40. bölüm · Ruhun Barut İzi: ll Barutun Sustuğu Yer

40. Bölüm

Hanife *****

Yarım Kalan Bir Hesaplaşma, Tamamlanan Bir Sofra
Şubat ayının son demlerinde, kışın amansız beyazlığı lojmanların bahçesini esir almıştı. Lojman bahçesine giren arabadan inen Aras, montunun yakalarını kaldırarak Menesa’nın koluna girdi. Birlikte lapa lapa yağan karın bıraktığı o çıtırdayan sesler eşliğinde binaya giriş yaptılar. Hemen arkalarından gelen Utku ise arabayı nizami bir şekilde park etmekle meşguldü.
Aynı anlarda yukarıdaki dairede, salondaki hava adeta bıçak keskinliğindeydi. Demir ve Fadime, aralarındaki o tuhaf ve çözümsüz gerilimin ortasında tek bir kelime etmeden oturuyorlardı. Sessizlik büyüyüp ortam giderek ağırlaşırken kapının ısrarlı zili çaldı.
Fadime, üzerindeki o ağır kasveti sıyırıp atarcasına büyük bir neşeyle kapıya koştu. Kapıyı açtığında karşısında Menesa’yı görünce yüzü aydınlandı:
"Oy! Benim canım arkadaşım gelmiş, hoş gelmiş!"
İçeriden buram buram yayılan nefis yemek kokuları ve özenle hazırlanmış sofra göz alıyordu. Menesa, yorgun gözlerinin arkasından içtenlikle gülümsedi:
"Hoş buldum canım benim..."
Tam o sırada koridorda Demir belirdi. Bakışlarını kaçırarak hafifçe kekeledi:
"Ben... Ben de yeni geldim yenge. Sizi karşılayayım dedim..."
Menesa, Demir’in bu telalaşlı hâline bıyık altından gülümsedi. Karşısında sanki yaramazlık yaparken yakalanmış küçük bir çocuk duruyordu.
"Hoş geldin Demir. Açıklama yapmana gerek yok," dedi gülerek.
Aras da eşinin bu hâline sessizce tebessüm etti. Birlikte ayakkabılarını çıkarıp salona geçtiklerinde, evdeki o hummalı hazırlığı ve zengin sofrayı görüp derin bir huzur hissettiler.
Aşağıda ise durum başkaydı. Utku, arabayı park ettikten sonra karısıyla abisi ve yengesi arasında kalmanın çaresizliğini yaşıyordu. Yukarı çıksa birinci kattaki dairesinde tek başına bekleyen Ayşen yalnız kalacaktı, aşağıda kalsa aklı yukarıda kalacaktı. En sonunda içi elvermedi, Ayşen’in yanına geçti.
Menesa salondaki rahat koltuğa yavaşça yerleşti. Gözleri mükemmel şekilde donatılmış masaya kaydığında duraksadı. Başını kaldırıp Fadime’ye baktı:
"Fadime... Bunu beraber yaptınız, değil mi? O nerede?"
Fadime, arkadaşının kimi kastettiğini anında anlayarak kısa ve durgun bir cevap verdi:
"Aşağı indi..."
Aras, bakışlarını sessizce Menesa’ya çevirdi. Hastanedeki o bir hafta boyunca bu konu aralarında tek bir kez bile açılmamıştı. Menesa’nın yüzü bir anda buruklaştı; kalbi kırık, ruhu yaralıydı. Ancak annelik duygusu, içindeki o sert kayaları biraz olsun yumuşatmış, hislerini daha kırılgan ve bağışlayıcı bir yere çekmişti.
Derin bir nefes alıp göğsünü kabarttı ve kararını verdi:
"Demir... Utku’ya söyle, yukarı gelsinler."
Aras, eşinin bu olgun ve merhametli kararı karşısında içtenlikle gülümsedi. Demir ise bu haberi almaktan büyük bir mutluluk duyarak hemen telefonuna sarıldı:
"Tabii yenge, hemen çağırıyorum!"
Demir rehberden Utku’yu bulup aradı:
"Kardeşim, hadi yukarı gelin, yengem çağırıyor."
Utku ahizenin diğer ucunda şaşkınlıkla duraksadı:
"Gelin derken? Sadece ben mi... Ayşen de mi?"
"Lan oğlum 'gelin' diyor işte, uzatma hadi!"
"Tamam... Geliyoruz!"
Utku telefonu kapatıp müjdeyi verdiğinde Ayşen’in yüzünde umut dolu bir tebessüm belirdi. Gözleri parlayarak, "Aşkım... Menesa gelmemi istemiş! Beni silmemiş..." dedi.
Utku eşinin omzunu sıktı: "Biliyorum Ayşen. Yengem affeder demiştim sana."
İkili hızlı adımlarla üst kata çıkıp zili çaldı. Kapıyı açmaya Demir gitti. Fadime de Aras da kapıdaki karşılaşmayı ve içeride yaşanacakları büyük bir merakla bekliyordu. Demir kapıyı açtığında Ayşen’in kalbi adeta göğsünden fırlayacakmış gibi küt küt atmaya başladı. Terliklerini çıkarıp kenara koyarken bacakları titriyor, salona doğru adımlarını zorlukla atıyordu. Menesa’nın karşısına çıkmaya ne cesareti vardı ne de yüzü... Sadece derin bir utanç içindeydi.
Salonun eşiğinde belirdiğinde gözleri doğrudan Menesa’yı buldu. Menesa’nın zihninde bir anda bir hafta önceki o yıkıcı tartışma, duyduğu o ağır ihanet hissi canlandı. Göz pınarları bir anda doldu.
Ayşen, mahcubiyetten ne yapacağını bilemeyerek kekeledi:
"Me... Me... Menesa... Geç... Geçmiş olsun..."
Salondaki herkes nefesini tutmuştu, ortamdaki gerilim elle tutulacak kadar somuttu. Menesa kaşlarını hafifçe çatarak sert, tavizsiz bir tonla konuştu:
"Karşıma geç otur, Ayşen."
Bu sert komut üzerine Ayşen, başı önde gösterilen koltuğa çekingen adımlarla oturup sindi. Utku da endişeli gözlerle ortamı süzüyordu. Aras durumu kavrayarak söze girdi:
"Biz sizi yalnız bırakalım Menesa..."
Fadime ile Demir de tam ayaklanıyordu ki Menesa elini kaldırıp Aras’a döndü:
"Hayır. Siz yabancı değilsiniz, sizden gizlim saklım yok. İkimiz de bugün burada, hepinizin önünde yüzleşeceğiz."
Ayşen de başını kaldırıp Menesa’yı destekledi:
"Evet enişte... Menesa haklı. Herkes otursun lütfen, konuşalım."
Menesa, tam karşısında oturan çocukluk arkadaşının gözlerinin içine dikti bakışlarını:
"Evet Ayşen... Senden böyle bir şey beklemiyordum. Haklısın, hem de çok haklısın. Benim 'öz babam' bildiğim adam bile meğer babam değilmiş... Beraber büyüdüğüm ablam dediğim insan, bana kin gütmüş. Gülsara benim hayatımı kurtardı, beni çok sevdi ama kaybetmemek için başkasıyla iş birliği yaptı... Sen ise benim can dostumdun. Hayatımı paylaştığım, bütün sırlarımı döktüğüm insandın. Hoşlandığım birisi varsa bile senden saklamadım. Ama sen... Lisede o sapık heriften hoşlanıyorsun ve bunu benden saklıyorsun! Bu da yetmezmiş gibi, herifin benim peşimde olduğunu bile bile onu doğum günü partisine sokuyorsun... Dost musun, düşman mısın kızım sen?"
Menesa’nın sesi titriyor, içindeki kırgınlık volkan gibi dışarı taşıyordu:
"O pislikten şikayetçi olmak istediğimde bana engel oldun. Başın yanmasın diye miydi he?"
Ayşen gözyaşları içinde başını iki yana salladı:
"Hayır Menesa! Yemin ederim seni kaybetmekten korktuğum için gizledim gerçeği... O pislik beni, gerçekleri sana söylemekle tehdit etti! Bu yüzden şikayetçi olmanı istemedim. Zaten mezun olunca bir daha da karşımıza çıkmadı..."
Menesa’nın öfkesi daha da alevlendi:
"Ya ben seni kardeşim gibi gördüm! Çocukluğumdun sen benim... Aramıza hiçbir erkeği sokmadım, senin için canımı verirdim! Ama sen kalkmış 'gençlik hatası' diyip bana ihanet ettiğini saklıyorsun. Tamam, şeytana uydun, o gün bir hata yaptın... Bana en başından dürüstçe gelip 'Ben böyle bir şey yaptım' deseydin, kızardım evet ama seni anlardım Ayşen! Yıllarca gözümün içine bakarak nasıl sustun?"
Ayşen başını öne eğerek hıçkırdı:
"Haklısın Menesa... Ne desen haklısın."
"Ben sana doğacak çocuğumu emanet etmeyi düşündüm," dedi Menesa, sesi bir an boğuklaşarak. "Sana sırtımı yasladım, sana çok güveniyordum Ayşen... Sen benim güvenimi altüst ettin. Oysa düğün günü önüme atladın, benim için canını veriyordun... Şimdi bana doğruyu söyle: Başka gizlediğin bir şey var mı?"
Ayşen gözyaşları içindeki gözlerini doğrudan Menesa’nın gözlerine dikti:
"Sana yemin ederim başka tek bir yanlışım yok Menesa! Çok pişman oldum... Sen benim canımsın, dostumsun. Asla ama asla bir daha böyle bir şey yapmam, yapamam..."
Salondaki o buz gibi hava, Menesa’nın yüzünde aniden beliren muzip ve sıcak bir gülümsemeyle kırıldı. Menesa kollarını açarak:
"Gel buraya şapşal... Bir daha yanlışını duyarsam pataklarım seni, ona göre!"
O ağır, kasvetli hava bir anda dağılırken salondakiler derin bir nefes alıp gülmeye başladı. Ayşen sandalyesinden fırlayıp hızla Menesa’ya koştu ve ona sımsıkı sarıldı:
"Mesom! Çok korktum... Bir daha yanlış yaparsam ben kendimi döverim, sana bırakmam!"
Menesa gülerek arkadaşının sırtına vurdu:
"Ergen hâlini kimse benden iyi bilemez, manyak Ayşen seni..."
Ayşen yaşlı gözlerini silerken: "Çok özledim seni valla, zor sabrettim."
Menesa gözlerini süzdü: "Kızım sen beni aptal mı sanıyorsun? Her şeyde senin parmağının olduğunu, evi senin toparladığını biliyordum zaten."
Aras, oturduğu yerden eşinin o engin merhametine ve koca yüreğine bir kez daha hayranlıkla baktı. Sevdiği kadının yine en doğru ve asil kararı vereceğini zaten biliyordu.
Fadime, ortamın yumuşamasını fırsat bilerek ellerini birbirine vurdu:
"Haydin bakalım! Kurt gibi acıktım da, geçelim masaya!"
Demir, takılmadan edemedi:
"Belli oluyor zaten Fadime, açlıktan neredeyse bize saldıracaksın!"
Fadime kaşlarını çatarak Demir’e yan bir bakış attı:
"Merak etme Demir, bu masada saldıracağım en son insan sensin."
Demir pişkin bir tebessümle yanıtladı:
"İyi bari, en azından sonuncu sırada yer bulabilmişim..."
Menesa ve Ayşen, bu ikilinin arasındaki bitmek bilmeyen atışmaya kıkırdayarak karşılık verdiler. Herkes sofraya kurulduğunda Ayşen, hâlâ birbirine laf yetiştiren Demir ile Fadime’ye dönüp gülerek sordu:
"Siz nece konuşuyorsunuz böyle? Biz de anlasak keşke!"
Fadime, Demir’e ters bir bakış fırlattı:
"Nece konuşacağız Ayşen? Demir’in Türkçesi biraz zayıfmış da, ona dil bilgisi dersi veriyordum."
Demir kaşlarını kaldırarak üste çıktı:
"Lazca konuşan kız mı veriyor bana Türkçe dersini?"
Aras, tatlı sert bir havada araya girerek ortamı toparladı:
"Haydi arkadaşlar, herkes yemeğini yesin. Muhabbeti sonra yaparsınız."
Menesa gülümseyerek Aras’ın kulağına doğru eğildi:
"Allah’tan bizim ilişkimiz böyle ilerlemedi sevgilim..."
Aras da bıyık altından gülerek Menesa’nın kulağına fısıldadı:
"Evet Mor Çiçeğim... Bizim ilişkimiz daha çok bol aksiyonlu başladı."
Menesa, eşinin omzuna hafifçe vurdu:
"Sanki ben çağırıyorum belayı! Onlar gelip beni buluyordu bir kere..."
Ağır sınavların, gözyaşlarının ve kırgınlıkların ardından, nihayet hepsi aynı hizada, sıcak ve mutlu bir sofranın etrafında bir araya gelmenin huzurunu yaşıyordu.