3. bölüm · Proje Baba
Başlangıç
Çılgınlık mıydı bu yaptığımız, kesinlikle evet ama başak çıkar yol kalmayınca her yol mubahtır, öyle değil mi? İki büklüm olmuş şekilde yattığım yerden doğrulmaya çalıştığım sırada Devran'ın homurdanmalarıyla uyanmıştım.
"Kafam patlıyor!" Beynimin içinde matkap çalışıyor gibiydi, kafam bir şantiye alanına dönmüştü sanki. Elimle gözümü ovduğum sırada, çalan telefon sesine odaklandım, benim telefonumun değildi bu ses.
"Devran telefonun çalıyor, kalk aç şu telefonu!"
Kim Fenerbahçe'nin 100. Yıl marşını zil sesi yapardı ki? Devran'ı dürtmem bir işe yaramamıştı, adam tepki vermiyordu resmen.
"Yok bu böyle olmayacak!" diyerek kalktım ayağa, masanın üzerindeki su şişesini açtığım gibi Devran'ın üzerine döktüm.
"Babanı sikiim senin!" bir hışımla ayağa fırladığında;
"Kalk aç lan şu telefonunu!" diyerek bağırdım. Arayan kişi her kimse oldukça ısrarcıydı.
"Hassiktir, Filiz arıyor!
E,efendim aşkım!" telefonun ucundan Filiz'in sesini ben bile duyuyordum. Devran giderek morun binbir rengine bürünen yüz ifadesiyle ona laf anlatmaya çalışıyordu. En sonunda telefonu kapattıkları zaman derin bir oh çektim. Evlilik akıl karı bir iş değildi ya da benlik değildi, biliyordum.
"Benim gitmem lazım Filiz öldürecek beni." Bir yandan da ceketini alıyordu yerden. Saçlarını gelişi güzel düzeltti.
"Bugün bu yumurta işini hallediyorum ve başlıyoruz."
Bu cümlesine tepki vermedim. Eğer başarılı olursak hamile olacaktım, bilim kurgu filmi ya da gördüğüm bir rüyada olmayacaktı.
"Ya o doktor fark ederse Devran, dava eder bizi?" diye sordum, tedirgindim çokça. Yasa dışı bir işti bu. Stres olmuştum bir anda, Dünkü rahatlığım yoktu, alkol etkisiyle böyle bir karar vermiştim belki de.
"Bunu o zaman düşünürüz, sen hazırlıklı ol babacık." dedi gülerek.
"Gevşek herif!" arkasından yastığı fırlatmamla kapıya doğru kaçışı bir oldu.
"Iskaladın ki!" derken bana işaret çekiyordu.
"O parmağı götüne sokacağım senin!"
Bulunduğum koltuğa başımı yasladım, gerginlik tüm bedenimi ele geçirirken, Devran'ın yakalanmamasını dilemekten başka bir seçeneğim yoktu.
"Bu koku benden geliyor olamaz!" berbat kokuyordum, güzel bir duş iyi olacaktı. Kalkıp banyoya gittim, suyu ayarlamak için çeşmeyi açtığım sırada vanadan duyduğum sesle dondum.
"Hassiktir, sular kesik!" Ben de şans olsaydı zaten doğmazdım. Sinirden başım ağrımaya başlarken tek çözümün uyumak olduğuna karar verdim, yatağıma gidip yumdum gözlerimi.
"Oh be!"
Ne kadar süre uyudum bilmiyordum ama banyodan gelen su sesiyle açtım gözlerimi.
"Ne oluyordu be!" Koşar adımlarla banyoya gittiğim sırada tüm banyoyu su basmıştı, bir adım attığım sırada yeri boyladım.
"AHH!" Kafamı duvara vurmuştum ve yıldızları sayıyordum resmen. Güç bela ayağa kalkıp vanayı kapattım, aynaya baktığımda gördüğüm suratla yüzüm buruştu. Göz altlarım mosmordu, saçlarım yağlanmış, keçe gibi olmuştu. Ve kafamda hatırı sayılır bir şişlik vardı.
"Rönesans tablosu gibiyim, hey maşallah!"
Mutfağa gidip buz aküsünü aldım, havluya sarıp kafamdaki şişliğe bastırdım, beynim zonkluyordu. Buz kompresini bırakıp yarım kalan duşumu almaya gittim, buna çok fena ihtiyacım vardı çünkü. Hızlı bir duş almıştım, kendimi daha iyi hissediyordum artık, sert bir kahve yapıp balkona çıktığımda hava tatlı bir serinliğe sahipti, ıslak olan saçlarım nedeniyle hafif üşüsem de aldırış etmedim, kendime gelmem gerekiyordu.
Balkondan dışarıyı izlemeye başladım, bir anne ve bebeği vardı karşımda, kucağına aldığı bebeğiyle konuşuyordu ve bebek ona gülücükler saçıyordu, bu görüntü içimi sıcacık yapmaya yetti. Aklıma gelen Devran ile dünyaya sert bir dönüş yaptım, onu aramam lazımdı. Masanın üzerindeki telefonumu aldım, aradım, çaldı, çaldı ama cevap vermedi.
"Neredesin Devran sen?"
Umarım yakalanmıştır, bu potansiyeli vardı çünkü. Çalan zille birlikte hemen fırladım, kapıyı açtığımda gördüğüm bedenle rahatlamıştım.
"Nihayet neredesin oğlum sen?" Devran'ın yüzü bembeyazdı. Onu bu şekilde gördüğümde panikledim.
"Yakalandın mı Devran, ne oldu oğlum sana?"
Yüzüme boş boş bakmaya devam etti. Masanın üzerine bıraktığı ultrason kağıdına takıldı gözlerim.
"Bebek mi? Kimin?"
"Filiz'in" Şok olmuş vaziyette bana bakarken, kahkaha atmaya başladım.
"Yani senin bebeğin?"
"E,EVET!"
"Dostum kendine gelsen mi artık!" O kadar şaşkındı ki, mala bağlamıştı.
"Hiç beklemiyordum, bayağı uğraştık, biliyorsun ama olmamıştı. Benimkiler nihayet doğru yolu buldular demek." Bu cümlelerine kahkaha attım ve sarıldım sıkıca.
"Tebrik ederim babacık!"
"Filizle eş zamanlı hamile kalacaksın, bebeklerimiz birlikte büyüyecek!" deyip gülmeye başladı. Marşlar söylüyor, evin içinde koşuyordu, deminki hallinden eser yoktu. Kişilik bozukluğu olduğuna emindim. Bebeklerimiz kelimesine takılmıştım onun, kafam o kadar proje odaklıydı ki, bebek değil de bir deney olarak görmüştüm hep ama Devran babalık psikolojisine şimdiden girmiş gibiydi. Düşüncelerimin içinden masanın üzerine koyduğu küçük tüple kendime gelmiştim. Elime aldığım tüpe bakakaldım. Üzerinde "Ufaklık" yazıyordu.
"Almışsın!" Kafasını salladı. O an hiçbirimiz konuşmadık. Dün üzerine kafa yorduğumuz şey sanırım gerçek olmaya yakındı.
"Birileri seni gördü mü?"
"Aslında, birileri değil de biri gördü." Dedi ensesini kaşırken.
"Kim?" panik içinde çıkan sesimle ona bakıyordum.
"Başar Deniz oradaydı ama hallettim bir sıkıntı yok."
"Akşam muayenehaneye gidip bu işi bitiriyoruz!" dedi kendinden emin bir ses tonuyla. Kalbim korku ve panik içinde atmaya başlarken, elimdeki tüpü sıktım. Ütopya dediğimiz şeyler gerçek olabilen olgulara dönebiliyordu demek ki.
Akşam saatlerine doğru Devranla birlikte arabadaydık, projenin ilk adımı için, bedenim ve zihnim doluydu. Korku yerini bir kabullenişe bırakırken derin bir nefes aldım. Arabadan inip basamakları çıktık içeri girdiğimiz sırada, etrafı kontrol etmeyi elden bırakmamıştım, yakalanmak en son isteyeceğim bir şey bile değildi. Devran'ın odasına girdiğimizde masasının üzerinde duran küçük plastik kutuyu bana uzattı.
"Burada bir sürü video ve dergi var, haydi göster kendini!" diyordu bana göz kırpıp.
"Bu şişeye boşalmamı mı istiyorsun?" sesim sinirli çıkmıştı.
"Tozlaşma ile olmayacak bu iş farkındasın değil mi?" diye sordu, ona cevap vermeme izin vermeden dışarı çıktı.
"İşin bitince haber ver!" diye bağırdı kapının ardından pislik herif. Elimdeki boş plastik kapla bakışırken kendimi rahatlatmaya çalışıyordum. Dergilere baktım ama benim ufaklıkta bir sertleşme yoktu. Telefonumdan hoşuma giden gay fotoğraflarına baktım, işte bu işe yaramaya başlamıştı. Nihayet işim bittiğinde rahatlamıştım. Elimdeki kabı tutup kapıyı açtım.
"Ne kadar uzun sürdü oğlum ya!"
"Herkes sen mi?" dedim gülerek. Homurdanarak odaya girdi yeniden. Benim spermlerimle çaldığımız yumurtanın birleşme zamanı gelmişti artık. Devran mikroskop başında tepkimeleri izliyordu.
"Oluyor, seninkiler gayet hareketli."
"Ben de bakayım, gerçekten çalışıyor."
"Haydi sedyeye uzan ve hazırlan."
Sedyeye uzandım ve Devran hazırladığı karışımı uzattı bana.
"İçinde 1500 mg Vivid, 100 mg gebelik hormonu ve 2mg östrojen var." Kafamı salladım, elimde tuttuğum şişeyi içmeden önce;
"Şerefe!" dedi Devran, göz devirdim ona ve içtim, tadı oldukça kötüydü, dilimde acı bir tat bırakmıştı. Yüzüm tiksintiyle buruştu. O esnada Devran karnıma bir jel sürdü, ultrason makinesini karnımda gezdirmeye başladı.
"Doğru bir nokta bulmamız lazım." İşine oldukça odaklanmıştı, bir gözüm makinedeydi. Göbek deliğimin hemen üzerinde bastırdığı yerde durdu.
"Burası iyi bir boşluk, embriyo tutunabilir burada belli bir süre." Ultrason cihazını karnımda tutarken, elindeki iğne ile;
"Haydi ufaklığı babasına yerleştirelim." Dedi.
"Babası, ben miydim şimdi?"
İğneyi yavaşça karnıma geçirirken ürperdim.
"İşte oluyor." Derken bir gözü ekrandaydı. Kafamı sedyeye yaslayıp gözlerimi yumdum.
