6. bölüm / 11
ŞAHBölüm 6
Bölümler 11Şu an: Bölüm 6
- 1 Bölüm 12.171 kelime
- 2 Bölüm 21.624 kelime
- 3 Bölüm 32.438 kelime
- 4 Bölüm 41.305 kelime
- 5 Bölüm 51.684 kelime
- 6 Bölüm 61.230 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Bölüm 71.689 kelime
- 8 Bölüm 81.135 kelime
- 9 Bölüm 91.976 kelime
- 10 Bölüm 101.493 kelime
- 11 Bölüm 111.070 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kağan
Malikânenin büyük toplantı salonunda alışılmadık bir sessizlik vardı.
Uzun masanın etrafında herkes yerini almıştı.
Cenk...
Ece...
Hasan Dede...
Emniyet Müdürü Hakan...
Ve Avukat Elif.
Kapının yanında ise güvenlik ekibinin en güvendiğim isimleri bekliyordu.
Masanın üzerine malikânenin planları serilmişti.
Kırmızı kalemle işaretlenmiş noktalar dikkat çekiyordu.
"Bu gece yaşananları tekrar gözden geçireceğiz," dedim.
Kimse konuşmadı.
"Bir hata yaptık."
Cenk başını kaldırdı.
"Hata mı?"
"Evet."
"Dışarıdaki düşmanı ararken içerideki zafiyetleri fark edemedik."
Masadaki planı işaret ettim.
"Elektrikler aynı anda kesildi."
"Güvenlik sistemi devre dışı kaldı."
"Gizli geçitlerin yeri biliniyordu."
"Bunların hiçbiri tesadüf değil."
Hakan Bey kollarını masaya dayadı.
"Bir ekip bu operasyon için aylarca hazırlanmış."
"Ben de aynı fikirdeyim."
O sırada Ece elindeki tableti masaya koydu.
"Telefon incelemesinden ilk sonuçlar geldi."
Herkes ona döndü.
"Kutudan çıkan telefonda silinmiş kayıtlar vardı."
"Çoğunu kurtaramadık."
"Ama bir ses kaydı sağlam."
"Dinlet."
Ece dosyayı açtı.
Hoparlörden cızırtılı bir ses yükseldi.
Önce rüzgâr...
Sonra araba sesi...
Ve sonunda bir erkek sesi.
«"Plan değişti."»
Ardından ikinci bir ses duyuldu.
«"Çocuk zarar görmeyecek."»
Odadaki herkes birbirine baktı.
Kayıt devam etti.
«"Asıl hedef Kağan."»
Ses aniden kesildi.
Kimse konuşmadı.
İlk sessizliği ben bozdum.
"Demek amaç ailemi korkutmak değil."
"Beni yalnız bırakmak."
---
Alya
Mira odasında uyuyordu.
Pencereden bahçeyi izlerken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk vardı.
Sanki malikânenin duvarları bile bize bir şey anlatmaya çalışıyordu.
Kapı usulca çalındı.
"Girebilir miyim?"
Annem...
Zehra Hanım kapıda duruyordu.
Elinde sıcak bir fincan çay vardı.
"Geceden beri doğru düzgün bir şey içmedin."
Gülümsedim.
"Teşekkür ederim."
Yanıma oturdu.
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra elimi tuttu.
"Alya..."
"Bu aileye geldiğin ilk günü hatırlıyor musun?"
Başımı salladım.
"Çok korkmuştum."
"Ben de."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Benden mi?"
"Hayır."
"Seni bu hayatın içine çektiğimiz için."
Gözleri dolmuştu.
"Kağan güçlü görünür."
"Ama sevdiklerini kaybetmekten çok korkar."
Tam cevap verecekken dışarıdan motor sesleri yükseldi.
Perdeyi araladım.
Malikânenin ana kapısından siyah bir cip içeri giriyordu.
Kağan'ın yüzü bir anda değişti.
Cipten inen adamı tanıyordu.
---
Kağan
Aracı görür görmez yerimden kalktım.
"Cenk."
"Kapıyı ben açacağım."
Aracın kapısı yavaşça açıldı.
İçinden kırklı yaşlarında, sert bakışlı bir adam indi.
Yüzünde yılların izleri vardı.
Beni görünce hafifçe gülümsedi.
"Uzun zaman oldu."
Ben gülümsemedim.
"Buraya neden geldin, Aras?"
Cenk şaşkınlıkla bana baktı.
"Tanıyor musun?"
Başımı salladım.
"Eskiden birlikte çalışıyorduk."
Aras ağır adımlarla bana yaklaştı.
"Konuşmamız gereken şeyler var."
"Telefonda konuşabilirdik."
"Hayır."
"Bu konu yüz yüze konuşulmalı."
Elindeki zarfı bana uzattı.
"Bu, yıllar önce yarım kalan dosyanın son parçası."
Zarfı alırken gözlerini hiç kaçırmadı.
"Ve bilmen gereken bir şey daha var."
"Nedir?"
Aras derin bir nefes aldı.
"Bu saldırıyı planlayan kişi..."
"...seni sandığından daha yakından tanıyor."
Rüzgâr bahçedeki ağaçların dallarını sallarken gözlerimi Aras'tan ayırmadım.
Çünkü sesindeki ciddiyet bana tek bir şey söylüyordu.
Bu kez karşımdaki sıradan bir uyarı değildi.
Geçmişten gelen hesap, sonunda kapımı çalmıştı.
Kağan
Aras'ı çalışma odama aldım.
Kapı kapanır kapanmaz Cenk konuştu.
"Şah, bu adam kim?"
Cevap vermeden Aras'a baktım.
"Anlat."
Aras ceketini çıkarıp sandalyeye bıraktı.
"Yıllar önce devlet adına yapılan ilk operasyonda aynı timdeydik."
Cenk şaşkınlıkla bana döndü.
"Bunu neden hiç anlatmadın?"
"Geçmişte kaldı."
Aras acı bir tebessüm etti.
"Geçmiş hiçbir zaman geçmişte kalmaz."
Masanın üzerindeki dosyayı açtı.
İçinde eski operasyon fotoğrafları vardı.
Bir fotoğrafta ben...
Aras...
Ve babam yan yana duruyorduk.
Henüz yirmili yaşlarımdaydım.
Operasyondan yeni dönmüştük.
"Bu fotoğraf..."
"Karadeniz operasyonundan."
Başımı salladım.
"Hatırlıyorum."
"O operasyondan sonra sen görevine devam ettin."
"Ben ise istifa ettim."
"Neden?"
Aras derin bir nefes aldı.
"Çünkü içeride bir köstebek olduğunu öğrendim."
Odadaki hava ağırlaştı.
Cenk hemen atıldı.
"Kim?"
"İsmini bilmiyorum."
"Ama o köstebek yıllardır devletin gizli operasyonlarını satıyor."
Sessizlik çöktü.
Bu yalnızca bize yapılan bir saldırı değildi.
Çok daha büyük bir oyunun parçasıydı.
---
Alya
Mira uyanmıştı.
Onu bahçeye çıkardım.
Temiz hava iyi gelecekti.
Küçük salıncağa otururken Mira kahkaha attı.
Onun gülüşü, son iki gündür duyduğum en güzel sesti.
Tam o sırada Ece yanıma geldi.
"Biraz dolaşmak ister misin?"
"Olur."
Bahçede yürümeye başladık.
Ece bir süre sustu.
Sonra bana döndü.
"Sana bir şey soracağım."
"Sor."
"Bu hayattan hiç korkmuyor musun?"
Gülümsedim.
"Her gün."
"O zaman neden gitmiyorsun?"
Durup Ece'ye baktım.
"Çünkü Kağan yalnızca eşim değil."
"O benim evim."
"Evimden kaçmam."
Ece başını eğdi.
Sanırım cevabımı beklemiyordu.
---
Kağan
Aras tam konuşmasına devam edecekken kapı sertçe açıldı.
Bir güvenlik görevlisi nefes nefese içeri girdi.
"Şah!"
"Neler oldu?"
"Doğu kapısında kavga çıktı."
"Kimler arasında?"
"İki güvenlik görevlimiz, kimliksiz bir adamı durdurdu."
"Sonra?"
"Adam kaçmaya başladı."
Hiç vakit kaybetmeden ayağa kalktım.
"Cenk, benimle."
Bahçeye çıktığımızda güvenlik ekibi adamı köşeye sıkıştırmıştı.
Siyah kapüşonlu biri duvarın önünde durmuştu.
Yüzünü göremiyorduk.
"Silahını bırak!"
diye seslendi Cenk.
Adam yavaşça ellerini kaldırdı.
Tam güvenlik görevlileri yaklaşacakken cebinden küçük bir duman kapsülü attı.
Yoğun gri duman etrafı kapladı.
"Geri çekilin!" diye bağırdım.
Birkaç saniye sonra duman dağıldığında adam ortadan kaybolmuştu.
Duvarın yanında yalnızca siyah bir zarf duruyordu.
Cenk zarfı alıp bana uzattı.
Üzerinde tek bir cümle vardı.
"Şah, seni izlemeye devam ediyoruz."
Mektubu sessizce katlayıp cebime koydum.
Sonra bütün ekibe döndüm.
"Bugünden itibaren hiçbir güvenlik noktası tek kişi tarafından tutulmayacak."
"Cenk, vardiyaları değiştir."
"Ece, Alya ve Mira'nın bulunduğu katın güvenliğini iki katına çıkar."
"Hasan Dede, malikânedeki tüm personelin geçmiş kayıtlarını yeniden kontrol edin."
Herkes hızla dağıldı.
Bahçede yalnız kaldığımda gözlerim malikânenin pencerelerine kaydı.
İkinci kattaki camdan Alya bana bakıyordu.
Ona hafifçe başımı salladım.
Ne olursa olsun...
Bu evi...
Bu aileyi...
Ve onu koruyacaktım.
Kağan
Akşam çökmüştü.
Malikânenin bahçesi gündüze göre çok daha sessizdi.
Rüzgâr ağaçların yapraklarını sallarken güvenlik ekibi nöbet değiştiriyordu.
Çalışma odamın penceresinden dışarıyı izliyordum.
Cenk kapıyı çalmadan içeri girdi.
"Şah."
"Dinliyorum."
"Bütün güvenlik kameralarını yeniledik."
"Çatıda keskin nişancı ekibi hazır."
"Bahçe devriyeleri iki katına çıkarıldı."
Başımı salladım.
"Güzel."
"Ama içimdeki his geçmiyor."
Cenk kaşlarını çattı.
"Hangi his?"
"Onlar saldırmayacak."
"O zaman?"
"Bizi bekletecekler."
"Neden?"
"Çünkü insan beklerken daha çok hata yapar."
Tam o sırada telsizden telaşlı bir ses yükseldi.
"Doğu bahçesi!"
"Destek istiyoruz!"
Cenk hiç düşünmeden dışarı fırladı.
Ben de arkasından koştum.
---
Alya
Mira'yı uyutmaya çalışıyordum.
Tam gözlerini kapatmıştı ki dışarıdan gelen bağrışmalar duyuldu.
Mira korkuyla ağlamaya başladı.
Onu kucağıma aldım.
"Sakin ol..."
"Geçti."
Ama aslında hiçbir şey geçmemişti.
Kapı açıldı.
Ece içeri girdi.
"Hanımefendi."
"Lütfen odadan çıkmayın."
"Neler oluyor?"
"Bahçeye izinsiz biri girdi."
Kalbim sıkıştı.
"Kağan?"
"Ekip onun yanında."
Perdeyi araladım.
Bahçede fener ışıkları dolaşıyordu.
Gölgeler koşuşturuyordu.
Bir şeyler olmuştu.
---
Kağan
Doğu bahçesine vardığımızda güvenlik ekibi çevreyi sarmıştı.
"Nerede?"
Görevli eliyle eski serayı işaret etti.
"İçeri girdi."
Silahımı çektim.
"Cenk."
"Arka kapıyı sen tut."
"Kimse dışarı çıkmasın."
Başımı eğerek seranın kapısından içeri girdim.
Camların çoğu kırıktı.
Ay ışığı içeriyi zar zor aydınlatıyordu.
Her adımda kırık camlar çıtırdıyordu.
Bir gölge sağ taraftan hızla geçti.
"Dur!"
Cevap yoktu.
Peşinden koştum.
Seranın arka bölümüne ulaştığımda gölge durmuştu.
Kapüşonunu yavaşça çıkardı.
Yirmili yaşlarında genç bir adamdı.
Korkmuş görünüyordu.
Ellerini havaya kaldırdı.
"Silahım yok."
"Adın ne?"
"Emir."
"Buraya neden girdin?"
"Size ulaşmaya çalışıyordum."
"Bu yöntemi mi buldun?"
Başını öne eğdi.
"Beni takip ediyorlardı."
"Kapıdan girseydim yaşayamazdım."
Tam konuşmaya devam edecekken seranın dışından bir patlama sesi duyuldu.
GÜM!
Camlar sarsıldı.
Cenk'in sesi telsizden yankılandı.
"Şah!"
"Dışarı çık!"
"Bu dikkat dağıtmak için kurulmuş!"
Emir'in kolundan tuttum.
"Benimle gel."
Tam seradan çıkacakken tavandaki eski camlardan biri büyük bir gürültüyle aşağı düştü.
Emir refleksle beni kenara çekti.
Parçalanan camlar tam az önce durduğum yere dağıldı.
Bir anlığına göz göze geldik.
Hayatımı kurtarmıştı.
Dışarı çıktığımızda bahçedeki güvenlik ekibi koşuşturuyordu.
Cenk hızla yanıma geldi.
"İyi misin?"
"İyiyim."
Sonra Emir'e baktı.
"Bu kim?"
Omzundaki tozu silerken cevap verdim.
"Henüz bilmiyorum."
"Ama sanırım..."
"...anlatacak çok şeyi var."
Uzakta, malikânenin ikinci katındaki pencereden Alya bizi izliyordu.
Ben başımı hafifçe kaldırıp ona baktım.
O da derin bir nefes aldı.
Çünkü ikimiz de biliyorduk...
Bu gece henüz bitmemişti.
Bölüm etkileşimi
