20. bölüm · RAKKAS
4. BÖLÜM
Bölüm şarkısı:
Emre Aydın - Sen Beni Unutamazsın
Göksel - Sen Orda Yoksun
“Geçmişin pişmanlığı geleceğin keşkesinden ağırdır”
Efşan Dora Timagur’un Ağzından
Yağan yağmurun sesi kulaklarıma dolarken buğulanmış camdan dışarı baktım. Dışarıda olan beni gördüm. Çocukluğumu, yedi yaşındaki beni. Yağmurun altında durmuş aramızdaki camdan gözlerini çekmeden bana bakıyordu.
Kara kara bulutlar sarmış etrafını, esen rüzgara inat ters durmuş yıkılmamak için çaba sarf ediyordu. Bunu yaparken bir an olsun gözlerini benden ayırmıyordu.
Onu öyle görmeye dayanamadım ve camı hızla açarak "Durma öyle gel buraya!" diye bağırdım. Rüzgarın şiddeti gitgide artarken ayaklarının yerde sürtünmesini görmemle korkuyla yeniden bağırdım.
"Efşan Dora buraya gel!" hayır sanki beni duymuyordu.
Hüzünlü bakışları beni derinden etkilerken dayanamayarak ben çıktım dışarı.
Kocaman adımlarımla hızla tam önünde durduğumda başını kaldırarak gözlerime baktı. Rüzgar aramızda bir çizgiydi sanki. Yavaşça yere eğilerek onunla aynı boya geldim. Küçük ellerine uzanarak narince tuttum ellerini.
"Efşan neden dinlemiyorsun beni? Hastalanacaksın. Bu sevdiğin yağmurlardan değil. Bu bir fırtına, kendini koruman gerek." dedim nahif olduğuna inandığım bir sesle. Ancak ince bir sesi olmasına rağmen dediği şey yüzüme bir tokat gibi çarptı.
"Sen kendini koruyabiliyor musun?" gülümsedim ve "Elbette koruyorum. Ben yirmi iki yaşında genç bir kızım görmüyor musun?" diyerek saçlarını geri ittim.
Gözlerimin içine bakarak ıslanan saçlarımı kulağımın arasına sıkıştırırken "Bazen sadece yaşlar büyür." dedi.
Yüzüne bakakaldım. Verecek başka bir cevabım yoktu.
"Beni hatırlıyor musun?" sorusuna "Elbette. Karşımda duran aynı küçük Efşan. Kıvırcık kısa siyah saçlar, heterokromi gözler ve mutlu Efşan." diyerek burnunu sıktım. Güldüm. Gülmedi.
"Hatırlamıyorsun, olmasını istediğin şeyleri bana yüklüyorsun." diyerek bir adım geriledi.
Rüzgar onun bu hareketiyle hırçınlaştığında bende bir adım geriledim. Yükselen topraklar gözüme çarptığında acıyla gözlerimi yumarak dinmesini bekledim. Biraz bekledikten sonra dinginleşen rüzgarla gözlerimi araladım. Küçük Efşan yoktu.
Çok geçmeden sesini duydum "Arkana bak!" ikiletmeden arkamı döndüm. İşte yine ordaydı. Minicik eliyle ona yaklaşmam için işaret yapmasıyla hızlı adımlarla yanına gittim. Yanında durduğumda eliyle karşıyı göstererek "Bak şuraya." dedi.
Başımı gösterdiği yere çevirerek ne gösterdiğine baktım. Gördüğüm manzara o kadar güzeldi ki... Yeşillikler içinde kocaman bir ağaç. Yemyeşil...
"Ne kadar güzel." diye fısıldadım. Yanımdaki Efşan'a bakıp "Öyle değil mi?" diye sorduğumda kafasını salladı. Huzurla seyretmeye başladım. Küçücük eli elimi bulduğunda "Çok güzel. Ama senin ağacın o değil." dedi.
Kaşlarımı çatıp "Anlamadım? Benim ağacım mı?" diye sordum. Adımlamaya başladığında elimi hâlâ bırakmamıştı bu yüzden onu takip ettim.
Yeşillik bir alanda durduğunda bende onunla beraber durdum. Birden hava kararmaya, yeşillikler kurumaya başlamış, kara bulutlar etrafımızı sarmaya başlamıştı.
Korkuyla elini sıktım. Elini elimden kurtararak karşımda duran köklü, simsiyah kurumuş ağacı göstererek "İşte senin ağacın." dedi. Soluk almayı bıraktım resmen. Fırtınalar koparken yavaş yavaş uzaklaştı benden.
Koskoca kara, ürkütücü ağaca bakarken "Senin hikayen bu ağaç, bu karanlık. Senin başlangıç noktan bu ağaç, bu karanlık, bu toprak. Senin varlığın işte bu çorak toprak! Başka bir yerde arama hikayeni. Etrafına bak. Yere bak. Sen sadece yere bak, sadece yere bak!"
Kulağımda çınlayan sesle hızla gözlerimi araladım. Nefes nefese kalmış terden sırılsıklam olmuştum. Titreyen dizlerim rüyanın etkisinden çıkamamış. midemse çoktan bulanmaya başlamıştı.
Hızlı nefes alıp verirken midemin çalkantısına daha fazla dayanamayarak banyoya attım kendimi. Kusmak midem için iyi gelse de ruhumu sömürmüştü sanki.
Elimi, yüzümü yıkayıp kurulamadan odama geçtim. Karanlıktı her yer. İrkildim. Hızla ışığı açarak nefes almak için camı araladım. Başımı dışarı çıkarıp nefes almaya başladığımda karşımda gördüğüm ağaç ile tüylerim diken diken oldu. Hızla camı kapatıp perdeyi çektim.
Elimi belime koyup odamda dolanmaya başlamıştım ki makyaj masamın üzerindeki yedi yaşındaki beni görmemle daha fazla dayanamayarak odamdan çıktım.
Abimin odasının önüne geldiğimde içeri girip girmemek arasında kaldım.
Ancak korkuyordum. Yapabilirdim. Saat daha gece yarısıydı sabahı edemezdim böyle. Son kalan cesaret kırıntımla kapısına üç kere vurup "Abi" diye seslendim.
Hiçbir ses yoktu. Biraz bekledikten sonra yeniden üç kere tıklatarak "Abi" dedim yeniden. Yine hiçbir ses yoktu. Dudaklarımı yemeye başlamıştım ki kapı açıldı.
Altında uzun eşofman ve her zaman ki gibi üstü çıplak saçları dağılmış uyku mahmuru gözleriyle "Efşan?" dedi. Vücuduma yayılan utanç duygusu ağlama isteğimi gün yüzüne çıkarsa da yapmadım.
Utana sıkıla "Yanında yatabilir miyim?" diye sordum. Kapıyı tam açarak saçlarını geriye atıp kısık gözlerle ne olduğunu çözmeye çalışıyordu. Sanırım kabul etmeyecekti.
"Odama gidebilirim." dememle "Saçmalama" dedi. Ardından içeri geçerek gelmem için kapıyı aralık bıraktı. Ağır adımlarla karanlık odaya girip kapıyı kapattım. Ancak burası benim için fazlasıyla karanlıktı.
"Abi ışığı açabilir miyim?" diye sormamla ne ara komütatöre bastığını anlamadım. Gözlerini ovarak ikili kocaman olan yatağına oturarak "Efşan yabancıymışım gibi davranma sinirleniyorum." dedi.
Yanına yaklaşıp yatağa oturdum ardından "Kötü bir kabus gördüm, korkuyorum." diye ufak bir açıklama da bulundum. Oturduğu yerden bana yaklaşıp "Utanacağın veyahutta çekineceğin biri değilim. Bu odayı paylaşmak istiyorsan sormana gerek yok, rahat ol" dedi. Demesi kolaydı tabi. Benim için hâlâ koca bir yabancıydı bunu bir türlü anlamıyordu.
Yataktan kalkıp dolabından yastık çıkarıp yatağın yanına koydu ardından pike çıkarıp yatağa serdi. Kendisi yatağa uzanırken "Işığı kapatma, gel uzan." diyerek yanına çağırdı. Ağır adımlarla yaklaşarak yatağın ucuna oturdum.
Bacaklarımı yatağa çekerek pikeyi üzerime örttüm. Ancak pekte rahat değildim. Abim rahat olmadığımı anlamış olacak ki yatağın köşesine kadar gidip sırtını bana döndü. "Rahatına bak." diyerek yastığına başını koydu. Pikeyi üzerime örtüp tavanı seyretmeye başladım. Abim nerden anladı bilmiyorum ama "Uyu Efşan saat daha 02.47 sabaha kadar dayanamazsın." Dedi. Fısıltı gibi çıkan bir sesle "Korkuyorum." dedim.
Odada yankılanan nefes alışveriş seslerine odaklanmışken "Ne gördün?" sorusuyla başımı açık kalan omzuna çevirdim. Sırtındaki izlere gözlerimi gezdirirken "Yedi yaşımdaydım abi. Fırtına içindeydik yanına gittim gel dedim, dinlemedi beni. Çok üzgün ve haşin bakıyordu bana. Onu üzecek bir şey mi yaptım acaba?" diye soru sordum. Cevap bekledim ondan.
"Çocukluğunu üzecek ne yapmış olabilirsin ki Efşan?"
Ah bir bilsen abi… Bir bilsen yine aynı dobralıkta sorabilecek misin bilemiyorum. Sana bunu nasıl derim bilemiyorum.
Konuyu uzatmayarak daha doğrusu kaçarak devam ettim anlatmaya "Bana ne dedi biliyor musun? Sen kendini koruyabiliyor musun? Güldüm, sonra yirmi iki yaşında genç bir kız olduğumu kendimi koruyabildiğimi söyledim. Öylece yüzüme baktı ve 'Bazen sadece yaşlar büyür' dedi." cümlemi sonlandırarak derin bir nefes aldım.
Sessizdi, uyudu sandım. Ufak bir hareketlenmeyle pikeyi düzeltti ve "Geçmişi sil Efşan geçmişe takıldığın sürece yol katetmen çok zor. Elbette her şeyi sil demiyorum ama biraz rahatlat şu beynini. Olan oldu annemiz de babamız da ölüp gittiler. Senin geleceğine odaklanıp anı yaşaman lazım gençliğini feda etme."
dedi benden bir cevap bekleyerek.
O nasıl olacak diyemedim. Ben o pisliği bulmak için yıllardır çırpınıyorum haberin var mı diyemedim. Geceleri senin yolunu gözlerken kendimi korumak için nasıl mücadele verdim bundan haberin var mı diyemedim. Sen acı çekerken bende seninle beraber kat be kat acı çektim diyemedim. Avucumda bir tek sen kaldın lakin limanına sığınmama izin vermedin ben o denizde her gece boğuldum diyemedim.
Ateşinle yaktın, yandım sesimi hiç çıkarmadım. Yeşillerinle beni toprağa gömdün elimi çıkarıpta üzerimden atamadım ben o kara toprağı. Dayanak istedim, koru istedim, sev istedim ben en çok şefkatini istedim. Yapamadın, sen bana bir tek abi olacaktın onu bile yapamadın diyemedim.
Yutkunarak gözyaşlarımı sineme akıtıp sesimin çıktığından bile emin olmadan "Öyle yaparım abi." kelimelerini sarf ettim. Bundan sonrası sonsuz sessizlikti. Kendimi uykunun kollarına teslim etmeden önce son bir kez değdirdim gözlerimi. Acısına son bir kez daha eşlik ettim. Ruhu bile duymadı ben yanında acı ile boğuşurken. Oysa ben onun için savaşıyorken...
