17. bölüm · Ruhun Barut İzi: ll Barutun Sustuğu Yer
17. Bölüm
Hüzün Yağmurunda Aşk
Menesa, banyodaki sabah rutinini bitirip odaya adım attığında, odanın içindeki loş ışıkta Aras’ı beklerken buldu. Aras’ın elinde küçük, şeffaf bir ilaç şişesi vardı; parmaklarının arasında neredeyse kayboluyordu. Menesa kapı eşiğinde durup ona öylece baktı. Gözlerindeki sis perdesi kalktıkça, etrafındaki dünyayı ve karşısındaki adamı daha net görüyordu.
"Çiçek," dedi Aras, sesi her zamanki gibi kadifemsi ama bir o kadar da özenliydi. "İlaç saatin geldi. Gözüne damlalarını damlatmamız gerekiyor."
Menesa hafifçe irkilerek elini alnına götürdü. "Ben tamamen unutmuşum... Sen unutmamışsın."
Aras, cebinden çıkardığı telefona kısa bir an bakıp ardından bakışlarını tekrar Menesa’ya çevirdi. "Telefonuma hatırlatıcı kurdum. Ama inan bana, o hatırlatmasa bile seninle ilgili hiçbir şeyi unutmam ben."
Menesa’nın içindeki o buruk sızı yeniden baş gösterdi. Sesine çöken o hüzünlü tonu gizleyemeden, "Teşekkür ederim," dedi fısıldar gibi.
"Hadi, otur şöyle koltuğa da saatini geçirmeyelim," diyerek yumuşak bir komut verdi Aras.
Menesa, odanın ortasındaki rahat koltuğa adımlayıp oturdu ve başını hafifçe geriye doğru yasladı. Aras, sessiz bir gölge gibi koltuğun arkasına geçti. Şişenin kapağını açarken çıkan küçük tıkırtı odada yankılandı. Eğildiğinde, kokusu Menesa’nın burnuna çalındı. Özlenen, tanıdık ama bir o kadar da yabancı bir koku. Menesa gözlerini iyice açtı. Aras, titiz bir cerrah dikkatiyle, incitmekten korkar gibi yavaşça ve nazikçe iki gözüne de birer damla damlattı. Menesa’nın sağlığı, Aras’ın bu hayattaki en büyük hassasiyeti, kelimenin tam anlamıyla kırmızı çizgisiydi.
Menesa acıyan gözlerini birkaç kez kapatıp açtı, kirpikleri ıslanmıştı. Gözlerini tamamen açtığında, Aras’ın hala gitmediğini, yüzünün hemen tepesinde, ona doğru eğilmiş bir halde beklediğini gördü. Menesa’nın bakışları, Aras’ın o derin, hare hare parlayan kehribar gözlerine takılıp kaldı. Zaman o an ikisi için de durdu.
Menesa içinden geçirdi:
*“Görüyorum artık... Çok güzel gözlerin var. Saçların, kaşların, hatta yüzündeki o derin yara izleriyle bile o kadar yakışıklısın ki... Şimdi sen benim kocam mısın yani? Çok tuhaf hissediyorum. Ben sana bir aydır bir kardeşin, bir ağabeyin şefkatiyle yaklaştım. İçimdeki bu duygu o kadar karmaşık ki... Şu an hissettiğim şey sadece merhamet mi, yoksa yeniden sevmek mi? Ben sevmeyi bile unutmuşum...”*
Düşünceleri ağır gelince Menesa’nın gözleri bir anda doluverdi. Boğazına düğümlenen hıçkırığı gizlemek için kendini öne doğru dikleştirdi, Aras’ın kehribar gözlerinden kaçırmaya çalıştı bakışlarını. Ama geç kalmıştı; Aras’ın da gözleri çoktan buğulanmıştı.
Menesa, ortamdaki bu ağır havayı dağıtmak ister gibi sordu: "Telefon dedin ya az önce... O ne demek?"
Aras, onun bu masum ve hafızasız dünyasına içinin acıdığını hissederek baktı. "Telefon bir iletişim aracı. Uzaktaki yakınlarını arayıp seslerini duyabiliyorsun onunla."
Menesa’nın gözleri parıldadı. "Çok iyiymiş! Gülsara’yla konuşabilir miyim onunla?"
Aras duraksadı. "Şimdi mi?"
"Evet, bacımı çok özledim."
Tam o sırada kapı hafifçe tıklatıldı ve içeriye elindeki yemek tepsisiyle genç bir hasta bakıcı girdi. "Size kahvaltınızı getirmiştim," dedi güleryüzle.
Aras, bu bölünmeden gizli bir memnuniyet duyarak hemen atıldı. "Teşekkür ederiz," diyerek tepsiyi elinden aldı ve odadaki sehpanın üzerine bıraktı. Ardından Menesa’ya döndü. "Kahvaltımızı edelim önce. Bebek acıkmıştır, karnımızı bir doyuralım."
Aras, Gülsara’nın tüm gerçekleri bildiğini ve Menesa’yla konuşursa her şeyi erkenden açık edeceğini bildiği için bu konuşmayı ertelemek istiyordu.
Birlikte kahvaltıya oturdular. Menesa tabağındaki peynirden küçük bir parça alıp çiğnerken, gözü Aras’a kaydı. Aras önündeki yemeğe bakıyor ama lokmalar boğazına diziliyor gibi yutkunamıyordu. Hala canı acıyordu, ruhundaki o büyük yara kanıyordu. Menesa’nın gözlerine bakamıyor, bakışlarını tabağına sabitlemiş bir halde gözyaşlarını içine akıtmaya çalışıyordu.
Menesa dayanamadı. Çatalındaki beyaz peyniri yavaşça Aras’a doğru uzattı. Sesi titreyerek, ilk kez o ismi dudaklarından döktü: "Ar... Ar... Aras..."
Aras, adının onun dudaklarından dökülüşünü duyduğu an elektrik çarpmış gibi oldu. Kafasını hızla kaldırıp Menesa’ya baktı. Gözünün kenarından tek bir damla yaş süzülürken, Menesa’nın elindeki çatal havada öylece asılı kalmıştı.
Aras şaşkınlıkla fısıldadı: "Aras mı dedin?"
"Evet," dedi Menesa, yüzünde hafif, muzip bir tebessüm belirdi. "Gözlerim kapalıyken seni sesinden ötürü çok büyük sanmıştım. Ama bakıyorum da, pek de öyle abi gibi durmuyorsun."
Aras’ın yüzündeki o gergin keder, yerini sıcak bir gülümsemeye bıraktı.
"Hadi ama, elim havada kaldı. Şu peyniri yer misin artık?" dedi Menesa, sesini biraz sitemkar ama tatlı bir tonda yükselterek. "Dün akşam bayıldın zaten. Nasıl korumasın sen? Eğer yeterli beslenmezsen, kendine bakamazsan başka koruma talep ederim, ona göre..."
Aras, onun bu eski hallerini anımsatan tatlı tehdidine karşı koyamadı. "Tamam, tamam... Başka bir korumaya asla izin veremem. Hemen yiyorum," diyerek uzatılan çataldaki peyniri ağzına attı.
Menesa’nın yüzünde kocaman, içten bir gülümseme açtı. Üzerlerine hüzün yağmurları yağıyordu belki ama ikisi de sırf diğeri ayakta kalsın diye birbirinden güçlü durmaya çalışıyordu.
Aras, içindeki o buruk mutlulukla tabağa uzandı. Ekmeğin üzerine bolca kaymak ve bal sürerek bu kez o Menesa’ya uzattı. Menesa da gülümseyerek, büyük bir iştahla ekmekten kocaman bir ısırık aldı. Lokmasını çiğnerken elini hafifçe karnına koydu ve içinden kızına fısıldadı: *“Kızım bak, baban seni besliyor...”*
Kahvaltı bittiğinde odadaki sessizlik yeniden derinleşti. Koltukta yan yana otururlarken Menesa, bakışlarını Aras’a dikti. Sesi un ufak olmuştu, gözlerinden akan yaşlara artık engel olamıyordu.
"Ailen nerede Aras?" diye sordu.
Aras, bu soruyla adeta buz kesti. Menesa’nın gözlerindeki o yaşları, sesindeki o titremeyi görünce anladı; Menesa aslında cevabını bildiği bir soruyu soruyordu ona. Bir şeyleri çözmüştü, hissetmişti.
Aras’ın da sesi titredi, boğazı düğüm düğüm oldu. "Ailemin yanındayım..." dedi, gözlerini ondan ayırmadan.
Menesa hıçkırıklarını zapt etmeye çalışarak devam etti: "Ben... Ben... Senin..." Kelimeler boğazına diziliyor, yan yana gelmemek için direniyordu.
Aras’ın gözleri tamamen dolmuştu artık. Aylardır, günlerdir bu yüzleşme anını, onun gözlerinin içine bakarak her şeyi anlatacağı o günü bekliyordu.
Menesa daha fazla dayanamadı, içindeki baraj kapakları patladı. "Ben Menesa’yım... Senin Mor Çiçeğinim, değil mi?" diye haykırdı.
Aras şok içindeydi. Menesa adını biliyordu, kocasının o olduğunu biliyordu. Gözlerinden yaşlar sicim gibi süzülürken şaşkınlıkla sordu: "Sen... Nasıl öğrendin?"
"Kolyede adın yazıyordu," dedi Menesa ağlayarak. "Bir de sen dün akşam baygınken yatakta durmadan 'Menesa' diye sayıkladın..."
Aras’ın gözlerinde bir pişmanlık belirdi. "Dün demek bu yüzden kızgındın bana..."
"Evet," dedi Menesa, yaşlar yanaklarından süzülürken. "Çünkü kendimi kandırılmış hissettim."
"Ben... Ben sadece senin tamamen iyileşmeni bekledim. İnan bana, dün sabah her şeyi anlatacaktım sana."
Aras, Menesa’nın ona hesap sormasını, öfkelenmesini beklerken, genç kadının dudaklarından hiç beklemediği, kalbini paramparça eden o soru döküldü:
"Çok... Çokkk acı çektin mi?" dedi Menesa, hıçkırıklara boğularak.
Aras bu soru karşısında daha fazla dayanamadı. Aylardır içine gömdüğü, gecelerce uykusuz kalarak biriktirdiği o devasa ızdırabı serbest bıraktı. Koltukta Menesa’ya doğru kaydı ve onu kollarının arasına alıp göğsüne bastırdı. İkisi de birbirine tutunmuş, hıçkırıklarla ağlıyordu. Odada sadece onların can yakan ağlama sesleri vardı.
Aras, yüzünü onun saçlarına gömerek haykırdı: "Menesa’m... Ben seni çok... Çok özledim... Seni kaybettim sandım. Evet, çok acı çektim. Sensiz her gün, her saniye çok acı çektim..."
Menesa, kollarını Aras’ın boynuna doladı. "Tamam, ben buradayım Aras... Bak, geldim, geri döndüm sana. Belki geçmişi hatırlamıyorum ama üzülme, ben hep senin yanında olacağım..."
Aras, duyduklarına inanamıyormuş gibi onu daha da sıkı, kemiklerini kıracakmış gibi sardı. "Hatırlamaman umurumda bile değil Menesa’m! Ben seninle her şeye yeniden başlamaya hazırım. Varsın eski anılarımız olmasın... Ben seni kendime yeniden aşık ederim. Söz veriyorum."
Aras, onun o cennet kokusunu, aylardır hasret kaldığı ten kokusunu derin derin içine çekti.
Menesa, geri çekilerek narin ellerini Aras’ın ıslak yüzüne, yanaklarına koydu. Gözlerinin içine bakarak, "Biliyor musun?" dedi. "Sen beni o mayın tarlasından, o ölümün kıyısından çekip alırken... İçimden 'Keşke benim eşim bu adam olsaydı' diye geçirmiştim. Ama sonra gerçeği bilmediğim için seni abim yerine koydum. İçimde çok karmaşık duygular var Aras... Ama senin bu çaresizliğini, bu acı çekişini gördükçe kalbime bir şey saplanıyor. Aklım başka bir şey, kalbim bambaşka bir şey söylüyor."
Aras, aşkla ve minnetle eğilip dudaklarını Menesa’nın alnına uzunca bastırdı. "Sen buradasın ya, yanımdasın ya... Ben bir ömür boyu beklerim seni. Yeter ki uzaklaşma benden."
"Uzaklaşmayacağım, burada seninle kalacağım," dedi Menesa. Yüzünde ağlarken beliren o muazzam gülümsemeyle elini yavaşça karnına, bebeğinin üzerine götürdü. "Baba... Baba oluyorsun Aras..." dedi büyük bir heyecanla.
Aras, gözlerindeki yaşları elinin tersiyle silip kocaman gülümsedi. Kendi büyük, nasırlı elini, Menesa’nın karnındaki o narin elinin üzerine koydu. "Hem de kız babası oluyorum," dedi, göğsünü gururla ve erkeksi bir sevinçle kabartarak.
"Ah... Bak, tekme attı kızımız!" dedi Menesa, neşeyle kıkırdayarak.
İkisini hayata ve birbirine bağlayan, o karanlık günlerden süzülüp gelen mucizevi bir bebek vardı aralarında. Aras, heyecanla elini karnında biraz daha gezdirdi. Avucunun içinde o küçük, hafif tekmeyi hissedince gözleri parıldadı, mutluluktan deliye dönecek gibi oldu. Artık korkmadan, göğsünü gere gere baba olduğunu, bir kızı olacağını haykırabilirdi.
"Baba oluyorum!" diye bağırdı Aras odanın içinde, büyük bir coşkuyla.
Menesa onun bu çocuksu haline yüksek sesle güldü. "Ben de anne oluyorum!" diyerek heyecanla ayağa kalktı.
Aras, ruhuna aylar sonra ilk kez çöken o muazzam huzurla Menesa’ya doğru bir adım attı ve onu tekrar kolları arasına aldı. Menesa da başını onun göğsüne yaslayıp sıkıca sarıldı kocasına. İçinden, Aras’ın güldüğü zaman ne kadar tatlı ve yakışıklı olduğunu geçirdi. Kayıp bir hafızası vardı belki ama ardında onu böyle delice seven bir kocası ve kurulmayı bekleyen bir ailesi olması, onun için bu dünyadaki en büyük mutluluktu.
Menesa, yavaşça Aras’ın kollarından sıyrılıp geri çekildi. Gözlerinde muzip ve meraklı bir pırıltıyla sordu:
"Eee... Şimdi bana Menesa’nın aslında kim olduğunu en başından anlatacaksın bakalım, Barut Adam..."
Aras, Menesa geçmişi henüz hatırlamasa da, onun artık yanından gitmeyeceğini bilmenin verdiği o sonsuz hafiflikle, karısına sevgiyle gülümsedi.
