1. bölüm · Şah ve Smaç

1. Bölüm: Şah

Zülal İşte

"Şah."

Bir süre sadece satranç tahtasının üzerinde gezdirdi ela gözlerini.

Titreyen sesli soluklarını duyabiliyordum.

Gözlerini kaldırıp, benimle göz teması kurduğunda elini kaldırdı.

Hakemi çağırıyordu. "Pes ediyorum!" dedi sert bir ses tonuyla.

Galibiyet almıştım. Bir kez daha. Yine ben kazanmıştım.

Hakemin gösterdiği kağıda imzamı bırakıp, kalktığım sandalyeyi düzelttim. At kuyruğu yaptığım saçlarımı elimle düzelterek çıkış kapısına doğru yürüdüm.

Mert hocanın kapının arkasında beni beklediğinden emin bir şekilde açtım kapıyı.

"Lalin, zafer mi?" Dedi hemen önümdeki Mert hocam. Yüzümdeki gülümsemeden anlamış olacak ki o da mutluydu. "Pes etti," diye açıkladım kısaca.

Satranç...benim tanımımdı. İnsan tanımını kaybetmek istemez, değil mi?

Bu son maçtı, kazanmıştım. Şimdi ise okula dönecektik çünkü ödül töreni bilmediğim bir sebepten dolayı ertelenmiş durumdaydı.

Mert hoca ile bir taksiye bindik. Ben arka koltukta kulaklığımdan müzik dinliyordum. Mert hoca ise şoför koltuğunun yanındaki koltuğa oturdu. Dikiz aynasından bana bakıyordu.

"Lalin?"

"Buyrun hocam?" Dedim müziği kapatırken.

"Karnın açsa bir şeyler yiyebiliriz."

"Yok hocam, teşekkür ederim. Bir an önce okula dönelim istiyorum." Dedim tebessümle.

Hocanın dikiz aynasından bana bıraktığı tebessümle telefonumu açtım.

Biraz telefonumda gezindikten sonra kafamı kaldırıp camdan baktım. Bizim okula çok yaklaşmıştık.

Hızla airpodsumu kabına yerleştirdikten sonra, siyah sırt çantamın içine attım.

Taksi yavaşladı, yavaşladı ve durdu. Kapımı açıp taksiden aşağı inince hocama baktım.

"Lalin, bir şeyini unutma kızım" dedi Mert hoca çantasını takarken. "Unutmadım hocam, okula geçebiliriz."

Saat 12.27, tenefüstü. Okul kapısından içeri girer girmez bizim kızlarla karşılaştım. İlay ve Nare'nin beni bekledikleri ortadaydı.

Fakat Mert hocayı görünce daha dikkatli konuştular. Yanlış anlaşılmasın, ağızlarından küfür duyamazsınız.

Ayrıca Mert hocayı seviyorduk, evet ama sonuçta bir hocaydı. Dikkatli olmakta fayda var elbet.

"Hoşgeldiniz hocam, hoşgeldin Lalin." Diyen İlay'a döndü ilk gözlerim. Ardından bunu tekrarlayan Nare'ye.

Hoca ve ben "hoşbulduk" diye karşılık verdikten sonra hoca "Lalin unutma, ödül töreni yarın olabilir. Ben seni bilgilendiririm. Hadi, hoşçakalın!" Diyerek gitti.

Hocayı başımla onaylayıp, hocanın gitmesini bekledim. Ardından İlay ve Nare'ye döndüm.

"Kızlar, yine birincilik!" Enerjime galip gelip heyecanla olanları bir çırpıda anlattım.

İlay ve Nare çok iyi dostlardır. Yani benim sevincimi, sanki kendi sevinçleriymişçesine yaşayabilirler.

İlay yerinde el çırparken "Aferin kızım sana!" Dedi. Nare ise heyecanla elini benim omzuma koydu "zeki lila senii, tebrik ederim!"

Koca bir tebessümle karşılık verdim onlara.

★⁠☆★⁠☆

Sahnenin arkasında, aynanın karşısında ismimin çağrılmasını bekliyordum. Heyecanla.

Öğrencilerin yerleşmesi epey zaman almıştı. Onları beklemekten akşam ettik zaten. Poponuzu koltuğa koymak bu kadar zor olmamalı!

Yaklaşık 15 dakika sonra müdire hanımının sesi duyuldu. Ve salondaki tüm konuşma anında kesildi. Salonda sessizliği bozan tek şey müdire hanımın sesi ve benim kalp ritmimdi.

"Evet, sessizlik!" Nefes alarak devam etti "Bildiğiniz üzere, okulumuzda bazı spor dallarında çok başarılı bireysel ve takım öğrencilerimiz var. Bütün bu spor takımlarımızın arasından şuana kadar en başarılıları basketbol takımımız olmuştur."

Bir dakika...ne?!

Salondan koca bir alkış yükseldi. Müdire hanım konuşmasına devam ederken ben bir şeyler anlamakta çaba sarf ediyordum.

O sırada arkamdan iki erkek sesi duyuldu "biz çıkıyoz, wow!" Dedi biri. Öteki ise "başka kim çıkıcaktı?" Dedi rahat bir edayla.

Onlara dönüp sıfatlarına baktım. Onlarda aynı şekilde bana karşılık verdiler. Boş boş baktılar yüzüme.

Bakışmayı bozan benim kısılan gözlerim ve sinirlenen ses tonum oldu. "Siz kimsiniz be?!"

"Biz mi? Biz şimdi çağıralıcak kişileriz, asıl sen kimsin?" Dedi kumral dalgalı saçlı olan.

Siyah düz saçlı olan ise beni süzüyordu. "Asıl ben çağıralıcak kişiyim!" Dedim.

Peki ya ben... Benim başarım, emeklerim...onlar neredeydi?

"Basketbol takımımızın ana kadrosuna kupa ve madalayalarını teslim etmek için 11/D sınıfından Arven Demir, Doruk Çağlar, Eymen Aral Aydın, Kuzey Köklü ve Sarpkan Ali Ergin'i sahneye davet ediyorum!" Diyen müdire hanımın sesi kulaklarımda yankılandı.

Bunlar nereden çıkmıştı böyle?!

Kumral çocuk yanımdan geçerken ellerini cebine koydu "Ben kız ismi duyamadım?" Diyerek sırıttı. Arkasına bakmadan gitti.

Şerefsiz!

Onlar çıktıktan sonra sahnenin kenarından kimseye görünmeden onları izlemeye çalıştım.

Müdire hanım bu erkeklere ilk önce altın madalyalarını, sonra tebriklerini, daha sonra ise kupalarını teslim etti.

Mert hocada yanlarında büyük bir gururla duruyordu.

Daha fazla onları izlemeyi keserek aynaya döndüm. Konferans salonundan yükselen alkış seslerini duymamaya çalıştım.

Bu defa alkışlar benim emeklerimi örtüyordu.

Bekledim. Tüm bunların bitmesini, tüm sabrımla bekledim.

Sonunda kumral çocuk ve arkadaşları döndüğünde kumral çocuk bana yaklaştı.

Cebine attığı elinde şuan kupa vardı. Boynunda ise altın madalyası. Bal rengi gözleri yumruk yaptığım elime baktı. Tekrar benim gözlerimle buluştuğunda kupayı diğer eline alıp boş elini uzattı.

"Ben Arven, basketbol takım kaptanıyım."

Demek Arven'miş adı. Arven'in bir yüzüne bir de uzattığı ele baktım. Gözlerimi devirip elimi uzattım.

Bir anda değen ellerimizden ufak çaplı bir elektrik çarptı. Daha tokalaşmadan ben "Ay!" Diyerek, Arven "Ah!" Diyerek elimizi kendimize çektik.

Ona karşı kaşlarımı çatarak baktım "bilerek kupayı tutan elinle-" derken sözümü kesti. "Yuh, o kadar da zeki değilim! İstemeden oldu."

Arven'e cevap verecektim ki müdire hanımın sesi duyuldu.

"Şimdi ise okulumuzun bireysel satranç takımında gösterdiği üstün başarı için 11/A sınıfından Lalin Aksoy'u kupa ve madalyasını takdim etmek için sahneye davet ediyorum!" Bir kez daha yükseldi o alkışlar.

Arven'e son bir kez daha baktım ve hızlı adımlarla sahneye çıktım.

Yine tüm okul karşımdaydı -Evet, bu bazen utandırıcı olabiliyor- alkışlıyorlardı.

Hayatım boyunca emeklerimin saklanmasından korktum. Her yenildiğimde susmadan ağlayan küçüklüğümün örtülmesinden korktum. Ve belkide ilk kez bu kadar...

Müdire hanım madalyamı boynuma takarken "Tebrik ederim güzel kız, başarılarının devamını dilerim." dedi. Ben ise çok sesli olmayacak şekilde teşekkür ettim.

Kupamı da verdikten sonra fotoğraf çekimi oldu. Ben teşekkür ederek gidecektim ki arkamı dönmemle kendimi durdurmam bir oldu.

Basketbol takımı arkamızdaydı, fotoğraf çekimine onlarda katılmıştı. Sarışın kıvırcık ve yeşil gözlü çocuk bana tepeden bakarak gülümsedi. Ben hiçte aynı şekilde karşılık vermedim. Bir adım uzaklaşıp konuşacaktım ki Arven sözümü kesti.

"Sarpkan" dedi sonra bir bana bir Sarpkan'a baktı "hadi gidelim."

Sarpkan başıyla onaylayarak onların yanına, onlarla birlikte yürüdü. Bende arkalarından çıktım.

Bahçede kızlarla anlaştığımız banka doğru yürüdüm.

O esnada yine çözülen bağcıklarımla göz göze geldim. Dışarıdan kafamı eğmiş, bağcıklarına basmadan yürümeye çalışan biri gibi durduğuma eminim. Ama zaten kim olucak ki dışarıda. Daha çoğu kişi konferans salonundan bile çıkamadı.

Banka biraz daha yaklaştığımı düşünerekten kafamı kaldırdım.

Allah'ım, yine mi onlar?!

Okulumuzun basketbol yıldızları bankı sahiplenmişler bile! Aman ne hoş!

"Kalkar mısınız?" Dedim sert ama kibar bir şekilde.

Sarışın -adı Sarpkan'dı sanırım- olan diğerlerinden önce davrandı "olmaz güzelim, uza". Güzelim?! Kaşlarımı çattım.

"Kalkar mısınız?" Bu defa diğerlerine bakarak konuştum. "Niye?" Diyerek oturduğu yerde yayılan Arven oldu.

Derin bir nefes verdim. Harbiden ben niye bunlara bulaştım ki sanki?! Ama kızlarla burası diye anlaşmıştık. Bu bankın bizde çok anısı vardı. Buraya oturupta kaldırttığımız da az olmamıştır. Öyleyse bunlarda kalksın!

"Çünkü, biz oturacaktık." Dediğim gibi bir yanımdan ilay bir yanımdan Nare fırladı.

İlay bankın soluna, Nare ise bankın sağına geçti. "Biz geldik, merhaba!" Dedi Nare ama bana değil. Karşımda duran 5 adama!

İlay ise bana bakıp yeşil gözlerini biraz büyüttü "yeni mi tanışıyordunuz? Ben tanıştırayım."

"Eymen Aral, Kuzey, Sarpkan Ali, Doruk ve Arven" dedi herkesi sırayla göstererek. Bense sinirlerime hakim olmaya çalışıyordum. "Bu da bizim satranççı kız, Lalin!"

Arven gözünü benden ayırmadan "hı hı, tanıştık kendisiyle." Gözlerimi devirdim Nare onay isteyince "öyle" dedim kısık gözlerimle Arven'e bakmaya devam ederken.

Onunla aramızda başka bir akım vardı ve bayağı zıttı. Ben güneşsem o aydı. O doğuysa ben batıydım.

Belkide bu düşüncelerin hepsi tek Bir nedene bağlıydı:

Emeklerimi örteceğinden korkuyordum...