3. bölüm · RUH
2. BÖLÜM
Uzun uzun konuşup yemeklerimizi de yedikten sonra ben çok yorgun olduğum ve saatte neredeyse gece yarısını geçtiği için odaya çıkmak için izin istedim. Odaya adımımı attığımda her şeyin hala aynı olması beni oldukça şaşırttı.Anneannem kızını hatırlatacak hiçbir şeyi değiştirmemiş anılarıyla yaşamayı seçmişti belli ki. Gözüm odayı tararken camın önündeki çiçeklerle orada takılı kaldım. Camın önüne ilerleyip vazoda duran nergislere bakarken gözlerim yine doldu ve bir damla yaş çiçeklerin üstüne düştü.
Benim en sevdiğim çiçekti bunlar. Annemin adını taşıdıkları için onlara annem çiçeği derdim hep.
Çiçekleri elime alıp camın önündeki tekli koltuğa oturdum. İşte o an aslında ne kadar yorgun ve bitik olduğumu anladığım andı benim için. Bir yandan sessiz sessiz ağlarken bir yandan da yaşadıklarım bir bir gözümün önünden geçiyor kapanan yaralarım tekrar kanamaya başlıyordu. 5 yaşında ailesini kaybeden küçük bir kız çocuğunun yaşamaması gereken çok fazla şey yaşamıştım. O yüzden bütün kötü anılarımı o lanet ülkeye gömmüş ve yeni bir başlangıç için daha güzel bir yaşam için buraya gelmeye karar vermiştim. Burada iyi olacağımı düşünmek istiyordum. Çünkü aksini kaldıracak bir mentalim kalmamıştı.
Bir süre daha camın önünde oturduktan sonra çiçekleri aldığım yere bırakıp kıyafetlerimi değiştirmek için valizimi açtım. Elime gelen ilk pijama ve çamaşır takımını alarak yatağın üstüne bırakıp odada bulunan banyoya girdim. Kısa bir duşun ardından anneannemin benim için bıraktığı bornozu giyinip odaya geri döndüm. Kurulanıp giyindikten sonra kendimi yatağa attım ve gözlerimi kapadım.
Yarın benim için yeni bir hayatın başlangıcı olacaktı.
Yeni ve güzel bir hayatın...
...
Gözlerime vuran ışıkla ellerimi göz kapaklarımın üstüne koyup ovuşturdum ve kısık gözlerle etrafıma bakındım. Bir süre sonra nerede olduğumu anlayınca yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu. Burası ne o lanet evdi ne de benim yalnız yaşadığım kimsenin olmadığı o küçük evim...
Burası annemin eviydi, onun ruhunu yeşerten yerdi.
Kollarımı açarak esnedikten sonra yüzümdeki gülümsemeyle yataktan kalkıp annem çiçeğimin yanına gittim.
"Günaydın annecim uzun zamandan sonra ilk defa bu kadar mutluyum görüyorsun dimi. Artık sizde kızınız yalnız diye üzülmeyin, mutlu olun orda"
Gözlerim dolmaya başlarken buna izin vermeden çiçeğime minik bir öpücük verip perdeyi açtım ardından da camı aralarım. Kafamı camdan dışarı uzatıp derin bir nefes çektim ve arkamı dönüp banyoya ilerledim. İşlerimi hallettikten sonra giyinip aşağıya inmek için odamdan çıktım.
"Anneanne nerdesin" diyerek merdivenlerden inerken anneannemin mutfaktan gelen sesiyle bende mutfağa girdim.
"Gel yavrum bende kahvaltıya pişi yapıyordum küçükken çok severdin. Yine sever misin bilemedim ama yine de yapayım dedim. Malum neyi seversin sevmezsin pek bilmiyorum ama zamanla öğrenirim emi guzum"
Gözlerinde ki hüzün dolu bakışlar benim de burnumu sızlatırken hayatımda ne kadar çok şeyden eksik, ne kadar çok şeye geç kaldığımı farkettim.
"Üzülme benim güzel gözlüm bundan sonrası hep bizim, her şeyi öğreniriz." Anneannemin başörtüsünün üstünden başına minik bir öpücük kondurup yardım etmek için tezgaha doğru adım atmıştım ki kapı çalınca anneannem "deden gelmiştir guzum" diyince ondan önce davranıp kapıya ben koştum. Yeni hayatımın ilk günüydü ve ben bana bahşedilen bu hayatıma sıcak bir aile ile devam etmeye kararlıydım. Yüzümde kocaman bir gülümsemeyle kapıyı açıp " Hoş geldin dedecim" diyerek hızla kollarımı boynuna sardım.
Ama anlık bir aydınlanışla dedemin bu kadar uzun ve yapılı olmadığını ve hatta sigara kokmayacağını da anımsayarak hızla kollarımı geri çektim. Karşımda gördüğün yabancıyla ağzım şaşkınlıktan O şeklini alırken karşımdaki kişinin de şaşkın yüz ifadesi yüzümde bir sıcaklığa ve utangaçlığın verdiği bir pembeliğe neden olmuştu.
"Ay çok pardon ya ben şey dedemi bekliyordum da ondan öyle şey oldu yani yoksa üstünüze atlamış gibi şey yapmak istemedim. Ne diyorum ben ya.
Chyort menya dyornul za yazık. (Rusçada bu ifade, söylenmemesi gereken bir şeyi ağzından kaçırdığında, bir sırrı verdiğinde veya gereksiz bir yorum yapıp pişman olduğunda tam olarak "Dilim tutulsaydı da söylemeseydim" anlamında kullanılır.)
Şey demeye çalışıyorum yani kusura bakmayın."
Ben anlamsız bir şekilde konuşup sonunda söylemek istediğim şeyi söylediğimde karşımdaki adam gözlerini bana dikmiş ne dediğimi anlamaya çalışıyordu. Sonunda o da olayı anlayınca şükür konuşmaya başladı.
"Sorun değil ben Ali amcaya bakmıştım ama, yok mu?"
"Yok, ama birazdan gelir heralde. Anneanne biri dedemi soruyor bakar mısın?"
Anneannem mutfaktan kafasını uzatıp kapıdaki adamı görünce yüzünde kocaman bir gülümsemeyle hızla bize doğru geldi. Bense hala adama bakıyordum. Ve bir anda aklıma kriz geçirmediğim gelince şaşkınlıkla elimi kalbime götürdüm bu nasıl mümkün olabilirdi ki?
"Yavuz, oğlum hoşgeldin girsene içeri ne bekliyorsun dışarda."
"Yok Ayşe sultan ben rahatsızlık vermiyim hiç Ali amca uğra bir işim var demişti de onun için geldim yoksa başka zaman uğrarım."
"Hah geldim mi evlat bende fırına gitmiştim de sıcak simit bekledim benim kız için ondan geciktim kusura bakma. Geç hele içeri ne kaldın kapıda, hanım nerde benim takımlar getiriver de kızın odasında bir kaç bir şey kaldı eksik onları tamam edelim."
Dedem elindeki poşeti mutfağa bırakıp odama doğru çıkınca adının Yavuz olduğunu öğrendiğim adam da dedemin peşinden seri adımlarla odama doğru ilerleyip kapının önünde dikilmeye başladılar. Bende onları takip ediyordum ama aklım hala az önce olanlardaydı. Hani bu mümkün değildi. Ne değişmişti şimdi?
"Torun müsait mi odan "
Dedemin sorusuyla kendime gelince olayı kavrayıp hemen kapıyı açtım ve odaya girmeleri için tabi dedim.
Dedem, ardından da Yavuz odama girerken bende arkalarından onları takip ettim. Yavuz gözleriyle odamı tararken onun da gözleri bir süre camın önündeki çiçeğimde takı kalmış sonra da eksikleri halletmek için dedemin yanına gitmişti. Bende odada kalabalık etmemek için aşağı inip anneannemin hazırladığı şeyleri balkondaki masaya yerletirmeye başladım.
Yaklaşık yarım saat sonra tamir işleri bitmiş biz kahvaltı sofrasına otururken Yavuz dedemin kahvaltı davetine işlerim var sağolun diyerek hızla evden çıkmıştı.
"Yavuz bizim karşı komşu kızım her işimize koşar sağolsun bu evin insanı gibidir senin de danışacağın bir şey olursa çekinme emi guzum biz yaşlandık artık eskiden kaldık öyle her şeyi bilmiyoruz yeni çağa da çok ayak uyduramıyoruz o sana yardımcı olur."
Anneanneme kafa sallayıp ağzımdaki pişiyi yuttuktan sonra üstüne de bir yudum çay içtim.
Kahvaltı yapmayalı hele de birileriyle kahvaltı yapmayalı o kadar uzun zaman olmuştu ki bu durum bile beni fazlasıyla mutlu ediyordu. Yüzümdeki gülümseme solmazken iştahla kahvaltımı etmeye devam ettim.
Uzun zamandır bu kadar fazla yediğimi hiç hatırlamıyorum.
Kahvaltı bittiğinde beraber masayı toplayıp birde güzel Türk kahvesi içmiştik balkonda. Sonrasında ben biraz etrafı görmek için evden çıkmıştım.
Mahalledeki evlerin neredeyse hepsi iki katlı bahçeli yapılardı. Küçük şirin bir kasaba gibiydi o kadar içten ve sıcak hissettiriyordu ki bana hele Rusya'nın soğuk beton duvarlarından sonra burası cennet gibi geliyordu. Bir süre evlerin arasından ilerledikten sonra karşıdan üstüme havlayarak gelen köpekle bir anlık ne yapacağımı bilemesem de sonrasında hızla kendime gelip arkamı döndüğüm gibi koşmaya başladım.
Arada arkama bakıp köpeğin ne kadar yaklaştığını kontrol ediyor sonra tekrar önüne dönüp koşmaya devam ediyordum. Kalbim resmen boğazımda atarken tekrar arkamı dönüp köpeğe bakacak oldum ki bir anda daha neye takıldığımı anlayamadan yere düşünce köpek bunu fırsat bilerek üstüme çıkıp benimle oynamaya başlayınca kahkaha atmaya başladım.
" Seni gidi yaramaz şey, madem oynamak istiyorsun ne diye havlayıp o kadar kovaladın beni boşa koştuk o kadar "
Gülmeye devam ederken bir yandan da düştüğüm yerden kalkarak kaldırım kenarına oturdum ve yanıma oturup başını bacağıma süren tüy yumağını sevmeye başladım.
Normalde hayvanlardan korkmazdım aslında ama yabancı bir yerde üstüme doğru o şekilde koşunca ister istemez panik olmuştum tabi.
" Koca oğlan sen yaramazlık peşinde misin yine. Bak ya neler yapmış. Kusura bakmayın çocuklar bahçe kapısını açık bırakmışlar bu da fırsattan istifade kaçmış. "
"Yok sorun değil biz hallettik zaten." diyip bakışlarımı köpekten konuşan kişiye çevirince Yavuz'u görünce ağzımdan bir aaa nidası döküldü.
"Yavuz senin mi bu tatlı şey?"
"Evet benim tekrar kusura bakma ya ne hale sokmuş seni. Bak dizin kanıyor hadi kalk bir hastaneye gidelim."
Yavuz söyleyene kadar farketmediğim dizime kafamı çevirince çokta önemli bir şey olmadığını anlayınca gerek yok ufak bir şey diyip ayağa kalkmaya çalışınca Yavuz kolumdan tutup beni tekrar kalktığım yere oturttu en azından temizlememe izin ver diyerek hızla arkasını döndü ve bir kaç adım ötede duran arabadan acil yardım çantasını alarak tekrar yanıma geldi ve tek dizinin üstüne çöküp yanına koyduğu çantadan bir pamuk ve batikon çıkararak yaramı temizlemeye başladı.
Eli tenime her değdiğinde yüzüme basan ateşle daha fazla bu durumda kalmak istemediğim için kalkmak için ayaklanınca Yavuz tekrar elimden tutunca gözlerimi gözlerine çevirdim.
"Çok az kaldı."
"Daha fazlasına gerek yok gerçekten."
"Benim köpeğim yüzünden bu haldesin telafi etmeme izin ver. Mahçup hissediyorum kendimi."
Sesimi çıkarmadan elimi elinden çekince önce bakışları elime oradan da bacağıma kaydı. Ben daha sabahki olayı çözememişken şimdi de bu temas kafamı allak bullak etmişti. Garip olansa vücudumun krize dair en ufak bir tepki vermemesiydi. Temizleme işi bitince yara bandı da yapıştırıp gözlerini gözlerime çevirince bende istemsiz ona baktım.
Bakışları o kadar derin ve anlamlıydı ki onu anlayamadığım için neredeyse kendimi suçlu hissediyordum. Sanki gözleri bir şeyler söylüyor aynı zamanda da gizliyordu. Garip bir adamdı dışardan duvar gibi duruyordu ama gelin görün ki şimdi önümde diz çökmüş ufacık bir çizik için pansuman yapıyordu.
"Bitti."
"Şey teşekkür ederim."
"Bilirim edersin."
