Bölümler 6Şu an: Karanlıkta Yankılanan Kahkahalar: Son Perde
- 1 Son Yorum (The Last Comment)343 kelime
- 2 Karımın beni aldattığını sanıyordum ama o çok daha kötü bir şey yapmış!383 kelime
- 3 Karanlıkta Yankılanan Kahkahalar: Son Perde527 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Tanıdık Yüz, Bilinmeyen Gölge: Kabusun Gölgesi866 kelime
- 5 Sessizliğin Defteri: Kayıp Çizgiler406 kelime
- 6 Sessizliğin Defteri: Kayıp Çizgiler406 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hatırlamak bile boğazımı düğümlüyor. O gece... Can’ın o eski, rutubetli evine gitmemeliydim. "Ders çalışırız" demişti, aptal gibi inandım. Sanki Can’ın ders çalışmakla uzaktan yakından alakası varmış gibi. Okulda da sürekli korku filmlerinden, kanlı sahnelerden bahseder, benimle dalga geçerdi: "Kaan, sen hiç mi korkmazsın?" Sanki korkmak bir zayıflıkmış gibi.
Eve gider gitmez bir tuhaflık hissettim. Hava kararmıştı, her yer sisliydi. Kapı gıcırtıyla açıldı; içeriden küf ve eski eşya kokusu vurdu yüzüme. Can sırıtırken gözlerinde tuhaf, neredeyse hastalıklı bir parıltı vardı. İçeri geçtiğimizde odalar loştu, sadece birkaç mum yanıyordu. "Elektrikler kesik galiba," dedi ama sesi o kadar rahattı ki... O an bir oyunun içine çekildiğimi anlamalıydım.
Oturduk. Birden dışarıdan bir uluma sesi geldi. Tüylerim diken diken oldu. "Rüzgardır," dedi Can. Ama o ses sanki duvarların içinden geliyordu. Sonra duvarda devasa, şekilsiz gölgeler belirdi. Nefesim kesildi, bir yaratık sandım ama Can’ın elinde bir çarşaf ve fener gördüm.
Gülüyordu! "Ne yapıyorsun?" diye kekeledim. Kalbim deli gibi çarpıyordu.Derken tepeden bir vazo düştü; PAT!
Can yine güldü. "Sakarım," dedi ama bakışları üzerimdeydi. Tepkilerimi ölçüyordu.
En kötüsü o beşikti... Köşede duran eski, ahşap bir beşik ve içinde gözleri faltaşı gibi açılmış o yıpranmış bebek. Beşik kendiliğinden sallanmaya başladığında kanım dondu. Bebeğin gözleri bir an kırmızı parladı sanmıştım. Can beşiği alttan iple sallarken sırıttı: "Bu bebek çok eskiymiş..."
Dayanacak gücüm kalmamıştı. Gitmek istedim ama ayaklarım yere mıhlanmıştı. Tam o sırada kapının altından koyu, dağınık bir saç yığını sürünmeye başladı. Bir fısıltı duydum: "Kaan..."
Çığlık attım.
Gözlerimden yaşlar boşalırken Can’ın yerdeki peruğu çıkarıp kahkahalarla güldüğünü gördüm. "Şimdi korktun mu?" dedi alaycı bir şekilde.Ama o histerik kahkahası bir anda kesildi.
Sessizlik, çığlıktan daha ağır bir şekilde üzerime çöktü. Can, peruğu kenara fırlatıp ayağa kalktı. Yüzünde, artık şaka yapmadığını gösteren o buz gibi ifade vardı. "Hadi ama, amma büyüttün," dedi, sesi normalden daha kalındı.
"Gitmeden önce... son bir şey daha var. Evin gerçek sahiplerinden kalma."Cebinden paslı bir anahtar çıkarıp beşiğin arkasındaki o dar gömme dolabı işaret etti.
"Hayır! İstemiyorum!" diye bağırdım.
Ama Can çoktan dolaba doğru yürümeye başlamıştı. Adımları tuhaftı; sol bacağını sanki bir cesedi sürüklüyormuş gibi çekiyordu. Dolabın kapağına dokunduğu an, odadaki tüm mumlar aynı anda söndü. Sadece cılız ay ışığı odayı griye boyuyordu.
Gıcıııırrr...
Dolap kapağı santim santim açıldı. İçeriden gelen o çürümüş et ve ıslak toprak kokusu genzimi yaktı. Can dolabın içine bakıp donup kaldı. "Can?" dedim, dehşetle.
"Şaka değil bu, gidelim!
"Can yavaşça bana döndü. Ama sadece boynu dönüyordu; gövdesi hala dolaba bakıyordu. O kemik çıtırtısını, o iğrenç kırt sesini asla unutamayacağım.
Ay ışığı yüzüne vurduğunda Can’ın göz bebeklerinin tamamen kaybolduğunu, geriye sadece bembeyaz bir boşluk kaldığını gördüm. Ağzını açtı ve içinden binlerce böceğin kanat çırpışına benzeyen o hırıltı çıktı:"O... hala... acıkmış..."Dolabın içinden, eklemleri ters yöne bükülen, zift karası bir el uzandı. El, Can’ın omzuna yapıştı ve onu saniyeler içinde karanlığın derinliklerine çekti.
Can’ın son duyduğum sesi bir çığlık bile değildi; sadece etin kemikten ayrılırken çıkardığı o ıslak sesti.Kapıya koştum, tırnaklarım ahşabı parçalarcasına kolu zorladım.
Kilitliydi.
Arkamdaki dolaptan o ses tekrar geldi: Çek... Bırak... Çek... Bırak... Duvarın arkasındaki nefes sesi artık odanın içindeydi. Yavaşça arkama döndüm. Dolap kapağı tamamen açılmıştı. Can’ın az önce yere fırlattığı o peruk, şimdi kendi kendine yerde sürünerek bana doğru geliyordu.
Ama bu sefer altından çıkan şey..
Can’ın elleri değildi…
Bölüm etkileşimi
