2. bölüm · Şah ve Smaç
2. Bölüm: Hamle
Şah ve Mat... Bu kelimeler ben henüz 5 yaşımdayken girdiler hayatıma. Tabii o zamanlar bilmiyordum, bu iki kelimenin hayatım olacağını.
Ertesi gün sınıfa girdiğimde gözüm ilk İlay ve Nare'yi gördü. Şubat ayının soğuğunda kalorifere yaslanmış sohbet ediyor, arasıra camdan bakıyorlardı.
En öndeki sıranın hemen arkasındaki sıraya çantamı bıraktım. Montumu çıkararak askılıklardan birine astım.
Kızların yanına gittiğimde gözler bana döndü. İlay "hoş geldin Laliniim" derken, Nare ise iki taraftan örüp önüme aldığım saçımı okşayarak "hoş geldin güzel gözlüm" dedi.
Her ikisine de tebessümle "hoş buldum ballar" dediğimde birbirlerine baktılar. İlk başta ne olduğunu anlamasam da İlay sağ olsun çok süper açıkladı.
"Bal, renk, göz, Arven!"
Ciddi misin der gibi baktım ona. Yani gittiğim her yerde olmak zorunda mı o köy kılıklı?! Arkamı öğretmenler masasına yaslayarak onları karşıma aldım.
"Bal diyince o okulumuzun basket yıldızını (!) mı hatırladınız yani?!" Dedim anlamlandırmaya çalışan ses tonumla. Çünkü gerçekten anlamlandıramıyorum!
İlay halinden memnun bir şekilde yanıtladı "evet, o geldi aklıma. Ne var yani bunda?"
Nare kıkırdayarak İlay'a döndü "aklına gelmedi. O, senin aklında yer edindi." Nare gülerken bende onun tatlı gülüşüne engel olamayıp gülümsedim.
İlay oflayarak camdan dışarıyı seyretmeye koyuldu. Nare bana döndü "sen niye nefret ediyorsun, sanki? Çocuk sana ne yaptı?" Dediğinde gözlerimi büyüttüm.
"Ciddi misiniz? Çocuk hayatımı mahvediyor!" Dediğimde bu kez bana gözlerini kocaman açmış bakan İlay oldu. Nare ise kaşlarını çatmış bir şey anlamaya çalışıyordu.
İlay şaşkınlığını gizleyemeden "ne yaptı da hayatını mahvetti?" Dedi.
Nare başıyla İlay'ı onaylayarak bana döndü. İkiside benden bir açıklama bekliyordu.
Ama ben onlara bunu nasıl anlatırım bilmiyordum. Yani belli olmuyor muydu zaten? O geldi, artık okulun yıldızı o oldu. Hem de sadece topu potaya atarak! Ben ise bu zihinsel spora 11 yıldır emek veriyordum. Bu haksızlık değil mi?
Benden cevap gelmeyince İlay pencereye döndü. Dönmesiyle zıplayarak bize dönmesi ve "bak bak bak!" Diye bağırması bir oldu.
Ne olduğunu anlamak için yaslandığım yerden kendimi ittirerek cama yaklaştım. Camdan aşağıya baktığımızda -keşke bakmasaydım- benim gözüm kanıyordu, Nare dümdüz bakıyordu, İlay'ın gözünden ise ışıltılar çıkıyordu. Basketbol takımının yarısı (Arven ve Doruk) toplanmış okula giriyorlardı.
Ben sakinleşmek için gözümü kapatarak derin bir nefes alışverişi yaptım ve ögretmenler masasına yaslanarak onları tekrardan karşıma aldım. Ben bir şey demeden Nare "Sarpkan nerede acaba?" Dedi masum bir ses tonuyla.
Bana kalırsa ses tonuna kıyasla hiçte masum bir soru değildi!
Gözlerimi kocaman açmış Nare'ye bakıyordum. "Orada 3 kişi eksik ve sen Sarpkan'a mı takıldın?!"
Nare gözlerini kaçırdı "üçü de yok işte."
Gözlerimi devirdim ve derin bir nefes daha alıp "hadi zil çalar birazdan, boşverin şu saçma takımı." Diyerek yerime geçtim.
☆★☆★
"Günaydın," diyerek içeri giren Yaren hoca matematikçiydi. Aynı şekilde karşılık verdiğimizde "oturabilirsiniz." Diyerek öğretmenler masasına çantasını bıraktı.
"Derse başlamadan önce sizinle bir şey konuşmak istiyorum," dediğinde beni tebrik edeceğini düşünerek saçımı başımı düzelttim. Hoca bana baksa da pek oralı olmadı. "Okulumuzun da katıldığı okullar arası basketbol müsabakalarında birinci olduk." Dediğinde ise sinirden alıp verdiğim nefesi duyar hale geldim.
Bende birinciydim, beni kapatıp basketbol deme sebebi neydi? Elbet, basketbolda da başarılı olabilirler ama bu niye benim başarımı azaltıyor?!
Hoca ise herkese tek tek bakmaya devam ederken bana da baktı ve konuşmasına devam etti. "Basketbol, takım işidir. Arkadaşlarınızla anlaşmanız gerekir. Tabii bunların yanı sıra, hızlı olmayı da gerektirir. Yani oyunda durup bir saat düşünme hakkınız olmaz, topu aldığınız gibi karar vermeniz lazım."
Ne yani? Satranç yavaş oynandığı için kolay mı oluyor?! 40 doğru hamle yapsan, 1 yanlışın bütün doğruları götürebildiği bir oyunu basketbolla mı kıyasladı bu hoca?!
Sabret kızım, sabret Lalin. Ağzından hocaya çıkışan bir söz çıkmasın. Sakin ol kızım, sakın ol Lalin.
Gözüm Nare'yi aradı. Nare'ye baktığımda elinin altından ara sıra gülüyordu.
İlay'a baktığımda o da gülümseyerek parmak kaldırıyordu. Ne söyleyecekti acaba hocaya? Satranç turnuvasından bahsedeceğini düşünerek gülümsedim.
Aslına bakarsak, sınıfın hepsi mutluydu. Hepsinin yüzünde güller açıyordu. Ben hariç tabii...
O sırada İlay'ın sesini duyunca irkilerek ilay'a döndüm. İlay'a tüm hevesimle bakarken "hocam ayrıca basketbol takım kaptanı olmakta zor iş, becerene helal olsun." İlay'ın sözüne kıkırdayan bir kaç kişiye karşı ben iyicene sinirlenmiş ve somurtmuştum.
Tak.
Tak.
Tak.
Sınıf kapısının tıklatılmasıyla tüm gözler kapıya yöneldi.
"Gel."
Yine mi?! Yine mi o çocuk?!
Bal gözlü, kumral ve dalgalı saçlı kişi kim, hadi bilin bakalım?
Tabii ki de Arven!
Ben kollarımı göğsümde bağlamış, sırtımı sıraya yaslayarak oturmuştum. Ne günahım vardı sanki benim?!
"Yaren hocam, ultra süper matematik dersinizi böldüğüm için özür dilerim." Dedi ukala ukala.
Ben göz devirirken tüm sınıf kıkırdıyordu. Hoca da gülümseyerek "bizde senden bahsediyordum Arvenciğim, buyur bakalım ne diyecektin?"
"Tabii canım Arven hariç yıldız mı var okulumuzda!" Diye homurdanmadan edemedim. Kimse beni duymasa da Arven ise beni duymuş gibi bana baktı. Sonradan hocaya döndü ve geliş sebebini açıkladı. "Emre hoca flaşı istiyormuş."
"Ah, tabii, unutmuşum. Buyur Arvenciğim." Diyerek çantasından çıkardığı flaş belleği Arven'e uzattı.
Arven flaşı alıp kenarda durdu. Köy kılıklımız, ukala sesiyle konuşmaya başladı. "Hangi konuda dedikodumu yapıyordunuz acaba, ögrenebilir miyim? Hani ona göre yorumu yapayım." Diyip sırıttı.
Hoca da gülerek "tabii, yap yorumunu. İlay arkadaşın basketbol kaptanı olmanın zor olduğunu söylüyordu."
"He, zor değil aslında hocam. 'Hocam ben kaptan olabilir miyim?' diyorsunuz, hoca 'hayır' diyor ve maç yaptırıyor."
Tüm sınıf sanki çok mantıklı bir şey demiş gibi gülerken ben halen somurtuyordum. Arven bana dönerek gülümsedi. "Hocam iyi ki satranç oynamıyorum, ya satranç oynasaydım!"
"Satrancın neyi var pardon?!" Diye yükseldim bir an. Bana gönderme yapıldığını biliyordum.
Arven ise kötü bir şey demedim der gibi ellerini kaldırdı. "Sakin, kötü anlamda demedim. Yani oyun çok zor, 50 doğru hamle yapsan da 1 yanlış tüm doğruyu götürür. Oynayamam ben!"
Şaşkın bir şekilde Arven'e baktım. Benimle aynı sözü kullanmıştı. Bir sözümü çalmadığı kalmıştı zaten! Onu da yaptı, bravo! Hadi alkışlayın!
Hoca ise hâlâ basketbolu savunuyordu. Bir kaç kız bana sinirle baktığında aynı şekilde onlara baktım.
Arven'in taktiğini de anlamadım değil. Güya benim oyunumu övüyor! Eminim asıl amacı kendi yeteneklerini ortaya çıkarmaktır. Şerefsiz gibi bir şey zaten!
"Hadi sen git, hadi. Emre hocan bekler, şimdi kaçtın falan sanar. Sizinle derste konuşuruz." Dedi Yaren hoca.
Yaren hoca benim başarımı kapatıyordu, bunu amaçlamıştı. Ama bunun sebebi yine o Arven denen çocuktu.
Arven geri geri yavaşça koşarken gülerek konuştu "habire kaçmıyoruz hocam, rarely. Hadi iyi dersler size!"
Aman aman, ingilizce biliyormuş gibi havalara girmediği kalmıştı bir!
İngiliz köy kılıklı!
Her neyse, kafamı daha fazla ona yoramam. Zaten Yaren hoca şimdi satrançtan da bahsedecektir.
"Oppaa 10 dakikamız kalmış. En son ilerideydik, şimdi tam olmamız gereken yerdeyiz galiba. Her neyse 10 dakika şu soruyu çözüm bakalım." Dedi. Evet, 10 dakika şu kızı tebrik edeyim demedi. Soru çözdüreyim dedi!
Soruyu defterin kenarına yazmak için kalemliğimden renk ararken hoca yanıma geldi. "Hadi Lalin oyalanma, satranç oynamıyoruz."
Bu hoca şaka mı?! İki de bir küçümseyip duruyor?!
Hoca yanımdan geçip arkama geçtiginde yüksek sesle konuştum. "Satranç, düşünme oyunudur! Ki süre vardır süreniz bitecek olursa diskalifiye olursunuz! Satrançta yanlış yapma hakkınız yoktu-" derken sözümü kesen yan çapraz sıradaki Aleyna oldu. "Anladık Laliş en zeki de sensin, en süperde sensin, en diva sensin oldu mu?"
Çatılmış kaşlarımla Aleyna'ya dönerek yanına doğru gittim. "Senin beynin yetmez böyle işlere, benim zekâmı ölçmek gibi işlere mesela!" Dedim gür bir sesle.
Hoca yanıma geldi ve kolumdan tutarak "sana derste ayağa kalkma, izinsiz konuşma hakkını kim verdi?! Otur yerine! Yaz artık şu soruyu, yanlış yaparsan eve 150 matematik sorusu atarım!" Dedi.
Bu hoca... Bu hocanın derdi benimle mi, satrançla mı?!
Sinirle yerime oturduğumda soruyu hızla yazdım. Ama çözmedim, hocaya inat. Kalem bile oynatmadım fakat cevap 482 çıkıyor.
Versin bakalım 150 soru. Hepsini de doğru yapıp getirmezsem buraya, bende ne olayım!
