6. bölüm · Şah ve Mat
6.Bölüm
Psikolojik danışmanın odasında sessizlik hâkimdi. Çocuk, hafifçe titreyen sesiyle anlatmaya başladı. Gözleri odanın bir köşesine sabitlenmiş, dudakları her kelimeyi sanki bir gölgeye fısıldar gibi döküyordu.
“Biri beni izliyordu... Günlerdir. Okul yolunda, odamda, rüyalarımda… Hep yanımdaydı ama yüzünü hiç göremedim. Sadece hissediyordum. Bir sabah... arkamdan ayak sesleri geldi. Koşmak istedim ama bedenim dondu. Sanki biri zihnimi kapattı. Sonra... sonra sadece karanlık. Uyandığımda evimin önündeydim. Beni kim getirdi bilmiyorum. Ama... beni kurtaranın gözlerinde hiç korku yoktu.”
Odanın köşesinde notlarını alan polis memuru ile psikolog göz göze geldi. Çocuğun sözleri, yalnızca korku değil; bilinmeyenin ağırlığını da taşıyordu. Her cümle, karanlıkta kalan bir başka detaya kapı aralıyordu.
Aynı saatlerde adli tıpta hazırlanan rapor, olayın soğukkanlılıkla işlenmiş bir cinayet olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Kurbanın kalbi, tıbbi ustalıkla çıkarılmıştı. Neşter izleri neredeyse kusursuzdu. Göğüs boşluğunda travmaya dair neredeyse hiçbir işaret yoktu. Ölüm saatinin yaklaşık 04:30 olduğu tahmin ediliyordu. Tüm bu detaylar, cinayet mahallinin ilk yer olmadığını düşündürüyordu. Belki de kurban önce başka bir yerde öldürülmüş, sonra satranç tahtasına benzer zemin üzerine serilerek oraya taşınmıştı. Yanına bırakılan cam kavanozdaki kalp ve satranç taşları... ritüelin bir parçasıydı. Duygusuz, serinkanlı bir akıl tarafından planlanmış bir oyun.
Medya bu korkunç detayı kısa sürede manşetlere taşıdı. Spikerler, ekran başındaki milyonlara yüzlerindeki ciddi ifadeyle sesleniyordu. “Yeni bir dehşet dalgası… Şehrimiz, tüyler ürpertici bir cinayetle sarsıldı. Kurbanın kalbi alınmış, yanına satranç taşları bırakılmış ve cinayet mahallinde kanla yazılmış bir not: ‘Hamle sırası sende.’”
Toplum bir anda çalkalandı. Veliler, çocuklarını okula göndermeye korkar oldu. Okul çevrelerinde polis devriyeleri arttırıldı. Sosyal medya, korku ve öfke dolu mesajlarla dolup taştı. Hashtag #SatrançKatili kısa sürede ülke gündeminin zirvesine oturdu.
Bazı sosyal medya paylaşımları şöyleydi:
@analizdedektifi: “Bu cinayet tesadüf değil. Satranç tahtası, kalp, not… Bu bir mesaj! Katil bir şey anlatmaya çalışıyor. Anlayan var mı?”
@biranneolarak: “Kendi çocuğumu okula gönderemeyecek kadar korkuyorum. Devlet nerede? Güvenlik neden bu kadar zayıf?”
@korku_ve_zeka: “Bu cinayet bir sanat eseri gibi kurgulanmış… Delirmiş olmalı. Ama aynı zamanda çok akıllı biri.”
@siyahmaske: “Birileri uyandırıyor bizi. Kimse çocukların yanında değil. Uyandığınızda geç kalmış olabilirsiniz.”
@halkinsesi: “Polis susuyor, medya sansürlüyor. Ama bu katil susturulamaz! Sıradaki hamleyi kim yapacak?”
@satrancinsessizligi: “Bu bir oyun değil! Ama katil oyunu başlattı ve şimdi biz hamle yapmazsak, kaybedeceğiz…”
Televizyon ekranında, akşam haberlerinin jeneriği sona erdiğinde spikerin ciddi sesi yankılandı. Stüdyodaki ışık loştu, arka planda donuk bir satranç tahtası görseli ve üzerine düşen kırmızı yazılar beliriyordu: “HAMLE SIRASI KİMDE?”
“İyi akşamlar. Şehrimizi derinden sarsan bir cinayetle ilgili yeni gelişmeler var. Kimliği henüz tespit edilemeyen bir erkek şahıs, sabaha karşı bir ormanlık alanda kalbi çıkarılmış halde bulundu. Cinayet mahalline bırakılan satranç taşları ve tüyler ürpertici notlar olayın tesadüf olmadığını, bir ritüelin parçası olduğunu düşündürüyor. Yetkililer bu cinayetin daha önce kaçırılan bir çocuğun kurtarılmasıyla bağlantılı olduğunu belirtti. Çocuk şu anda psikolojik destek altında."
“Savcılık dosyayı özel bir ekibe devretti. Şu anda emniyet birimleri, benzer motiflerle ilişkilendirilebilecek eski dosyaları da incelemeye başladı. Ancak kamuoyunda yankı bulan asıl unsur, katilin geride bıraktığı mesaj: ‘Hamle sırası sende.’”
> “Bu gelişmelerin ardından sosyal medyada ‘Satranç Katili’ olarak anılmaya başlanan fail, toplumda büyük bir korku ve tartışma yaratmış durumda. Vatandaşlar güvenlik önlemlerinin arttırılmasını isterken, olayla ilgili teoriler de çığ gibi büyüyor.”
Haber bülteninin ardından ekran karardı, ardından sosyal medya yansımaları belirmeye başladı. Farklı profiller, farklı tonlarda ama aynı korkuyla yazıyordu:
---
> #SatrançKatili
@analizdedektifi: “Sıradan bir katil değil bu. Cinayeti anlatıyor, adım adım oynuyor. Polis değil, akıl lazım.”
@biranneolarak: “Sokaklar çocuklar için güvenli değil. Göz göre göre kurban oluyorlar. Kim dur diyecek?”
@gölgedensessiz: “'Hamle sırası sende' diyor. Belki de bu sadece polisle değil, hepimizle oynanan bir oyun.”
@adliyorumcu: “Satranç taşları bir dil, kalp bir imza… Katilin zekâsı, vicdanını çoktan bastırmış.”
@okuldasessizlik: “Çocuğu kurtaran o maskeli kişi kim? İki karanlık güç çarpışıyor gibi. Ama hangisi adalet?”
@satrancinsessizligi: “Şehir bir tahta, biz piyonuz. Şimdi sıra kimde, kim oynayacak hamlesini?”
Şehir uyanıktı ama huzursuzdu. Herkes cevabı merak ediyordu: Bu bir oyun mu gerçekten? Ve eğer öyleyse, kim oyunu kurdu? Asıl soru ise şu: Kaybetmeden önce, bu oyunun kurallarını çözebilecek miyiz?
Polis ise basına yalnızca şu kısa açıklamayı yaptı:
“Korkuya teslim olmamalı, dikkatli ve sabırlı olmalıyız. Bu bir oyun değil. Ama biz de oyunu kimin kurduğunu bulacağız.”
Ama herkesin bildiği bir şey vardı: Bu oyun artık başlamıştı. Ve bir sonraki hamle için satranç tahtasının başında yalnızca katil değil, bütün şehir bekliyordu.
