5. bölüm / 5
Peren Kolejiİhtiyaç
Bölümler 5Şu an: İhtiyaç
- 1 Giriş617 kelime
- 2 Geçmiş-Gelecek1.307 kelime
- 3 İlk Gün4.649 kelime
- 4 Rastgele Seçilenler3.799 kelime
- 5 İhtiyaç3.245 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İhtiyaç
Gökay Aren Yılmaz: Ertesi gün
Evden çıktım ve beni arabada bekleyen babamın yanına bindim. Babam her zamanki gibi asık suratla beni karşıladı. Dün akşam ki gösterisi hoşuna gitmemişti belli ki. Olsun, bu akşam daha güzelini yapardı. Bu onun için bir ihtiyaçtı. Stres atması gerekiyordu.Söylenerek arabayı sürmeye başladı. Onun görmediği tarafımda kablosuz kulaklık vardı. Elimi şakağıma yaslayıp dirseğimi kapıya yasladım. Baş parmağımla müziği gizlice başlattım. Başka türlü çekilmiyordu. Dudağımın nasıl patladığını hangi yalanımla kapatacağımı düşünmeye başladım. Hiç olmayan çocukluk arkadaşımla kavga ettik dersem inanmazlardı çünkü sürekli bunu söylüyordum. Kafamı çarptım desem sadece dudağın mı patladı derler. Ne diyecektim? Geçiştirirdim. Tabii ki Kuzey kenara çekip soracaktı. Onu da bir şekil halletmem gerekiyordu. Gürkan bu konuda yardımcı oluyordu. O biliyordu babamın nasıl bir ‘insan’ olduğunu. Zaten boks olayını da bu yüzden uydurmuştuk. Tabii ilk başta uydurmaydı ama sonra gerçekten sevip yapmaya başladım. Genellikle bunu kullanıyordum. Fazla soru sorduklarında o da geçiştiriyor, konuyu başka yere çekiyordu. Aslında şikayet etmiyordum. Ben doğduktan sonra annemi rahat bırakmıştı. En azından artık annem acı çekmiyordu. Tabii beni görünce önüme geçmeye çalışıp, babamı durdurmaya çalışıyordu. Onu defalarca uyarmama rağmen. Neyse ki kardeşim yoktu. babama bir adet stres topu yetti.
‘Hadi işe yaramaz gerizekalı. Geldik. Boşa okutuyoruz da işte annenin bok yemesi. Merak etmeyin kurtulucam sizden.’
Annemden boşanmayan kendisiydi ama sürekli sizden kurtulucam diyordu. Cezası büyük olacağını bile bile kendimi tutamayıp, ‘Bizim de işimize gelir, canım babam.’
Ve tabi ki şaşırtmayan şekilde bağırmaya başladı. ‘Orospu çocuğu seni. Sizi bırakmam size kurtuluş olur, sizi süründürüp cehennemin dibine yollayacağım. O orospu annende sende mutlu olamayacaksınız. Nankörlük böyle işte. Siktir git lan gözüm görmesin seni.’
Derin bir nefes alarak arabadan indim. Babam arabasıyla uzaklaşınca kulaklığı çıkarıp kabına koydum. Okula doğru ilerleyince kapının sağ tarafının ilerisininin önünde bekleyen Gürkan’ı gödüm. Adımlarımı o yöne çevirdim. Yanına geldiğimde gülümsemesi soldu.
‘Oğlum noldu yine? İyi misin?’
‘İyiyim iyiyim merak edecek bir şey yok, boks yaparken oldu.’
‘Az salla birader az salla. Baban denecek adam yaptı değil mi?
‘Oğlum boks diyorsam boks. Bitti. Hadi içeriye girelim. Dersin başlamasına ne kadar var, erken geldik galiba.’
‘On beş dakika var. Parla, İlkay ve seninki de okulda.’
‘Benimki mi? Derya mı?’
Salak salak gülmeye başladı, ‘Nasıl da biliyor Derya olduğunu. Noluyor lan sana? Hayır bir de ilk günden. Film mi lan bu?’
Ensesine yapıştırıp itekledim, ardından yürümeye başladım.
‘Ne olacak oğlum saçma sapan konuşma. Kızla aramı iyi tutmam lazım, proje ödevi için lazım.’
‘Diyemiyorsun tabi, ‘Bu proje bahane keşke hep aramız iyi ve yakın olsak.’diye. Anlıyorum lan ben seni, ben yapacağım aranızı.’
‘Gürkan.’
‘Efendim kardeşim.’
‘Senin belanı sikerim.’
‘Eyvallah kardeşim.’
Gülerek okula girdik. Merdivenleri ikili üçlü çıktık.merdivenlerden koridora çıktığımız gibi biriyle çarpıştım. Baktığımda Derya ağlayarak titreyen elleri ile kravatını açmaya çalışıyor, nefes alamıyor gibi gözüküyordu. Göz göze geldiğimizde gözlerinin titrediğini gördüm. Bana baktı ve koşar adımlarla merdiveni inmeye başladı. Hemen peşinden koştum, sonuçta sıra arkadaşımdı ve bir şeye ihtiyacı olabilirdi. Gürkan arkamdan seslendi ama cevap vermeye vakit bulamadım. Okul binasından çıktığımda Deryanın bahçeden dışarı koştuğunu gördüm.
Güvenlik Mehmet abi, ‘Kızım buraya gel çıkmanız yasak!’diye bağırıyordu. ‘Mehmet abi ben çağırırım.’dedim Peşinden koşarak ona seslendim ama duymadı. Birkaç metre ötede kravatını çıkarıp yere fırlatmış, nefes almaya çalışıyordu. Koşarak yanına gittim. Yanında durduğumda göz yaşları delicesine akıyor aynı zamanda nefes alamadığı için yüzünün kızardığını fark ettim. ‘Derya iyi misin?’ Cevap veremedi, sadece başını hızla iki yana salladı. Daha da kızardığını fark edince onu iki kolundan tutup üç beş adım ötede ki banka oturtturdum. Bende yanına oturdum, ‘Derya bana bak.’ Hafifçe kafasını kaldırıp yüzüme baktı. ‘Şimdi sakin oluyorsun tamam mı? Çiçekleri koklayacağız mumları söndüreceğiz, anlaştık mı?’ Hafifçe başını aşağı yukarı salladı. Sağ elimi kaldırdım. ‘Şimdi bak bu baş parmağım çiçek tamam mı? Onu koklaman lazım.’ Derin bir nefes aldı. ‘Şimdi parmağım muma dönüştü söndürmen lazım.’ Bu seferde üfledi. Bunu tüm parmaklarıma ikişer kere yaptık. Sonunda biraz daha kendine gelmişti. ‘Daha iyi misin?’ Başını yavaşça sallayarak onay verdi. Birkaç dakika daha durdu. Sonra bana döndü. Gayet iyiydi. ‘Nerden biliyordun bunu? Genelde insanlar anlamaz da.’
Ayağa kalktım ve yere attığı kravatı aldım. Geri banka döndüm. Kravatı ona uzattım, o da alıp çantasına koydu.banka geri oturdum. Arkama yaslandım ve sağ kolumu banka yaslayıp ona döndüm. ‘Annemin de panik atağı var. Küçükken bir gazetede bu çiçek mum olayını okumuştum. O günden sonra annemin ilk atağında denedim ve işe yaradı. Zaten bir tek ben sakinleştirebiliyorum onu. Bu daha basit hale getirdi.’ Başını aşağı yukarıya salladı. Ardından sırtını yaslanı ve başını geriye yatırdı. Bir kaç dakika bekledi. Sonra ayağa kalktı. ‘Hadi gidelim iyiyim ben oluyor sık sık zaten. Birine söyleme de.’ Başımı salladım ve ayağı kalktım, ‘Merak etme söylemem.’
Benden birkaç adım önden, hiç konuşmadan okula vardık. Mehmet abiye baş selamı verdim, o da aynı şekil karşılık verdi. Sessizce merdivenleri çıktık, ben sınıfa ilerlerken Derya lavaboya doğru gitti. Bende peşinden gittim. Tuvalete girdiğinde hiç düşünmeden içeriye daldım.kimse yoktu. Derya musluğu soğuk suya çevirdi ve açtı. Avucunu doldurup yüzüne çaldı. Şakaklarını ovaladı. Bunu bir kaç defa tekrar ettin. Tam aynadan bana baktığında kapının açıldığını ve şansımın içine tükürmek isteyeceğim o sesi duydum.
‘Aaa, Gökay. Senin ne işin var burada.’ Arkamı dönüp baktığımda, diğer sınıfta ve benim platoniğim olan Sudenin yaverlerini gördüm. Geçen sene altı kere benden hoşlandığını söylemiş, altısını da reddetmiştim. Az önce soran Aslının yanında ki Yağmur, ‘Burası kızlar tuvaleti biliyorsun değil mi?’dedi. EVET BURASI KIZLAR TUVALETİYDİ VE BEN KIZLAR TUVALETİNDEYDİM!
Ağzımın içinde hafif söverek önüme döndüm. Derya da yeni aydınlanmış gibi bana baktı. ‘Evet Gökay ne işin var burada?’ Bir of çektim. ‘Bende hobi olarak kızlar tuvaletine girmiyorum. İyi olduğundan emin olunca çıkıp gidicem.’dediğim zaman Sudenin yaverlerinden fısıltılar çıkmaya başladı. Derya anlamsız gözlerle yaverlere bakıyordu. Sonra bana döndü, ‘Teşekkür ederim Gökay yardımların için ama abartılacak bir şey yok. İyiyim ben.’ Yaverlerden fısıltılar daha da yükselmişti. Dört kişi nasıl bu kadar fısıldayabiliyorlardı?
Deryaya doğru bir adım atınca Aslı boğazını temizledi ardından, ‘Neyse biz Sudenin yanına gidelim.’dedi ve tayfasını alıp gitti. Derya bana bakıyordu. Bir adım daha yaklaştım, ‘Derya gerçekten iyi misin?’ Derya bu sefer tamamen bana döndü. ‘Gökay, bak teşekkür ederim yardımların için ama ilk defa olmuyor. İki yıldır oluyor. Yani iyiyim, bir şeyim yok. Bu şey yarın da olabilir ya da ertesi gün. Yani veremmişim gibi davranmayı bırak ve bir an önce kızlar tuvaletinden çık!’ Kafamı salladım ve sonunda kızlar tuvaletinden çıktım.Sınıfa girdiğimde tüm sınıfın içeride olduğunu gördüm. Gürkan meraklı bakışlarla bana bakıyordu. Kaşlarımı kaldırdım ve başımı iki yana salladım. Ağzını oynatarak, ‘Sonra konuşacağız.’dedi. Bende başımı hafif eğip kaldırarak onay verdim. İlerledim ve yerime oturdum. Arkama yaslandım ve hocanın gelmesini beklemeye başladım.
Önümde Parla kahkahalar atıyor, İlkay somurtuyordu. Genelde tam tersi olurdu. Parlaya meraklı bakışlar attığımı, Parla bana dönünce fark ettim. Parla kahkaha atmaktan nefes alamıyordu. Gerçekten meraklanmıştım. Parla sonunda sakinleşerek bana döndü. ‘Ay gülmekten ölücem. İlkay bana hava atıyordu tamam mı? Sonra yanlışlıkla fazla geri gitti galerisinde ve İlkyaz, İlkaya karlar kraliçesi kostümü giydirmiş. Kafasına kocaman taşlı bir taç. İlkaya makyaj yapmış. İlkay topuklu ayakkabı giymiş, sesini incelterek İlkyazın odasının kapısını çalıyor, ‘Ben geldim şekerim, gel öpeyim.’diyor ama dudağında taşmış kocaman ruj var. Görmen lazımdı Gökay gülmekten altıma yapacağım.’
Durdum ve İlkayı yüzünde makyaj, taşmış kırmızı ruj, elbise, taç ve topuklu ayakkabı ile hayal edince gerçekten aşırı komik duruyordu. Bende gülmeye başlayınca İlkay bana döndü ama dönmez olaydı. Benim kahkaham daha da şiddetlendi. İlkay utançtan o kadar kızarmıştı ki neredeyse domates olacaktı. Gülmemin arasında zor bela, ‘İlkay sen kızardın mı;? Utandın mı lan yoksa. Kimin öyle videosu olmaz ki zaten takma çok.’dedim. İlkay somurtup kırmızı bir şekilde önüne döndü ve yerine sindi. Parla ve ben hala arada gülmeye devam ediyorduk.
Sonra Kuzeyin sesini duyduk. ‘Aranızda Tülin hocayı gören var mı okulda? Şimdiye gelmesi gerekiyordu. Ders boş herhalde.’ Kimseden aksini söyleyen bir yanıt çıkmadı. Normalde ikinci günden hayatta boş ders olmazdı ama herhalde önemli bir şey olmuştu. Lavin bize bakıp el hareketi ile yanına çağırdı. İlkay, Parla ve ben ayağa kalktık ve onların masasının etrafına sandalye çektik. Tam oturduğumuzda Derya içeriye girdi. Anlamamış gözlerle bakıyordu. Öğretmen bekliyordu herhalde. ‘Ders boş.’dedim. Aydınlanmış olarak kafa salladı ve yerine oturdu. Tabletini çıkardı ve yine bir şeyler çizmeye başladı. Gözlerimin ona takıldığını fark eden Lavinin boğazını temizlemesiyle önüme döndüm. Lavin, Yaman Kara ile topladığı bilgileri veriyordu ama benim aklım Deryada idi. Sonuçta panik atak geçirdi ve şu an yalnız. Lavin Oflayarak sustu. Önüme döndüğümde ne zaman arkamı döndüğümü anlamamıştım bile. ‘Ne oldu Lavin? Devam etsene.’dedim mal gibi. Lavin, ‘En son ne dedim ben Gökay?’ Hassiktir. Hatırlamıyorum!
Kafamı kaşıdım, ‘E, şey işte. Yaman Kara.’ Lavin şaşkınlıkla gözlerini açtı, ‘Gökay ne diyorsun sen? Yaman Kara mı? Allah Allah o kim? Neden onun hakkında konuşalım ki? Sanki gizi bir yer bulmuşuz da doğal olarak okulun sahibi hakkında konuşuyormuşuz gibi dimi.’ Kafa buluyordu, dalga geçiyordu. Mal mal baktım ve bir an onları unutup arkamı döndüm. Deryaya baktım. Hepsi beni izliyorken. HEPSİ BENİ İZLİYORKEN DEYAYA DÖNDÜM!
Kafama dank etti ve yavaşça kafamı bizimkilere çevirdim. Lavin tek kaşını kaldırmış, Parla kafasını sağa sola sallarken kınayan bakışlarla, İlkay tiksinen bir yüz ifadesiyle, Gürkan dudaklarını bir çizgi haline getirmiş kaşların kalkmış şekilde bana bakıyorlardı.Kuzey bir Lavine bir bana bir Deryaya ‘sıçtık’ bakışı atıyordu.
Lavin, derin nefes alarak önüne döndü ve dayanamayıp, ‘Sıçtık!’dedi.
Parla, oflayarak önüne döndü.
Kuzey, ‘Gene başlıyoruz.’diyerek önüne döndü.
Gürkan, ‘Abi ben buna hazır değilim. Ben iptalim.’dedi ve başını sıraya gömdü.
İlkay önce gür bir kahkaha attı ama kahkahası ağlamaya dönüştü, ‘Hayır, hayır olamaz, hayır.’sonra ciddiyetle bana döndü. ‘Gökay, hayır!’
Anlamaz gözlerle onlara bakıyordum. Ne olmuştu? Dayanamayıp sordum, ‘Ne oldu abi?’
Lavin ciddiyet ve sinirle bana döndü, ‘Ne mi oldu? Sen gene aşık oldun ve bizim travmalarımızı tetikledin. Sen aşık olunca çok mal oluyorsun!’
Parla kafasını sallayarak onay verdi, ‘İki artı iki kaç dersek beş diyebilecek kapasitedesin şuan.’
Ne aşkı ? Ben aşık falan değildim ki. Bunlar ne saçmalıyordu?
‘Ne aşkı lan? Aşk maşk yok boş yapmayın. Lavo devam et sen.’
Lavin yüzünü buruşturdu, ‘Lavo ne be?’
‘Lavin işte. Sus devam et.’
‘Bana emir falan verme!’
‘Tamam özgür ruhlu deniz celladı devam eder misin rica etsem?’
Kuzey atladı, ‘Deniz kim lan?’
İlkay atladı, bu şansı geri çeviremezdi. ‘Lavinin eski erkek arkadaşının adı. Senden önce idi. Lavin ben ve Erno varken.’
Parla dik dik İlkaya baktı, ‘Erno ne İlko?’
‘İlko oldu mu sence Erno?’
‘Erno olmadı ama İlko belki.’
‘İlko olmadı ama Erno belki.’
‘İlko beni taklit etme.’
‘Sende İlko deme Erno.’
‘Sende Erno deme İlko.’
Lavin daha fazla dayanamadı, ‘YETER BE!’ Diye bağırınca tüm sınıf bize döndü, etrafıma baktığımda bir tek Dero’nun dönmediğini gördüm. Dero ne lan? Bunlar yüzünden beynim sulandı.
Lavin sesini biraz alçaltarak, ‘İlko sen Erno’ya ‘Erno’ deme, Erno sende İlkoy’a ‘İlko’ deme. Of beni de bozdunuz. İlkay sen Parlaya ‘Erno’ deme, Parla sende İlkaya ‘İlko’deme ve artık herkes sussun ve önüne dönüp beni dinlesin!’ Son kısmı biraz bastırarak söylemişti bu yüzden sakince önüme döndüm.
Lavin derin nefesler eşliğinde anlatmaya başladı.
‘Abi bu adam bu okuldan mezun olmuş ama bu okuldan değil, yani şöyle. Bizden önce burada Teray Lisesi varmış. Sahibi de Ilgın Özkan diye biri. Yaman Kara mezun olduktan ve karısı öldükten sonra burayı satın alıp yıktırmış ve yeniden yaptırmış.’
Derya ne yapıyordu şuan acaba. Nasıldı? Ne çiziyordu? Acaba ne konuştuğumuzu merak ediyor muydu? Bende kafamı çevirip kısaca oraya baksam kimse farketmezdi. Yavaşça kafamı çevirdiğimde göz göze geldik. Hemen başını eğip çizimine devam etti. Tam önüme döndüğüm an suratıma bir şey çarptı, daha sonra kucağıma düştü. Lacivert kalemliğin kime ait olduğunu anlamak zor değildi. Lavinin eşyaları iki ya da üç renkten oluşuyordu. Siyah,mavi ve lacivert. Kalemliği elime alıp kafamı kaldırınca bu seferde siyah bir kalemlik kafama çarptı. O da kucağıma düştü. Onu da alıp kafamı kaldırdığımda bu sefer beyaz kalemlik çarptı kafama. Tam ağzımı açıp küfür savuracakken bu sefer gri ve sarı kalemlik kafama bir saniye arayla çarpınca sinirle kalemlikleri alıp sahiplerine fırlatmaya başladım. İlk olarak siyah kalemliği Kuzey’in. Suratına attım. Yakalamak için çabaya girmedi ve suratına çarptı. Daha sonra lacivert kalemliği Lavin’in suratına attım fakat Lavin’in suratına çarpmadan kalemlik havada durdu. Kuzey, kalemlik Lavin’e çarpmadan onu yakalamıştı.
Gri kalemliği var gücümle Gürkan’ın suratına fırlattım. Suratına çarptığında ağzının içinde bir küfür etti, ‘Piç o kadar hızlı atılır mı şeytan mı taşlıyorsun?’ Güldüm ve beyaz kalemliği Parlaya fırlattım ama onun kalemliği de havada kaldı. Baktığımda Parla ellerini yüzünü korumak için kaldırmıştı ama buna gerek kalmadan İlkay onun için kalemliği tutmuştu. Sonra dönüp bana baktı, ‘Bunu bir daha deneme çünkü en ufak şeyde kızarıyor sonra da morarıyor.’
Bunların arasındaki şeyi çözemedim yıllardır. Ya sevgililer ya da kardeş. Bunun cevabını onlar da bilmiyor bence. Son kalemliği de İlkay’a attım ve ‘Beni neden kalemlikle taşladınız?’
Lavin bezgince bir nefes verdi, ‘Of git çağır şu kızı ve artık beni dinle!’
Gözlerim ışıldadı, ‘Çağırayım mı gerçekten?’
Lavin gerçekten bezmiş gibiydi. Elini boyununa attı ve kravatını çözdü. Kravatı iki omzundan sarkıyordu. Lacivert saçlarını geriye attı. Kalemliğini açtı ve lacivert-siyah bir yelpaze çıkardı ve sallamaya başladı. ‘Çağır sende kurtul bende.’
Tam çağırmak için kalkmıştım ki hatırladıklarımla omuzlarım düşerek geri oturdum. ‘Senin onu sevmediğini bildiği için sen çağırmadığın sürece gelmez.’
Lavin benden daha ne istiyorsun der gibi bakıp, ‘O zaman yapacak bir şey yok.’ Dedi ve önüne döndü. Yelpazeden eli ağrımış olacakki Kuzey elinden yelpazeyi alıp Lavin için sallamaya başladı. Lavin’in gözleri ışıldadı, ağzında büyük bir tebessüm vardı. Bu bile onun için bir şeydi. Onun en büyük gülümsemesi buydu. Uzanıp Kuzeyin yanağına küçük bir öpücük kondurdu. Daha sonra başını omzuna yasladı. ‘Gökay ben ne anlatsam sen dinlemeyeceksin. Siktir git kızın yanına sonra konuşuruz.’dedi ve gözlerini kapatıp sevgilisinin kollarında kestirmeye başladı. Parla ile İlkay da yeni bir şeyler almak için konuşmaya başladılar. Parla kareokeye gidelim dedi ama İlkay kareoke odasının olmadığını, çıkışta gidip bakıp alalım dedi. Sonra başka konulardan konuşmaya başladılar. Gürkan şiir kitabını çıkarım okumaya başladı. Bende sap gibi kaldım. Arkamı dönüp baktığımda Deryanın çok ciddi bir şekilde bir şey çizdiğini gödüm.
Yerimden kalkıp yanına gittim. Sırama oturdum. Dönüp bana baktı. Çizdiği resmi gösterdi, ‘Nasıl olmuş?’ Resme baktığımda Gwen Stacy’nin ölüm sahnesinin resmettiğini gördüm. Çok güzel çizmişti, ayrıca benim en sevdiğim filmlerden biriydi. ‘Çok güzel olmuş.’ Büyük bir tebessüm etti. Tebessümü insanın içini ısıtıyordu. Yeşil gözleri adeta ışıldıyordu. Kızıl kıvrık saçları daha da kabarmıştı.
Rehberlik hocası içeriye girdiğinde herkes ayağı kalktı. Elinde bir afiş vardı, panoya astı ve çıktı. Ne kadar suratsız bir hocaydı. Kimsenin umrunda olmamıştı astığı şey. Panoya gittim ve yüksek sesle ‘Okul başkanlığı seçimi olacakmış, isteyen teneffüste İlkay’a ya da Parla’ya isimlerini yazdırsın.’ Dedikten sonra İlkay’a kendimi gösterdim. Geçen senede ben okul başkanıydım zaten bu sene de devam etmek istiyorum. Sırama geri oturduğumda Derya bana döndü;
‘Okul başkanı nedir?’
Aklıma gelen fikirle gözlerim ışıldadı.
‘Sen anlamazsın, senin yapabileceğin bir şey değil.’
Kaşlarını çattı, ‘Benim yapamayacağım bir iş yok. Yaparım.’
Kafamı iki yana salladım, ‘Yapamazsın işte.’
‘Yaparım!’
‘Yapamazsın.’
‘Yaparım!’
Lavin Aksoy
Kuzey’in omzunda gözlerimi açtığımda gördüğüm rüya ile keyfim yerindeydi. Gördüğüm rüya beş yıl öncesine aitti. İlk kanımı döktüğüm gün. Babam yer altı dünyasının bilindik isimlerinden biriydi. Beni tüm bu karmaşadan uzak tutmak istediği için bana bambaşka bir hayat kurmuştu fakat unuttuğu bir şey vardı. Kan aynı kandı ve insan istemedikçe kimse onu uzak tutamazdı. Annemde yer altı dünyasının bilindik isimlerinden biriydi. Annemde beni uzak tutmak istedi ama Meftun dayım bunun yanlış olduğunu, en azından kendimi savunacağım kadar şeyleri öğrenmemi söylüyordu. İlk kanımı zevkle döktükten sonra Meftun dayımdan yardım istemiş, olanları anlatmıştım. Dünden razı olduğu içim beni çalıştırmıştı. Silah, bıçak, yakın dövüş gibi şeyleri biliyordum. Beş yıldır kendimi buna çok kaptırmıştım. Öğrendiklerimi babamda kullanacak kadar. Pişman mıyım? Hayır.
Eğer o kadın ve babam, kendimi bildim bileli hayattaki dört kırmızı çizgimden birine dokunmasaydı ben bu halde olmazdım. Çocuklara, hayvanlara, sevdiklerime ve masumlara dokunulmazdı. Yanımda dokundurtmazdım. O kadın kuzenime dokunmayacaktı. O günü her akşam rüyamda gördüğüm için hala aklımda saniye saniye. Gözlerimi kapattım ve o rüyanın beni içine çekmesini bekledim. Çok kolay uyuyabilen biriyim.
Gözlerimi yeniden açtığımda karşımda uyuyan küçük Lavini gördüm. Tatil olduğu için teyzesindeydi. Üzerinde lacivert bir pijama vardı. Onun mavi sevdası ezelden beri vardı. Hala var. Kuzeninin ağlayan sesi ile sıçrayarak uyandı. Neler olduğunu anlamak için sesleri dinledi. Teyzesinin, ‘Ben sana bunu kır diye mi aldım!’diyen sesinin ardından bir şaplak sesi ve üç yaşındaki kuzeninin daha da çığlık atarak ağlaması.
Hala bu sesleri duymaktan hoşlanmıyorum. Yapabilsem şuan ki benle geçmişe gider o kadını boğardım.
Küçük Lavinin sabrını taşıran damla bugündü. Ayağa kalktığı gibi mutfağa ilerledi. Onu takip ettim. Çekmeceden en sivri bıçağı sağ eline aldı ve onu arkasında beli ile pijamasının arasına sıkıştırdı. Koşarak seslerin geldiği odaya gittiğinde bende peşindeydim. Göster kızım kendini.
Gittiğimizde küçük Lavinle yan yana dona kalmıştım. Her rüya zamanı bu anı yaşamayı sevmiyordum. İkimizde aynı anda yutkunduk. Teyzesi olacak kadın, unicornlu tacı kuzeninin üstünde parçalıyordu. Kuzeni ağlamaktan kıpkırmızıydı. Küçük Lavin hemen araya girdi. Kadının elini sağ eliyle yakaladı. Buz gibi sesle konuştu, ‘Yeter.’ Bu fırtına öncesi sessizlikti.
Kadın elini çekmeye çalışarak, ‘Sen karışma!’dedi fakat Lavin elini bırakmadı. Kuzenini sol eli ile sarıp onu yataktan çıkardı. Kuzeni ona sarılıp ağlamaya başladı. Kuzeni sakinleşene kadar bekledi, bir süre sonra kafasını kaldırdı.
‘Ablacım, sen şimdi içeriye geç. İstersen benim yatağıma da geçebilirsin.’
Kuzeninin burnunun ucuna dokundu ve gülümseyerek, ‘Ama önce burnunu sil sümüklü şirin. Telefonumu alabilirsin. Beni bekle tamam mı?’
Kuzeni kafasını salladı. Çok fazla ağladığı için kekeliyor, bazende hıçkırıyordu. ‘A-abla s… se… n-i se-’
Küçük Lavin onu zorlamadı, ‘Bende senin seviyorum.’
Kuzeni onun yanağını öpüp dışarı çıktı. Küçük Lavin kapıyı kapattı. Derin bir nefes aldı ve dönüp kadının üzerine yürüdü. Önüne gelir gelmez sağ eliyle kadına bir tokat attı. Kadının başı sola düştü. Tam hırsla kafasını çevirecekti ki Lavin sol elini kadının kafasının arkasına uzatıp saçını yumruğuna dolayıp onu geriye çekerek yatağa düşmesini sağladı.
Kadının üstüne çıkıp karnına oturdu. Kadın onu üstünden itemeye çalışacaktı ki Lavin elini sağ arka beline atarak bıçağı çıkardı. Bıçağı kadının boynuna yasladı. Sakin bir sesle konuşmaya başladı.
‘Bu seni ilk ve son uyarışım. Bir daha bu çocuğa elini sürersen...’
Bıçağın ucu ile boynunda gezinmeye başladı. Kadın gözlerini o kadar belertmişti ki biraz daha zorlasa gözleri fırlayabilirdi.
‘Olacaklardan ben sorumlu değilim. Bu çocuğu senden almam beş saniye. Ve sen hiç bir bok yapamazsın. Aşağıda başıma bir iş gelmesin diye bekleyen iki düzine adamın bunu yapabileceğini bence anlıyorsun.’
Bıçağı kadının yüzüne çıkardı. Sol elini uzatıp kadının ağzını kapattı.Kadının sağ gözünün sağ tarafından başlayarak elmacık kemiğini boylu boyunca yarmaya başladı. Aslında bunu yapmak onun için çok zordu. İlk defa bıçak tuttuğunu düşünürsek gayet iyi ilerliyordu. Bazı yerlerde derinliği ayarlayamıyor, bazı yerlerde sadece çiziyordu. Kadının bağırışları ve çırpınışları da ona hiç yardımcı olmuyordu. Kadının boğuk boğuk çığlıkları geliyordu. Gırtlağı patlayacak kadar. Little Lavin işini bitirince kadının üstünden kalktı. Kadın eli ile elmacık kemiğini tutuyor ağlıyordu. Ağlarken gözünden çıkan tuzlu su yarasına değiyor daha da canını yakıyordu.
‘Hediyem olsun. Baktıkça beni hatırlarsın.’
Lavin kapıya kadar gitmişti ki durdu.
‘Bunu kimseye söyleme, kendi canın için. Ayrıca uykumda falan da benden kurtulmaya ya da öc almaya çalışma, babamın yapacaklarından ben sorumlu olmam. Annemi söylemiyorum bile çünkü senin aksine onda annelik duygusu var.’
Yüzünü buruşturdu. Buradan çok bilmiş gibi gözüküyordu. Başka zaman olsa hiç sevmem bir bebeğin böyle konulmasını ama şuan ki atmosfere çok uyuyordu.
‘Sen anne olmaması gereken o topluluğun lideri falansın.’
Kapıyı açıp dışarı çıktı ve kadını yarası ile baş başa bıraktı. Önce ellerini yıkamaya gitti çünkü ellerinde biraz kan vardı. Yıkadı. Hala kan kokusunu alınca kuzeni rahatsız olmasın diye eline bolca kolonya sıktı. Sonra kuzeninin yanına gitti.
Onun peşinden gidecekken bir ses duydum. Arkama dönüp baktım ama kimse yoktu. Biri bana sesleniyordu. Ses netlik kazanınca sesin sahibini hemen tanıdım. Gözlerimi sımsıkı kapattım. Birkaç saniye bekleyip yeniden açtım. Rüyasında bilinci olan biri olmak güzel bir şeydi.
Gözlerimi yeniden açtığımda Kuzeyi gördüm. Bana seslenen kişiyi. Kafamı omzundan kaldırıp etrafa baktım.
‘Günaydın.’
Başımı çevirip Kuzeye geri baktım, ‘Günaydın.’
‘Uyandırmak istemezdim ama bu ders boş değil ve bir dakika kaldı başlamasına.’
Kafamı sallayıp sırama baktığımda edebiyat kitaplarımı gördüm. Büyük ihtimal Parla bırakmıştı. Dersin edebiyat olmasına sevindim. Uykudan sonra en sevdiğim dersi işlemek güzel olacaktı. Benimde küçük sürprizlere ihtiyacım olabiliyor.
Bölüm etkileşimi
