1. bölüm · Proje Baba

Vivid

Eligran Eligran

Bulunduğum kütüphanede zaman geçirirken daldığım kitaptan bir ağlama sesiyle başımı kaldırmıştım. Sesin olduğu tarafa doğru giderken ağlama sesi şiddetli bir şekilde devam ediyordu. Elimdeki kitaplarla birlikte yürümeye devam ettim. Kütüphanenin danışma kısmına geldiğimde masanın üzerinde gördüğüm küçük bedenle kalakaldım. Ağlamaktan kızarmış burnu, sulu küçük maviş gözleriyle ellerini bana uzatıyor onu kucağıma almam için bacaklarını sallıyordu, ağlaması daha da şiddetlenirken dayanamadım onu kucağıma aldım.

"Merhaba küçük adam, annen nerde senin?"

Ağlamaktan terlemişti onu göz hizama kaldırdım, etrafa bakıyordum ama kimseler yoktu.

"Kimse yok mu?" diye bağırırken vücuduma değen su ile durdum. Bu koku su değildi, beyefendi üzerime işemişti.

"Haydi ama küçük dostum! Lanet olsun."

Etrafa biraz göz atmaya başladığımda bulunduğum tarafta bir sürü ağlayan bebeğe denk geldim.

"Bu da ne böyle!"

Her yer bebek doluydu ve ben yalnız başımaydım. Kucağımda ve etrafımda olan bebeklerle çepeçevre sarılıyken gözlerimi yumdum.

"Bu bir kabus!"

Gözlerimi yeniden açtığımda kendimi yatağımda buldum, kulağımdaki ağlama sesleri ve burnumdaki çiş kokusu çok gerçekti. Yatağımdan kalkıp, üzerimdeki kitapları bir taraf ittim. Stres ve aşırı çalışmaktan sızmış ve iki büklüm vaziyette uyuyakalmıştım. Gerinerek ve esneyerek yatağımdan kalktım, gözlüğümü bile çıkarmamıştım, bir iki esneme hareketiyle birlikte kalktım ayağa. Bugün yorucu bir gün olacaktı.

"İyi bir kahveye ihtiyacım vardı. Kahvem masamın üzerinde buz gibi olmuştu. Çalıştığımız proje nedeniyle gecem gündüzüm birbirine girmiş vaziyetteydi. Gözüm duvardaki saate kaydığında ise;

"Siktir geç kaldım!" diyerek elime ilk gelen kıyafetlerimi giyip çıktım evden, aynaya bile bakmadan kendimi dışarı atmıştım.

"Hey taksi!"

Tüm araçlar dolu bir şekilde gidiyordu. Ve benim bir an önce gitmem gerekirken en sonunda bir otobüse binmek zorunda kalmıştım. Kendi aracıma o kadar alışmıştım ki bu insan kalabalığını unutmuştum, her gün bu kadar insan bu kalabalık içinde evine, işine ya da okuluna gidiyordu. Çekilir dert değildi doğrusu, Neyse ki arabam bugün bakımdan çıkıyordu. Düşüncesi bile mutlu etmişti beni. Nihayet enstitünün olduğu durağa gelince indim.

"OH BE!" Kolumdaki saate baktığımda 15 dakika geç kaldığım fark ettim. Koşar adımlarla içeri girdiğimde gördüğüm bedenlerle durdum.

"İşte başlıyoruz!"

Karşımda projenin ceosu ve yatırımcıları vardı. Arkadan gelen seslerle öğrencilerimi gördüm bugün yorucu bir gün olacaktı ve ben 2 saat bile uyumamıştım. Harika bir gün beni bekliyordu.

"15 dakika geciktiniz." Diyen gıcık ekip arkdaşıma en itici gülümsememi gönderdim.

"Trafik!" dedim sadece.

"Odanıza gidin ve hazırlanın sizi bekliyoruz Rüzgâr Bey!"

Emredici şekilde konuşması sinirimi zıplatırken ters bir cevap vermemek adına dudaklarımı ısırdım. Gözlerimi devirmemek için zor tutuyordum kendimi. Odama doğru yürüdüğüm sırada bana doğru güzel bir tebessüm ile gelen Leman ile derin bir nefes aldım. Elindeki kahveyi bana uzatırken;

"Sütlü şekersiz kahve ile güne başlamak iyi olur." Diyip uzattı kahve bardağını.

"İşte bu yüzden sen Leman. Ben çok şanslı bir doktorum çünkü senin gibi bir sekreterim var."

Saçlarını kulağının arkasına sıkıştırıp gülerken;

"Haydi daha fazla geç kalma! Aşağıda suratsızlar ordusu seni bekliyor!" dedi.

"Denk geldim maalesef." Derken aynı zamanda beyaz önlüğümü üzerime giydim. Gözlüklerimi takarken derin bir nefes aldım. İşte yine başlıyorduk.

Aşağıya indiğimde öğrencilerimin yanına geldim ve kalabalıkla birlikte yürümeye başladık.

"Kadınların %60-70'lik kısmı maalesef kromozom anormallikleri, sağlık sorunları, enfeksiyonlar, genetik yapının etkisiyle ve özellikle rahim sorunları nedeniyle düşük yaparlar. Vücut bebeği bir tehdit olarak görür ve onu vücuttan atmaya çalışır."

Laboratuvar odasına geldiğimizde denek maymunun yanında durmuştuk, insan fizyolojisine en yakın canlılar oldukları için onlarla çalışıyorduk, yanlış anlaşılma olmasın. Servet maymunu kucaklayıp bir sandalyeye oturttu.

"Evet bu Lila kendisi şu an 7 aylık hamile. Her gün iki doz vivid ilacı alıyor, bu şekilde bebeği daha sağlıklı bir hale geliyor ve bebek oluşumunu daha yakından takip edebiliyoruz."

Lila'yı sedyeye yatırdık, elimle karnına dokunurken,

"Harikasın Lila." Dedim başını okşarken.

"Bir ay kaldı."

Meraklı gözlerle bana bakan, not tutan öğrencilerime bakarken;

"Lila'nın kan ve idrar örneklerini alın, sonuçlarını inceleyin, hepinizden 7 aya kadarki süreç hakkında bir rapor bekliyorum, yarın masamda olacak şekilde!"

"Sorusu olan var mı?" diye sordum.

Karşımdaki gruptan bir ses çıkmazken, gözlerimi devirdim.

"Bugünlük bu kadar yeter. O halde, dağılabiliriz."

Yanıma gelen Lemanla birlikte;

"Semire Hanım muayenehanede bekliyor sizi." Dedi kısık bir sesle. Kafamı salladım, odama doğru çıkarken;

"Hocam size nasıl ulaşabiliriz?" diyen cılız sesle döndüm o tarafa doğru.

"E-mail atabilirsiniz gençler!"

Odaya geldiğim zaman sedyenin üzerindeki karnı burnunda olan hastama tebessüm ettim.

"Hoş geldiniz, nasıl, hissediyorsunuz?"

"Patlamak üzereyim Rüzgâr Bey." Derken ifadesi acı çeker gibiydi. Aldığı kilolardan kaynaklı olarak karnı epeyce şişmişti, her an doğurmak üzere olduğunu sanırdınız, görseydiniz.

"Daha değil Semir Hanım 4 ay daha dayanın derken kapımı kapattım.

"Evet bir bakalım, uzanın şöyle."

Ultrason cihazını hazırlarken o da karnını açıyordu. Jeli karnına sürerken;

"Evet, bir bakalım, ufaklık gayet iyi görünüyor, değerleri de iyi. Bir fotoğrafını ister misiniz?"

"Kadın ağlamaklı ifadeyle bana bakarken makineden çıkan kalp sesleriyle bende durdum. Bu his ne muazzam bir şeydi.15 yıllık doktorluk hayatımda etkisi geçmeyen şey bu kalp atışı sesiydi.

Kadınlar ne şahane varlıklardı. Bu hayata yeni bir hayat getiriyorlardı, candan can oluyordu. Kadın doğurabildiği için hayatın değerini biliyordu, erkeklerse bu muhteşem canlılara bu yaşantıyı zehrediyorlardı.

"Erkeklerde doğurabilseydi, hayat daha mutlu bir yer olurdu kuşkusuz!" diye söylendim kendi kendime. Öldürmek ya da yok etmek bir ezikliktir, kahramanlık değil.

Semire Hanımı yolcu ettikten sonra Leman geldi yanıma.

"Odaya gelen her hastayı bu şekilde uğurlayan bir sen varsın Rüzgâr." Dedi tebessüm ederek. Gözüm masamdaki fotoğrafa ilişirken;

"Babam daima böyle yapardı." Dedim fotoğrafı okşarken.

"Babasının oğlu işte." Dedi omuzlarımı sıkıp.

Leman yıllardır babamla çalışmıştı, babamın ani ölümü sonucunda bu benim yeni mezun olduğum zamanlara denk gelir maalesef, Lemanla biz çalışmaya başlamıştık. Harika bir yardımcıydı.

"Bugün sağlık bakanlığı ile görüşmen var, bol şans evlat." Dedi omzuma vururken. Ne kadar kendimden emin olsam da babam olsa daha kolay olurdu birçok şey şüphesiz.

"Şans onlara lazım!" derken kahkaha atıyorduk ikimizde.

Kapının tıklatılmasıyla ayağa kalktım, Devran heyecanlı bir şekilde içeri girdi. Yerinde durmuyordu asla, patlamış mısır tanesi gibiydi. Ceketimi üzerime giyerken;

"Keşke dibe yapışan bir mısır tanesi olsaydın be oğlum." Dedim sinirle.

"Bugün bu ilaç için bize izin verecekler inanıyorum be Rüzgâr!"

Hamilelik üzerinde çalıştığımız bir ilaç vardı. Daha çok şempanzeler üzerinde denemiştik, aslında babamın yarım kalan bir projesiydi. Muhabbet arasında;

"Olur da ömrüm vefa etmezse sen tamamla." Demişti bana. Vasiyet gibi bir şeydi. Şimdi babamın belki de son arzusunu gerçeğe çevirmek için bu toplantı son şansımdı. Ve ben ne kadar şanslıydım bugün görecektim.

Kurulun olduğu odaya giderken adımlarım geriye gidiyordu sanki, attığım her adımda oda benden uzaklaşıyordu. Devran omzumu sıktı.

"Derin bir nefes al, her şey iyi olacak!" bu cümleye inanmaya çok ama çok ihtiyacım vardı ama bir doktorsanız ihtimaller değil de kesin sonuçlar üzerinden konuşursunuz. Kuru lafa karnı tok oluyordu insanın. Derin bir nefes aldım ve odaya girdik, oldukça büyük bir masa etrafına toplanmış kurul göz hapsine çoktan almıştı ikimizi. Kurtlar Vadisi havası vardı sanki, biri birini her an vuracak gibiydi, istemsizce güldüm.

"Sizi dinliyoruz." Dedi Meral Çetin. Bu kadın bakışları ve sesi ondan ders aldığım zamanlar bile beni tedirgin ederdi Karşısında öğrencilik halime döndüğümü hissettim bir an, sanki bakanlığa değil de amfiye karşı bir sunum yapacaktım. Elimdeki kağıtları sıkarken, terden ıslanmışlardı.

"Evet değerli heyet merhaba, ben Rüzgâr Demircioğlu, bu beyefendi de ekip arkadaşım Devran Sönmez. Bugün burada sizlere hamilelik sürecinde bebeğini kaybeden anneler için üzerinde çalıştığımız projeyi anlatmak için bulunuyoruz. Düşük yapmış olan şempanzeler üzerinde bir ilacı uyguladık, Vivid adını verdiğimiz bu ilaç sayesinde, hamile olan kadınların yaşadığı aynı semptomlar bu canlılarda da aynı oldu. Bulantı, ani ruh değişimleri, alınganlık, iştah açılması hormonal değişimler, vücudun bebeği kabul etmesi gibi. Bu ilacın etkili olacağına olan inancımız tam." Cümlemi bitirmeme fırsat vermeden Devran söze atladı.

"Kadınlar üzerinde de denenmesini işitiyoruz, sayın yetkililer, lütfen izin verin".

Meral Hanım yeşillerini Devran'ın üzerine dikmiş bakarken;

"Biz ilaç mümessili değiliz beyler, kaldı ki kimse daha önce denenmemiş bir ilaç kendi üzerinde denensin istemez, bunun için gönüllü olmak esastır." Otoriter sesi Devrana hiç etki etmemişti sanırım.

"Ama devamlı olarak bebeğini kaybeden ya da anne olmak isteyen hastalarımızı görseydiniz öyle demezdiniz, efendim!"

"Sus artık!" desem de asla durmuyordu, asla.

"Pekâlâ beyler, bu sunum için teşekkürler, gerekli bilgileri aldık, size en kısa zamanda dönüş sağlayacağız." Dedi, buz gibi bir sesle. Sanırım cevabımızı almıştık, teşekkür edip çıktım odadan.

"Üzgünüm baba."

Aradan geçen bir hafta sonundan sağlık bakanlığından gelen olumsuz yanıtla birlikte deney odamıza da mühür vuracaklardı. Projemizi iptal etmişlerdi. Kısıtlı para ve imkân nedeniyle tüm her şey tepetaklak olmuştu. Başladığımız noktaya geri gelmiştik. Babamın o kadar emeğini hiç etmelerine müsaade etmezdim, bu nedenle gizlice odaya sızdım ve Lemanla birlikte yaptığımız tüm çalışmaları toplamaya başladık. Her şeyi paketlerken, bilgisayardaki verileri hard diskime aktarıp işimi bitirmiştim. Gözümün önüne babam gelirken dolan gözlerimi sildim. Lila'ya doğru yürüdüm.

"Bebeğinize iyi bakın küçük hanım." Dedim.

"Geldiler." Diyen Lemanla birlikte kapıya doğru yürüdüm, buradan ayrılmak çok üzüyordu beni. Dışarıdan gelen seslerle birlikte, bizde kapıya yürüdüğümüz sırada üzerime doğru gelmekte olan devasa dondurucu kutusu bana çarparak durmuştu, bense yeri boylamıştım. Ayağa kalkmaya çalışırken yanıma gelen ve bana elini uzatan yabancıyı tanımıyordum.

"Teşekkür ederim, sayenizde projeme bir şey olmadı." Dedi tebessüm eden genç, tokalaştığım sırada yaka kartına takıldı gözüm.

"Başar Deniz."

Tabi ya, odamın yeni sahibi, projemin yerine onun projesi kabul edilmişti. Tek eklime etmeden odadan çıktım, burada kaldıkça keçileri kaçırmam mümkündü çünkü.