2. bölüm / 11
ŞAHBölüm 2
Bölümler 11Şu an: Bölüm 2
- 1 Bölüm 12.171 kelime
- 2 Bölüm 21.624 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Bölüm 32.438 kelime
- 4 Bölüm 41.305 kelime
- 5 Bölüm 51.684 kelime
- 6 Bölüm 61.230 kelime
- 7 Bölüm 71.689 kelime
- 8 Bölüm 81.135 kelime
- 9 Bölüm 91.976 kelime
- 10 Bölüm 101.493 kelime
- 11 Bölüm 111.070 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Alya
İnsan bazen tek bir cümleyle yıkılır.
Ben ise Hasan Dede'nin gözlerine baktığım an yıkıldım.
Yıllardır bu evdeydi.
Düğünümüzde yanımızdaydı.
Mira doğduğunda onu ilk kucağına alanlardan biriydi.
Şimdi ise gözlerimin içine bakıyor ve bana Kağan'ın sakladığı bir sır olduğunu söylüyordu.
"Ne demek istiyorsun?" dedim.
Hasan Dede derin bir nefes aldı.
"Burada konuşamayız."
Ece hemen araya girdi.
"Hayır. Önce kim olduğunu doğrulayacağız."
Hasan Dede başını salladı.
"Doğru yapıyorsun kızım."
Ceketinin iç cebinden küçük, eski bir anahtar çıkardı.
Anahtarın ucunda gümüş bir satranç taşı vardı.
"Bu anahtarı Kağan Bey bana yıllar önce emanet etti."
"Bir gün Alya Hanım tehlikeye girerse bunu ona ver, demişti."
Elimi uzattım.
Anahtarı avucuma aldığım anda içime tuhaf bir his çöktü.
Kağan bunu ne zaman planlamıştı?
Neden bana hiç bahsetmemişti?
Hasan Dede sessizce devam etti.
"Malikânenin altında herkesin bilmediği bir oda var."
"Orada cevapların bir kısmını bulacaksınız."
Tam o sırada Mira uyanıp hafifçe mırıldandı.
Küçük parmakları anahtara uzandı.
Hasan Dede gülümsedi.
"Annesi gibi meraklı."
Bu gülümseme birkaç saniye sürdü.
Sonra yüzü yeniden ciddileşti.
"Ama acele etmeliyiz."
"Daha fazla vaktimiz yok."
---
Kağan
Çalışma odamın duvarındaki büyük aile fotoğrafına baktım.
Ben...
Alya...
Ve kollarımızdaki küçücük Mira.
O fotoğraf çekildiğinde kendime bir söz vermiştim.
Artık hiçbir görev ailemin önüne geçmeyecekti.
Fakat bazı sözler tutulmak için değil...
İnsana güç vermek için veriliyormuş.
Cenk içeri girdi.
"Şah."
"Teknik ekip güvenlik kayıtlarının bir kısmını kurtardı."
"Dışarıdan biri değil."
"Kapıları içeriden açmışlar."
Sırtımı sandalyeye yasladım.
İhanet...
En çok da güvendiğin yerden gelince ağır oluyordu.
"Evin içindeki herkesin listesini getir."
"Kimseyi suçlamıyoruz."
"Ama kimseyi de göz ardı etmiyoruz."
Cenk sessizce başını salladı.
Kapıya yönelirken durdu.
"Bir şey daha var."
"Nedir?"
"Hasan Dede ortada yok."
İçimde kötü bir his yükseldi.
Hasan Dede...
Çocukluğumdan beri yanımdaydı.
Babam öldüğünde bana sarılan ilk kişiydi.
Bana satranç oynamayı öğreten de oydu.
Onun kaybolması, sadece bir çalışanın kaybolması değildi.
Bu, geçmişin yeniden kapımı çalması demekti.
---
Alya
Hasan Dede bizi dar koridorun sonuna götürdü.
Duvarın üzerinde eski bir tablo asılıydı.
Tozlanmıştı.
Tabloyu yavaşça kaldırdı.
Arkasında küçük bir anahtar deliği vardı.
Elimdeki gümüş satranç taşlı anahtarı dikkatlice yerleştirdim.
"Tık..."
Duvar hafifçe sarsıldı.
Taşlar ağır ağır yana kaydı.
Karşımızda küçük, loş bir oda belirdi.
Odanın ortasında eski bir ahşap masa vardı.
Masanın üzerinde tek bir kutu duruyordu.
Kutunun kapağında Kağan'ın el yazısını görünce nefesim kesildi.
"Alya..."
"Eğer bu kutuyu açıyorsan, planladığım hiçbir şey yolunda gitmemiş demektir."
Kutunun üzerine istemsizce dokundum.
Hasan Dede alçak sesle konuştu.
"Kağan Bey bunu yıllar önce hazırladı."
"Olur da bir gün size ulaşamazsa..."
"...gerçeği bu kutu anlatacaktı."
Ellerim titriyordu.
Kağan bana neyi anlatamamıştı?
Kutunun kapağını yavaşça kaldırdım.
İçinde bir zarf...
Bir alyans...
Ve küçük bir bebek patiği vardı.
Ama en altta duran fotoğrafı görünce dünya sanki durdu.
Fotoğrafta Kağan vardı.
Yanında ise yüzü bana inanılmaz derecede benzeyen genç bir kadın duruyordu.
Şaşkınlıkla fısıldadım:
"Bu... kim?"
Fotoğrafı ellerimin arasına aldım.
Parmaklarım titriyordu.
Kadının yüzü...
Sanki aynaya bakıyordum.
Aynı gözler...
Aynı gülüş...
Aynı çene hattı...
Tek fark, saçlarının omuz hizasında olmasıydı.
Yavaşça Hasan Dede'ye döndüm.
"Bu kadın kim?"
Hasan Dede gözlerini fotoğraftan ayırmadı.
"Onun adı..."
Bir an sustu.
"...Lavin."
"Lavin mi?"
Başını ağır ağır salladı.
"Evet."
"Kağan Bey'in hayatını değiştiren ilk kadın."
Boğazım düğümlendi.
Kalbimin üzerine görünmez bir ağırlık çöktü.
İlk kadın...
Bu iki kelime zihnimde defalarca yankılandı.
Hasan Dede bakışlarımdaki kırgınlığı fark etmiş olacak ki hemen ekledi:
"Yanlış anlama kızım."
"Bu bir aşk hikâyesi değil."
"Bu..."
"...yarım kalmış bir aile hikâyesi."
---
Malikânenin diğer tarafında...
Kağan, çalışma odasındaki büyük masanın üzerine eski dosyaları tek tek diziyordu.
Cenk elindeki tabletle içeri girdi.
"Şah."
"Güvenlik kayıtlarının son kısmını kurtardık."
Kağan başını kaldırdı.
"Ekrana ver."
Tablet masanın üzerine bırakıldı.
Görüntüler birkaç saniye boyunca bozuk ilerledi.
Sonra...
Koridorlardan biri netleşti.
Saat gece 22.41.
Hasan Dede elinde tepsiyle yürüyordu.
Arkasından siyah takım elbiseli genç bir adam geldi.
Adamın yüzü kameraya dönünce Cenk'in kaşları çatıldı.
"Bu..."
"Yeni güvenlik görevlisi."
Kağan'ın bakışları sertleşti.
"Adı."
"Yiğit."
"İki ay önce işe alındı."
Kağan birkaç saniye boyunca görüntüyü izledi.
Yiğit, Hasan Dede'ye yaklaşmıştı.
İkisi kısa bir süre konuştu.
Sonra...
Hasan Dede cebinden küçük bir anahtar çıkarıp Yiğit'e uzattı.
Kağan derin bir nefes aldı.
"Durdur."
Görüntü dondu.
Cenk şaşkınlıkla baktı.
"Hasan Dede neden güvenlik görevlisine anahtar versin?"
Kağan cevap vermedi.
İçindeki ses, gördüğünün göründüğü kadar basit olmadığını söylüyordu.
---
Ben hâlâ fotoğrafa bakıyordum.
"Lavin..."
"Kağan bana neden ondan hiç bahsetmedi?"
Hasan Dede ağır ağır oturdu.
"Çünkü onun öldüğünü düşündü."
Kaşlarım çatıldı.
"Ne demek öldüğünü düşündü?"
"Yıllar önce..."
"Kağan henüz yirmi dört yaşındaydı."
"Bir operasyon sırasında büyük bir patlama oldu."
"Herkes Lavin'in öldüğünü sandı."
"Cesedi hiçbir zaman bulunamadı."
Kalbim hızlandı.
"Yani..."
"Belki de yaşıyor."
Hasan Dede başını salladı.
"Belki."
"O günden sonra Kağan bir daha eski Kağan olmadı."
"İnsanlara güvenmeyi bıraktı."
"Ta ki..."
Gülümsedi.
"...sen çıkana kadar."
Gözlerim doldu.
İlk kez Kağan'ın geçmişindeki acının ne kadar derin olduğunu hissediyordum.
Tam o sırada kutunun içindeki zarf dikkatimi çekti.
Üzerinde yalnızca iki kelime yazıyordu.
'Sadece Alya.'
Derin bir nefes aldım.
Mühürü yavaşça açtım.
İçinden Kağan'ın el yazısıyla yazılmış birkaç sayfa çıktı.
İlk satırı okuduğum anda gözlerim doldu.
«"Alya... Eğer bu mektubu okuyorsan, büyük ihtimalle seni korumayı başaramadığımı düşünüyorum."»
Dudaklarım titredi.
Sayfayı çevirdim.
«"Sana anlatamadığım şeyler için beni affet."»
«"Senden önce de kaybettiğim insanlar oldu."»
«"Ama seni kaybetmek..."»
«"...beni tamamen yok eder."»
Gözyaşlarım kâğıdın üzerine düştü.
Mira küçük elleriyle mektuba dokundu.
Tam o anda...
Kutunun en alt kısmından ince bir metal sesi geldi.
"Çıt..."
Hasan Dede ayağa kalktı.
"Dur."
"Kutunun içinde gizli bir bölme var."
Kutunun tabanı yavaşça yukarı kalktı.
Altında siyah kadife kaplı küçük bir hafıza kartı duruyordu.
Yanında ise tek cümle yazıyordu:
"Gerçekleri izlemeye hazır olduğunda bunu çalıştır."
Odanın içindeki sessizlik, hepimizi aynı soruyla baş başa bıraktı.
Kağan, bu hafıza kartına ne kaydetmişti?
Hafıza kartını avucumun içinde sımsıkı tuttum.
Sanki küçücük bir kart değil de bütün hayatımı değiştirecek bir anahtardı.
"Hasan Dede..."
"Kağan bunu ne zaman hazırladı?"
Yaşlı adam gözlerini yere indirdi.
"Mira Hanım doğmadan birkaç ay önce."
Başımı kaldırdım.
"Demek o zaman bile böyle bir günün geleceğini düşünüyordu..."
Hasan Dede acı bir tebessüm etti.
"Kağan Bey her zaman en kötü ihtimale hazırlanırdı."
Mira sessizce omzuma başını yasladı.
Saçlarını okşarken boğazım düğümlendi.
"Sen ne biliyorsun Hasan Dede?"
"Bana her şeyi anlat."
Hasan Dede derin bir nefes aldı.
"Her şeyi anlatamam."
"Neden?"
"Çünkü bazı cevapları yalnızca Kağan Bey'in kendisi vermeli."
"Eğer ben anlatırsam..."
"...ona verdiğim sözü bozmuş olurum."
Tam o sırada Ece yanımıza geldi.
"Odayı kontrol ettim."
"Şimdilik güvendeyiz."
Sonra elindeki küçük dizüstü bilgisayarı masaya bıraktı.
"Hafıza kartını açabiliriz."
Kalbim hızlanmaya başladı.
Kartı dikkatlice bilgisayara taktım.
Ekran birkaç saniye siyah kaldı.
Sonra tek bir video dosyası belirdi.
DEMİRHAN_01
Dosyaya tıklamadan önce nefesimi tuttum.
Parmağım faredeydi.
"Başlat."
Ekran karardı.
Görüntü yavaş yavaş netleşti.
Kağan...
Karşımdaydı.
Üzerinde beyaz bir gömlek vardı.
Saçları dağınıktı.
Yüzünde alışık olduğum o sert ifade yoktu.
İlk kez onu bu kadar yorgun görüyordum.
Kameraya uzun süre baktı.
Sanki kelimeleri seçmekte zorlanıyordu.
Sonunda konuştu.
"Alya..."
Ekrana istemsizce yaklaştım.
"Sana bunu yüz yüze anlatmayı çok isterdim."
"Ama eğer bu videoyu izliyorsan..."
"...başaramamışım demektir."
Gözlerim dolmaya başladı.
Kağan hafifçe gülümsedi.
"Şimdi büyük ihtimalle bana çok kızgınsın."
"Haklısın."
"Sana söylemediğim şeyler var."
"Çünkü seni korumanın tek yolunun bu olduğuna inandım."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra cebinden küçük bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafı kameraya tuttu.
Fotoğraftaki kadın...
Lavin'di.
Tam fotoğrafa dikkatlice bakacakken görüntü bir anda durdu.
Ekranda kırmızı bir uyarı belirdi.
ŞİFRE GEREKLİ
Ece kaşlarını çattı.
"Video kilitlenmiş."
"Devamı için şifre istiyor."
Sinirle masaya vurdum.
"Şifre ne?"
Hasan Dede sessizce mırıldandı.
"Kağan Bey bana söylemedi."
"Yalnızca bir ipucu bıraktı."
"Hangi ipucu?"
Yaşlı adam bana baktı.
"Şifre..."
"...Şah'ın asla unutmadığı tarihle ilgili."
O an odadaki herkes sustu.
Kağan'ın hayatında unutamayacağı onlarca tarih vardı.
Doğum günü...
Babasının ölüm günü...
Bizim tanıştığımız gün...
Düğünümüz...
Mira'nın doğumu...
Ama hangisi?
Bilgisayar ekranındaki imleç sessizce yanıp sönmeye devam ediyordu.
Ve ben ilk kez, eşimi ne kadar sevsem de onun geçmişi hakkında ne kadar az şey bildiğimi fark ettim.
O sırada, bilgisayarın hoparlöründen zayıf bir ses geldi.
Tek bir cümle...
Sanki video tamamen kapanmadan önce kaydedilmiş son söz gibi.
«"Alya... Eğer doğru tarihi bulursan... yalnızca gerçeği değil, beni de anlayacaksın."»
Beş Yıl Önce
Kağan
Yağmur...
Hayatımın en kötü gecesi de yağmurluydu.
Omzumdan akan kan, gömleğimi tamamen kırmızıya boyamıştı.
Nefes almakta zorlanıyordum.
Arkama bakmadan koşuyordum.
Peşimdekilerin ayak sesleri giderek yaklaşıyordu.
Bir sokağın köşesine sığındım.
Duvara yaslandım.
Başım dönüyordu.
"Gitmeliyim..."
Kendi kendime fısıldadım.
"Hâlâ işim bitmedi."
Ama bedenim beni dinlemiyordu.
Birkaç adım attım.
Sonra dizlerimin bağı çözüldü.
Soğuk asfaltın üzerine düştüm.
Yağmur yüzüme vururken gözlerim yavaşça kapanmaya başladı.
İşte tam o anda...
Yumuşak bir kadın sesi duydum.
"İyi misiniz?"
Cevap veremedim.
Ses tekrar yaklaştı.
"Beni duyuyor musunuz?"
Gözlerimi araladım.
Karşımda siyah şemsiyenin altında genç bir kadın duruyordu.
Uzun kahverengi saçları omuzlarına dökülmüştü.
Yeşil gözlerinde korkudan çok endişe vardı.
İlk düşündüğüm şey şuydu:
Kaç.
Benim yanımda duran herkes tehlikeye girerdi.
Son gücümü toplayıp konuştum.
"Git..."
Kadın kaşlarını çattı.
"Ne?"
"Buradan..."
"...git."
Tam o sırada uzaktan siren sesleri duyuldu.
Kadın etrafına bakındı.
Sonra yeniden bana döndü.
"Yaralısınız."
"Sizi burada bırakamam."
İçimden acı bir kahkaha geçti.
Beni tanısaydı...
Asla bunu söylemezdi.
"Beni tanımıyorsun."
"Sorun değil."
Tanımıyordu.
Gerçekten tanımıyordu.
İnsanlar ismimi duyunca yollarını değiştirirdi.
Bu kadın ise adımı bile bilmeden bana yardım etmeye çalışıyordu.
Başımı kaldırıp ilk kez yüzüne dikkatlice baktım.
Yağmur damlaları kirpiklerine tutunmuştu.
Titriyordu.
Ama kaçmıyordu.
"Adın ne?"
Kadın kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.
"Alya."
İlk kez o gece gülümsedim.
Çok belli belirsizdi.
Belki de yıllar sonra attığım ilk gerçek gülümsemeydi.
"Alya..."
"Gidersen kurtulursun."
Alya dizlerinin üzerine çöktü.
"Ben doktor değilim."
"Ama ilk yardım biliyorum."
"Ve sizi burada ölüme bırakamam."
O anda uzaktan gelen far ışıkları sokağı aydınlattı.
Peşimdekiler...
Beni bulmuştu.
Başımı kaldırıp Alya'nın gözlerine baktım.
"Eğer şimdi gitmezsen..."
"...hayatın sonsuza kadar değişecek."
Alya'nın cevabı ise tek cümleydi.
"Bazen insanların hayatı..."
"...tek bir karar yüzünden değişir."
"Ve ben kararımı verdim."
Hiç düşünmeden kolumu omzuna aldı.
Bütün ağırlığımı taşımaya çalışıyordu.
İmkânsızdı.
Ben neredeyse doksan kiloydum.
O ise zarif bir kadındı.
Yine de vazgeçmedi.
O gece ilk kez anladım.
İnsanları güçlü yapan şey kasları değil...
Kalpleriydi.
Ve o kadının kalbi...
Tanıdığım herkesten daha cesurdu.
Bölüm etkileşimi
