RUHE kitap kapağı

3. bölüm / 4

RUHE

GERÇEKLİK

Vaveyla Yazarı: Nisa Payas

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: GERÇEKLİK

İnsan nasıl olur da annesine karşı hem sevgi doluyken hem de nefret dolu olurdu? Ben buydum. Pamuk Nineyi sever, annemden nefret ederim.

Neden böyle oldu anne? Neden böyle olmak zorunda her şey? Neden, yaptın bunu bana? Ne vardı da böyle oldun sen? Kim, ne yaptı bize anne? En çok bana ama... Kim, ne yaptı bana anne?

Hayatımın büyük bir kısmı o adamla geçerken neredeydin anne? Neden yanımda değil de aklındakilerle bir uğraş içindeydin? Bu hale gelmende kimin suçu var, anne? Senin mi, benim mi yoksa her şeyi başlatan o adamın mı, anne? Söyler misin, konuşur musun, anne?

Ayaklarımın getirdiği yer yine bir mezarlıktı. İki kişinin yatıp, uyuduğu bir mezarlığın başında öylece mezarları inceliyor, sanki içinde yatanları görecekmişim gibi gözlerimi kırpamıyordum. Birisi annemdi. Diğer yatan ise abim. Annem gibi sevdiğim kadın ve abim kadar değer verdiğim adam. Neden gittiniz? Neden beni bir başıma bıraktınız bu koca dünyada? Hiç mi içiniz acımadı beni yalnız bırakırken? Abi, söylesene. Anne ya sen? Kızını bırakır mı insan?

'Bugün Pamuk Ninemin yanına gittim. Hala aynı, abi. Hala aynı şeyleri söylüyor. Sizce ben de onun gibi olur muyum? Anne, bana meleğim diyor. Ben melek değil insan, bir varlık olmak istiyorum artık. Beni anlardın sen. Neredesin şimdi? Gelsen ya yanıma. Bir daha oraya gitmek zorunda bırakmasan ya beni.'

'Biliyor musunuz? Bugün yine bir katil oldum ben. Aynı o geceki gibi. Hatırladın mı, abi? Sen de oradaydın. Sen de benim katil olduğumu gördün değil mi? Pamuk Nine diyor ki, hatırla. Sen katil değilsin, diyor. Kim doğru anne? Kim doğru söylüyor bana? Bilirdin sen kimin doğru kimin yanlış olduğunu. Peki neredesin şimdi anne? Neden yanımda değilsin?'

'Anne, bugün sanki saçlarımı okşuyorsun gibi hissettim. Pamuk Nine sanki sendin. Sanki senle konuşuyor, sana anlatıyordum her şeyi. Ama... Sen değildin anne. Anne, abi... Ben sizi çok özledim. Gelseniz ya hemen? Gelseniz ya şimdi? Neden yoksunuz yanımda? Gelin artık. Ben yavaş yavaş yok oluyorum galiba anne. Bilmiyorum, içimde bir şeyler yok oluyor gibi. Neden oluyor bu anne? Sen bilirdin. Söylerdin bana. İyileştirirdin beni. Neredesin anne? Yanına gelip, sana sarılmayı özledim anne. Bir daha gelmemi ister misin? Ne dersin anne, yanınıza gelmemi ister misin?'

'Abi, beni kucaklayıp, yatağıma götürdüğün zamanları hatırlıyor musun? Birlikte yatardık ya. Seninle konuşmayı özledim abi. Yine beni sevip, öper misin saçlarımdan? Yine sarılıp, okşar mısın saçlarımdan? Abi, yine gelip beni yatağıma taşır mısın?'

'Bugün çok fazla mezarlık gördüm anne. Sanki bana hatırlatıyor evren, katil olduğumu... Bir cani olduğumu bana ezberletmeye çalışıyor, anne. Ben gerçekten katil miyim anne? Ben çok mu kötü biriyim, abi?'

'Gerçekler acıtır ya beni de yalanlar acıtıyor artık anne. Yalanlar kalbimi acıtıyor ve paramparça ediyor, anne. Gerçek ne, artık öğrenmek istiyorum anne. Belki de bu kadar acıtmaz kalbimi, canımı? Ne dersin anne, gerçekleri öğrenmemin zamanı geldi mi sence? Kimden? Kimden öğreneceğimi biliyor musun, anne? Söyler misin bana? Kimden öğreneceğim ben bu gerçekliği?'

'Anne, aşık olmak nasıl bir şey biliyor musun? Ben hayal ediyorum bazen. Her gece aslında. Sence birisi beni sevebilir mi anne? Ben sevilir miyim anne, bir gün? Sen beni seviyor musun anne? Ya sen abi? Siz beni sevmiş miydiniz? Keşke, beni sevdiğinizi söyleyip de buraya girseydiniz. Ben nereden bileceğim şimdi? Ya beni hiç sevmemişseniz? O zaman ne yaparım ben anne? Kime derim ki, beni benden çok sev, diye? Kim, beni benden çok sever ki anne? Bilirdin sen. Söylerdin bana. Neredesin anne?'

'Yağmur yağıyor, anne. Sen severdin yağmuru. Birlikte ıslanır, birlikte hasta olurduk hatırlıyor musun anne? Abim kızardı sonra bize. O bakardı bize. Kızardı ama severdi bizi, değil mi anne? Yine hasta olursam bana bakar mısın abi? Beni yine sever, bana yine kızar mısın?'

'Üzerimde ne var biliyor musun? Pembe, örgü bir kazak. Ben pembeden nefret ederim anne. Pamuk Nine örmüş. O ördü diye zaten üzerimde şimdi. Anne, biliyor musun o bilemedi pembe rengi sevmediğimi. Ama sen bilirdin, anne. Neredesin şimdi? Gelsen ya yanıma, bana giydirsen ya sevdiğim renklerden kazaklar.'

'Abi hatırlıyor musun? Bir gün kar topu savaşı yapmıştık da, attığın bir kar yüzüme çarpıp, burnum kanamıştı. O zaman ne çok ağlamıştım ben. Abi, yine bana kızıp yine bana bakmıştın sen. Seni seviyorum, abi. Her şeyinle. Sen de beni seviyor musun, abi?'

'Anne, dünyada kalmam için bir nedenim yok artık. Pamuk Nine? Pamuk Nine gittiğimi bilse de üzülmez çok. Üzülür ama çok değil. Senin kadar üzülmez o, anne. İşim yok, evim yok, sen yoksun, abim yok. Benim bir hayatım yok anne. Gelmemi ister misin yanına? Gelip, sana sarılmamı ister misin anne? Ne dersin abi? Gelmeli miyim yanınıza?'

'Aslında bakarsınız istiyorum çok. Yanınıza gelmek, size sarılıp, öpmek istiyorum. Bana sarılıp, öpmenizi istiyorum. Anne, gelebilir miyim yanınıza? Abi, ya sen? İster misin gelmemi? Senin için anne. Senin için, düşüneceğim bunu. Senin için abi. En çok kendim için, yaparım belki bunu? Kızar mısın bana çok, anne? Ya sen abi? Çok kızar mısın bana?'

'Anne, benim gitmem gerekiyor. Sen yoksun, abim yok artık. Hasta olursam eğer, bakacak kimsem yok benim. Hoşça kal anne. Hoşça kal abi. Sizi özleyeceğim, hep. Belki özlememe gerek de kalmaz ya hani? Düşünüp, haber vereceğim size, söz.'

Yağmurun ıslattığı toprakların kokusunu soluduğumda içim ferahlamıştı. Ayağa kalktım ve iki mezarlığa da arkamı dönüp, yürüyerek çıktım mezarlıktan. Yavaş da olsa, sessiz de olsa...

Gözlerimin balon gibi şiştiğini, içlerinin kızardığını hissedebiliyordum. Mezarlık çıkışındaki çeşmede yüzüme art arda su çarpıp, uzaklaşmıştım buradan. Belki de yine geleceğimi bilmeyerek.

Akşam olmasına dakikalar kala kendimi bir parkta bulmuştum. Annemle gelip, hep oynamak için hayalini kurduğum parklardan bir tanesiydi. Ama annem yoktu o zamanlar yanımda. Olduğunda ise, hiç parka gelip, hayalimi yaşayamamıştım. Gözlerim anneleri olan küçük çocuklara kaydığında içimde bir acı oluşmuştu. Kıskançlık acısı ya da bu anıları yaşayamama acısıydı.

Uzun bir süre oturduğum banktan kalkıp, sessizleşen parka son kez baktım. Ardından ayaklarım beni güvenli bölgeye sürüklemeye başladı. Geceye yaklaşan saatler içimde hem korkuyu, hem de pisliği ortaya çıkarırken adımlarımı hızlandırdım. Bir olaya daha karışmak gibi bir niyetim yoktu. Kimseyi görmeden, kimseye görünmeden güvenli bölgeme ulaşmak istiyordum.

Güvenli bölgeme yaklaştığımı görmemle adımlarımı yavaşlatıp, etrafıma baktım. Beni izleyen birilerini görmek istemezdim. Güvenli bölgemi tehlikeye atmak istemiyordum. Ama en çok kendimi. Kimsenin olmadığına kanaat getirip küçük duvardan kendimi arka tarafa atıp, güvenli bölgeme ulaşmıştım.

'Nerede kaldın?'

'Hıh!' korkuyla yerimden zıpladığımda onu görmeyi beklemiyordum. Buraya ne cüretle gelip bana hesap sorabiliyordu ki? Hepsi, her şey onun suçuydu! Ama hiçbir şeyden haberi yoktu.
'Neden geliyorsun buraya? Neden bırakmıyorsun peşimi!?'

'Hey, sakin mi olsan biraz. Neler oluyor?'

'Hiçbir şeyden haberin yok tabii! Bana getirdiğin köpek var ya, o... Öldü! Onu öldürdüm. Senin bana getirdiğin köpeği, ellerim öldürdü! Anladın mı beni? Bana yaklaşma, benden uzak dur! Bana hiçbir şey getirme, benimle konuşma bile.'

'Pamuk, öldü mü?' demişti şaşkınlıkla. Belki de biraz bana kızarak.

'Pamuk...' Adı bile hayatımda bir çok şeyi ifade ediyordu. Ben nasıl olur da bir daha katil olmuştum? Ben nasıl yapmıştım bunu, tekrar? Karşımdaki adamın suratına dahi bakamayacak kadar kendimden nefret ediyordum. Ben katildim! Evet, bunu zaten çok önceden biliyordum. Ağzımdan kaçan hıçkırık seslerini bastırmak için elimle ağzımı kapatırken gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı. Hala mı bitmemişti, yaşlarım?

'Nasıl... Oldu bu? Kim... Yaptı?' Vereceğim cevaplardan korktuğu açıktı. Ama... Ben yapmıştım işte. Benim suçumdu hepsi.

'Ben! Ben yaptım. Ben... Öldürdüm onu. Hayatımda her şeyi öldürdüğüm gibi, onu da öldürdüm. Ben, kötü biriyim. Ben, katilim işte!' diye bağırdığımda bacaklarım daha fazla dayanamayarak düşürmüşlerdi bedenimi. Daha fazla ağladığım sırada ellerimi kulaklarıma bastırıyor, kafamdaki o sesi parçalamak istiyordum. Katilsin diyordu bana. Sen katilsin! Ben katilim..?

Anne, sen misin o? Sen misin bana katil diyen? Abi, sen misin yoksa? Beni seviyor musun hala abi? Katil olduğum halde sevebilir misin beni? Anne, ya sen? Beni seviyor musun? Katilim ya ben, beni hala seviyor musunuz?

Kafamdaki seslerin susmasını istiyordum artık. Birisi bağırıyordu ve sonra başka bir ses daha duyuyordum. Her yerden kulaklarıma yankılanıyordu sesler. Susmuyordu. Susmuyorlardı.
'Susun artık! Susun!' diye bağırmıştım en sonunda. Seslerin bir kısmı kesilirken, yine aynı ses hala kulağımdaydı.
'Katilsin sen!' diyordu hala bana. Katilim...

'Katilim ben! Katil!'

'Sakin ol! Kendine gel!' demişti birisi sanki. Kafamdaki sesleri bastıran, sert bir ses. Ama bir yandan huzur doluydu kulaklarıma gelen ses. Bir daha konuşsun istedim. Hiç susmasın, hep konuşsun ve kafamdaki o sesi sustursun istedim.
'Vurma, bırak.' demişti bu kez sessiz bir sesle. Yumuşak ve huzur doluydu sesi. Önce kafamdaki o ses susmuştu. Her yer karanlıktı ama güvende hissettiren bir karanlık. Sonra hıçkırıklarım susmuştu. Gözlerim hala kapalı ellerim hala kulaklarımdaydı. Ama sesler yoktu artık. Gitmişti hepsi. Sonra kollarıma birinin değdiğini hissettim. Geri çektim kendimi. Gözlerim hala kapalıydı. İstemiyordum. Bana birinin dokunmasını istemiyorum. Tekrardan hissettim kollarımda sıcak bir elim dolandığını.

'Dokunma! Lütfen, bana dokunma.' demiştim titreyen sesimle. Ellerimin, sesimin titrediğini anladım. Gözlerim hala kapalıydı ve ben hiç istemiyordum açmak. Açarsam bu kötülükle dolu dünyada baş başa kalmaktan korkuyorum.
'Sakinleş.' demişti yine aynı ses. Bana huzur veren o ses. O sesin sahibini merak ettim. O sesin sahibi kimdi de böyle huzur doluyorum ben? Kimdi bana bu kadar güven ve huzur veren? Açmak istedim ama açamadım gözlerimi. İstedim açmak ama çok zordu. Açmak istedim ama yapamadım. O sesin sahibini merak da etsem kötülük dolu dünyaya gözlerimi açmak istemedim.

Kulaklarımda sessizlik vardı şimdi. Kimsenin sesi yoktu. Ne az önceki huzur dolu ses vardı ne de kafamdaki o rahatsız ve huzursuz hissettiren ses. Güvende hissettim kendimi. Gözlerimi hiç açmazsam güvendeyim sanki hep. Güvende olacaktım sanki hep. Sonra yine o huzurlu sesi duydum. Kulağımın tam dibindeydi. Tam dibinde bana sesleniyor, güven ve huzur veriyordu yine.
'Gözlerini aç. Sakin ol ve aç gözlerini.' demişti. Benim onu görmemi mi istiyordu. O da gözlerimi açıp, benim onu görmemi istiyordu belli ki. Açarsam, kötülükle dolu dünya bana hangi kötülüğü yapardı? Daha fazla nasıl canımı acıtabilirdi? Acıtır mıydı?
'Açamam. Açamam. Açamam.' diyordum tekrar tekrar. Açamazdım. Açamadım da. Korkuyorum ve ben artık korkmak istemiyorum.

Anne. Neden korkmama izin verdin? Neden beni bırakıp gittin de korkmama izin verdin anne? Neredesin anne? Korkmak istemiyorum ben. Yanıma gel ve korkmama izin verme anne. Ne olur artık yanıma gel anne. Sarıl bana, korkmama izin verme. Neredesin anne?

'Açabilirsin. Ben buradayım. Korkma. Aç gözlerini.'

'Korkuyorum. Ben... Açamam. Olmaz.' dedim bacaklarıma daha çok sarılarak. Kafamı dizlerime daha çok gömdüm ve gözlerimi açmayı reddettim. Ben açamazdım. Anne, çok korkuyorum ben.

Az sonra güvenli bölgem sessizleşmişti. Her yer sessizdi ve korkmama neden oluyordu bu sessizlik. Birisi konuşsun ama bana dokunmasın istiyordum. Birisi konuşsun artık ve bu sessizliği bozsun istiyordum. Anne, sesini duymayı özledim.

Sonra tıkırtıya benzer sesler duymaya başladım. Birisi vardı ve bir şeyler yapıyordu. Bekledim. Ne yaptığına dair tahminde bulunmadan bekledim. Sadece bekledim. Anne, seninle gülmeyi özledim.

Kulağıma dolan sessiz bir müzikle titremeye son verdim. Kulaklarıma dolan müzikle kaşlarım havalanmıştı. Gözlerim açılmak istedi. Neler olduğunu öğrenmek istedi. Ama yapamadım. Yapmadım. Gözlerimi açmayı yeniden reddettim. Bir süre sonra ise kulağıma yine huzur veren sesi doldu. Kimdi bu sesin sahibi? Kimdi bu huzur dolu ses?
Anne, yanıma geldin de haberim mi olmadı?

Sonra konuşmaya başladı. Hiç susmadan konuşmaya başladı. Arkada çalan şarkıyla konuştu. Durmasın istedim. Durmasın ve hep benimle konuşsun istedim.
'Seni tanıyorum gibi hissediyorum. Çok önceden, çok küçükken bana yardım eden birini anımsatıyorsun. O olmanı istedim bir an. Bir an sanki o küçük kızı bulduğumu hissettim. Belki de hala hissediyorum. Üzerinde pembe bir elbisesi olan o küçük kız sen misin çok merak ediyorum. Küçükken bana yardım eden o melek kız sen misin merak ediyorum. O olsan neler hissedeceğimden korkuyorum. Yanımdan meleğimi götüren adamdan nefret ediyorum. Onu korkutmuş olmasından nefret ediyorum. Benim meleğimi bulmayı istiyorum. Onu merak ediyorum ve benim yanımda iyi olmasını istiyorum. Galiba, meleğimin sen olmasını istiyorum.'

Mavi gözlü çocuk. Bana huzur ve güvende hissettiren ses mavi gözlü çocuğa aitti. Hep onu bulma ümidiyle yaşarken, karşımda bana anlattığı şeylerle onu bulduğumu anladım. Oydu. Bana melek adını veren ve onun meleği olduğumu söyleyen çocuktu. Mavi gözlü çocuk. Karşılaşacağımıza dair umutlarımı yitirdiğim o çocuk. Karşımdaydı ama gözlerimi açıp bakamıyordum. Korkuyordum bir yandan. Bir yandan ise o mavi gözlerine bakıp huzur bulmak istiyordum. Aynı, o geceki gibi mutlu olmak istiyorum. O geceki gibi bir arkadaş bulduğumu hissetmek istiyorum, şimdi de. Açmak istiyorum gözlerimi. Bakmak istiyorum yüzüne. Gözlerine. Ona söylemek istiyorum. Ben o kızım diye. Pembe elbiseli kız benim demek istiyorum. Senin meleğin benim demek istiyorum. Bana melek dediğin günden beri kendimi hep Melek olarak gördüğümü söylemek istiyorum. Ama artık melek olmak istemediğimi ona söylemek istiyorum. Bana neden melek dediğini öğrenmek istiyorum. Neden bana Melek gibi bir hayat yaşattığını öğrenmek istiyorum. Ben artık Melek değil, bir insan olarak yaşamak istiyorum, demek istiyorum. Bana bir daha melek deme, demek istiyorum. Adımın Melek olmasını istemiyorum, demek istiyorum. Ben Melek olmak istemiyorum, demek istiyorum. Ben annemi istiyorum, demek istiyorum. Ben yalnız kalmaktan korkan bir meleğim, demek istiyorum. Beni yalnız bırakma, demek istiyorum.

'Özür dilerim. Sana bu acıyı yaşattığım için özür dilerim. Belki de hiç karşılaşmamamız gerekiyordu. Pamuk'u sana hiç getirmemeliydim belki de. Ama, bir an yalnızlıktan sıkılma diye yapmıştım. Belki mutlu olursun diye. Senin meleğim olduğunu sandığım için, sana arkadaş olması için bırakmıştım yanına. Hiç, hiç yapmamalıydım belki de. Özür dilerim, gerçekten. Bir daha karşına çıkmam. Bir daha buraya gelmem. Sanırım, o olsan bile yanında olmamı istemezdin. Özür dilerim, yine.' derken müziğin kesildiğini duydum. Sonra adım sesleri işittim. Gitmesin istedim. Gitmesini istemedim. Beni yalnız bırakmasını istemedim. Sonra ağzımdan çıkan şeylerle kalbim bile şaşırmıştı. Ben, ne yapmıştım?

'Gitme. Yalnız bırakma beni.'

Bacaklarımdan ayırdığım kafamı ve açtığım gözlerimle ayakta, arkası dönük bir şekilde duran onu gördüm. Görmekten umudumu yitirdiğim mavi gözlü çocuk. Galiba, onunla tanışmak istiyordum. O geceki gibi arkadaş olacağımızı ummak istedim. O gecenin devamı sanki şu andı. O gece sanki şu anki gibi noktalanması gerekirken, hayatımı mahveden bir adam yüzünden yarım kalmıştı. Ama belki şimdi telefi edebilirdik. İki küçük çocuk şimdi konuşabilirdi. O geceyi noktalanması gerektiği gibi noktalayabilirdik. İkimiz. Şimdi. Şu anda. Burada.

'O olduğunu söyle.' demişti arkasını döndüğü gibi. Oyum demek istedim. Ben melek dediğin o kızım. Mavi gözlerinin koyuluğu beni içine çekerken kafamı sallamakla yetindim. Oydum. Ben o kızdım. Bir adım attı. Bir adım daha ve bir adım daha attığında tam önümde, karşımda durmuştu. O da benim gibi yanımdaki duvara yaslandı ve kafasını duvara koydu. Kafasını yan çevirip gözleri gözlerimi yakaladığında dudakları yukarı kıvrılmıştı.

'Sen olduğunu biliyordum.'

'Nasıl bu kadar emin olabilirsin?'

'O gözleri asla unutmam.'

'Ben, unuttum ama?'

'Önemli değil. Ben hatırladım ya, gerisi önemli değil.'

'Ağlamak istiyorum.'

'Ağla. Kimse yok. Yalnızız.'

Ve ağladım. Sırf o ağla dedi diye belki. Ya da çoktan ağlama fikri beynime ulaşmıştı da ondandı. Ama ağlamıştım. Bunca zamandır yalnız başıma, herkesten gizli gizli ağlayan ben, şimdi burada ağlamıştım. Sadece o duymuştu sesimi. Ağladığımı, acı çektiğimi anlamıştı. Ve ağla demişti. Ben de ağlamıştım. Hep ağlayacağımı bilmeden onun yanında, ağlamıştım.

Annecim, yalnız olmaktan kurtuldum mu sence? Bu adam, yalnız olmaktan kurtardı mı beni? Bu adam yalnız kalmamı istemez, değil mi annecim? Artık, yalnız kalmaktan korkmama gerek kalmadı değil mi, anne?

İnanmak istiyorum annecim. Birinin beni kurtardığına, kurtaracağına inanmak istiyorum annecim. Şimdi burada olsaydın da bana gülümseyip, kurtuldun kızım deseydin. Yine der misin annecim? Beni sevdiğini söyleyip, saçlarımı okşar mısın annecim?

Sustum. Kafamı dizlerimden ayırdığımda geriye sadece sesli nefes alışlarım kalmıştı. O ise sadece yanımda oturuyordu ve yukarı, gökyüzünün karanlığını, gerçekliğini belki, izliyordu. Sonra, uzun bir aradan sonra belki, konuşmaya başladı.

'Aradım. Yıllarca seni bulma umuduyla her yeri aradım. Araştırdım. O adamları, özellikle o adamı. Ama yoktu. Hiçbir iz yoktu. Sonra onu buldum. Ayıcığını. Elinden hiç bırakmadığın ayıcığını.' Sustuğuna kalbimin acıdığını hissettim. Elimden dahi düşürmediğim ayıcık hala yaşıyor muydu? O adamın elimdeki tek sahip olduğum şeyi alıp gittiğinde ben de gitmiştim. Ardımda bıraktığım ayıcık hala yaşıyordu demek ki. O adamın ellerinde ölmemiş, parçalanmamıştı. Oysaki ne çok ağlamıştım arkasından öldüğünü düşünerek. Ayıcığım, benim tatlı, küçük ayıcığım yaşıyordu.

'Seni bulmadan, sen beni buldun. Hiç düşünmediğim anda karşıma çıktın. Hiç aklımda yokken, tamamen seni unutmaya başladığımda karşımdaydın. Birisinden kaçtığını, ona saydırdığını anlamıştım. Ama sen miydin, emin değildim. Emin olmak istedim. Peşine takıldım. Nereye gittiğini, neler yaptığını izledim. Sonra, birden kaybettim seni. Nereye gittiğini bilmiyordum ve buraya geri geleceğini bildiğimden buraya geldim. Ve işte, sen olduğunu anlamış oldum. O geceki halinle aynıydın. Bana meleğin ne olduğunu sorduğunla aynı kişiydin şimdi de. Ve ben hiçbir zaman yanılmadım. Şimdi olduğu gibi.'

'Bir şeyde yanılmış olabilirsin. Ben, hiçbir zaman bir Melek olmadım.'

'Sen sadece Melek değilsin. Benim meleğimsin.'

'Biliyor musun? Ben gerçekten bir katilim. O adamın yanında... Çok senedir o adamın yanındaydım. Bana yaptırdıkları... Asla inanmazsın, anlatsam da. Ben... Bir daha melek olmamak için kendime yemin ettim. Ama... Her seferinde o yanım hep önde oldu. Hep öne çıktı ve yine benim yeminlerimi ezip geçti. Ben hep sözlerimden döndüm bu yüzden. Her söylediğim söz yalandı. Her yaptığım şey, yalandan ibaretti. Ama tek gerçek vardı. Katil oluşum, tek gerçekti.'

'Senin katil olmadığını biliyorum. O adamın yanında neler yaşadın inan hiç bilemem. Ama tek gerçek, sen katil değilsin. Olamazsın.'

'O kadar da emin olma.'

'O kadar eminim ki...' dediğinde dudaklarını tekrardan kıvurmıştı. Dudakları gülerken, istemsizce yukarı kıvrılan dudaklarıma şaşırmıştım. Bugün tek şaşırdığım olay da bu değildi. Ne çok şey yaşamıştım bugün, yaşamam dediğim. Ne çok şey olmuştu bugün, asla olmaz dediğim. Ne çok ağlamıştım bugün, bir daha ağlamayacağıma yemin ettiğime rağmen. Ne çok yorulmuştum bugün, hep yorulduğum zamanki gibi.

Esnemeye başladığımda ağzımı kapatıp, gözlerimi bir süre kapattım. Çok uykum vardı. Hiç olmadığı kadar uykum vardı hem de. Çok ağladığımdan mıydı bu kadar uykumun gelmesi? Yoksa sadece çok mu yorulmuştum? İkisi de aynı yere çıkıyordu ama...

'Hadi kalk, gidiyoruz.'

'Nereye?' derken ayağa kalkıp, bana uzattığı eline bakıyordum.

'Burada daha fazla kalmana göz yummam. Hadi.' dediği sırada elini tutmam için bir kez daha uzatmıştı. 'Ben kalkarım, sağol.' dediğim gibi yerden destek alarak kalktığımda arkasını dönüp, az ileride duran motoruna doğru yürümeye başladı. Ben ona asla binmezdim. Ve ben onunla gitmke istediğimden emin değildim ki? Kaybolup, ne yapacağınu hiç bilmeyen çocuklar gibi hissediyordum kendimi. Her yer yabancıydı ve her yerden korkup, saklanmak istiyordum şimdi.

'Ben... Ona binemem. Ve... Henüz hazır değilim. Ben... Buraya alışığım ve... Galiba burada kalmaya devam etmem gerek. Özür dilerim.' demiştim utana sıkıla. Ama öyleydi. Gelmeye de hazır değildim yeni şeylere de. Bunlar çok faklıydı ve her şey hızlı oluyor gibiydi. Ben buna alışık değildim ve galiba, istemiyordum da.

Yeni şeyler her zaman güzel olmaz.

Yeni şeyler hep rahatsız edicidir.

Yeni şeyler, yeniliğe alışık olanlara güzeldir.

Bana değil...

'Olmaz. Burada kalmanı istemiyorum. Merak etme, yalnız kalacağın bir yere götüreceğim seni. Seninle kalmak gibi bir derdim yok. Sadece, güvende olmanı istiyorum. O kadar.' demişti tane tane açıklarken. Ben ise gözlerimi yerden ayırmadan susuyordum. Ne yapmam gerekiyordu şimdi? Onunla gitmek mi, burada, güvenli bölge diyerek adlandırdığım duvar dibinde kalmak mı?

Anne, ne yapmam gerekiyor? Burada olsaydın söylerdin bana? Bir şeyler derdin ve ben de karar verirdim şimdi. Ne yapacağım anne? Ne yapmam gerekiyor? Söyler misin?

'Bilmiyorum. Ben...'

'O zaman tak şunu ve bana güven. Beni kurtaran birine yardım etmeme izin ver, lütfen.' demişti bana motor kaskı uzatarak. Daha fazla düşünmek istemediğimden elindeki kaskı aldık ve kafama taktım. Nasıl bir cesaretle takmıştım bilmiyorum ama ben motordan korkardım. Nefret ederdim. En kötü ve en çok kazalar hep bundan çıkıyordu. Ya biz de kaza yaparsak? Ya şu an son günüm olursa? Ya her şey başlamadan biterse?

'Ya, kaza yaparsak?'

'Yapmayız.'

'Ama... Ben korkuyorum. O şeye binemem, gerçekten.'

'Tamam, çok hızlı sürmem olur mu? Hem hayatımda bir kere kaza yaptım, onda da freni birinin bozduğunu biliyorum. Merak etme, ölmene izin vermem.' dediğinde çoktan motoru çalıştırmış, benim binmemi istiyordu. 'Cidden bunu yapmasak. Bak, gerçekten motorları hiç sev-'

'Merak etme dedim. Kendini bana bırak ve rahatla. Hadi, atla.' demişti kaskın içinden sesi fısıltı gibi geliyordu ve motorun sesi çok yüksek olduğundan anlaması zordu söylediklerinin. Yine de boşverdim o an. Belki boşverirsem, hayatın daha kolay olduğunu hissederdim. Sadece hissetmekle kalırdım zaten.

'Peki.' ağzımın içinde söylediklerini duymuş muydu emin değildim ama motora bindiğim gibi kalbimin çarpması bir olmuştu. Asla yapamazdım. Ben asla bir motorda yolculuk yapacak kadar kafayı yememiştim. Geri ineceğim sırada kollarımdan tutup kendi beline doladıktan sonra motoru sürmeye başlamıştı. İnmeme fırsat bile tanımamıştı ki.

Rüzgarın, kaskın dışındaki saçlarımı savurduğunu hissederken kollarımı öyle bir sıkıyordum ki titrediğimi asla anlamazdım. Gözlerim kapalıydı ve tek yaptığım, önümdeki adamın beline sıkıca sarılıp kafamı beline gömmekti. İnmeden gözlerimi açacağımı da sanmıyordum. Kulağımda hem rüzgarın uğultusu hem motor ve araba sesleri o kadar fazlaydı ki çığlık atıp susmalarını isteyecek kadar rahatsız edici gelmişti.

Eğer gözlerimi açarsam her an kaza yapıp öleceğimi, öleceğimizi hissediyordum. Bu his neden bu kadar kötü ve rahatsız ediciydi. Karnıma ağrı girecek kadar kötü hissetmem normal miydi?

Önce araba seslerinin yavaş yavaş kaybolduğunu duydum. Sonra motor yavaş yavaş durmaya başlamıştı. O, inebilirsin demeden gözlerimi açmadım. Kollarımı ise ondan ayırmadım henüz. Motoru yavaş yavaş ilerlettiğini hissediyordum ama bana tek kelime etmiyordu. Daha gelmemiş miydik? O zaman nedendi bu kadar yavaşlamamız?

'İnebilir miyim?'

'Evet.' dediği gibi kendimi motordan attığımda kalbimin sesini duyacak kadar çok hızlı atıyordu.
'Sanırım, az önce ölecektim.'

'Hadi ama çok da hızlı değildim.'

'Bu yavaş halin mi? Bir daha asla o şeye binmeyeceğim.'

Halinden memnun bir ifadeyle motordan indiğinde kafamdaki kaskı çıkarıp ona uzattım. Geldiğimiz yer dört katlı bir apartmanın önüydü. Yürümeye başladığında ben de arkasından onu takip ederek büyük binadan içeri girdik. Merdivenleri çıkarken karşılıklı daireler olduğunu fark etmiştim. İkinci kata geldiğimizde ise bir kapının önünde durmuştu. Elinde tuttuğu anahtarla kapıyı açıp içeri girdiğinde benim girmem için kafasıyla içeriyi göstermişti. Yavaş adımlarla içeriye girdiğimde koridorda, bir yabancı gibi duruyordum. Ne yapacağımı bilmiyor ve kendimi çok rahatsız hissediyordum.

Adımları bir kapıdan içeri girerken onu takip etmeye devam ettim. Girdiğimiz yer salon olmalıydı. Temiz ve düzenli duruyordu. Mobilyaları şık ve olabildiğince sadeydi. Ve mutfakla birleşikti. Hemen sağ tarafında mutfağı duruyordu. Ona doğru baktığımda ise beni izlediğini anlamıştım.
'Çok güzelmiş.' demiştim sadece yüzüne doğru.
'Burası benim evim. Kapının hemen karşısındaki odada yatabilirsin. Ben hemen karşıdaki evde olacağım. Soracağın bir şeyler olursa kapıyı çalman yeterli. Bir sorun yok değil mi?'
'Hayır. Teşekkür ederim her şey için. Sadece kendimi biraz tuhaf hissettim.'

'Kötü hissetmene gerek yok. Her şeyi en başta planlamıştım ben. Merak etme. Biraz dinlen, sabah konuşuruz o halde. Ve kahvaltıyı dışarıda yaparız diye düşündüm. İster misin?'

'Sorun olmaz. Sen öyle diyorsan.' demiştim geçiştirerek.
'Peki. İyi geceler. Uykunu iyi al.' dediği sırada bana uzattığı anahtara baktım.
'Sende kalsın.'
'İyi geceler.' dedim ve uzattığı anahtarı aldım. Kapıya doğru geri yürürken ayakkabısını giyip bana dönmüştü tekrardan. Bana gülümseyerek baktığında karşıdaki eve doğru gitti. Kapıyı çalmadan soracağım soruyu sorup sormamak arasında kalırken, dudaklarımı oynatarken buldum kendimi.
'Bu arada... Senin adını bilmiyorum.'

'Ural. Ural Yalçın.'

'Peki, teşekkür ederim Ural.' dediğim sırada arkasını bana dönüp karşısında duran kapıyı çalmıştı. Kapıyı tam kapatıp içeriye geçeceğim sırada bir kızın bağırmasını işitmiştim. Karşıdaki evin sahibiydi sanırım. Kapının ardından gözlerim oraya kaydığında sarıldıklarını görüp, aceleyle kapıyı kapatmıştım. Belki de arkadaşıydı. Ya da daha başka bir yakınlık vardı aralarında ki beni ne ilgilendirirdi zaten.

Söylediği gibi salonun karşısındaki odaya girdiğimde yatak odası gibi bir yer karşıladı. Ama sanki biraz fazla kızımsı gibiydi. Kendi evi olduğuna emin miydi? Perdelerden tut, halıya kadar açık bir pembe renk hakimdi odaya. Hiç sevmezdim. Kafamı yatağa doğru çevirdiğimde neyseki nevresimler pembe renk değildi. Koyu mavi bir renkti ve odanın rengiyle yatağın rengi bir zıtlık içindeydi. Yatak erkekse, oda kızdı yani. Uykumun son raddesine gelirken, elimdeki anahtarı komodine koyup, kendimi yumuşak yatağın kollarına bırakarak gözlerimi kapatmıştım. Güzel bir uykuya çoktandır ihtiyacım vardı.

Annecim bak, nihayet bir odadayım işte. Nihayet istediğin gibi bir odada uykuya dalmak üzereyim. Mutlu musun anne? Mutlu olduğunu bilmek isterdim. Beni özlüyor musun, bilmek isterdim. Beni, izliyor musun oradan, bilmek isterdim. Ama en çok istediğim şey, neden beni bırakıp gittiğin anne. Neden anne?..

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

359okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18