5. bölüm · Şah ve Smaç

5. Bölüm: Kör Hamle

Zülal İşte

Elimdeki lolipopu ağzıma atıp yürümeye devam ettim. Bir yandan da kulağım Nare`deydi.

Bir şekilde ikna etmişlerdi işte beni. Arven denen şeyin maçını izlemeye gidiyordum işte. Tabii, karşılığında çilekli eti puf vardı. Nasıl hayır diyebilirdim?!

"Saçım düzgün mü?" Diye soran Nare`ye baktım. "Saçını hiç yamuk görmedim, bir tanem" dedim kıkırdayarak.

Keyfim yerindeydi. Çilekli eti puf sayesinde de olsa mutluydum. Tabii bu, birazdan Arven`i görünce de aynı şekilde mutlu kalacağım anlamına gelmiyordu!

"Hâlâ seni davet etmesini çözemedim..." Dedi düşünceli bir ses tonuyla İlay, Nare`ye doğru.

Nare arkasına dönmedi ama yanağındaki o minik gamzeyi görmemek imkânsızdı. Davete sevindiği her halinden belliydi.

Nihayet spor salonuna indiğimizde geri dönmeyi düşündüm.

Işıklar kapalı, etraf zifiri karanlıktı. Nare'nin koluna girdiğimde hafif bana döndüğünü hissettim. "Ee, İlaycığım... Sen ışıkları açıp gelir misin, lütfen?" Nare, İlay'ın duyabileceği bir sesle mırıldandı. Sesinin titremesine engel olamamıştı.

En az benim kadar, korkuyordu o da. Hatta benden bile çok olabilir...

İlay tüm sakinliğiyle "abartın," diyerek ilerlemeye devam etti.

İlay ilerledikçe ayak sesleri uzaklaşıyor, nerdeyse olmayan görüş alanımızdan çıkıyordu.

Spor salonunun bodrum katta olması birçok öğrenciyi tedirgin ediyordu. Karanlık olunca insanın hayal gücü de durmuyordu.

Nare biraz daha bana sokulduğunda, benden daha çok korktuğunu anlamıştım. Yüzüne bakmaya çalıştığımda gözlerini sıkı sıkı yumduğunu fark ettim.

"Nare?"

"Tamam lila, korkma. İlay açacak şimdi ışığı."

İstemsizce yüzümde bir tebessüm oluştu. Kendisi korkarken bile benim korkmamı önleyen bir arkadaşa sahiptim ben.

Kollarımı ona doladım ve sıkı sıkı sarıldım. "İyi ki varsın, Nare. Ama bak bende burdayım. İlay da burada. Işıkta birazdan bizimle olacak." Nare de kollarını aynı şekilde doladı bana.

Bu sarılma, korktuğumuz için değildi. Birbirimize olan sevgimizdi, bu sarılma.

Tekrardan ayak sesleri duyulduğunda İlay'ın yanımıza geldiğini anladım.

Işık hâlâ yoktu. Acaba şalterler falan mı attı diye düşünürken belime bir kol dolandı.

İlay'a, Nare'yle birlikte aynı şekilde karşılık verirken bir anda bir kaç kişi gülmeye başladı.

Işıklar açıldığında görmeyi umduğum kişi kesinlikle İlay'dı. Gördüğümse bundan çok uzaktı. Kaşlarım çatıldı.

Kuzey kafasını öne ikimizin ortasına doğru eğmiş kahkaha atıyordu.

Evet, bu o süper ingiliz köy kılıklının arkadaşıydı.

Hızla kollarımı Kuzey'in üzerinden çektim. Nare ile aynı anda birbirimize bakıp, Kuzey'i ittiğimizde takımın geri kalanını fark ettik.

Arven, Sarpkan, Doruk ve Eymen Aral... Bize gülüyorlardı.

Kahretsin!

Okulda herkese böyle yakalanabilirdim. Ama Arven'e değil. O bunu haftalarca diline dolardı. Evet, diğerleri de eminim ki dalga geçer. Ama Arven... Olmaz işte.

Onun yaptıkları bana yeterken bir de bu meseleye çalcağı çeneyle uğraşamazdım.

"Kuzey," diye gülen Arven'e çevirdim şaşkın gözlerimi. Kuzey bizim itmemiz sonucu kendisini yere atmış, yerde kahkaha atıyordu. "Aptal mısın kanka sen?"

Arven'in şu tavırlarına sinir oluyorum. Sensin aptal! O değil. Aslında, o da aptal... Hepiniz aptalsınız!

İlay'ı görmek için arkaya baktığımda şaşırmış gözüküyordu. Yine de kıkırdamasına engel olamamıştı.

Eğilip omzuna peş peşe iki üç kez vurdum. Sanki canı yanmıyormuş gibi daha çok güldü.

Geri çekildiğim de Eymen, Kuzey'i kaldırmak için elini uzattı. Hâlâ gülüyorlardı.

Nare de eliyle yüzünü kapatmış, sırtını merdivenin korkuluğuna vermişti. Onunda kıkırdadığına adım gibi emindim.

Çünkü bana da komik geliyordu.

Eminim dışarıdan daha komik durmuşumdur. Bende erkeklere arkamı dönerek, elimi ağzıma götürdüm.

Her ne kadar gülünecek halde olan bende olsam, komikti işte. Halime utanmıştım.

Kesin yanaklarım yine kızarmıştır diye düşünerek elimi yanağıma götürdüm. Sıcaktı. Evet, kızarmıştım...

Nihayet gülme krizinden az da olsa kurtulduğumuzda İlay yanıma geldi. "Ben sandınız, değil mi?" Kıkırdayarak konuştuğunda başımla onay verdim.

Doruk, biraz mahcup gözüküyordu. Sarpkan, elini anlına götürmüş sabır çekiyordu. Kuzey ve Eymen zaten ayrı bir çaba içindeydi.

Son olarak Arven'e baktığımda sırıtarak bana bakıyordu. Bu sırıtma 'her an dalga geçebilirim' sırıtmasıydı. Zafer sırıtmasıydı.

"Ya, bir kere de yerinde dur be çocuk." Eymen, Kuzey'i tatlı tatlı azarlıyordu.

Kuzey nihayet konuşabildiğinde "yemin ederim böyle tepki vermenizi beklemiyordum!" Dedi.

"Bu kadar korkucağını bilsem videoya alırdım." Arven bana döndüğünde daha çok kızardığımdan emin olmuştum. "Kalp krizi geçiriyorlardı, ne videosu?" Diye gülerek araya giren Sarpkan oldu.

Arven, Sarpkan'a cevap vermek için ağzını açmıştı ki Kuzey doğrulduğunda "ama geçirmedi," dedi, gülerek ekledi. "Geçirseydi ben burdayım yani, rahat olun."

"Rahat olun ki daha çok korkutabilsin." Diye yalancıktan onayladı Sarpkan.

"Ne var yani, bir şakacıktan ne olabilir?" Sonra sırıtarak bana döndü. "Beni bu kadar sevdiğinden haberim yoktu, Lalinciğim."

"Sus ya." Utancımdan zaten yerin dibindeydim. "Ben seni İlay sandım bir kere."

"Ne bilelim bu kadar erken geliceğinizi?" Diyen Doruk'a cevap veremeden Sarpkan konuştu. "Işınlanmayı bir ara bana da öğretin."

"Gelin dediniz, geldik işte." Diye Nare yanıtladı. "Hem sizin zaten burada olmanız gerekmiyor muydu?" Sorusunu biraz daha ciddi bir tonla sormuştu.

Benim zeki arkadaşım konuyu değiştiriyordu.

"Kantine gittik Nareciğim." Diye sırıtarak İlay'a döndü Arven. "Ve İlaycığım, ışığı bir daha ki sefere o tarafta aram-"

Kuzey, Arven'in sözünü keserek "böyle yanlış yerde ararsan arkadaşlarını korkuturum." dedi alayla.

"Işık ne tarafta ki?" Diye masum bir soru atınca ortaya bana iyice gülen ingiliz köy kılıklı oldu. "Ya sen ne yapıcaksın?" Diye gülerek tersledi beni. "Sanki söylesek sen açıp kapatabileceksin."

"Kapatırım, niye yapamıyacakmışım?"

"Daha demin korkan ben değildim de ondan."

Haklıydı. Ama tabii ki de o ingiliz köy kılıklıya haklı olduğunu söylemeyecektim.

"Aynı şey değil." Diye inatlaştım. "İstersem yapabilirim ki."

Salaksın, Lalin! Salaksın! Ne diye inatlaşıyorsun ki, yapamıyacağını sende biliyorsun.

Kendi iç sesimi susturmaya çalışırken, ne kadar doğru olduğunun farkındaydım.

"Yap öyleyse."

Arven'in de beni küçük düşürme çabasına fırsat tanımıştım.

Diğerleri niye susmuştu? Şimdi susmanın sırası mıydı? Konuşsanıza, gözünü sevdiklerim.

Nare sesimi duymuş gibi can simidi attı. "Neyse, hadi gelin artık." Borçlandım.

"Dur bi' süper kız bize korkmadığını göstericek." Alayla karışık sesinde ki meydan okumayı kabul edicektim.

Bu bakışlar yapamıyacağını ikimizde biliyoruz, buradaki herkes biliyor anlamına geliyordu. Ya da tamamen uyduruyordum.

Eymen, Arven'in omzuna dokunarak "kanka, abartmadın mı biraz?" Dediğinde gözlerim onu es geçti.

O da yapamayacağımın farkındaydı. Gerginlikle alt dudağımı dişledim. Şuan vericeğim herhangi bir karar ile Arven'in diline alay konusu olacaktım. Ve bunu gerçekten istemiyordum.

"Tamam," Dedim nereden geldiğini anlamadığım bir cesaretle. "Yerini söyleyin bende açayım."

Arven kaşlarını kaldırarak beni süzdü. Eliyle arkasında bir yerlerde olduğunu gösterdiğinde itiraz ettim. "Açık adres lütfen."

Sözüme güldüler, Kuzey'de "tabii, hanımefendi." Diyerek karşılık verdi.

Boş, açık koridorlarda biraz ilerleyince ileride ki anahtarı gördüm. "Tamamdır, sağol Kuzey." Kuzey başıyla karşılık verirken Arven'e döndüm.

Gözlerimi kısarak Arven'e baktım ama yerinde yoktu. Zaten nereden çıkacağı belli olmuyordu, şimdi nereye gideceği de belli olmuyor.

Arkamdaki Arven'in sesiyle irkildim. "Buradayım, burada." Sesinden hiç kaybolmayan o alaylı tını her zaman ki yerindeydi.

Ben bu kadar gamsız insan görmemiştim zaten, şaşırmamak lazım.

Bedenimi tamamen ona döndüm. Kollarımı göğsümde bağlayarak ona yan yan baktım.

Nefret ediyorum ya bu ingiliz köy kılıklıdan!

"Hadi sana bir kıyak yapayım dedim," senin kıyaklarına ihtiyacım mı var, gerizekalı?! Evet, gerçekten var! "Işığı senin için ben kapatacağım." Gözlerimi devirdim.

"Hadi ama, satranççı kız." Dediğinde yeniden ona baktım. "Bak zeki kızsın sen."

Zekamı sorgulamakta sana kalmıştı zaten, aptal ingiliz köy kılıklı basketçi!

Bakışlarımı ayakkabılarıma çevirek "tabii, sende olmayan bir zeka..." Diye mırıldandım.

Her zaman ki o rahat edasıyla ellerini cebine koydu. Kaşlarını kaldırarak bana meydan okur gibi baktı. "Sen çok konuştun satranç kızı," ağır adımlarla anahtarın olduğu yöne doğru ilerledi. "Hadi göster zekanı!"

Tam ışığı kapatacağı esnada sessiz adımlarla yanına kadar gittim.

Klik!

Kazamız mübarek olsun!

Arven ışığı kapatmasıyla bende gözlerimi sıkı sıkı kapattım. Elimi uzatarak bir adım attım.

Arven'in peşinden gittiğim için anahtarın hemen ileride olması gerekiyordu. Bu düşünceyle iki elimi de uzattım. Ve kapkaranlık bir boşlukta anahtarı aramaya başladım.

Elim bir şeye çarpmıştı. Ama bu kesinlikle duvar değildi. Elimin çarptığı şeyi yakaladım. Yakaladığım şeyin, bu iki omuzun sahibinin kim olduğunu düşünüyordum.

"Kimsin?!" Diye bağırdım gözlerimi açmadan. Omuzundan öylesine sıkı tutuyordum ki parmaklarım acımıştı. Korkudan kasılmıştım. Göz kapaklarım birbirine sımsıkı tutulmuştu.

İşte bazen korku bile kaderi değiştirebiliyordu...