RUHE kitap kapağı

4. bölüm / 4

RUHE

YOK OLUŞ

Vaveyla Yazarı: Nisa Payas

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: YOK OLUŞ

Karanlık bir sokaktayım. Her yerde, her yönde aynı ses... Katilsin sen!
Katilim ben, anne. Herkes biliyor, korkuyorum anne.

Adımlarımın beni getirdiği yer yine aynıydı. Mezarlık. Annecim? Burada mısın? Yanına geldim, anne. Neredesin?

Katilsin sen! Yine aynı ses ama daha korkutucuydu. Etrafımda dünüyor, nereden geldiğini anlamaya çalışıyorum. Anne? Neredesin anne? Korkuyorum, lütfen gel.

Katil!

Ben katil olmak istemedim!

Katilsin sen!

Hayır! Değilim!

Anne? Korur musun beni? Lütfen, yanıma gel anne. Yanımda, karşımda, arkamda her yerde o ses ve her yerde bir gölge vardı. Her yerde siyah bir süliet. Kimdi bu? Anne sen misin? Geldin mi anne?

Anne!

Hava birden buz gibi olmuştu. Neden soğuktu? Üşüyorum annecim. Beni ısıtır mısın? Karanlık bir ormandı burası. Her yer sis doluydu. Ağaçların dalları hariç hiçbir şey görünmüyordu.

Katil!

Anne? Bulsana beni artık. Neredesin anne? Katil değilim ben değil mi, anne?

Sonra kafamdan aşağı akan suları hissettim. Her biri gözlerimden aşağı akıp, beni ağlatıyorlardı. Yağmur yağıyor anne. Gel beraber ıslanalım. Olur mu?

Katilsin sen! Hep katildin! Hep!

Hayır!

Evet! Katil!

Sesler artık daha fazlaydı. Her biri korkutucu derecede sertti. Kabaydı. Korkunçtu. Anne? Neredesin? Gel artık yanıma. Ne olur?

Gözlerimden akan yaşların durması için ellerimle silsem de her seferinde daha fazla ağlıyor, her yeri su içinde bırakıyordum. Anne, boğulmaktan nefret ederim ben. Anne neredesin?

Ayaklarımın suya değdiğini görünce, gittikçe daha fazla suyun yükseldiğini hissettim. Gördüm. Dizlerime kadar ulaşan sudan kaçmak için koşmaya başladım. Ağlamamı durdurmak istedim. Hayır, durmuyordu. Ne suyun yükselmesi ne de benim ağlamam... Hiçbiri durmuyordu ve az sonra ölümüm gerçekleşecekti belki.
Anne, ölmek hiç bu kadar korkunç görünmemişti. Anne, neredesin anne? Kurtarmaya gelemeyeceğin kadar güzel mi olduğun yer? Abi ya sen? Ölmeme izin mi veriyorsunuz, ikiniz de?

Peki...

Boğazıma kadar çıkan suya baktım uzun uzun. Anne, hala geç değil? Neredesin anne? Lütfen...

Nefesimi tuttuğum gibi su beni içine çekti ve boğmaya başladı. Anne, ölüyorum. Neredesin anne? Abi öldüm ben. Artık çok geç. Gelmen için, gelmeniz için çok geç abi.

Katil!

Boğazıma giden ellerime bakıp, nefes almaya başlamıştım. İnsan uyurken kendini boğabilir mi? Kendimin ne kadar tehlikeli olabildiğini görmem kendimden korkmama neden olmuştu. Ben kendime ne yapıyorum böyle? Neden yapıyorum? Ölmekten ölesiye korkan ben, kendi kendimi nasıl öldürmek isteyebilirim? Bana neler oluyordu?

Anne, sen gittiğinden beri hiç iyi değili ben anne. Yanıma gelmene, bana sarılıp, omzunda ağlamama ihtiyacım var anne. Lütfen artık gel, ne olur anne? Lütfen gel ve acılarıma son ver anne. Lütfen...

Kafamı koyduğum yastığın, ıslaklıktan renginin koyulaştığını görmüştüm. Ben gerçekten gece neler yaşamıştım böyle? Bu kadar terlememe neden olacak nasıl bir rüya görmüştüm? Sadece, sadece bir denize girmemiş miydim yoksa?

Yatakta doğrulup karşımda duran elbise dolabının aynasına baktığımda, bir savaştan çıkmış gibiydim. Ter içindeydim ve saçlarımın kabarmasından yüzüm görünmüyordu neredeyse. Gözlerime ve diğer organlarım laf edecek bile değildim. Boynum ise... Boynumda elimin izleri vardı ve çok kırmızıydı. Bu kadar çok mu sıkmıştım boynumu? Hiç, acısını duyumsayacak kadar değildi ama. Nasıl bu kadar kızıldı boğazım?

İğrenç görünüyordum ve duşa girip, rahatlamaya ihtiyacım vardı. Oysaki her ihtiyacım olduğunda duşa giremezken ben şimdi burada duşa girmek istemiştim. Oysa ki sadece kaçak bir şekilde girdiğim bir duş vardı. Ve haftada bir kez kullanıyordum sadece. Ne acı...

Yataktan kalktığım gibi banyoya girmiştim. Beni buraya getiren ve burada kalmamı sağlayan oydu. Banyo yapmama da bir şey demez sanıyorum. Suyun soğukluğu beni kendime getirirken gözlerimden aktığını bile hissetmediğim gözyaşlarım suyla karışmıştı. Artık gözyaşlarım bile izin istemeden akıyordu. Ne zaman aktığını bile bilemeyecek kadar usul usuldu yüzümde. İnsan ağladığını hissetmez miydi? Hissetmiyordu demek ki bazen. Şimdi olduğu gibi...

Kolumun sızlamasına rağmen bütün vücudumu ıslattım. Yaralı kolum ise öylece duruyordu sadece. Hiçbir şey yapmadan. İyileşmeye bile yüzü yok gibiydi. Kolumdaki kurumuş kanları tek tek temizledim. En azından acısını duyumsamıyordum çok.

Dün geceki rüyanın etkisinden ve büyüsünden kurtulduğuma emin olduktan sonra banyodan çıktım. Kapının arkasında duran bir havluya sarılarak. Kimindi umrumda değildi. Takmayacak kadar yorgun ve bitkin hissediyordum. Ki böyle hissetmesem de umrumda değildi. Umrumda olamayacak kadar saçma bir durumdu. Gereksiz ve tartışmaya kapalıydı.

Kıyafetlerimi geri giyemecek kadar pislerdi. Ve onun kıyafetlerini giymeyeceğim diyerek gurur yapacak da değildim. Üzerime bir şeyler giymem gerekiyordu ve onun kıyafetleri dışında giyecek neyim vardı? Hiçbir şey. Odadaki dolabı açtığım gibi gri bir eşofman, kalın ve siyah bir sweetshort vardı. İkisini de aldığım gibi giyinip kendime baktığımda erkekten tek farkım saçlarımın uzun olmasıydı. Ki şikayetçi değildim. Vücut hatlarımı belli etmeyecek kadar bollardı ve oldukça rahattım içinde. Özellikle boynumun kızlığını kaplayacak derecede boğazımı saklıyordu. Özellikle yaralı koluma da çok temas etmemesi daha fazla sevmeme neden olmuştu. Ve bu iyi bir şeydi. Şimdi bir de bunu açıklamak istemezdim durduk yere. Bir ton laf edip kafamı şişirirdi belki. Havluyla saçlarımın nemini alıp, bulduğum tarakla saçlarımı açıp, ikiye ayırdım ve ördüm. Şimdi bir şeye benzemiştim işte.

Odadan çıktığımda salona doğru gittiğimde, duvardaki saate baktım. Saatin henüz daha yeni 08.00'e geldiğini gördüm. Bu kadar erken uyanacak ne vardı cidden? O rüya beni çok kötü etkilemişti ve şu an hatırladığım hiçbir şey yoktu. Ama o an çok korkmuş ve kötü hissetmiştim. Bu kadar kötü hissedecek ne görmüştüm ben? Hatırlamak istediğimden de emin değildim. Üzerimdekilerle kendimi daha iyi hissettiğimde koltukların birine uzandım ve gözlerimi tekrar kapadım. Biraz daha uyumak için nelerimi vermezdim. Umarım uyuyabilirim.

Kulağıma dolan zil sesiyle gözlerimi araladığımda, koltuktan kalktım ve duvardaki saate baktım. Sadece iki saat daha uyumuştum ve kapı çalıyordu. Sanırım kahvaltı şeyini cidden yapacaktık. Hadi ama dışarıda kahvaltı nedir ya?

Ayağa kalkıp kapıya doğru gidip, açtığımda karşımda dört çift gözle karşılaşmak aklımın ucundan geçmezdi. Üstelik hepsi bana garip bakışlar atarken. Ne var yani erkek kıyafetleri içindeysem? Ne olmuş? Çok mu kötü? Çok mu komikti? Olabilirdi. Ne yani kimse mi hayatında erkek kıyafeti giymemişti? Hadi ama. Bu bakışlar neden bu kadar rahatsız ediciydi?

Birisi oydu. Hepsinin tam ortasında duruyor beni baştan aşağı süzüyordu. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu diğer herkes gibi. Saçları yine dağınıktı. Üzerinde aynı gözleri gibi mavi bir sweetshort vardı. Altında ise aynı renkte bir kot pantolon. Bana bakışları çok garipti. Ama anlayışlıydı da. Kızmamıştı hayır. Zaten kızmaya da hakkı yoktu? Buraya getiriyorsa bunların olacağını kestirmesi gerekiyordu.

Sonra yanındaki o kızı gördüm. Dün gece bağırıp, boynuna atladığı o kız. Sarışındı. Sanırım doğal sarışınlardan olanlardan. Hiç anladığım şeyler değildi. Gözleri normal kahverengiydi ve acayip güzel bir kızdı. Saçlarını yarım şekilde toplayıp, gerisini serbest bırakmıştı. Ve hakkını yememeliyim, yakışmıştı. Üzerinde ise benim aksime siyah, günlük bir elbise vardı. Üzerine ise kısa, ceket tarzı bir şey atmıştı. Makyaj desen, baya vardı işte yüzünde.

Ural'ın diğer yanında ise uzun boylu esmer biri duruyordu. İçinde normal siyah bir kazak üstünde ise kot bir ceket vardı. Altına da normal siyah kot pantolon giymişti. Gözleri hiç görmediğim kadar siyahtı. Fazla siyahtı sanki. Bana olan bakışları ise hiç tekin değildi. Yani sanki beni hiç istemiyormuş gibi kötü bakıyordu. Bende size meraklı değilim canım.
Mecburdum. Hala da mecburum.

Siyah gözlü çocuğun hemen yanında ise bana tek gülümseyerek bakan başka birisi vardı. Az önceki çocukla aynı boydalardı ve Ural gibi onun gözleri de maviydi. Sanki birbirlerinin yansımalarıydı. Kardeş olma ihtimalleri ne kadardı? Üzeri diğerleri gibi spor tarzda değildi. Klasikti. Siyah bir takım gitmişti ve içimdeki gömleğe kadar siyaha bulanmıştı. Bakışları ise bir abi sıcaklığında bana gülümsüyordu. Sanırım içlerinde en iyi olan buydu. Ural'dan sonra tabii.

Hepsine nasıl bakıyordum bilmiyordum ama hepsinin şaşkın dolu bakışları hala devam ediyordu. Birinin artık bu sinir bozucu sessizliği bozması gerekmiyor muydu?
'Günaydın, Tuna ben.' demişti bana tek gülümseyen o çocuk. Uzattığı eline bir süre bakarken kendimi toparlayıp elini sıktım.
'Melek.' demiştim sadece. Gözlerim Ural'a kaydığında konuşması gerektiğini artık anlamıştı sanırım.
'Şey... Özür dilerim ben. Yani böyle geldik ama... Müsait miydin? Girelim mi?'
'Senin evin sonuçta. Girebilir misin?' deyip kapıyı sonuna kadar açtım geçmeleri için. Tek tek hepsi geçtikten sonra Ural'da kapıdan girdiğinde biraz bekledi. Kapıyı kapatıp yüz yüze geldiğimizde konuşmaya başladım.

'Biraz terlemiştim ve duş aldım. Üzerimdekiler de ıslak olunca elime geçen ilk şeyleri giydim.'

'Önemli değil. İyi yapmışsın. Bunu önceden düşünüp sana bir şeyler getirmeliydim kusura bakma.'

'Sorun değil. Bunlar gayet rahat ve iyiler.' deyip birlikte içeriye geçmiştik. Hepsi yerini aldığında ayakta kalan sadece bendim. Oturacak yer vardı ama o bana garip ve korkunç bakan adamın yanıydı. Ve oraya oturmak gibi bir aptallık asla yapmazdım. Yapmayacaktım.

Ural'ın konuşmaya başlaması herkes için daha iyi olacakken o susup oturmayı seçmişti. Ve en olmayacak kişi konuşmuştu. Kötü bakışlar atan, siyah gözlü çocuk. Gözlerim oan kaydığında sorusu banaydı. Zaten benden başka bu soruyu kime sorabilirdi ki?
'Ural'lı nereden tanıyorsun?'

'Çok eskilerden. Anlatmadı mı size?'

'Hayır.' demişti kız. Alınmış olduğu belliydi ve güzel bir ilk izlenimim de yoktu sanırım. Şu anda bana gülümseyerek bakan çocuktan başka beni sevebilecek ihtimali olan kimse yoktu galiba. Gözlerimi herkesin üzerinde gezdirdikten sonra Ural'da durdu.

'Neden anlatmadın?'

'İstemezsin diye.'

'İstiyorum. Anlatabilirsin.' dediğimde kollarımı bağlayıp konuşmasını bekledim. Tam ağzını açıp konuşmaya başlayacağı sırada ben konuştum.
'Ya da şu an değil. Benim olmadığım bir zaman diliminde onlara her şeyi anlatırsın olur mu?'

'Sen nasıl istersen öyle olsun. Açsın değil mi? Dışarı çıkacaktık? Hep beraber çıkarız diye düşündüm. Sorun olur mu?' Çok fazla sorundu. Bana arkadaşları olduğundan bahsetmemişti ve çok garip hissetmiştim kendimi. Sanki... Sanki onların yanında fazlalıktım. Ama yine de bir şey diyemezdim. Sonuçta ona minnettar olmam gerekiyordu değil mi?

'Hayır.' dememle birlikte hepsi ayaklanmaya başlamıştı. Yine tek tek evden çıktılar ve merdivenlere yöneldiler. Ben ise odada bıraktığım anahtarı alıp, onları takip ettim. Herkes dışarı çıktığında ise birinin bile arabası olmamasına şaşırmadan edemedim. Evet, hepsi birer motor hastasıydı. Tek motoru olmayan o kızdı. Ve o da siyah gözlü çocuğun arkasına yerleşmişti bile. Ben ise hala onlara bakıyor, bir daha motora binmeyeceğim yeminimle kavgaya tutuşmuştum. Kafamı iki yana sallayarak Ural'a baktım.
'Her zamanki yere gidin, arkanızdan yetişiriz.' demişti onlara doğru. İki motor apartmanın önünden ayrıldığında bana motorun üstünden bakan adama çevirdim bakışlarımı.
'Bir daha motora binmem demiştim sana.'

'Kaza oldu mu dün? Hayır. Korkma. Sıkı sıkı sarılırsın, hiçbir şey olmaz. Hadi bin.'

'Arkadaşların olduğunu hiç söylemedin.'

'Kızdın mı? Sadece söyleme gereği duymadım, özür dilerim. O kadar da kötü değiller merak etme.'

'Sadece... Biraz şaşırdım.'

'Hadi o zaman. Bekletmeyelim. Sıkı tutun, olur mu?'
Diye sorduğunda kafamı sallayıp motora bindim. Kollarım Ural'ın belinde, sıkı sıkı sarılırken midemin yavaş yavaş bulandığını hissetmiştim. Sanırım biraz daha yemek yemezsem açlıktan bayılacaktım. Motor ve araba sesleri birbirine girdiğinde ana yola çıktığımızı anlamıştım. Aynı dün geceki gibi gözlerim kapalıydı ve açmak gibi bir niyetim yoktu. Sadece bir an önce kahvaltı edeceğimiz yere ulaşmak ve inmek istiyordum.

Neyseki çok uzun süren bir yolculuk olmamıştı. Motor durduğunda, ayaklarımı yerle kavuşturup, kafamdaki kaskı çıkarıp oan uzattım.
'İyi misin?'

'Biraz midem bulandı sadece. Yoksa iyiyim.'

'Bizimkiler çoktan masa bulmuştur. Hadi gidelim.' deyip onu takip ettim. Her şey ne kadar da normal geliyordu şimdi. Sabah büyük bir kabusla değil de güzel bir rüyaya uyanmış gibiyim. Ama değildi. Her şey şu an belki de yalandan ibaretti. Sadece daha iyi olmamı istiyordu. Daha güvende olmamı. Ama ben güvende de olamazdım. İyi de olamazdım. Hayalimde de rüyamda da peşimi bırakmayan bir ses yüzünden hayatım mahvoluyordu. Kurtuluş ise çok uzaktı. Kimsenin ulaşamayacağı kadar çok uzaktı.

Ama her şeyin normal görünmesi için elimden geleni yapardım. Normal bir kahvaltı yapabilirim. Herkesin, tanımadığım herkesin içinde ağzıma bir şeyler sokup, yutabilirim. Bunu yapmamı istiyorsa, istiyorlarsa seve seve yapardım. Yapacaktım. Tek yaptığım şey bu olacaktı hem de.

Küçük bir restorandı ve gayet tatlı bir mekandı. İçerisi çok fazla kalabalık değildi. Onların oturduğu yer ise bir cam kenarıydı. Dört kişilik masaya bir tane daha sandalye ekleyip yan yana oturduk. Hepsinin gözleri üzerimde olduğundan kendimi rahatsız hissetmiştim. Özellikle siyah gözlü çocuk neden bana bu kadar kötü bakıyordu emin değildim. Arkadaşını mı elinden aldığım için bana kin doluydu? Peki...

'Ee Melek, Ural'la karşılaşmadan önce neler yapıyordun?' demişti kız bana sahte bir gülümseyle.
'Çalışıyordum.' dedim sadece. Doğruydu. Bir işim vardı ama artık o da yoktu. Aklıma gelen küçük, minik köpeğin bana dil çıkararak baktığı anlar gelmişti. Gözlerimin dolduğunu hissetmiştim bu kez. Kendimi zorladım, ağlayamazdım.

'Hala çalışıyor musun peki?'

'Hayır. Çıktım. Öyle olmak zorundaydı.'

'Anladım.' dediğinde anlamamış olduğu yüzünden belliydi. Aptaldı. Aptaldım. Aptaldık.

'Bu arada Begüm, Fatih ve Tuna.' Beni tanımayan yoktu sanıyorum. Ne kadar da ünlü biri olup çıkmıştım şu iki koca günde. Adının Fatih olduğunu öğrendiğim çocuk kaşlarını daha fazla çatarsa, sanırım kaşının ortasında derince bir çukur oluşturacaktı artık. Derdi bu muydu? Birazdan başarmış olurdu.

Arka arkaya gelen garsonlar masaya kahvaltılık yiyecekler koyduğunda herkes masadakilere afiyetle bakıyor, yemek için sabırsızlanıyordu. Ben ise, kusmamamk için resmen debeleniyordum kendi içimde. Evet, açtım. Ama yiyemeyecek kadar da doluydum sanki. Oysaki ne zamandır yemek yemiyordum rahat ve düzgün bir şekilde. O zaman nedendi bu kadar midemin bulantısı?

Garsonlar bizi baş başa bıraktığında herkes masadakilere tabağına koymaya başlamışlardı. Ben de tabağıma göstermelik bir şeyler alıp, ağzıma atmıştım birkaç şey. Çayımdan aldığım bir yudumla midemdekilerin boğazımdan geri geldiğini hissetmemle elimle ağzımı kapatıp, biraz bekledim. Masaya doğru konuştuğumda herkes bana bakıyordu.

'Birazdan geleceğim.' deyip kalktığım masadan lavaboyu hemen bulma ümidiyle masaların arasından geçip durdum. Sonunda bir garsona sorduğumda kendimi direkt kabinlerin birine attım ve içimdekilerin hepsini boşalttım. Oysaki daha ne yemiştim ki? Ne girmişti ki mideme daha, bu kadar kötü olmuştum? Ben açlıktan sandığım midemin bulantısı başka bir şeydi sanırım. Ama ne olabilirdi? Ne olmuş olabilirdi? Üşütmüş müydüm? Sanmıyorum. Peki neydi bu hakim şimdi?

Tuvalette işimi bitirip, kabinden çıktığım gibi, lavaboda yüzüme art arda su çarptım. Banyodan sonra iyi hissettiğim halimden eser yoktu şimdi. Mideme giren ağrıyla daha fazla kusma isteğiyle dolup taşısam da tuttum kendimi. Kusmaktan hep nefret etmişimdir. Kusmak, illet bir şeydi. İğrenç ve korkunçtu.

Gözyaşlarım yine benden izinsiz akmaya başladığında bu sefer durdurmadım. Durdurmak istemedim belki. Akmaya devam ettiler. Sessiz ve usul usul aktılar. Ben ise aynada onları izledim. Sessizce akan gözyaşlarımı.

Anne, hatırlıyor musun? Senden saklanarak ağladığım bir geceydi. Yanında değildim. Beni ararken ben, tuvalette, sessizce, hıçkırıklarımı içime atarak ağlıyordum. Sonra bulmuştun beni. Çekmiştin göğsüne. Orada ağlamama izin vermiştin bir de. Orada daha çok ağlamıştım anne. Daha sesli, daha güçlü. Anne, bir daha gelsen de çeksen beni göğsüne. Ağlasam ya sesli ve daha güçlü. Geçse ya acılarım hemen şimdi, anne...

Akıp giden ve lavaboya düşen gözyaşlarıma baktım acı acı. Ben galiba yok oluyorum. Anne, yok olmak istemiyorum. Yok mu beni iyileştirecek birisi, birileri ya da herhangi bir şey... Anne, neredesin?
Aynada, kapının açılmasıyla göz göze geldiğim yabancı gözlerle kendime çeki düzen vermiştim. Gözyaşlarımı silmeye başladığımda kapıda, öylece duruyor bana bakıyordu o kız. Begüm. Ona yakalanmak zorunda mıydım gerçekten? Başkası olsaydı, bambaşka biri. Bu kadar acımazdı belki içim. Bana bu kadar aşağılık ve acıyan bakışlarla bakmazdı başka birisi belki. Kimi kandırıyorum ki? Şu kapıfan girip de bana acıyarak bakmayan birisi olabilir miydi? Kesinlikle olmazdı. Kimse tuvalette sessizce ağlayan bir kızdan acıyan bakışlarını saklamazdı. Saklamaları gerekti ama...

'Sen... İyi misin?' demişti. Öylesine sorduğu belliydi. Belli ki Ural nasıl olduğuma bakmak için göndermişti. Belli bir şeydi bu. İyiyim. İyiyim ben anne, değil mi? Kafamı aşağı yukarı doğru salladıktan sonra içeriye girmişti. Yüzüme yine art arda su çarparken, kollarını bağlamış bir şekilde beni izliyordu. İyiydim. Gayet iyiyim. Sadece, kalbim biraz acıyordu. O kadar.

'Ben gidiyorum, geliyor musun?'

'Bekle, Melek.' dediğinde adımlarımı kapının önünde durdurup ona döndüm. Kafamı sallayıp konuşmasını bekledim. Ne diyebilirdi? Bu durumda diyecek o kadar söz vardı ki aslında... Ama benim konuşacak durumum bile yoktu ki şu an. Sadece, gitsek olmaz mıydı?
'İyi bir ilk izlenimin olmadı. Biliyorsundur zaten. Ural'ın hayatına bodoslama dalmışsın, tamam. Ama onun tek arkadaşları olarak senin burada, onun evinde, hayatında olman...' sözünü kesip lafa dalmıştım. Ne dediğini çok iyi biliyorum ve anlıyorum da.

'Doğru değil. Biliyorum. Senin bu konuşmana ihtiyacım yok. Ben her şeyin farkındayım zaten Begüm. Merak etme, birkaç güne Ural'ın hayatından çıkmış olurum. Oldu mu? Rahatladın mı?' dediğim gibi konuşmasına fırsat tanımadan kapıyı açıp, dışarı çıktım. Adımlarım sert ve sinirliydi. Biliyorum ben zaten bunları. Hepsini bildiğim halde yüzüme söylemesine, bana hatırlatmasına ihtiyacım yoktu. Ben zaten Ural'ın hayatında var olamam. Onun hayatını da, kendiminki gibi mahvedemem. Gidecektim. Bunu söylemesine ihtiyacım yoktu ki. Henüz tanışalı kaç saat olmuştu sanki? Bunları söylerken ne düşünüyordu sanki?

Masaya gelip, yerime oturduğumda ne yiyecek midem kalmıştı ne de yiyecek iştahım. Sanırım yemek yemeye alışmam gerekiyordu. Aslında ben sadece tek bir öğün yapardım. Akşam yerdim sadece. Ne kahvaltı bilirim ne de ara öğün gibi bir şey. Belki bu yüzdendi midemin almaması. Bütün bakışların üzerimde olduğunu bildiğim hale kafamı kaldırıp onlara bakmıyordum. Birazdan haberi verecek olan kişi gelecekti zaten. Her şeyi söyler miydi emin değilim. Birazdan herkesle birlikte öğrenecektim zaten. Sonunda Begüm de masaya dahil olduğunda bu sefer bakışlar ondaydı. Herkese tek tek bakarak konuşmaya başladı.
'Ne bakıyorsunuz acaba? Herkes iyi, endişelenecek bir şey yok. Tamam mı? Oldu mu? Herkes rahatladı mı?' derken bir an az önceki söylediğim sözler gelmişti aklıma. Onun da gelmiş olmalı gibi gözleri bana takılı kalmıştı. Gözlerini bir süreden sonra çekip tabağındakileri bir güzel yiyip, bitirmişti. Herkesin önündekiler bittiğinde, benim tabağım ise aynı duruyor, yüzüne bakmıyordum bile.

'Neden yemiyorsun, Melek?'

'Aç değilim çok.' demiştim Tuna'ya karşı. Bana iyi davranan aralarında tek kişiydi belki. Bu kadar bana yakın davranmasının altında ne vardı peki? Mizacı mı böyleydi yoksa sadece Ural'ın dediklerini mi yapıyordu? Sanırım asla bilemeyecektim. Çünkü öğrenenecek kadar uzun kalmayacaktım yanlarında. Peki benim bunu Ural'a nasıl anlatmam gerekiyordu? Direkt söylesem ondan rahatsız falan olduğumu düşünür müydü? Ya da onunla kalmak istemediğimi falan? Ne derdi? Tepkisi ne olurdu? Beni anlar mıydı? Öylece kabullenip beni eskiden olduğum o yere götürür müydü? Beni yalnız bırakır mıydı? Yine korkup, susar mıydı? Beni bir daha, yalnız bırakıp, gider miydi?

Anne, yalnız kalmaktan çok korkuyorum artık. Yanımda sen olsaydın korkar mıyım hiç? Asla. Neden yanımda değilsin anne. Gelip benim yanımda ol ve beni koru anne. Yanımda ol ve beni kötülüklerden uzak tut anne. En çok o adamdan ama. En çok ondan. Korkuyorum anne ben, çok.

'Kalksak mı artık?' demişti siyah gözlü çocuk Fatih. Korkunç derecede katillere, o adama, benziyordu. En çok ondan korkuyordum bu masada. Ya bana bir şey yapacak olursa? Ya beni öldürürse? Ya hayatımı tekrardan mahvedecek şeyler yaparsa? Gözleri benim üzerimde durduğunda kafamı hemen yere çevirmiştim. Ona bakmak bile kalbimin hızla çarpmasına neden oluyordu. Ellerimin titrediğini hissediyordum. Oysaki şu an hiçbir şey olduğu yoktu. Sakin ol, Melek. Her şey yolunda işte. Gidiyorsun. Gidiyorsunuz.

Herkes birbirlerine bakarken Ural çoktan masadan kalkıp, çıkmaya hazırlanmıştı bile. Arkasından ben de kalkıp, onu takip ettim. Arkamızdan ise diğerleri geliyordu. Ural'ın biraz daha yakınına geçtiğimde gözleri benim üzerimdeydi.
'İyi misin?' derken sesi tedirgin çıkmıştı. Gülümsedim. Ne kadar olduysa artık.
'Evet. Sorun yok.' deyip onun önün geçmiştim. Motorlara en önce ben ulaştığımda Ural'ı beklemeye başladım. Eve gitmek için sabırsızlanıyorum. Bir an önce eve gitmeli ve uyumalıyım. Uyursam her şey daha iyi olurdu. Yeni bir gün doğar ve bu illet günden kurtulurum. Ya da başka bir illet güne uyanırım. Ama ne olursa olsun uyku beni kendime getirirdi. Ne olursa olsun.

'Eve mi geçeceğiz ya? Biraz bir şeyler yapalım, ne olur?' demişti en son kelimeyi uzatarak Begüm. Anladığım kadarıyla bu arkadaş grubunda hayır diyemedikleri tek kişi oydu. Kardeşleri gibi seviyorlardı belki ve onu üzmek istemiyorlardı. Bu nedenle biraz şımarık ve her ne derse o olmasının rahatlığı vardı üzerinde. Aynı bir küçük kız çocuğu gibiydi. Benim gibi değildi yani. Benim yaşadığım şeyleri yaşamayacak kadar güzel ve masum bir çocukluk yaşamıştı. Aferin ona. Tebrik ederim, kendilerinden çok onu seven birlerini bulduğu için. Keşke ben de bulsaydım. Keşke ben de bu kadar şanslı olsaydım da o gün o kadar çok bağırmasaydım. Belki her şey daha farklı olurdu.

Hayır, bunun için kimseyi suçlayacak değildim. Üstelik daha küçük çocuklardık. Nereden bilebilirdik her şeyin bu kadar kötü olduğunu. Kimse bilemezdi. Hiçbir çocuk bilemezdi o gün onların, kötü şeylerin, olacağını. Ama olmuştu ve bir telefisi yoktu. Şimdi bir suçlu aramak yerine, kabullenmeliydim. Kabullenmeliydik.
'Beni eve bıraksan olur mu?' demiştim Ural'a doğru.
'Elbette. O zaman siz her zamanki mekanda takılın beni yok sayın bugün.' demişti arkadaşlarına doğru.
'Ya olmaz ki ama. Sen olmazsan eğlenemeyiz.' demişti yine aynı şirinlikle Begüm. Fatih de kafasını sallayıp onaylamıştı onu. Tuna ise bana bakıyor, ne düşündüğümü anlamaya çalışıyor gibiydi. Bana acıyordu, biliyorum. Burada kim bana acımıyordu ki zaten, kendimden başka? Oysaki kendim bile kendime acıyordum.
'Beni eve bırakıp, gidersin. Merak etme, iyiyim. Sadece biraz uyumak istiyorum.' demiştim onları Ural'dan ayırmak istemediğimden. Onlarla gitmek hakkıydı. Ama beni bıraktıktan sonra gitmesi daha iyi olurdu. Herkes için.

Ural bana 'emin misin' der gibi bakarken, kafamı aşağı yukarı sallayıp onu onayladım. Emindim.
Herkes motorlara bindiğinde onlar ters yönde giderken biz ise eve doğru gitmeye başladık. Gözlerim yine kapalı, kollarım yine aynı yerdeydi. Eve gelene kadar açamadığım gözlerimi sonunda açtığımda eve gelmeyi başarmıştık. Kaskımı çıkarıp ona uzattıktan sonra arkamı döneceğim sırada kolumdan tutup durdurmuştu beni.
'İstersen, gitmem.'

'Olmaz. Sen git, arkadaşların bekler. Ben iyiyim.'

'Böyle içime sinmiyor. Emin olduğundan emin misin?'

'Hadi, Ural. Bir şey olmaz bana. Bu zamana kadar hep yalnızdım. Şimdi de yalnız olabilirim. Uyuyacağım ben, cidden. Merak etme.' dedim hafifçe gülümserken.
'Peki.' dediğinde halinden hiç memnun değilmiş gibiydi. Hem istiyordu gitmek hem de beni burada bırakmak vicdanına dokunuyor olmalıydı. Ama ben yalnızdım hep, yine yalnız kalmayı başarabilirdim. Uyuyarak. Uyumak hep iyi gelmiştir. Hep.

Apartmana girdiğimde motorun sesini de işitmiştim çoktan. Adımlarım yavaş ve sakin bir şekilde merdivenlerden çıkarken her şey çok sessizdi. Apartmanın içi çok fazla sessizdi. İkinci kata geldiğim gibi anahtarı deliğe sokup açmıştım kapıyı. İçeriye girip arkamdan kapattığım kapıyı birkaç kez kilitledim. Anahtarı bir yere fırlatırken kendime sarılmak istedim. Bana sarılan biri yokken kendime sarılırım hep. Böyle büyümüşüm ben. Kendimin annesi, abisi, babası olmuştum. Her zaman. Ama şimdi ne çok ihtiyacım vardı birine. Anneme. Abime. Ya da herhangi güvende hissettiğim birine sarılmaya.

Anne, yalnızlığa alışıktım da neden bu kadar acıtıyordu canımı peki? Neydi bu illet? Nedendi bu kadar acı çekmem, anne? Neden acı çekmeme izin veriyorsun anne? Gelsene yanıma.

Odanın kapısını açıp, içeriye girdim. Yatağımdan kalkıp, gittiğim gibi duruyordu yatağım. Kurumuştu yastığın ıslaklığı ama pisti.

'Yatmak istemiyorum oraya anne. Orası pis. Orası kanlı, anne.'

'Gel bebeğim, gel burama yat o zaman. Burası temiz, bak.' demişti göğsünü göstererek.

'Anne, orayı temizlemek gerek değil mi?'

'Şhh, boşver sen. Görme annecim. Yat, uyu hadi. Kapat gözlerini. Uyursak, geçer hepsi annecim. Uyursak, geçer.' demişti saçlarımı okşayıp, öperken.

Dediği gibi olmuştu da. Uyandığımda her şey geçmişti. Hiçbir şey olmamış gibi, her şey geçip, bitmişti. Anne şimdi de gel ve beni uyut göğsünde. Bitsin bu bütün iğrençlikler anne. Neredesin, anne? Neden hala değilsin yanımda?

Yastığın diğer yüzünü çevirip başımı yastığa koydum. Üzerime yorganı çekip, boğazıma kadar doladım. Üşüyorum anne. Gel ve beni ısıt. Gözlerimdeki yaşlarla birlikte kapattım gözlerimi, sıkıca. Sonra ise karanlık ve uykunun iyileştirici gücü beni hapsetti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

359okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18