Regalia kitap kapağı

3. bölüm / 4

Regalia

"Varis"

Vaveyla Yazarı: Phira Naa

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: "Varis"

...

Kraliyet sofrasında doğan her çocuk, ya tahtın gölgesinde büyür ya da gölgede unutulmak üzere. Hele ki adı bile söylenmeden kurban edilmiş beklentilerin arasına doğmuşsan, o duvarlar seni korumaz; yalnızca içinde yankılanan sessizliği daha da büyütür.
Benim adım, kimsenin telaffuz etmek istemediği o sessiz hayal kırıklıklarının arasında bir yerlerde fısıldandı ilk kez; ne borazanlar çalındı doğumumda, ne yıldız kaydı o gece gökyüzünden, ne yıldızlara adaklar adandı, ne de kadim rahiplerin duaları yükseldi kubbeye. Sarayın mühürlü parşömenlerinde yazılı tek cümleydi belki de:
“Beklenen değildi.”

Adımın anlamı, eski lisanlarda “karanlığı delen sabah” demekmiş. Ne ironik. O karanlığı delen ben olmadım, yalnızca içindeki yankıyı taşıdım. İlk çığlığım duvarlara çarpmadı. Çünkü o taş duvarlar, duyduklarını yansıtmamak üzere örülmüştü. Ve sarayın koridorları, yalnızca emirlerin ve yeminlerin yankısına açıktı.

Kraliyet tarihçileri, doğumumun yılını özenle “Altın Soyun Sekizinci Nesli” olarak kaydetti. Aynı titizlikle, hakkımda söylenmemesi gereken her şeyi de sustular. Altın Soy’un tek kız evladı olarak adımı yazdılar arşivlere; ama tek bir sıfat dahi iliştirmediler yanına. Ne "umut", ne "mucize", ne de "varis." Sadece Dahee. Öylece. Kuru, eksik ve suskun.

Oysa hiçbir zaman altınla işlenmiş bir gelecek biçmediler bana. Çünkü doğduğum an, tüm kehanetlerin sustuğu andı. Tanrıçanın sesi yoktu artık. Ve saray, bu sessizliği bir uğursuzluk gibi astı boynuma.

Kuzeyin granit duvarlı kalesinde, kraliyet etiketinin soğuk cilasıyla büyütüldüm. “Veliaht doğmadı” dediler, lakin bu cümleyi hiçbir zaman sesli kurmadılar. Onun yerine, hanedan terbiyesi öğrettiler; soyluluğun suskunluğunu, asilce boyun eğmenin inceliğini, gözle konuşmanın, bakışla cezalandırmanın sanatını..
Elmas tokalarla süsledi beni kraliyetin kadınları, yine hiçbir zaman gözümün içine bakan olmadı. Hizmetkârlar baş eğdi, ama içlerinden beni lanetlediklerini hissettim. Çünkü ben, yalnızca bir düş kırıklığıydım sarayın altın kapılarının ardında yankılanan.

Kraliyet terbiyesiyle de yoğruldum. Çocukluğum, mermer salonların uğultusunda şekillendi. Taçsız, fakat tahtın gölgesinde. Her sabah aynı dualar, aynı hareketler, aynı öğretmenlerin aynı sözleriyle uyandım. Kraliyet Dili eğitimi, eski ayinler, törensel yürüyüşler, asaleti gösteren yüz duruşları, omuzdan aşağı inen bakışlar..
İç Protokol Meclisi’nde, altı yaşıma basmadan boynuma inci diziler takıldı. Sol elimdeki yüzük, asaletin ilk nişanesi olarak takdim edildi ama anlamı hep havada kaldı.

Eğitimim sessizlikle başladı. Konuşmak değil, susmak öğretildi. Göz teması kurmak değil, baş eğmek. Öğrendiğim ilk kuraldı Sarayda düşünce gösterilmediği, sezdirildiği. Doğru cinsiyette doğsaydım, muhtemelen kazınmış olurdu kraliyet mührü çoktan parmağıma.

Babam, Kral Dante, halkın gözünde adaletiyle anılırdı. Sertti, vakurdu, ihtişamlıydı. Fakat onun adalet terazisinde ben, daima görünmeyen kefede kaldı. Gözleri bana her döndüğünde, orada olmamam gerektiğini hatırlatırdı. Tıpkı yaz boyunca açmayan bir tomurcuğa bakar gibi. Sabrını zorlayan, anlamını yitirmiş bir ihtimaldim onun için. Konuşmalarımız hiçbir zaman baba-kız düzleminde yürümedi. Zira o düzlem hiç kurulmadı. Onun bana dair tek ilgisi, hangi yemeği ne zaman yemem gerektiği, hangi törende nasıl oturmam gerektiği ve hangi nota sesini çıkarmadan eşlik edebileceğimle sınırlıydı.

Annem ise bir aynaydı; kırılmadan önce bin yansımaya bölünen o sessiz aynalardan. Gülüşü bile hesaplıydı, bakışları planlı. Ben doğduğumda gözlerini yalnızca bir kez üzerime dikti; sonra başını çevirdi. Anladım. Soyu devam ettirmiştim belki, ama soyluluğun yüce niyetlerine hizmet edemeyecek bir cinsiyetle doğmuştum. Onlara göre güzeldim, evet, eğitilmeye değerdi duruşum, yürüyüşüm, oturuşum. Ama asla varis değildim. Yalnızca bir figür, bir temsil. Sarayın kadim denklemlerinde yeri olmayan bir ihtimaldim.

Sarayda büyümek, altınla sıvanmış taşların arasında yürürken her adımın yankısında yargılanmak demekmiş. Her sabahın ilk ışığında, İç Protokol Salonu’nda eğilirken omuzlarıma yüklenen görünmez ağırlığın ne olduğunu çok sonra anladım. Krallığın bana doğuştan borç yazdığı, ama ödemeye hiç niyetlenmediği bir kudretin boşluğuydu o. Bana hiçbir zaman tahta aday olmam söylenmedi. Ama bir gün bile ihanet etmemem beklendi.

Tebessüm ettim. Eğildim. Diz çöktüm. Hanedanın usullerini tek tek öğrendim: Resmî Selam, Sessiz Saygı, Altın Yemin, Kana Sadakat. Her biri bir zincirdi bileğimde. Ve ben, zincirlerin sesiyle konuşmayı öğrendim. Sarayın içinde bir hayaletten fazlası olamadım belki ama hiçbir zaman bir kurban da olmadım. Görünmezlik, sessizlik doğurmaz her zaman. Bazen, gözden ırak büyüyen bir varlık, en çok şeyi gören olur. Sarayın arka salonlarında konuşulan pazarlıklar, sessizce yazılan antlaşmalar, isimlerin gölgelerde değiş tokuş edildiği planlar bana fark edilmemiş bir özgürlük bahşetti.

Yıllar geçti, geçti geçmesine. Sanatta yetkin, dilde usta, duruşta kusursuz biri oldum. Fakat bir soru hep aynı kaldı dudaklarının ucunda: Neydi onca emeğin amacı? Bir kraliçe olmak mıydı kaderim? Başka bir tahtın önünde diz çökerek, bu krallığın barış teminatı olmak mıydı? Bir anlaşma cümlesinde adımın altına imza atılmasını beklemek miydi?

Bugün bana bakanlar, “zarif”, “soylu”, “dengeli” der. Bilmezler ki, her adımımın hesaplı olduğunu. Her tebessümümün bir sınavdan geçtiğini. Gözlerimdeki dinginliğin, bastırılmış bir yangının külleri olduğunu. Bilmezler, bu göğsümde taşıdığım taşın, ardımdan gelen sessizlere de ağırlık olduğunu.

Krallık, kadınların evlilikle fethettiği bir dünyayı miras bıraktı bana. Ama ben ne savaş meydanlarında susacak bir cariye, ne de gelinlik içinde takas edilecek bir barış kefaletiydim. Ben, unutturulmak istenen her gerçeği aklımda tutan kişiydim. Ben, geçmişin boşluğunda doğup geleceğin kelimelerini bilen kız çocuğuydum.

Hayır. Ben, hanedanın unutmak istediği bir isim olarak değil, hatırlanmak zorunda kalacağı bir gerçek olarak yaşayacaktım. Çünkü unutulmuş olanlar bazen tarihin en derin kazılarına yankı olur. Ve yankı, bir gün mutlaka bir sese dönüşür. Krallıklar şanla değil, suskunların sessizce tuttuğu sırlarla yıkılır.

Ben Dahee. Kraliyet susarken duyduğunuz ilk kelimeyim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18