44. bölüm · Ruhun Barut İzi: ll Barutun Sustuğu Yer
44. Bölüm
KAN VE MUCİZE
Aras’ın koca bir dağ gibi devrilip koridorun soğuk zeminine yığılmasıyla zaman sanki rayından çıktı. Kasvetli hastane koridoru bir anda acı feryatlarla, yankılanan çığlıklarla çalkalanmaya başladı. Ayşen dizlerinin üstüne çöküp elleriyle yüzünü kapatarak hıçkırıklara boğulurken, Fadime yaşadığı o bir anlık felç edici şokun ardından hızla Menesa’ya döndü.
Menesa’nın gözleri geriye kaymış, yüzü saniyeler içinde morarmaya başlamıştı. Göğsü acı dolu, yırtıcı bir hırıltıyla inip kalkıyor fakat bedenine tek bir zerre oksijen girmiyordu. Enjekte edilen ağır ilacın ve geçirdiği krizin etkisiyle dili şişerek geriye kaçmış, hava yolunu bir tıkaç gibi tıkamıştı. Çenesi ise bir demir kadar sertleşip kenetlenmişti.
"Nefes almıyor!" diye bağırdı Fadime. Yüreğini dağlayan dehşet, doktorsal reflekslerinin gölgesinde kaldı.
Hemen Menesa’nın yanına diz çöktü. Bedenini hızla sırtüstü uzatıp başını geriye doğru eğdi. İki elini kenetlenmiş çene kemiğinin köşelerine yerleştirip var gücüyle öne ve yukarı doğru itti.
"Ayşen! Ağlamayı bırak, çabuk bana sert bir şey getir! Kalem, çubuk, ne varsa! Çenesi kilitlendi, dili boğazını tıkıyor!"
Koridorda dona kalan hemşirelerden biri koşarak acil müdahale çantasından metal bir dil basma spatulası uzattı. Fadime kan ter içinde kalmıştı. Spatulayı Menesa’nın kenetlenmiş dişlerinin arasından içeri sokup gücüyle kanırtarak çeneyi araladı. Parmağına sardığı steril gazlı bezle şişen dili öne çekti ve plastik hava yolu tüpünü (airway) boğazından aşağı kaydırdı.
O an Menesa’nın göğsü devasa bir gürültüyle havalandı. Ciğerlerine hücum eden havayla birlikte derin, yırtıcı bir nefes aldı. Bedenindeki morarma soluk bir beyaza evrilirken titremeleri devam ediyordu.
"Nöbet geçiriyor, ilacın etkisinde!" diye bağırdı Fadime panikle etrafını saran sağlık ekibine. "Hemen kas gevşetici vurun! Şok odasına alıyoruz, çabuk!"
Bir yandan arkadaşının hayatta kalması için savaşırken, gözünün ucuyla koridorun ortasında, al kalmış kan birikintisinin içinde yatan Aras’a baktı. İçindeki çaresizlik her geçen saniye katlanarak büyüyordu.
Saniyeler içinde gelen sağlık ekipleri Aras’ı hızlıca sedyeye alıp acil müdahale odasına doğru koşturdu. Silah seslerini duyan hastanedeki herkes büyük bir panikle sağa sola kaçışırken, kısa süre içinde bölgeye sevk edilen jandarma ekipleri binayı tamamen kontrol altına aldı.
Vurulma haberini alır almaz hastaneye ulaşan Utku ve Demir, koridordaki o ağır atmosferin içine daldı. Ayşen, Utku’yu görür görmez gözyaşları içinde onun göğsüne sığındı. Fadime ise o zümrüt yeşili gözlerinden sicim gibi süzülen yaşlarla Demir’e baktı ve kendini onun kollarına bıraktı.
"Demir çok korkunçtu... Menesa... Menesa, Aras’ı vurdu. Sevdiği adamı vurdu!"
Demir, gözünden süzülen tek damla yaşa engel olamayarak kollarını Fadime’nin sırtına doladı. Sesi titriyordu: "Abim... Abim iyi mi?"
Fadime hıçkırıklarının arasından boğukça fısıldadı: "Bilmiyorum Demir... Hiçbir şey düşünemiyorum..."
Demir, Fadime’nin omuzlarından tutup gözlerinin içine baktı. "Fadime’m sakin ol. Şu an kendimizi kaybetmenin zamanı değil."
Ayşen gözyaşlarını silerek araya girdi: "Demir haklı Fadime. Olayın ne olduğunu henüz bilmiyoruz ama güçlü durmalıyız. Şimdi gidip minik Kardelen’i alacağım. Menesa’mın emanetini koruma zamanı."
Fadime derin bir nefes alıp gözlerini sildi. "Haklısın Ayşen, güçlü olmak zorundayız."
Utku, bakışlarını Demir’e çevirdi. "Abimizi bulalım Demir."
"Evet kardeşim, gidip abimize bakalım."
Ayşen bebek odasına doğru ilerlerken Utku da ona eşlik etti. Hastaneden teslim aldıkları minik Kardelen ile birlikte lojmana geçtiler. Menesa’nın dolapta önceden sakladığı anne sütleri bebek için hayati önem taşıyordu. Ayşen, içindeki yangına rağmen dimdik durmaya çalışıyordu; çünkü minik kızın şu an ona ihtiyacı vardı.
Menesa ise yoğun bakım ünitesinde, damar yolundan verilen yüksek doz kortizonlu serumla sıkı bir müşahede altına alınmıştı. Aras hâlâ ameliyathanede göründüğü için kimse net bir bilgi alamıyordu. Her şey zifiri bir belirsizliğin ortasındaydı.
**4 Saat Sonra...**
Fadime, yoğun bakım ünitesinin önündeki metal sandalyede oturmuş, iki elinin arasına aldığı başıyla bomboş zemine bakıyordu. Yüzündeki solgunluk zamanın ne kadar ağır aktığının kanıtıydı.
Demir elinde bir su şişesiyle yanına yaklaştı. "Fadime, saatlerdir burada böyle oturuyorsun. Al, iç şunu... Paraladın kendini."
"Ne yapayım başka Demir?" dedi Fadime kafasını kaldırmadan. "Arkadaşlarım can çekişiyor ve ben ne olduğundan habersizim. Bu kız daha ne yaşayacak, yürek dayanır mı buna?"
"Biliyorum," dedi Demir yanına oturarak. "İkisi de benim de dostum Fadime. Ama güçlü olmak zorundayız. Biz kendimizi bırakırsak onlar nasıl ayakta kalsın? Hadi, bir yudum su iç..."
Fadime elini tam şişeye doğru uzatmıştı ki yoğun bakım odasından gelen o monoton bip sesleri aniden kesildi. Yerinizi kulak tırmalayıcı, buz gibi tek bir tiz ton aldı. Monitördeki yeşil dalga dümdüz bir çizgiye dönüştü.
*SİİİİİİİİİİİİP...*
"Kardiyak arrest! Kalp durdu!"
Fadime’nin feryadıyla birlikte üç sağlık görevlisi odaya daldı. Zaman aleyhlerine amansızca işliyordu. Fadime hiçbir şey düşünmeden Menesa’nın göğsünün tam ortasına iki elini kenetleyip ritmik bir şekilde baskı uygulamaya başladı. Kalp masajının sertliğiyle Menesa’nın bedeni sedyede sarsılıyordu.
"CPR başladı! Çabuk defibrilatörü hazırlayın! Bir ampul adrenalin enjekte edin!"
Hemşirelerden biri damar yolundan adrenali basarken, diğeri elektroşok pedallarını jelle kaplayıp Fadime’ye uzattı.
"200 Joule şarj et!"
Cihaz tiz bir vınlamayla doldu. Fadime pedalları Menesa’nın göğsüne sertçe bastırdı: "Hastadan uzaklaşın! AÇILIN!"
*BUM!*
Menesa’nın bedeni elektroşokun gücüyle sedyeden havalanıp geri düştü. Fadime gözlerini monitöre dikti. Düz çizgi birkaç saniye boyunca acımasızca uzayıp gitti.
"Ritim yok! Masaja devam!" Fadime tekrar göğse yüklendi. Şakaklarından süzülen ter damlaları çarşafa düşüyordu. "Geri dön Menesa... Bebeğin için, Aras için dön!"
"Şarj 250 Joule! Açılın!"
*BUM!*
İkinci şokla birlikte elektrik dalgası bedeni bir kez daha sarstı. Oda, saniyeler süren ölümcül bir sessizliğe gömüldü. Ve ardından... Monitörde küçük, zayıf bir kırılma belirdi.
*Bip... Bip... Bip...*
"Ritim geldi! Sinüs ritmi yakalandı, nabız var!"
Fadime derin, titrek bir nefes vererek geriye doğru çekildi. O an dışarıda, camın arkasından müdahaleyi izleyen Demir için geçen o üç dakika adeta iki asır gibi sürmüştü. Zaman durmuş, ecelin soğuk nefesi koridordan çekilmişti.
Menesa gözlerini yavaşça araladı. Kirpikleri ağır ağır titrerken bakışları boşlukta, odanın tavanına dikildi. Zihni ilacın ve elektriğin etkisiyle dumanlıydı. Boğazındaki tüpten ve yüzünü kaplayan oksijen maskesinden dolayı konuşamıyor, dudaklarının arasından sadece hırıltılı sesler çıkıyordu.
*’Ben öldüm mü?’* diye düşündü içindeki o cılız sesle. *’Burası ahiret mi?’*
Fadime hemen yatağın kenarına yaklaştı. "Menesa... Menesa, beni duyuyor musun?"
Menesa’nın aklı hâlâ bulanıktı. Elini zayıf bir refleksle yüzündeki maskeye götürüp çekmeye çalıştı. Fadime incitmekten korkarak maskeyi yavaşça kenara aldı.
"Fadime..." dedi Menesa. Sesi pürüzlü, bir yaprak fısıltısı kadar kısıktı.
Ardından yüzü aniden ciddileşti. İfadesi derin, karanlık bir düşünceye battı. Zihnindeki o sis perdesi yavaş yavaş aralanıyor, parçalar yerine oturuyordu. Gözlerinin önüne korkunç bir perde indi: O kadının tehditkar silüeti, sırtına batan şırınganın acısı ve en kötüsü... Silahın patlama anı. Aras’ın göğsünden vurulup yere yığılışı.
Monitördeki kalp ritmi aniden fırladı; *bip-bip-bip-bip!* Nefesi tıkandı, gözleri dehşetle açıldı.
"Ben... Ben..." diye inledi. Sesi boğazındaki tahriş yüzünden çatlaktı. "Vurdum... Onu... Vurdum..."
"Öldürdüm... Ben... Ben öldürdüm!"
Fadime hemen onun titreyen ellerini tuttu. "Sakin ol lütfen, arkadaşım lütfen..."
Menesa kolundaki serum hortumunu hırsla çekiştirip yataktan kalkmaya çalıştı. "Hayırrrrrrr!" diye haykırdı. İki elini kafasına bastırıp boğazındaki acıyı hiç umursamadan feryat etti. "AAAAAAAAAAA!"
"Ben neden uyandım? Neden ölmedim ben? Öldüreceğim kendimi, bırakın beni!" Bütün gücüyle çırpınıyordu. "Bırakın!"
Gözyaşları yanaklarından sicim gibi boşalırken göğsünden kopan feryat odayı inletiyordu: "Aaaaa! Aaaaa!"
Başının şiddetle dönmesine rağmen yataktan doğrulup ayağa kalktı. Şuurunu kaybetmiş gibi eline geçen tıbbi malzemeleri, serum askısını devirdi ve bacaklarındaki derman tükenince dizlerinin üzerine kapaklandı.
Fadime, kendisini tamamen kaybeden arkadaşına bakarken yüreği parçalanıyordu. İçindeki o devasa zehri, öfkeyi ve acıyı dışarı kusması için ona sakinleştirici vurmadı. Çünkü biliyordu ki hiçbir ilaç, bir kadının kocasını öldürdüğü sanrısıyla yanan ruhunu sakinleştiremezdi.
"Ben... Ben kocamı öldürdüm!" diye hıçkırdı Menesa, zemine çökmüş halde. "Nasıl yaptım bunu... Allah'ım neden benim de canımı almadın? Aaaaa!"
O bağıra bağıra ağlayıp yerleri yumruklarken, odanın kapısından gür, tanıdık ve derinden gelen bir ses yükseldi:
"MENESA..."
Menesa ellerini başından yavaşça çekti. Sesin geldiği yöne doğru başını kaldırdı. Bakışları, kapının eşiğinde duran silüete çarptığında bedeni baştan aşağı buz kesti.
"Öldüm mü?" dedi, sesi bir karıncanın ayak sesi kadar cılız çıkıyordu. "Ben... Yoksa rüya mı görüyorum?"
