve bir çocukla tanıştım.. Adı Karan. Görmeniz lazım öyle bir yakışıklı ki... Çok iyi bir çocuk ayrıca." Ondan bahsederken gözleri parlıyordu. Nare aşık olmuştu.

Onu böyle görmek beni çok mutlu etmişti. Heycanla onu dinledim. Hazal da içini döktüğünde üç kız mükemmel bir gece geçirdik. Çikolata, cips, ananas suyu eşliğinde uzun zaman sonra kendimi yarım hissetmemeye başlamıştım.

Beni tamamlayan şey Deniz Urastı. Ama Nare de geldiğinde içimde hiçbir huzursuzluk, boşluk kalmamıştı.

En yakın arkadaşım, kardeşim, sevdiğim adam ikisi de yanımdaydı. Daha iyisi olamazdı benim için.

O gece harika geçti.

Nare ile kaybettiğimiz günlerin acısını çıkardık. Nare bundan sonra daha sık geleceğine dair söz verdi.

Huzurla daldığım uykunun sabahı gözlerimi öpücükle açtım.

Kirpiklerimi kırpıştırdım. Penceremden içeri süzen güneş ışığı açık kumral saçlarına ve gri gözlerine vuruyordu. Baş ucumda onu görünce gülümsedim.

"Günaydın uykucu güzelim."

"Deniz..." küçük kollarımı beline doladım, sıkıca sarıldım ona.

"Senin minik çok ses yapıyor, geldiğimden beri susmadı." Dedi, o yokken şans eseri bulduğum minik kuşu gösterirken.

Minik kuşa da Deniz ismini vermiştim. O yokken kuşla ilgilenmek bana iyi gelmişti.

Küçük mavi kuş adeta şarkı söylüyordu. Fazla heycanlıydı bu gün. Ona bakıp gülümsedim.

"Çok şirin değil mi?"

"Öyle."

"Hadi R. hazırlan, okula geç kalacağız."

"Tamam, tamam." Dedim onu odadan çıkartırken.

"Bir gün sen giyinirken dışarı çıkmak zorunda kalmayacağım biliyorsun değil mi? O gün geldiğinde sadece seni izleyeceğim.."

Yanaklarım kızarırken beni görmemesi için kapıyı suratına kapattım.

Dolaptan okul formamı aldım. Havalar biraz daha ısınıyordu. Okul eteğini ve tişörtünü giydim. Üstüme ince bir hırka aldım. Sarı renk.

Odadan çıkıp aşağı indiğimde Deniz Uras annem ile sohbet ediyordu. Onu ailemle bu kadar yakın görmek beni sebepsiz yere heycanlandırıyordu.

Sırt çantam tek omzumda dururken annem beni görüp gülümsedi.

"Rüya, kızım kaç kere diyorum sana; şu çantanı tek omuzla taşıma. Omzun kopacak."

Annem bunu söyleyince Uras ve babam küçük bir kahkaha attı. Utandığımı hissederken merdivenlerden indim, Deniz'in yanına gittim. Beraber dışarı çıktık.

Deniz'in arabasına bindik. Okul yakındı ama o çok sevdiği arabasına binmeyi tercih ediyordu. Bir an düşününce; Deniz Uras'ın ne kadar zengin, bilindik bir aileden gelmesine rağmen bunları umursamayışı sadece hayatı yaşamaya bakışı aklıma geldi. Bu beni gülümsetmişti.

"Ne düşünüyorsun?" Diye sordu aynadan bana bakarken.

"Seni.."

"Senin güzel yüzünde gülümseme oluşacaksa, gözlerin böyle ışıldayacaksa düşün. Ve gülümse."

Söylediği beni güldürmüştü.

"Bunu kastediyordum, R."

"Sen gelene kadar tek bir rüya bile görmüyordum. Ne bir rüya ne bir kabus. Sonra sen geldin Rüya; Hem en güzel Rüya'm hem de kabusum oldun.."

"Ama beni o kabusa sürükleyen de sendin, bunların hepsinden beni çekip kurtaran da sendin. Kız kardeşimin bıraktığı boşluğu doldurmak istedim hep. Ama sen o boşluğu doldurmayı değil, boşluğu sarmayı, iyileştirmeyi öğrettin. O boşluk hâlâ yerinde duruyor ama...artık iyileşiyor, artık acımıyor."

Ben onu sabırla dinlerken o devam etti.

"Nerden bilebilirdim hayatıma bir yaz esintisiyle giren kızın içimde depremler yaratacağını. Beni o enkazdan çekip kurtaracağını..Kendi karanlığı arasında beni aydınlatacağını..."

Okulun önüne gelmiştik. Araba durduğunda kemerimi çözüp Deniz Uras'a sarıldım. Bu sefer o benim kollarımın arasındaydı.

"Teşekkürler; karanlığımı aydınlattığın, beni o enkazdan kurtardığın için.."

"Özür dilerim; seni o enkaza sürüklediğim, seni karanlığıma hapsettiğim için..."

Onunla tanıştıktan sonra fazla sulu göz mü olmuştum? Yoksa Deniz havası mı çarpmıştı..

"Ağlama, kabus göreceğim." Dedi bir çocuk gibi. Ama onun da gözlerinin dolduğunu hissedebiliyordum.

Yalnızca gözleri değil kalbi de dolmuştu..

"Hadi, coğrafya hocam beni derse almayacak. Geçen ders de girmedim, beni Atlas Okyanusunda boğmazsa iyidir." Dedim gülerken.

"Boğulmazsın merak etme. Biz ne denizlerde yüzdük, minicik Atlas Okyanusunda mı boğulacaksın?"

Minicik Atlas Okyanusu.

Söylediği şeyin saçmalığının farkına varmış olmalıydı ki güldü.

Bana söylüyordu ama gülmek ona çok yakışıyordu.

Birlikteyken saçmaladığımızı fark ettim. Sanki beraberken iki küçük çocuk gibiydik.
Onun yanında kendimi kendim gibi hissediyordum.

Benim bile kendimde fark etmediğim kişiliğimi ortaya çıkarıyordu.

Kol kola okula doğru yürürken kendimi lise dizilerindeki aptal aşıklar gibi hissetmiştim. Düşüncesi bile komikti. Okula girince ben kendi sınıfıma girdim, Uras da kendi sınıfına doğru yürüdü.

Kapıyı tıklattım, içeri girdim. Ders boş muydu? Kimsecikler yoktu sınıfta.

Sırama geçtim. Çantamı koyarken en arka sırada oturan Korayı gördüm. Ağlıyordu, ağlıyor muydu?

"Koray...ne oldu?"

"Hiç. Yok bir şey." Gözündeki yaşları gizledi ve sert bir tonda konuştu.

"İşine bak, kukla."

Bana kukla denmesini uzun zamandır duymuyordum. Nerdeyse unutmuştum.

"Rüyy." Meriç'in sesini duyunca Koray'a arkamı döndüm. Yanımda Alaca da vardı.
Ve Ulaş.

"Ooo kimleri görüyorum." Dedim Ulaş'a bakarken.

"Boşver sen aptal kardeşimi ve onun aşığını da, kızım nerdeydin? Aradım açmıyorsun."

Aptal kardeş ve onun aşığı. Âşığı Ulaş oluyordu.

Kendimi tutup gülmemeye çalıştım.

"Ne oldu Meriç?"

"Yıl sonu için okulda tiyatro yapılacakmış. Sadece on ikinci sınıf öğrencileri."

Tabiki biliyordum, ben tiyatro kulübündeyim. Kulüp başkanı benim Meriç.

"Biliyorum Meriç, ben kulüp başkanıyım ya hani."

Alaca gülerken Ulaş onu izliyordu. Gerçekten Alaca'ya abayı yakmıştı bu çocuk.

"O halde nerdesin? Hadi provaya gidelim, şuan çalışıyorlardır."

"Benim rolüm yok ki."

"Juliet sensin." Ulaşa şaşkınlıkla bakarken bu kararı benim yerime kimin verdiğini düşünüyordum.

"Saçmalamayın ben nasıl oynayacağım. Ayrıca üniversite sınavına çok az kaldı çalışmam lazım."

Sınava gerçekten az kalmıştı. Çalışıyordum her ne kadar çalışmıyor gibi gözüksem de.
Bölümüme hâlâ karar veremiyordum.Eşit ağırlıkçıydım ama sinema ve tiyatro ile ilgili bir şeyler istiyordum.

"Tiyatroya çalışmana gerek yok. Repliklerin ezberinde olduğunu biliyorum. Juliet'i senden iyisi oynayamaz. Hadi ama Rüya. Sadece birkaç kez provaya gidersin ve oynayacağın partnerle uyumu yakaladıktan sonra gerisi olur."

Meriç ne zamandan beri tiyatro ile bu kadar ilgileniyordu, Alaca ona tiyatro sevgisi aşılamış olmalıydı.

"Tamam, ama çok önemseyemem."

"Sorun değil harika olacaksın." Dedi Alaca.

"Meriç, ders mi boş? Boşsa kafeteryaya falan gidelim, burda mı dikileceğiz?"

"İzzet hoca gelmemiş bu gün. Hadi gidelim o zaman."

Beraber kafeteryaya yürürken Ulaş Alaca'ya,

"Siz gidin ben birini alıp geleceğim." Dedi.

Alaca ona gülümseyip onu onaylarken Ulaş yanımızdan ayrıldı.

Kafeteryadaki boş bir masaya oturduk. Bir çilekli süt içerken Alaca tiyatronun ayrıntılarından bahsediyordu. Romeo'yu sayısal öğrencilerinden biri olan Arda diye bir çocuk oynayacaktı.

"O sayılarıyla işlemler yapsa ya, sınav yaklaştı. Ne işi varmış onun Romeo ve Juliet tiyatrosuyla."

Deniz Uras yanıma bir sandalye çekip otururken bizim konuşmalarımıza dahil oldu. Ulaş onu çağırmaya gitmişti, biliyordum.

Sayısal öğrencisini mi küçümsüyordu? Daha doğrusu beni mi kıskanıyordu?

"Saçmalama Uras çocuk zehir gibi."

"Hımmm sonda da o zehri içecek kadar aptal." Hikayenin sonuna itafen söylemişti bunları.

"Juliet de.." Tam devam edecekken sözümü kesti.

"Yok güzelim, o senin için geçerli değil."

Eliyle saçlarımı karıştırmıştı. Saçlarım dağılırken somurttum.

"Uras bütün cazibemi bozdun. Nasıl Juliet olacağım şimdi? Provaya gidecektim."

"Saçların da güzel ama ben başka bir şeyini tercih ederim."

Eli yüzüme dokundu. Grileri gözlerimdeydi. Bakışları gözlerimden dudaklarıma kaydı.

"Ohmm ohmm.." Ulaş öksürüyormuş gibi yaptığında Deniz'den uzaklaştım.

"Hadi provaya gidelim biraz izleriz."

Meriç hevesle ayağa kalktı önden yürümeye başladı. Ben ve Deniz Uras onun hemen arkasındaydık. Alaca ve Ulaş en arkada bizi takip ediyorlardı.

Tiyatro salonuna girdik. Onlar koltuklara otururken ben de senaryoyu aldım ve biraz göz gezdirince kendi sahneme dahil olmaya karar verdim.

İlk sahneler olduğu için biraz sıkıcıydı. Yine de ezbere bildiğim sahnelere eşlik ettim.

Bir zaman sonra zil çaldı. Koltuklarda beni izleyen gözlere döndüm,

"Ben kütüphanede ders çalışacağım, Uras yardımcı olabilir misin?"

Ben ona davetkar bir şekilde yaklaşırken diğerleri güldü. Deniz onları umursamadan yanıma geldi.

"Tabiki, her zaman."

El ele kütüphaneye doğru yol aldık. Kapıdan içeri bir adım attım.İçerisi tamamen karanlıktı. Uras'ın arkamdan geldiğini hissedebiliyordum ama hiçbir şey göremiyordum.

"Burası neden bu kadar karanlık?"

"Bilmiyorum, bekle ışıkları açayım."

O anda bir kitaba çarptım ve yere düşen kitapların sesleri korkmama neden oldu. Tam dengemi kaybedip düşecekken bir el belimi sıkıca sardı ve beni tuttu.

"Yakaladım.."

Onun güven verici sesi kulağımın dibinden geldiğinde ne kadar yakın olduğumuzu tahmin ettim. Bir eli belimi sıkı, ama nazikçe kavrıyordu diğer eli ise yüzüme dokunuyordu.

Karanlıkta bile parlayan gri gözlerini gördüğümde kalbim daha farklı atmaya başladı. Daha hızlı ve düzensiz.

Eli yüzümü okşamaya devam ederken beni kendisine daha da yaklaştırdı. Aramızdaki boy farkından dolayı altında kalıyordum.

Yüzüme doğru eğildi ve huzur veren sesiyle fısıldadı.

"Karanlıkta bile ne kadar güzelsin.."

Grileri son kez baktı gözlerime. Gözlerini yumdu. Ben de onunla aynı anda gözlerimi kapattığımda ıslak dudaklarını dudaklarımda hissettim. Öyle içten, öyle derin öpmüştü ki beni..

Sanki kalbim duracaktı. Ya da belki de durmuştu.

Nazik ve kibar olmaya çalışıyordu ama kendine engel olamadığı belliydi. Eğer okulun kütüphanesinde olduğumuzu bilmeseydim ben de aklımı kaybedebilirdim.

Kütüphanedeki çığlık...

Şuan içimdekileri böyle anlatabilirdim. Kütüphanenin ortasında..kitapların arasında kitaplardaki gibi birbirimizi öpüyorduk...

Ona olan âşkımı..bağlılığımı..güvenimi haykırmak istiyordum. Ama buna gerek yoktu. Öpüşmemiz çok şey anlatıyordu..

Yalnızca hissedebilene...

Nihayet dudaklarımı ondan ayırdığımda ışıklar açıldı. Onu daha iyi görebiliyordum.

Gözlerindeki tutkuyu, aşkı..

Ve ben, uzun zaman sonra kendimi bir yere ait hissediyordum.

"Deniz Uras."

"Söyle güzelim..Söyle her kelimeni ezberleyeyim.. bıkmadan dinleyeyim, sesinin içime işlemesine izin vereyim.. "

"Ben ki sevmekten hiç usanmam."

"Seni çok seviyorum. Seni her şeyinle çok seviyorum. Yarattığım depremlerle, karanlığımızla...yaralarımzla.."

"Beraber iyileşeceğiz, iyileşiyoruz.."

Beni kollarının altına almasına izin verdim. Başım göğsünün hizasındaydı. Kalp atışlarını duyabiliyordum. Düzenli ve olması gerektiği gibi atıyordu. Benimki nasıldı artık duyamıyordum. Tamamen onun kalbinin ritmine odaklanmıştım.

Saçlarımda hissettiğim öpücüğüyle gülümsedim.

"Vanilya ve ananas kokuyorsun R. Bazen...nasıl desem..."

Hiç beklemediğim bir anda kulağıma yanaştı ve fısıldadı.

"Yiyesim geliyor..."

Utanmaya başladığım için konuyu değiştirmeye çalıştım.

"Ders çalışalım artık, sınava az kaldı."

"Bazen fazla utangaç oluyorsun Rüya."

Kütüphanedeki masaya oturdum. Uras da yanıma oturdu. Birkaç Yks kitabı getirmişti.
Ciddi ciddi test çözmeye başladığımızda aradan iki buçuk saatten fazla geçtmişti. Uras oflamaya başladı.

Sözelci olduğu için onun işi daha kolaydı. Bense saçım başım dağılmış halde matematik sorularıyla mücadele ediyordum.

"Bırak şunu, yeter bu kadar."

"Uras, bilmem farkında mısın ama iki aydan kısa bir süre sonra üniversite sınavı var."

"Ama yoruldum." Bebek gibi mızmızlanmaya başladığında masada olan koluma dolandı ve başını omzuma koydu.

Ellerimi saçlarına götürdüm. Biraz saçlarıyla oynadıktan sonra onu ittirdim.

"Ya Rüya ciddi ciddi üç saate yakın ders çalıştık. Gidelim artık."

"Peki tamam, Mızmız Myrtle.* "

Sınava az kaldığı için derslere çoğu öğrenci girmiyordu. Öğretmenler de bu gün olduğu gibi gelmeyebiliyordu.

*Harry Potter'dan bir karakter.

O zamanlar genelde okulda test çözüyor ya da eve gidip ders çalışıyorlardı.

Ayağa kalktım, Deniz Uras koluma girdi. Baygın gibi davranıp bana sokulmaya çalışıyordu.

Koridorda yürümeye devam ettik. Uras bir ara durdu ve gözlerime baktı.

"Yoruldun değil mi?"

Konuşarak cevap vermek yerine başımı salladım.

"Seni eve bırakmamı ister misin?"

"Çok iyi olur, dinlenmeye ihtiyacım var. "

Kolunu omzuma attı birlikte okul kapısından çıktık. Otoparka geldiğimizde Deniz'in arabasının olduğu yere doğru yürüdük. Uras benim oturmam için kapıyı açtı, ben içeri girdiğimde o da kendi yerine oturdu.

Arabada çalan melodi beni mayıştırdı.Uyku ile savaş verirken yenilen ben oldum.

"Yıldızlara bak, biz küçüktük."

"Demez miydin hep sevdikçe büyürsün."

Biz sevdikçe büyümüştük ve geçmişin izlerini yavaş yavaş silmiştik.

İyileşiyorduk..İyileşmiştik...