Reddit Korku Hikayeleri kitap kapağı

4. bölüm / 6

Tanıdık Yüz, Bilinmeyen Gölge: Kabusun Gölgesi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Tanıdık Yüz, Bilinmeyen Gölge: Kabusun Gölgesi

Onunla tanıştığımda, hayatımın değişeceğini biliyordum. Ilgaz... Gözleri, denizin en derin mavisini taşıyordu ve gülümsemesi, güneşli bir bahar sabahı kadar içtendi. Bir kafede tanıştık, kahvemi düşürdüğüm an kaza eseri çarpmıştım ona. Utancımdan yerin dibine girerken o sadece gülümsedi ve "Belki de kaderdir, böyle tanışmak," dedi. İşte o anda kalbimin ritmi değişti.

İlk randevularımız rüya gibiydi. Saatlerce konuşuyorduk, sanki birbirimizi yıllardır tanıyorduk. Ortak zevklerimiz, hayallerimiz... Her şey mükemmeldi. Bana karşı olan nazik tavrı, düşünceli jestleri... Her kadın böyle bir erkek isterdi. Hızlı ilerliyorduk, ama bu bana hiç garip gelmiyordu. Aksine, onunla her şey olması gerektiği gibiydi.

Ta ki o geceye kadar.

Ilgaz beni ilk kez evine davet etti. Küçük, ama çok şık bir daireydi. Duvarlarda modern sanat eserleri, her köşede ilginç heykeller... Sanki bir dergiden fırlamış gibiydi. Bir yandan sohbet ediyor, bir yandan da etrafı inceliyordum. Gözüme çarpan bir şey oldu: Antredeki duvarda asılı duran büyük, çerçeveli bir fotoğraf. Eski bir fotoğraftı, siyah beyaz. Fotoğraftaki adam Ilgaz'a o kadar benziyordu ki, ilk başta onun dedesi falan sandım. Aynı gözler, aynı keskin çene hattı... Tek fark, fotoğraftaki adamın daha resmi, daha eski zamanlara ait bir havaya sahipti.
"Bu kim?" diye sordum, gülümseyerek. "Deden mi? Sana çok benziyor."

Ilgaz'ın yüzündeki gülümseme aniden soldu. Bir an için gözlerindeki o mavi deniz kararır gibi oldu. "O... sadece eski bir aile fotoğrafı," dedi aceleyle. Sonra konuyu değiştirdi. İçimden "Ne kadar tuhaf," diye geçirdim ama üzerinde durmadım.
Belki de dedesiyle arası iyi değildi, kim bilir?Akşam ilerledikçe, Ilgaz'ın garip davranışları artmaya başladı. Bazen boşluğa dalıp gidiyor, sanki duymadığı sesler dinliyordu. Bir ara mutfaktan su almak için kalktığımda, oturma odasından kısık sesli bir konuşma geldiğini duydum. Sanki Ilgaz kendi kendine konuşuyordu ama sesi çok farklıydı. Daha yaşlı, daha... hırıltılı. Geri döndüğümde normal davrandı. "Sesini duyamadım, bir şey mi dedin?" diye sordum. "Hayır, hayır," dedi, hafifçe irkilerek. "Sadece kendi kendime düşünüyordum."

Gece yarısı olmuştu. Hava kararmış, dışarıda fırtına başlamıştı. Yıldırım düştü, elektrikler kesildi. Mum ışığında oturuyorduk. Bu ani karanlık, benim içimdeki tedirginliği iyice artırmıştı. Ilgaz o an sanki bambaşka birine dönüştü. O sıcak, samimi hali kaybolmuştu. Bana bakışları garipleşti, adeta içimi görüyordu.

"Bir şey soracağım sana," dedi Ilgaz, sesi buz gibiydi. "Sence... bir insan hiç değişmez mi?"Sorusuna anlam verememiştim. "Ne demek istiyorsun?" diye kekeledim.
Gülümsedi.
O anki gülümseme, daha önceki samimi gülümsemelerinden o kadar farklıydı ki...
Daha çok yırtıcı bir hayvanın avına bakarkenki ifadesi gibiydi. Ayağa kalktı, pencereye yaklaştı ve dışarıdaki şimşeklerin aydınlattığı anlık görüntüde, cama yansıyan siluetinde... onunla birlikte başka bir gölgenin de olduğunu gördüm. Daha uzun, daha zayıf, adeta onun bedenine yapışmış bir gölge.Kalbim duracak gibi oldu. Gözlerimi ovuşturup tekrar baktım. Yoktu. Sadece Ilgaz'ın silueti vardı. Deliriyor muydum?

Ilgaz pencereden döndü, mum ışığı yüzüne vuruyordu. Gözlerinin kenarında, sanki makyajla gizlenmeye çalışılmış gibi duran incecik kırışıklıklar belirdiğini gördüm. Ve sesi...
O hırıltılı ses tekrar ortaya çıktı:"Demek istiyorum ki, hayatım... bir insan sonsuza kadar aynı kalabilir mi?"

Korkudan dilim tutulmuştu. Hızla ayağa kalktım. "Benim gitmem gerek," dedim. Sesim titriyordu."Neden? Daha yeni başlıyorduk," dedi. Adımları yavaştı, ama bana doğru geliyordu. Her adımında, yerden minik bir toz bulutu kalkıyordu. Sanki uzun süredir hareket etmemiş bir heykelin tozu dökülüyordu.Kapıya doğru koştum. Tam kolu çevirecektim ki, Ilgaz'ın eli omzuma uzandı.
Elini tuttum... Buz gibiydi. Ve o kadar kuruydu ki, sanki derisi kağıt gibiydi."Acele etme," dedi Ilgaz.

Sesindeki sıcaklık tamamen gitmişti, yerini yüzyılların yorgunluğuna bırakmış gibiydi. Başını yavaşça bana doğru eğdi.

Tam o an, şimşek bir kez daha çaktı ve o antredeki eski fotoğrafa yansıdı.Fotoğraftaki adamın yüzündeki ince yara iziyle, Ilgaz'ın şimdiki yüzündeki yara izi... Birebir aynıydı.Ve fotoğrafın altında, kararmış kağıtta, okunması zor, titrek harflerle yazılmış bir tarih vardı: 1887.Ilgaz'ın boynundaki eski, solmuş yara izi de aynı yara iziydi. O an tüm kanım dondu.
Bu o olamazdı... Bu, Ilgaz değildi...Gözleri... Ilgaz'ın o derin mavi gözleri bir anda buz mavisine dönüştü. Ve gözlerinin içindeki o sonsuzluk...
Sanki yüzyıllardır beni bekliyordu."Yine de... hepimiz bir noktada eskiriz," dedi.

Ve dudaklarından dökülen son kelimeyle, bir anda tüm odanın havası buz kesti:"Değil mi, güzelim?

"Bir çığlık koptu ağzımdan, ama bu çığlık Ilgaz'ın dairesinde değil, kendi yatağımda yankılandı.

Gözlerimi açtığımda, odamdaydım. Sabahın ilk ışıkları perdemden süzülüyordu. Kalbim hala deli gibi atıyor, nefes nefese kalmıştım. Ter içindeydim. Bir kabus... Sadece kötü bir rüya. Şükürler olsun ki sadece bir rüyaydı.

Telefonumu elime aldım, saat sabah 08:00'i gösteriyordu. Bugün Ilgaz ile kahvaltı randevumuz vardı. Kendime gelmek için soğuk bir duş aldım.

Tüm o görüntüler, o soğuk dokunuş, o hırıltılı ses... Hepsi birer hayal ürünüydü.Hazırlandım, kendimi toparlamaya çalıştım. Kafeye giderken hala içimde hafif bir tedirginlik vardı. Belki de bu kadar yoğun korku filmi izlememeliydim.
Kafeye vardığımda Ilgaz çoktan oradaydı, her zamanki gibi gülümseyerek beni bekliyordu. Gözleri o bildiğim derin mavi renkteydi. İçim rahatladı. Ne kadar da saçma şeyler düşünmüşüm.

Yanına oturdum. "Merhaba," dedim, sesimde hafif bir titreme vardı.Ilgaz elini uzattı, elimi tuttu. O bildiğim sıcak dokunuştu. "Merhaba güzelim," dedi. O an, bir anlığına, elimdeki soğukluğu hissettim. Kalbim yine hızla atmaya başladı.

Bana yaklaştı. Gözlerinin içine baktı. Ve sonra, dudaklarından dökülen kelimelerle, tüm kanım dondu:"Bu gece evime gelmek ister misin? Seninle... daha yeni başlıyorduk.
"Ve sesi... O kadar soğuktu ki. O kadar yaşlıydı ki. Tıpkı rüyamdaki o hırıltılı ses gibiydi.
Yüzündeki gülümseme genişlerken, gözlerinin içindeki o sonsuzluğu gördüm.
Ve tam o anda, bir anlığına, boynundaki o soluk yara izinin belirdiğini sandım.

Bu bir rüya değildi. Ya da eğer bir rüyaysa, ben hala uyanmamıştım.!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…