6. bölüm · Şah ve Smaç
6. Bölüm: Açmaz
Ellerimin arasında ki omuzlar ağır ağır bana doğru yaklaştı. İstemeden bir iki adım gerilediğimde korkudan gözlerimi daha sıkı yummuştum. Omuzlarından sarkan tişörtünü avucumun içine almıştım.
Kulağıma doğru fısıldadığında nefesi boynuma çarpıyordu. "Korkunun ecele bir faydası yok, inatçı kız."
Bu sesin sahibini tanımam uzun sürmedi. Sesi tanımasına tanımıştım ama ittirememiştimde. Adeta bir çivi gibi çakılı kalmıştım.
Keskin sözleri beni bir bıçak gibi canımı yakarken bir daha fısıldadı.
"Gözlerini aç."
Daha sıkı yumdum.
"Lalin, aç gözlerini."
İnat etmiştim. Evet, bunda korkununda yeri vardı ama yinede açmıyacaktım.
"Lalin." Dedi bir kez daha.
"Ne var?" Diye öfkeyle soludum.
"Beni bırakır mısın artık?"
Arven'in bu iğrenç sorusuyla bir kez daha her şeyden tiksindim. Artık fısıldamıyordu. Hızla gözlerimi açıp onu ittirecektim ki, gözlerimi açmamla kaldım.
Arven ışığı açmıştı zaten. Ve işin daha kötüsü Arven ile olan yakınlığımdı.
O benden uzakta durmaya çalışıyormuş ama ben onu tutmuş bırakmıyormuşum gibi gözüküyordu. Ve inanın bana bundan daha kötü bir görüntü olamazdı.
Hızla kollarımdan aldığım güçle ittirdim Arven'i.
Arkasına doğru iki adım attı yalpalayarak. Ardından sırtını duvara vererek elini saçının arasından geçirdi. Kafasını kaldırdığında sırıtan ifadesinin ortasına bir tane çakma isteğimi bastırmak zorunda kalmıştım.
Bal rengi gözleri gülüyordu. Kenarları kıvrılan ince dudakları açık ton bir pembeydi. Saçı gibi kumral olan kirpikleri dili kadar olmasa da uzundu.
Aman, bunlardan tam olarak banane!
"Ne sırıtıyorsun?!" Dedim anlık sinirle.
"Dünya kararsın diye, güzelim."
Bu ingiliz köy kılıklıdan da yaptığı imalardan da nefret ediyordum!
Biraz geçte olsa anladığım imayla yüzünün ortasına okkalı bir tekme savuracaktım, Nare beni durdurmasaydı...
"Tamam, Lila. Sakin ol, boşver sen onu." Diyen Nare'ye baktığımda beni sakinleştirme çabasını anlayabiliyordum. Elimden bir kaza çıkabileceğini anlamış olmalıydı.
Gelen ses ile tekrardan şerefsiz yaratığa döndüm. "Niye Nareciğim, daha dünyayı karartmadım ki." Dediğinde Arven'e cevap vermeye geç kalmadım.
"Bana bak yaratık," derken ona işaret parmağımı sallayarak yaklaştım. "Bir daha seni yakınımda görürsem, ge-"
"He, güzelim. Naparsın?" Sırıtarak sözümü kestiğinde kollarını göğsünde bağladı.
"Gebertirim." Dedim sahte bir tebessümle. O da benimki kadar zıt bir tebessümle "kimi?" diye sordu ağzımı açmama izin vermeyerek. "Randevuyla mı?"
"Ne randevusu köy kılıklı!"
"Ee, gebertme randevusu. Sıra çoktur tabii..." Bir iki saniye bir şey unutmuş gibi ensesini kaşıdı. Hemen ardından ciddi bir ifadeyle bana döndü. "Yoksa sen başka bir randevu mi anlamıştın?" Sözünü bitirdiğinde o ciddi halinden eser kalmamıştı.
Yüzünde ki sırıtmayı her ne olursa olsun koruyordu. Şerefsiz ingiliz köy kılıklı basketçiden ne beklenir ki zaten?!
"Aptal mısın sen?!"
Artık sinirlerim tepeme kadar gelmişti. Bu çocuk benim bam telimle oynuyordu!
"Evet, aptalım. Noldu yani şimdi?"
Gözlerimi birbirine bastırarak derin bir nefes aldım. "Bak ayarlarımla oynuyorsun, oynama!" Diye uyardım.
Ukala.
Şerefsiz.
İngiliz köy kılıklı basketçi işte.
"Ayarların zaten bozuk ki." Umursamaz bir ifadeyle omuz silkerek merdivenlere doğru ilerledi.
Elleri cebinde olunca daha umursamaz duruyordu. Ve bu benim sinirime dokunuyordu.
★☆★☆
Ders başlayalı 4 dakika falan olmuştu. Ve biz daha yeni giriyorduk sınıfa!
"Sen tıkla, Lila." Diye fısıldayan İlay'a kaşlarımı çattım. Aynı sessizlikte yanıtladım. "Ben niye tıklıyormuşum? Asıl sen tıkla."
"Ya uff, gerçekten bunu mu tartışıcağız?" Diyen Nare'ye baktığımızda kendinden emin bir şekilde kapıyı tıklattı.
İlay ve ben arkasına doğru geçerken kıkırdamadan edememiştik.
Nare kapıyı açtığında hepimiz adına konuşacaktı ki İlay sözünü kesti. "Kusura bakmayın hocam ya geç kaldık."
İçimden gelen gülme isteğini bastırmaya çalışırken alt dudağımı kemirdim.
Aslında çokta komik bir şey yoktu. Sadece her şeye gülesim var, neden bende bilmiyorum.
Hih! Yoksa içime Arven mi bulaştı?!
Bu düşünceyle birlikte tüm gülme isteğim içimden çekildi. Somurtarak yerime geçerken yine yapacağımı yapmıştım.
Hiç bağlamadığım ve yerleri süpüren mükemmel ötesi bağcıklarıma bastım.
Harika!
Bir rezil olmadığım kalmıştı zaten!
İki bağcığıma da aynı anda basınca dengemi de toparlayamamıştım işte. Pat diye sıraların arasına yapışıverdim.
Bir kaç kişi halime gülerken, bir iki kişi oturdukları yerden "iyi misin?" Diye soruyorlardı.
Asıl beni şaşırtan ise Bartu'nun hareketi olmuştu. Düşmemle bir yanıma, dizlerinin üstüne oturmuştu.
Kesinlikle Bartu'dan bunu beklemiyordum.
"Lalin! İyi misin?" Sesinde ufak bir endişe seziyordum. Anlam veremediğim bir endişe...
Nare ve İlay'da hemen yanıma gelmişlerdi. Ama ben onları beklemeden ayaklanmıştım bile. Siz kapaklarımın üzerine çok sert düşmüştüm. Çok pis sızlıyordu.
Bizim kızlar da Bartu ve diğer bir kaç kişi gibi nasıl olduğumu sorunca "iyiyim iyiyim, bir an tökezledim sadece." Diye cevap verdim. Ayaklanmamla birlikte dizlerime vurarak yapışan tozları silkeledim.
"Kızım bağcıklarını bağlasana." Diye söylenen İngilizce hocasına "bağlasamda çözülüyor ki zaten, hocam." Diye yanıt verince sınıfın çoğu gülmüştü.
Bunda gülecek ne vardı?!
Sinirle sınıfa göz devirdim. Serkan hocanın sesiyle yeniden ona döndüm.
"Sonra düşüyorsun, Lalin. Bağla şu bağcıklarını!"
Bugün herkes ters mi kalkmıştı yoksa bende mi bir sorun var? İnsan bir iyi misin kızım diye sorar!
"İyiyim hocam, sağ olun." Dedim imalı bir şekilde. Kimse kusura bakmasın ama sakin bir kişiliğim yoktu yani benimde. "Bağlarım elbet, sorun bağlamak değil zaten. Tekrar çözülüyor diyorum ya." Diye homurdansam da Serkan hoca bunu eminim ki duymuştu.
Aslında Serkan hocayı severdim. İyi bir hoca, saygı duyduğum bir adamdı. Ama bu defa her şey damarıma basıyordu. Belki yanlış bir şey dememişti ama ben öyle anlamışsam konu kapanmıştır.
"Tamam, oturun artık, hadi."
Sessizce yerlerimize geçerken Bartu'ya "teşekkürler" diyerek tebessüm etmeyi ihmal etmedim.
Çocuk bayıldım falan sanmıştı her halde.
"Ne demek, Lalin. Lafı olmaz. İyisin değil mi? Bir an seni öyle düşerken görünce korktum."
Korktun. Hadi lan oradan.
Aslında... Niye yalan söylesin ki? Ama asıl korkusunu anlamamıştım. Her neyse bunu daha fazla kurcalamayacaktım.
Bartu'yu başımla onaylayarak yerime oturdum.
Herkes yeniden yerleştiğinde Serkan hoca dersine kaldığı yerden devam etmişti.
Daha önce derse odaklanmakta hiç sorun yaşamamıştım. Odaklanmak zaten satrancın asıl püf noktasıydı. Bu yüzden odaklanma sorunları yaşamazdım. Bu ders hariç.
Ne olduğunu bilmediğim bir sebeple aklım hep başka yerlere kayıyordu. Aklımda proje dönüp duruyordu açıkçası.
Şu Arven ile yapacağımız proje...
O da benimle yapmak konusunda istekli değildi. Ben de istemiyordum. Ama ne yapalım kader işte.
Ne kaderi be?! Lalin, kızım kendine gel!
Susturmaya çalıştığım iç sesim de bile yollar bir şekilde Arven'e çıkıyordu.
Gerçek hayatta da bu aralar her yerden bu ingiliz köy kılıklı çıktığı için şaşırmamak lazımdı!
"Lalin, şu cümleyi çevirir misin?"
Arven ile yapacağımız proje için aklımda pek süper fikirler yoktu. Umarım Arven'in aklına bir şeyler gelmiştir. Bir an önce yapalım ve kurtulayım istiyordum.
"Lalin?"
Serkan hocanın sesiyle irkilerek tahtaya baktım. "He, pardon hocam. Buyrun?"
"Niye derse odaklanmıyorsun?" Ah, bende bilsem!
Utanarak defterime döndürdüm gözlerimi. Hoca ise yeniden tahtaya bakmamı sağlayarak "şu cümleyi çevirebilir misin?" Dedi.
Hemen gösterdiği cümleye baktım. 'Playing basketball is beneficial for both body and mind.' Yazıyordu.
"Basketbol oynamak, bedene ve ruha faydalıdır." Dedim ellerimi sıranın altında yumruk yaparak. Hocanın bana sorduğuna bak! Başka kimse de yoktu sınıfta değil mi?! "Böyle yazıyor hocam."
"Evet, teşekkürler Lalin. Şimdi söyleyin bakalım..." Serkan hoca dersini anlatmaya devam ederken ben kopmuştum bile.
Boşuna demiyorum ki bütün yollar ona çıkıyor diye. Gerçekten de öyle!
Bu lanet olası basketbol takımından da kaptanında kurtulamıyordum.
