1. bölüm · Sahnedeki Sessizlik

1. Bölüm ZAMANSIZ

Moka ★

"Senin küçük bir elvedan böyle büyük bir aşkı bitirebilir mi? Ne sanıyorsun?"

★Göksel- Sen Orda Yoksun
★Ayşegül Aldinç- Durum Leyla
★Mavi Gri- İlaç Ol Yaralarıma
★Gökhan Türkmen- Sen İstanbul'sun

"Naree!" Gözlerimden öfke fışkırıyordu.

Nare sessizce yere bakıyordu. Yüzüme bile bakmaya cesareti yoktu.

"Nare şimdi gidiyorsun ve bunun olmayacağını söylüyorsun. Nasıl yaparsın bilmiyorum ama umurumda değil git ve şu saçmalığı düzel

"Offf Rüya ne olur sanki çocukla bir konuşsan çok tatlı biri."

"Senden böyle bir şey isteyen oldu mu? Kim dedi sana git benim yerime çocuğa yaz diye. Ben istesem yaparım zaten."

"B-en sana yardımcı olmaya çalışıyordum.."

Nare'ye kızamıyordum. On iki yıllık arkadaşımdı, bana her zaman destek olmuştu.

"Tamam.. önemli değil şimdi söyle şu çocuğa gitmiyorum ben kimseyle."

"Rüya...hayır. Bunu kendine yapma. Bak o gideli yıllar oldu artık kendine değer vermelisin. Kendini bu kadar erteleyemezsin. O gitti ve bir daha gelmeyecek..."

Gözlerimden yaşlar süzüldü. Nare kollarını boynuma dolayıp bana sarıldı. Ve devam etti.

"Ama eğer sen de gidersen...ben..en yakın dostumu kaybederim. Buna dayanamam Rüya. Bir acıyı daha kaldıramam."

Sımsıkı sarıldım ona.

"Abimin acısı üzerine bir de en yakın arkadaşımın acısını kaldıramam Rüya.."

Hıçkırıklarıma engel olamadım. Nare de gözyaşlarını saklamıyordu artık.

Nare çocukluğumdan beri en yakın arkadaşımdı. Gökalp çocukluk aşkımdı.

Nare'nin abisiydi..

Birlikte büyümüştük.

Her sevincimde, her acımda yanımda olmuşlardı. Ama Gökalp bana en büyük acımı yaşatmış ve gitmişti..

Sonrasında hiçbir şey eskisi gibi olmadı...

Nare ile saatlerce hıçkırarak ağladık. En sonunda ikimiz de yorgunluktan uyuya kalmıştık.

Gözlerimi alarmın iğrenç sesiyle açtım. Saate bakınca okula geç kaldığımızı anladım. Artık gitsek bile üçüncü derse ancak yetişirdik.

"Nare uyan geç kaldık. Offf bu gün provam vardı. Nare!!! Kalksana."

Nare'yi çekiştirerek uyandırdım.

Dolaptan okul kıyafetlerimi çıkardım. Nare kaldığı misafir odasına gidince giyinmeye başladım.

Okul tişörtü beyazdı, altına ise gri bir etek giyiyorduk. Üstünde ise Kayıp Koleji yazan bir ceket vardı. Hava güneşli ve sıcak olduğu için ceketimi elime aldım. Sırt çantama gerekli eşyaları koyduktan sonra aşağı indim.

Nare annemle sohbet ediyordu. Annem beni görünce yüzünü buruşturdu.

"Rüya kızım şu saçlarına bir şey yapsana. Boş boş gitme, bir değişiklik olsun."

"Anne zaten geç kaldık başka bir gün yaparım."

"Tamam okulda bir şeyler yemeyi unutmayın. Aç aç ders olmaz güzel kızlarım benim." Annem sırtımızı sıvazladı.

Evden çıktık okula doğru yürümeye başladık.

"Geliyor şapşal."

Nare koşarak bize doğru gelen Hazal'ı gösteriyordu.

Hazal nefes nefese yanımıza geldi.

"Sen niye gitmedin?"

"Aslında okula gelmeyecektim bu gün. Ama prova olduğu aklıma geldi mecbur geliyorum."

"İyi edersin hanımefendi çünkü geçen üç provaya da gelmedin." Dedim ciddi bir şekilde.

"Üzgünüm başkan, tabiki geleceğim."

Üç yıldır okul tiyatro kulübünün başkanıydım. Tiyatro benim duygularımı yansıtmamı kendimi ortaya çıkarmamı sağlıyordu. Her oyunda farklı bir kişiliğe bürünsem de ben hep kendimi oynuyordum. Ancak o zaman gerçek Rüya oluyordum..

Hazal da tiyatro kulübündeydi. Gerçekten başarılı bir kızdı. Onunla orada tanışmıştık.
Ve Nare ile tanışınca kısa zamanda üçümüz çok yakın arkadaş olmuştuk.

"Geç kalacağız. Arda bizi bıraksın gelin."

O çocuğu hiç sevmiyordum. Arda Hazal'ın en yakın erkek arkadaşıydı ve Hazal'dan hoşlanıyordu. Hazal henüz bunu fark etmemişti ama Arda çok belli ediyordu.

"Neyse,geç kalmasaydık hayatta binmezdim." Nare'yi başımla onayladım.

Arda'nın babasının durumu oldukça iyiydi. Daha doğrusu üst seviyeydi.

Ardanın beyaz lüks arabasına binmek pek hoşuma gitmemişti. Bu tür şeyler ilgimi çekebilecek en son şey bile değildi.

"Kızlar niye bu kadar geç kaldınız?"

"Size sormalı." Dedim.

"Hazal gitmeyeceği için ben de gitmeyecektim. Sonra fikir değiştirince ben de.."

Başımla onayladım. Okul yakındı aslında.
Yürüyerek gidebilirdik ama çok geç olmuştu.

Okula gelince arabadan indik. Kızlara veda edip sınıfıma doğru yürüdüm. Farklı sınıflardaydık.

Üçüncü ders başlamamıştı. Sınıfa girdim ve sırama oturdum. Ders felsefe olmalıydı. Bu derste genelde ya oyunuma çalışır ya da kitap okurdum.

Ders zili çaldı ve diğerleri de sınıfa girdi.

"Kukla kız naber."

"Çok komiksin yine Boray."

Boray sınıfta kendini bir şey sanan o kişilerden biriydi. Benimle uğraşmayı çok severdi. Tabii ben onunla uğraşınca bozulurdu.

Sınıftakiler tiyatro oynadığım için bana kukla kız diyorlardı.
Bu sınıfta en nefret ettiğim ikinci şeydi.
Birincisi ise..

"Korişş.." Semra ve iğrençlikleri.

Semra Boray'ın dudağına yapıştı ve onu öpmeye başladı. Koray ve Boray ikizdiler, Semra ise Koray'ın sevgilisiydi ve sürekli onları karıştırırdı.

Tamam Koray ve Boray çok benziyorlar ama Semra'nın bazen bunu bilerek yaptığını düşünüyorum.

"Iyyyy.." dedim ve başımı yana çevirdim.

Boray bu durumdan hiç rahatsız olmadan kahkaha attı. Gerçekten iğrençti. Semra'nın karıştırdığını biliyordu ama umursamıyor daha çok bu durumun tadını çıkarıyordu.

Gerçekten berbat bir sınıftaydım. Dersle alakası olmayan ergenlerle aynı ortamda olduğumu düşünüyor ve bundan nefret ediyordum.

"Semraa!" Koray gelmişti.

"Sevgilim..kusura bakma."

Artık katlanamayacaktım hoca gelse iyi olurdu.

Felsefe hocası içeri girince herkes yerine geçti. Felsefe hocamız Kübra hoca; kırk, kırk beş yaşlarında alımlı bir kadındı. Uzun ve gür kahve rengi saçları vardı. Gözleri keskin ve simsiyahtı.

Bir süre öylece konuşup durdu. Anlattıklarını dinlemiyordum. Oyunuma çalışmam gerekliydi.

Elimdeki kağıtlar biri tarafından çekildi.

Bu Meriçti.

"Bırak şunu da dersi dinle."

"Meriç saçmalama çocuk musun ver şunu sanane hem."

"Anneme söylememi ister misin ha?"

Göz devirdim. Kağıtları elinden çekip aldım.

Annesi Kübra hocaydı ondan bahsediyordu.

Allahtan o tek kelime edemeden zil çaldı.

Sınıftan çıktım ve dolabımın önüne geldim.
Anahtarla mavi kilidi açıp kağıtları içine koydum. Elimdeki bir kaç kitabı da dolaba yerleştirdim. Hazal ve Nare gelmişti.

"Nasıl geçti Rü." Nare bana bazen Rü derdi.

Yüzümü buruşturdum.

"Gereksiz geliyor.."

"Sana da matematik ve tiyatro dışında her şey gereksiz geliyor." diye kıkırdadı Hazal.

"Tarih ve yabancı dili unutmayalım lütfen."
Dedim gülümseyerek.

"Kafeterya ya gidelim mi ben çok açımm."

Hazal bizi koşturarak kafeteryaya getirmişti.

Tabağıma biraz tavuklu salata aldım ve tepsime ananas suyunu koyup masaya oturdum. Genelde bu masaya otururduk.
Cam tarafındaki soldan ikinci masa..

Gökalple de hep buraya otururduk. O gideli yıllar olmuştu ama masa ve bizler hâlâ buradaydık.

"Rüya o kadar burger var sen git ot ye. Bununla koyunlar bile doymaz kızım bu ne yaa."

"Abartma Nare çok doyurucu. Hem sağlıklı ve kilo da yapmaz. Sahnede ince ve güzel görünmeliyim."

"Ona ne şüphe." Dedi Hazal.

Yemeklerimizi yemeye başladık. Bitince ayağa kalktım.

Kızlar da benimle geldiler. Dolabımdan sıradaki dersin kitaplarını alacaktım.

Coğrafya kitabını elime aldım, dolabın kapağını kapattım ve kilitledim.

Nare ve Hazal bize doğru gelen gruba bakıyorlardı. Dört beş erkek yanımıza gelmişti. Hazal gitmek isteyen gözlerle bize baktı. Tabiki ne istediklerini öğrenmeden gidemezdim. Birilerine bulaşmak ruhumda mı vardı? Ya da belayı mı çekiyordum?

Gözlerimi kısıp onlara baktım.

İçlerinden en uzun boylu ve cüsseli olanı beni süzüyordu. Açık kahve saçları vardı. Öyle ki onu ilk gören biri sarışın olduğunu bile düşünebilirdi. Gözleri gri gibiydi ama sıcak bir gri. Sanki...sanki gözleri parlıyordu.

Ne saçmalıyorsun, Rüya kendine gel.

Yanındaki çocuğa döndü.

"Oğlum bu ne lan rüya görüyorum sanırım."

Elimi uzattım. Nedensizce içimde oluşan hisse engel olamayarak.

"Evet doğru görüyorsun, ben Rüya."

"Gördüğüm en güzel Rüya.."

Bu çocuk bana mı yürüyordu? Evet resmen bana yürüyordu..hatta yürümüyor koşuyordu.

"Sen.."

"Deniz. Şu mavi su yığını olan şey."

"Deniz.. memnun oldum."

Gülümseyerek başını salladı. Bu çocuk iyi değil gibiydi. Sanki kafası yerinde değildi.

"Uras gel abi.." dedi yanındaki çocuklardan biri onu çekiştirirken.

Uras..

Deniz Uras..

Adını az önce öğrendiğim, kaç sene bu okulda okumuş olmama rağmen daha önce görmediğim bu çocuk neden şimdi karşıma çıkmıştı? Zamansız bir karşılaşmaydı bizimkisi ve bunu daha sonra anlayacaktım..

•~•●•~•

"Rüya ne oldu sana odaklan!" Tiyatro hocamız Ömer hocanın sesiyle kendime geldim.

"Kusura bakmayın..dalmışım."

Ellerimdeki kağıtlara baktım ve onları sandalyeye bırakıp oyuna odaklandım.

"Anlamıyorsun.."

"Anlamıyorum çünkü bu sen değilsin Mihri."

"Hayır sadece sen beni tanımıyorsun." İhanet edemeyeceğimi bunu yapmayacağımı biliyorsun!" Diye bağırdım.

"Benim için yaparsın."

"Evet yaparım bunu biliyorsun! Çünkü seni köpek gibi sevdiğimin farkındasın!
Sen..Her şeyin farkındasın. Sadece kullanıyorsun. Sevgimi, aşkımı her şeyimi.."
Güçlükle nefes aldım.

"Sen beni değil o saf kızı kandırdın alçak! Ben her şeyin farkındaydım.İğrenç bir insansın.. Kimsenin fark edemediği kadar iğrenç. "

"Yerinde olsam böyle söylemezdim. Ne de olsa o iğrenç adamı sevdin.. Benim için bir şeyler feda edebilecek kadar."

"Zarar görmen canını yakmaz ama zarar görmem acıtır değil mi...?"

"Mihri o kadar korkaksın ki..ürkek bir kediden farkın yok.. Hiçbir şey yapamazsın.
Ne yaparsan yap senin yaranı kanatır."

"O yara çoktan kabuk bağladı Cenk.. Sıra yeni yarada ama bu sefer kan durmayacak hem seninki hem de benimki.. kan her yerde olacak ve kan gölünde yüzeceğiz..."

Elimdeki bıçağı şahdamarıma sapladım.

Yapay kan şahdamarımdan akarken alkışlar yükseldi. Oyun bitmişti.

"Eveeet çok iyiydi gençler. Tebrikler Rüya. Seni de tebrik ederim Mert."

Nefes nefese ve ter içinde kalmıştım. Bu oyunu Hazal yazmıştı. Güzel bir oyundu ama sonları daha iyiydi. İsmi Kan Gölü idi.

Eşyalarımı topladım Hazal yanıma geldi.

"Çok güzeldin Rüya.."

"Hazal bir dahaki sefer bu güzel oyunlarında kendin oynamalısın.. çok yeteneklisin insanlar bunu görmeli.."

Hazal utanarak başını eğdi. Gerçekten çok yetenekliydi ama sahne korkusu olduğu için sadece yazıyordu oynamak için hazır olmadığını söylüyordu. Ben onu desteklemeye çalışıyordum ama o sahneye çıkmamakta diretiyordu.

"Hadi eve gidelim."

Dersler bitmişti tiyatro kursum ise derslerden sonraydı şimdi o da bittiğine göre gidebilirdim.

Birlikte yürüdük ben kendi evime gittim. Hazal da evine gitmişti. Nare derslerden sonra eve gitmişti.

Odama girer girmez üzerime pijama giydim. Saçımı ev topuzu yaptım. Telefonumu elime aldım. Nare'den bir çok mesaj gelmişti.

Nareemsi: Rü öğlen olanlar neydi?

Rüya: Ne olmuş Nare?

Nareemsi: Hiç yalan söyleme benden kaçmaz söyleeeeeee. O çocukla olanlar neydi?

Rüya: Bir şey olmadı gördün işte. Çocuk zaten sersemlemiş gibiydi.

Nareemsi: Seni görünce aklı başından gitmiştir tabiiii kızım ne olduyoo.

Rüya: Nare bir şey olduğu yok tanıştık işte.

Nareemsi: sen ilk defa kendi isteğinle birisiyle tanıştın öyle mi? Kızım çocuk sana nasıl bakıyordu görmedin miii

Rüya: Nare saçmaladın iyice nasıl bakacak Allah Allah ya..

Nareemsi: Ay Rü sen gerçekten içindeki aşık ruhu kaybetmişsin. Çocuk senden hoşlandı bayağı görmedin miiii

Nare bunu yazınca bir süre duraksadım. Öylece ekrana baktım.

Nareemsi: Rüya ekrana boş boş baktığını biliyorum kendine geeel.

İşte Nare beni bu kadar iyi tanıyordu. Her hareketimi ezbere bilecek kadar..

Ne yazacağımı bilemedim. Nare'den tekrar mesaj geldi.

Nareemsi: Rüya istersen şu çocuğun insta sını bulayım sana olur mu ya da numarasını okul gurubunda vardır.

Rüya: Nareee lütfen çocuğu stalklama off

Nareemsi: Tamam aşkım ben anladım demek ki o iş sende. Göz kırpan emoji..

Bu kız beni delirtecekti. Mesaj sayfasından çıktım. İnstagrama gireceğim sırada annemin sesi duyuldu.

"Rüya gel sevdiğin kurabiyelerden yaptım yersin."

Buna asla hayır diyemezdim. Stalk işi biraz bekleyebilirdi hem aç aç birini stalklayamazdım.

Allahım aklımdan neler geçiyordu böyle. Sanki her gün birilerini stalklayan bir kızdım. Nare'yi aklıma bu düşünceleri soktuğu için öldürecektim.

Aşağı indim annem kurabiye yapmıştı. Hem de en sevdiğimden.

Beyaz çikolata ve limon parçacıklı..

Bu kurabiyeyi ben Nare ve Gökalp beraber yapardık.. Gökalp'in de en sevdiği kurabiyeydi..

"Al kızım meyve suyuyla iyi gider."

Babam koca bir bardak ananas suyunu bana uzattı.

TV nin karşısındaki koltuğa oturmuştum. Babam ve annem de yanıma oturdu.

Kurabiyeden bir ısırık aldım. Tadı çok güzeldi. O da güzel yapardı..

Yüzü gözlerimin önüne gelince kurabiye boğazımda kaldı ve öksürmeye başladım.

"Kızım! Al iç." Annem ananas suyunu zorla içirdi. Biraz da olsa kendime gelmiştim.

"Neyin var Rüya dalgın gibisin güzel kızım.."

"İyiyim sadece yoruldum. Ben uyuyacağım. Kalanını yarın yerim."

Başını salladı annem. Onlar arkamdan bakarken odama çıktım.

Yatağa uzandım. Telefonumu elime aldım.

İnstagrama girince Gökalp ile olan fotoğraflarımızı gördüm. Sağ gözümden akan yaş fotoğraftaki Gökalp'in yüzüne damladı. İstemsizce elim telefona gitti ve fotoğrafı kaldırdım. Ve daha sonra onunla ilgili olan tüm fotoğrafları İnstagramdan sildim.

Galerimdeki fotoğraflara bunu yapamazdım. Onları laptopuma aktardım.
Telefonum ona dair izleri yok etmişti.

Verdiğim ani kararla laptoptaki fotoğrafları da bir flaş belleğe attım. Bu flaşı bana o vermişti.. şimdiyse bunu onunla olan anılarımı gizlemek için kullanıyordum. Flaşı
Yatağımın altındaki küçük kutuya koydum.

Artık onunla ilgili tüm anılarımı bir kutuya kaldırmıştım. Yalnızca ruhumda bıraktığı yaralar yerinde duruyordu. Onlar da artık acımıyordu. Sanki...

Sanki birinin gelip üzenlerine yara bandı yapıştırmasını bekliyorlardı ve böylece iyileşeceklerdi.

Ama bilmediğim bir şey vardı o da yaralar çoktan kabuk bağlamaya başlamıştı..

Yara bandına gerek yoktu..

Sadece izler kalmıştı onlar da kendiliğinden geçecekti...

•~•●•~•

Bu günü iyi kılan şeylerden biri hafta sonu olmasıydı. İkincisi ise tüm gün kızlarla olacak olmamdı.

İnce askılı mini mavi bir elbise giymiştim.
Aynada saçlarımı yaptım. Annemin ısrarı üzerine saçıma şekil vermiştim.

Çantamı alıp aşağı indim. Annem mutfakta bir şeyler yapıyordu. Babam TV izliyordu.

"Ben çıkıyorum anniss." Dedim gülümseyerek.

Babam yanıma geldi yanağıma öpücük kondurdu.

"Eğlenmene bak Rüya'm."

Evden çıktım Nare'nin evine doğru yürüdüm. O eve doğru çocukluğumun yarısının geçtiği ama o günden sonra bir adım dahi atmadığım..atamadığım o eve..

Nare ısrar etse de yapamamıştım. Yapamazdım.. o evde her yerde onu görüyordum.

O ev Gökalp kokuyordu.. biz kokuyordu...

Gözlerimden akan yaşları sildim. Yapamazdım.. belki başka bir gün ama bu gün olmazdı.

Nare kapıda belirdi.

"Gelmeyeceksin değil mi...?"

Gelmeyeceğimi anlayınca kafasını salladı.

"En azından ona...ona veda et Rüya.. ona gerçekten veda et."

"Yapacağım.Ama bu gün değil.. lütfen Nare." Diretmedi..

Yanıma geldi ve koluma girdi ağlıyordu ama görmemi istemiyordu. Ama görüyordum. Görmesem bile bilirdim o benim dostumdu, kardeşimdi. Her şey'im in her şeyiydi...

Hazal sokağın ilerisinde bizi bekliyordu. Yanına gidince sarıldık. Hazal sorgulamadan bize sarıldı ve neşesiyle devam etti.

"Girl day yapıyoruz akşamında da bizim evde Girl Night ,sakın reddetmeye kalkmayın kabul edilmemiştir."

Gülerek onayladım. Kız kıza yürüyerek avmye geldik. Yarım saatten biraz fazla sürmüştü.

İstinye parkı görünce gözlerimde canlanan anılar içimi burktu.

Burada çok fazla zaman geçirirdik Gökalp ve ben...biz çok farklıydık.

Birbirimizin çocukluk aşkıydık..birlikte büyümüştük..büyüyecektik...

İstanbul bana Gökalp Ay 'ı hatırlatıyordu..

İstanbul bana acı çektiriyordu..

----

Selamm bana Moka diyebilirsin. İki yıl önce yazdığım kurgumu sizlerle paylaşmak istedim. Umarım beğenirsin. Yorumlarınızı bekliyorum 💓